Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (12 Nisan 2013)


İngiltere Basını
İngiltere basınında bugün ortaklaşa geniş yer verilen konu, eski başbakan Tony Blair'in altı yıl önce görevden ayrılmasından bu yana yaptığı en önemli iç politika çıkışı.
Independent birinci sayfasından duyurduğu haberde, Blair'ın şu an muhalefette bulunan İşçi Partisi'nin lideri Ed Miliband'a, 'partinin bir protesto partisi gibi görünme tehlikesi içinde olduğu' uyarısında bulunduğunu yazıyor.
Blair'in İşçi Partisi'nin 'kendini rahat hissettiği' bir siyasi düzleme kaymasına izin verilmemesi gerektiğini söylüyor.
Blair İşçi Partisi'nin 'göç ve Avrupa Birliği konusunda sağa, vergilendirme ve harcamalar konusunda da sola kaymaması' gerektiğini belirtiyor.
Ed Miliband'in ise, Blair'ın iktidarı döneminde özellikle göç politikasındaki hatalarına gönderme yaparak eski başbakana yanıt verdiği kaydediliyor.
Gazete konuya başyazılarından birini de ayırmış. Dikkat çeken satırlar şöyle;
"Blair görüşlerini ifade etme hakkına sahip. Miliband'e göç ve Avrupa konularında sağa kaymama çağrısına katılmamak zor. İşçi Partisi'nin eski politikası statükoyu savunma noktasına gelmemesi çağrısı da yerinde. Miliband bunu yapmaya hazır gözükmüyor. Ama eski İşçi Partisi lideri kendi seçimi olmayan bir halefini sabote ettiği suçlamalarıyla karşılaşacak. Daha da kötüsü, kişisel kaygılarının partininkileri gölgede bırakması riskini alıyor, tıpkı Margaret Thatcher'ın yaptığı gibi."
Independent 'ın birinci sayfasından duyurduğu bir diğer haber de deneyimli savaş muhabiri Robert Fisk'in Suriye'nin başkenti Şam'daki izlenimleri.
Fisk, savaşın artık Şam'a ulaştığını, ancak kentin pek savaş bölgesine benzemediğini, normal yaşamın sürdüğünü söylüyor.
Ancak çatışmaların her geçen gün kentin merkezine doğru ilerlediğini de vurguluyor.
Fisk'in izlenimlerinde dikkat çeken bir diğer noktaysa, yazara göre giderek sayıları azalan rejim yanlılarının istihbarat görevlilerine yönelttiği suçlamalar.
Fisk hükümet yanlılarının da, askerlerin de 'Suç muhaberatta. Dera'da duvarlara yazı yazan çocuklara saldırarak bu kör olası işi başlattılar. Çıldırdılar ve kral olduklarını düşündüler." dediğini aktarıyor.
Robert Fisk, Esad'ın da sayıları on binleri bulan istihbaratçılardan kurtulmak, orduda hala rejime sadık kalan askerlerin bir çoğunun da istihbaratçıları yok etmek istediğini söylüyor. Robert Fisk yazısına şöyle son veriyor;
"Suriyeli bir arkadaşım tamamen tesadüfen altı ay önce erkek kardeşinin kaçırıldığını söyledi. Bana bundan hiç bahsetmemişti. Belki de bahsetmesi de gerekmiyordu. 'Hala onu arıyoruz' dedi. Onun da kuşatma altında olduğunu anladım. Şam 1941'deki Leningrad ya da Stalingrad, Truva ya da 1982'deki Beyrut değil. Henüz değil. Duyduğum en iyi tanımlamayı bir gazeteci arkadaşım yaptı. 'Şam mı?' diye sordu. 'Gidiyor, ama kesinlikle henüz gitmedi'.
Times da başyazılarından birini Suriye'ye ayırmış. Gazete İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Suriye Hava Kuvvetleri'nin bilerek sivilleri hedef aldığını söyleyen raporuna atfen, "Suriye'deki savaşı durdurmak için Batı diplomasisi Esad'ın belgelenmiş barbarlığına karşı oluşan muhalif hükümeti desteklemeli ve savunmalı" diyor.
Gazeteye göre Batı ülkeleri Suriye'de alternatif bir yönetime destek olarak ve denetimindeki alınları savunmaları için ağır silahlar vererek felaketi durdurabilir ve radikal İslamcı savaşçıların yoluna taş koyabilir.
Guardian 'ın birinci sayfasında, Mısır'da hükümetin ordunun ülkedeki isyanda oynadığı role dair hazırlattığı raporun ayrıntıları var.
Gazetenin bir kısmını ele geçirdiği raporda, Mayıs 2012'de Kahire'deki bir askeri hastanede çalışan doktorlara askeri yönetime karşı yapılan protestolarda yaralanan eylemcileri anestezi kullanmadan ameliyat etme ve yaraları dezenfekte etmeme emri verildiği söyleniyor.
Bazı eylemcilerin de hastanede doktorlar, hemşireler ve üst rütbeli subaylar tarafından dövüldüğü kaydediliyor.
Sözkonusu raporda ayrıca, ordunun en üst rütbeli isimlerinin soruşturulması çağrısı yapılıyor.
Gazeteye konuşan İnsan Hakları İzleme Örgütü Mısır Temsilcisi Heba Morayef, "Bu rapor çok önemli. Şimdiye kadar polis ve askerlerin aşırı güç kullandığını devlet resmen hiç kabul etmemişti. Ordu hep protestocuların yanında yer aldığını ve bir mermi bile atmadığını söylüyordu" diyor.
Financial Times 'ta da Mısır ile ilgili bir haber dikkat çekiyor.
Haberde Amerika Birleşik Devletleri'nin Mısır'a ülkedeki tahıl rekoltesi tahminlerinin 'fazla iyimser olduğu' uyarısında bulunduğu belirtiliyor.
Haberde, bu nedenle dünyanın en büyük buğday ithalatçısı olan ülkenin döviz rezervleri üzerindeki baskının büyüyeceği ve hükümetin halkın başlıca gıda maddesi olan ekmeğin fiyatını sübvanse etme kabiliyetinin tehdit altında olduğu vurgulanıyor.
Mısır hükümetininse Amerika Birleşik Devletleri'nin Kahire Büyükelçiliği'ndeki tarım ataşesi tarafından hazırlanan rapordaki bulguları reddettiği söyleniyor.
Guardian 'ın dünya haberleri sayfalarında Türk enerji gemisi Fatmagül Sultan'ın nasıl Lübnan'da ışıkların açık kalmasını sağladığı anlatılıyor.
Beyrut'a 100 metre mesafede demirleyen geminin, Türk şirketi Karadeniz Holding'le imzalanan 370 milyon dolar değerindeki üç yıllık anlaşmayla ülkeye getirildiği belirtiliyor.
Lübnanlı yetkililer, yüzer elektrik santrali Fatmagül Sultan'ın her gün ülke şebekesine verdiği 187 Megavat elektrik sayesinde, sık sık elektrik kesintileri yaşanan ülkede günlük iki saatlik enerji ihtiyacının karşılandığını vurguluyor.
İkinci bir Türk enerji gemisinin gelişiyle de, günlük kapasitenin 270 Megavata çıkacağı kaydediliyor.
Independent ünlü İngiliz futbolcu David Beckham'ın, Paris Saint Germain'e transfer olduktan sonra verdiği sözü henüz tutmadığını yazıyor.
Beckham ve Paris Saint Germainli yetkililer, iki buçuk ay önce yapılan transferden sonra, haftalık 200 bin Euro dolayında olduğu tahmin edilen ücretin çocuklara yardım eden hayır kurumlarına bağışlanacağını söylemişti.
Ancak Independent'ın haberine göre kulüp para vermek için hiçbir hayır kurumuyla iletişime geçmedi. Para talep eden hayır kurumlarına da, özetle 'size geri döneceğiz' denen kısa mektuplar yollandı.


Fransa Basını
Liberation: Başka seçenek yok mu?
Üretim Bakanı Arnaud Montebourg geçtiğimiz günlerde Le Monde gazetesine verdiği röportajda, Avrupa Birliği’nin dayattığı kemer sıkma politikasına karşı çıkmıştı.
Bakan Montebourg, röportajın yayımlandığı gün Barınma Bakanı Cécile Duflot, Adalet Bakanı Christiane Taubira ve Ekonomi Bakanı Benoît Hamon’la bir araya gelmişti. Dört bakan, Alman sağı tarafından yönetilen Avrupa dayatmaları altında yaşayamayacaklarını, vergi kaçaklarını teknik çözümlerle sona erdirmeyeceklerini,, bu konularda gerçekçi politikalar üretmek gerektiğini dile getirdiler.
Aslında bunlar, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın bakanlarını Avrupa’daki kemer sıkma politikaları konusunda tartıştıran bir cumhurbaşkanı rolüne büründüğünü gösteriyor. Ancak Hollande bütün bunların sonunda Avrupa genelinde yeni bir politika benimseyecek mi bu henüz belli değil.

İtalya Basını
La Repubblica: AB: İtalya salgın tehlikesi taşıyor
Roma Brüksel merceğinin altında: “İtalya’nın sorunları Avrupa’nın geri kalanına da sıçrayabilir”.
Avrupa Birliği’nin bu konudaki uyarısı borsaları yine de etkilemedi ve Milano borsası günü yüzde artı 3,2 ile kapadı. Aynı şekilde spread oranında da düşüş yaşandı ve 300 puanın altına indi.
Ancak İtalyan Sanayicileri Birliği Confindustria işletme sahiplerinin protesto gösterileri için meydanlara ineceği yönünde uyarıda bulundu. Konfederasyon Başkan Yardımcısı Aurelio Regina “Yanardağın ağzında yürüyoruz. Sosyal gerilim riski çok yüksek. İşletmelerden acı dolu çığlıklar yükseliyor. Bazıları seslerini duyurabilmek için meydanlara inmekten bahsediyor” dedi.
Uluslararası Para Fonu IMF Başkanı Christine Lagarde da önceliklerinin çalışma ve ekonomik büyüme olduğunu belirterek 200 milyon işsiz olduğunu ve bu sayının “hoş görülemeyeceğini” ifade etti.

İspanya Basını
El Mundo: Katalunya Özerk Yönetimi, mahkeme kararına rağmen İspanyolcayı okullara sokmuyor
“Yalnızca bir öğrenci bile İspanyolca eğitim almak istediği takdirde, tüm sınıf derslerin bir kısmını İspanyolca görmek zorundadır”
Yüksek Mahkeme dün açıkladığı bu kararıyla Katalunya okullarında İspanyolca eğitimi zorunlu hale getiriyor. Ancak Katalunya Özerk Yönetimi mahkemenin kararını tanımadığını açıkladı.
Katalunya Eğitim Bakanı Irene Riga, İspanyol adaletini hiçe saydı ve “Bu kararı uygulamayı düşünmüyoruz” açıklamasında bulundu.
Bilindiği üzere Katalunya yönetimi, eğitimin iki dilli olmasına yönelik alınan mahkeme kararlarını uygulamayı reddediyor. Artur Mas, İspanyolca eğitim dili olduğu takdirde, kültürel kimliklerinin zarar göreceğini öne sürüyor.

Almanya Basını
Alman basınında hapishanelerde örgütlenmeye çalışan Neonaziler, yaklaşan NSU davası, gıda skandalları ve Suriye ön plana çıkıyor.
Münchner Merkür gazetesi, Alman hapishanelerinde örgütlenmeye çalıştığı ortaya çıkan Neonaziler hakkında bir yoruma yer veriyor:
"Güvenlik birimlerinin Alman hapishanelerindeki aşırı sağcıların örgütlendiğini dergide çıkan küçük bir ilandan şüphelenmeleri sonucu fark etmiş olmaları, yargının aşırı sağcı suçlulara yüzeysel bir ilgi gösterdiği kuşkusunu körüklüyor. Aşırı uçlarda yer alanlar birbirleriyle şifreler aracılığıyla iletişim kurmayı seviyor, bu radikal solcu örgüt Kızıl Ordu Fraksiyonu'ndan bu yana bilinen bir şey. Tutuklu yardım örgütleri ile suç çeteleri arasındaki yakın ilişkiler de yeni değil. Bu nedenle, Nasyonal Sosyalist Yeraltı'nın işlediği cinayetler düşünüldüğünde Alman güvenlik birimlerinin imajına yeniden gölge düşerse, buna şaşırmamak gerek."
Nordwest Zeitung gazetesi ise 8 Türk, bir Yunan ve bir Alman polisinin Nasyonal Sosyalist Yeraltı örgütü tarafından öldürülmesiyle ilgili olarak 17 Nisan'da başlayacak olan davada Türk medya mensuplarına yer ayrılmamasını eleştiriyor:
"Mahkeme özensiz hareket etti. Buna teknik nedenler gerekçe gösterilebilir. Ancak Bavyera eyaletinin başkentindeki mahkemenin hatasını kabul etmekte bu kadar zorlanmasına, akreditasyon sürecinin profesyonel yargı muhabirlerine davayı izleme yolunu açacak şekilde yeni baştan yapılmasına veya duruşmanın daha büyük bir salondan izlenmesine izin vermemesine bir açıklama getirmek mümkün değil. Oysa bu, arzulanan bağımsızlığın bir göstergesi olurdu."
Avrupa'da at eti skandalı büyüyor. Son olarak Hollanda çeşitli Avrupa ülkelerine sevk edildiği belirlenen 50 bin ton dolayında etin toplatılmasına karar verdi. Mannheimer Morgen gazetesinde konuya ilişkin olarak şu yorum yer alıyor:
"Kimse merak etmesin: Şu anda at eti skandalı hakkındaki tartışmalar sürerken, başka bir yerde başka gıda skandalları keşfedilmeyi bekliyor. Sadece onlardan hiçbiri şu ana kadar ortaya çıkarılmadı. Yapılacak bir inceleme, tesadüfi olarak ulaşılan bir bulgu bunu ortaya çıkaracaktır. Ve yine kamuoyu buna öfkelenir, yetkililer sorumluları arar ve siyasiler bunun ağır sonuçları olacağı konusunda gözdağı verirken, sahtekarlar bir sonraki, ancak bu kez daha iyi gizlenmiş olan planlarını uygulamaya koyacaktır. Tüm bunlar olup biterken safdillikle, üzgün ve şaşkın bir şekilde etrafına bakanlar ise artık neyi içip neyi yemeleri gerektiğini bilmeyen tüketiciler olacak."
Süddeutsche Zeitung ise Suriye'deki durumu taşıyor yorum sütunlarına:
"Suriye'de her şey için artık çok geç. Suriye 21'inci yüzyılın başında uluslararası diplomasinin iflas bayrağını çektiği yerdir. Nasıl ki Afganistan'da 30 yıldan bu yana akan kan durdurulamıyorsa, Suriye'de de öyle olacak. Bu fiyaskonun önüne geçilmesinin imkânı yoktu belki de. Ancak yine de komşu ülkeler üzerindeki baskıyı artıracak bir askeri müdahale ile bu yönde bir girişim başlatılabilirdi. Gerçek şu ki, Suriye'de her tür müdahale fırsatı da artık kaçırılmış bulunuyor. Geriye sadece ürkek gözlerle olanları seyretmek kalıyor…."

(bbc türkçe/trttürkhaberdar/dw türkçe)


Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.