Header Ads

ODTÜ Sefer-i Hümayunu'ndan Viyana Bozgunu Çıkar mı?

- FOTİ BENLİSOY -
Son bir haftada öğrenci eylemleri umulmadık bir biçimde (sosyal medya mecralarının jargonuyla) “tt” haline geldi. Yaygınlaşmakla kalmayıp belli üniversitelerde ciddi bir öğrenci kitlesini seferber etmeye başlayan eylemler, karşı karşıya olduğumuz durumun hızla değişen memleket gündeminin gelip geçici bir başlığı olmayabileceğinin işaretlerini veriyor. Öğrenci muhalefeti kısa zaman zarfında kendisine dayatılan ablukada küçümsenmemesi gereken çatlaklar oluşturmayı becermiş görünüyor. En önemlisi, öğrenci radikalizminin uzun zamandır adeta kaderi haline gelmiş yalıtılmışlık halini kırmaya dönük kimi işaretler veriyor oluşu. Halihazırda Erdoğan’ın ODTÜ şahsında üniversitelere dönük “sefer-i hümayunu” beklenmedik bir direnişle karşılaşmış durumda. Söz konusu seferin AKP açısından bir topyekûn ricatla sonuçlanıp sonuçlanmayacağını ise öğrenci (üniversite) muhalefetinin direniş mevziilerini ne kadar tahkim edebileceği belirleyecek.

AKP iktidarı ODTÜ’de Erdoğan’ı protesto eden öğrencileri “terör örgütlerinin ağına düşmüş” marjinal bir eylem düşkünü grup olarak resmetme ve itibarsızlaştırma girişiminde tam manasıyla başarısızlığa uğramış görünüyor. ODTÜ’de dün gerçekleştirilen buluşmanın kitleselliği, iktidar çevrelerinin ve onların “uydusu”” haline gelmiş kalem erbabının tezvirat kampanyasını göstere göstere boşa çıkardı. ODTÜ teslim olmadı. Hepimizin malumu: Toplumsal muhalefetin hemen her biçimini terörizmle damgalayarak kriminalize etmek ve böylece itibarsızlaştırmak mevcut iktidarın şevkle uygulamaya soktuğu bir strateji. Bunun ODTÜ’de (şimdilik kaydıyla) tutmaması, sadece öğrenci gençlik muhalefeti açısından değil, hemen hemen bütün toplumsal hareketler açısından ciddiye alınması gereken bir kazanım.

Bu durum, AKP hükümeti ve peyklerinin öğrenci muhalefetini itibarsızlaştırmaya dönük karalama kampanyasından ve seferber ettikleri “terörle mücadele” jargonundan cayacakları anlamına gelmiyor elbette. Öğrenci hareketinin önümüzdeki günlerde daha da büyük bir pervasızlıkla şiddetperestlik, tedhişçilik ve hatta faşizmle suçlanacağını öngörmek için kâhin falan olmaya gerek yok. Dahası hükümet bu yolda kendisine yakın öğrenci gruplarını da sokağa dökmekten çekinmeyecek gibi. Yunanistan’dan Şili’ye, öğrenci-gençlik hareketleri karşısında bocalayan hükümetlerin uygulamaya soktuğu meşum bir taktik bu. Önümüzdeki günlerde “şiddeti kınayan” ak-öğrenci eylemlerinin daha da yoğun bir biçimde gündeme gelmesi muhtemel. Hükümet, “devlete millete zarar gelmesin” yollu açıklamaları “milli gururumuz” Göktürk 2 vesilesiyle açığa çıkan çiğ bir teknoloji tapıncıyla harmanlayan ak-öğrencileri mobilize ederek muhalif öğrencilerin aslında küçük bir azınlık olduğunu ilan etmek isteyecektir. Dolayısıyla Erdoğan’ın “ya karşılarına başka partili öğrenciler çıkarsa” şeklindeki aleni tehdidini asla küçümsememek, bu şahsın sinirlerinin iyiden iyiye deforme olmuş olmasına bağlamamak gerek.

Erdoğan’ın ODTÜ’deki protestoların hemen ardından “ak-rektörler” aracılığıyla oluşturmaya çalıştığı kuşatma akademisyen ve öğrencilerin kararlılığıyla önemli ölçüde yarıldı. ODTÜ yalnızlaştırılamadı. Çok sayıda üniversitenin öğretim üye ve görevlilerinin imza metinleri elbette önemliydi. Ancak daha da önemlisi, İTÜ, MGSÜ ve özellikle Galatasaray Üniversitesi öğrencilerinin “imzacı” rektörlerden hesap sormaya dönük “doğrudan” eylemlerinin, öğrencilerin üniversitelerin karar alma sürecindeki antidemokratik yapıya esastan itirazına dönüşmesiydi. Özellikle Galatasaray’da rektörün rezil rüsva olmasıyla, imzasının da bir paçavraya dönüşmesiyle neticelenen kararlı ve kitlesel duruş, öğrenci hareketi açısından oldukça öğretici bir deneyimdi. Üniversitelerin otoriter karar alma süreçlerine böylesi meşru ve militan (doğrudan) müdahaleler üzerine daha fazla düşünmek gerekiyor.

Perşembe gününün ardından bir zafer sarhoşluğu değilse de “çakır keyifliği” elbette tüm öğrencilerin hakkı. Özellikle ODTÜ’nün kitleselliği ve Galatasaray’daki kararlılık, öğrenci muhalefetine son yıllarda dehşetle ihtiyacı olan bir özgüven vermiş olmalı. Ancak rehavete kapılmamak gerek. Son günlerde yaşanan olumlu gelişmeleri, öğrenci muhalefetinin elde ettiği meşruiyeti, hareketin alanını genişletmek, onu daha büyütmek için kullanmakta hassas davranmak gerekiyor. İktidar öğrenci hareketini tecrit etmeye, onu son dönemde oluşan meşruiyet halesinden yalıtmaya çalışıyor, çalışacaktır. Bunu başardığında polisiyle, soruşturmasıyla, bin bir türlü baskı aygıtıyla muhalif öğrencilerin tepesine binmenin hülyasını kuruyor. Bu oyunu boşa çıkartmak, söz konusu toplumsal meşruiyet halesini ve sempatiyi korumak ve genişletmekle mümkün olacak ancak. Bunun için mevcut hareketlenmeyi hızla çar çur edecek her türden acelecilikten kaçınmak gerekiyor. Kazanılan meşruiyet ve kısmi kitleselliği “sıçratmaya” dönük her suni girişimin, hareketin önüne geçip yangından mal kaçırırcasına liderliğe soyunmaya dönük her tavrın elde edilen kazanımların mirasyedi misali heder edilmesiyle sonuçlanacağı aşikâr. Toplumsal mücadele ve hareketlerin biriktirmeye dönük evrimsel-doğrusal (ağır işleyen) zamanıyla siyasal-stratejik aklın sıçramaları ve kopuşu hedefleyen (hızlı) zamanı arasında hassas bir denge, yani “sabırlı bir acelecilik” en acil ihtiyaç.

Öğrenci eylemlerinin son bir küsür haftada açığa çıkardığı ilgi ve meşruiyet halesini bir “harekete” evrilecek şekilde mobilize etmek, AKP’nin küstah saldırısına karşı şekillenen mevzileri derlemek ve bir “karşı saldırı” için hazırlanmak gerekiyor. Yeni YÖK yasası öğrenci reaksiyonun aksiyona dönüşmesi (süreklileşmesi, kitleselleşmesi) için oldukça “verimli” bir imkân sunuyor. Kelimenin bütün ağırlığıyla ve adıyla sanıyla bir “öğrenci hareketinin” pekâlâ kıyısında olabiliriz. Böyle bir “hareket”, ODTÜ seferi ve kuşatmasını, Erdoğan’ın kendi “muhteşem yüzyılının” sonunu başlatan yeni bir Viyana seferi bozgunu haline pekâlâ getirebilir.

Foti Benlisoy

*http://fotibenlisoy.tumblr.com

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.