Le Guin'den 'Karanlık' Öyküler
![]() |
| - ÖMER KUTLUOBA - |
1950'ler Beat kuşağıyla geldi, tarz içeriği ezmeye başlamıştı - bir daha ki adım Cyberpunk'tı. O vizyon, gelecekten geçmişe gönderilmiş bir mesaj gibiydi. O dönemin bilim insanları Arthur C. Clarke ve Carl Sagan'ın mevcut okumalar üzerinden kurguladıkları ulaşılabilir bilimin mirasını çarçur ediyordu hala. Objektif zaman bağlamında edebiyat, disipline edilmiş o beyinlere fark atmıştı. Ne var ki bu bir zafer değildi, hatta zaferden çok daha uzak bir şeydi. Bu, herkesin öldüğü bir savaşta hayatta kalan son canlı olmaktı. Tür her zaman merkezde konumlandırdığı insandan uzaklaşmıştı. Bunun öncelikli nedeni, sosyal bağlamda açılan yapıların sistemle olan ilişkisindeki soğuk yüzeydi. Anthony Burgess'i kendi dilini inşa etmeye iten, Ballard'ı en karanlığı ararken ışıksız bırakan; hayal gücünün bile hayal edemeyeceği düzeyde ilkel ve gelişmeye kapalı bu dünya oldu. Ursula K. Le Guin'in çözümüyse nispeten basitti.
BİLİMKURGU NEDİR?İnsanı değiştiren yapının tekinsizliğinden çok, eğilmemiz gerekenin onun değişmeyen, her zaman yüreğinde taşıdığı; yağmurlu bir gün kokusu altında renklenen bir çocukluk heyecanı, kahve keskinliği ertesi canlanan bir yetişkinlik anısı veya sadece ondan alınamayacak şeylerin tortusu olduğunu hatırlattı bize. İnsanın, onun önünde duran tüm engelleri aştığı nokta gerçek bilimkurguydu. Her daim gerçek ve insani olan unutulduğu ölçüde erozyona uğrayıp başka bir şeye dönüşmekteydi. Tek istediği bunu görebilmemizdi.
Edebiyatın tüm kolları çıkış noktası olan insandan uzaklaştığı ölçüde demodedir. Le Guin'in Metis yayınlarından çıkan 'Aya Tırmanış' isimli kısa öykü toplaması bu referansın açıldığı noktada kör bir bıçak düzeyinde okuyucuyu karşılıyor. Günlük hayatta insanın aklından geçip giden binlerce düşünce arasında bir değerlendirme yapma zorunluluğunu hissetmeden, cımbızla değil avuçla alınan bu düşünce balonları, ruh monologları, belki de okuyucunun yapması gereken seçimler bakımından ters şeritte durmakta. Bu ikilem okuyucunun yazarla olan ilişkisini öncelikle belirleyen etken.
Le Guin'in, özellikle 'Yerdeniz' serisi ve 'Mülksüzler'de kurduğu mimariyi besleyen psikolojik alt metinleri, öyküleri söz konusu olduğunda genelde kısa kalmakta. Yine de bunun okuyucuyu mevcut metinlerden uzaklaştıran veya daha dişli bir şekilde metinleri mevcut dünyaya yabancılaştıran bir etken olduğunu iddia etmek güç. Yavaşlayıp bakmak isteyeceğiniz bir kaza mahallinden çok, önünüze fırlayan bir kedi figürünün etkisiyle yapılmış sert bir fren daha çok. Yazar doğurduğu hikayelerin büyüyüp, çoluk çocuğa karışma ihtimali üzerinde durmuyor. O daha çok sistemini bu zehirden temizleme peşinde.
'Aya Tırmanmak' neredeyse bir bütün halinde bu duygunun sınırları üzerine kafa yormakta. Bir anti-Salinger hikayesi olan 'Dört Buçuk'la açılan bu on sekiz hikayelik seçki, olgunlaşma yolunda başta aile, toplumsal duyarlılık, yönlendirilmiş hissiyatlar ve zamanın etkisizliği üzerinden ilerlemekte. Ne var ki Le Guin'in hemen hemen tüm metinlerinde öne çıkan özgürlük ve yazarın feminist perspektifinin doğallığı, her öykünün yapısına has çizilmiş şekilde parlamıyor bu çalışmada. Feminen dünyaya ait zaman geçişleri, onun olgunluk ölçütlerinin içinde neredeyse cansız bir şekilde betimlenmekte. Kelimelerin cümlelere dönüştüğü noktada La Guin, erkek egemenliğindeki ilişkisel metinleri ayrıştırarak, kadın doğasının bilinçli seçimleri noktasında sert vurgular tutturarak hedefine doğru ilerliyor. 'Zihnimdeki Mahlukat' alegoriden uzak, dürüst bir akışta olgunlaşırken, bu kitabın orijinal adını aldığı 'Havanın Kilidini Açmak' henüz çekilmemiş bir Malick filmindeki zamansal sıçramaları andıran bir ritimle akmakta. 'Yazın Seatown'da Pazar Günü' ise Bukowski'nin son dönem şiirleri gibi; yapılmış gözlemin kuruması için otomobil egzozuna sarılıp yola bırakılması misali.
'DOZUNDA' İRONİBu çeşitlilik, yazının başında bahsettiğim insana eğilme iç dürtüsüyle gelişmekte. Okuyucu için yorucu olabilecek yolculuk bu bütünü kavradığı noktadan başlıyor. Bunun en iyi örneği 'Kuraklık' isimli hikayenin yarattığı psikoloji. Don DeLillo'nun Beyaz Gürültü'sü içinde bir yerde saklı gibi duran bu hikaye 'Aya Tırmanış'ın azınlıklarından. Le Guin toplamda ironiyi dozunda kullanıp metinlerin ucunu asla kaçırmadan eserlerini tamamlamak istiyor. Bunun okuyucuda yarattığı farkındalık kitabın negatif yönlerinden. İkinci olumsuzluksa külliyat bağlamında ortaya çıkıyor. En basitinden 'Bağışlanmanın Dört Yolu'nda yazarın Aya Tırmanış'ta yapmaya çalıştıklarını daha bütün, daha incelikli bir şekilde yaptığını gözlemleyebiliyoruz. Tabii tüm bunlar, belki Carson McCullers'dan bu yana insanın evrende durduğu noktayı bu düzeyde bir sadelikle yazan tek kadın yazarın gücünü azaltmıyor.
Le Guin, bir başka büyük kadın sanatçı olan Lucille Ball'un, zamanında dillendirdiği: 'Genç kalmanın sırrı dürüstçe yaşamak, yavaşça yemek ve yaşınız hakkında yalan söylemektir' deyişinin yanına milyonlarca küçük detay iliştirip, her seferinde okuyucunun karşısına daha genç ama aynı düzeyde deneyimli bir yazar olarak çıkıyor.

YORUM YAZIN