Avrupa Basınında Bugün (7 Aralık 2012)
Avrupa basını Mısır ve Suriye'deki çatışmalar, Avrupa'da bir bankacılık birliğinin kurulması planları ve Almanya'da aşırı sağcı Nasyonal Demokrat Parti'nin kapatılması girişimiyle ilgili yorumlara ağırlık veriyor.
Mısır’ın başkenti Kâhire’de Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin destekçileri ile karşıtları arasındaki gerginlik giderek tırmanıyor. Fransız La Croix gazetesi gelişmeleri şöyle yorumluyor:
"Mısır toplumunun bir bölümü son derece kaygılı ve bu da sokaklarda büyük bir protesto hareketine yol açıyor. Bu gösterilerde, diyalog kuramayacak durumda olan iki akım karşı karşıya: Radikal İslamcı hareketler tarafından ele geçirilen ve Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi yönlendiren Müslüman Kardeşler ile devletle din arasında mesafe olmasını savunan, Kıptilerin de aralarında bulunduğu liberaller. Tarafların karşı karşıya gelişiyle ilgili asıl temel soru ise şu: Müslüman Kardeşler Kuran-ı Kerim'in yorumunun önemli evrensel prensiplerden daha önemli olduğu bir rejim kuracak mı? Müslüman Kardeşler ile liberaller arasındaki mücadelenin nasıl sonuçlanacağı, siyasi güç dengelerine bağlı."
Gazetelerin yer verdiği bir başka konu ise Suriye'deki çatışmalar. Hollanda'dan d e Telegraaf 'ın yorumu şöyle:
"Tahran hâlâ tamamen Beşar Esad'ın arkasında. Ancak Suriye'nin diğer önemli müttefiki Rusya, çok dikkatli bir biçimde Suriye'ye sırtını çevirmeye başladı. Esad artık bir kaçış yoluna kafa yormalı. Ancak Esad'ın Caracas ya da Havana'da bir villada kendisine bir gelecek tahayyül edip edemeyeceği, şüpheli. Esad büyük olasılıkla dünyanın ve Alevi taraftarlarının gözü önünde itibarını kaybetmektense, ölmeyi tercih edecektir. Rusya'dan üst düzey bir yetkili bu hafta, Esad'ın ölmeyi göze aldığı, buna razı geldiği açıklamasını yaptı. Peki ama Esad ölürken kendisiyle birlikte ne kadar insanı beraberinde götürecek?"
Bugünkü gazeteler, Almanya'da eyalet içişleri bakanlarının, aşırı sağcı Alman Nasyonal Demokrat Parti'nin (NPD) kapatılması için harekete geçme konusunda sağladığı uzlaşmaya da yer veriyor. İsviçre'den Neue Zürcher Zeitung 'a göre, 8'i Türk 10 kişiyi öldürmekten sorumlu tutulan Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) adlı örgütle NPD arasında bağlantı olduğu ispat edilmiş değil:
"Hiç şüphesiz Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) çetesinin işlediği cinayetler, kamuoyunun dikkatini yeniden Nasyonal Demokrat Parti'ye (NPD) çevirdi. Ancak NPD'nin bu grup üzerinde etkili olduğu ispat edilmiş değil. NPD her halükârda gruba fikir vermiştir. Eyalet içişleri bakanları geleneksel olarak yaptıkları konferansa hazırlık toplantısında sadece Federal Anasaya Mahkemesi'nin içtihatını enine boyuna irdelemekle kalmadı, aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarını da inceledi. Federal İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, Strasbourg'daki hakimlerin orantıya özellikle dikkat ettiğine işaret etti. Friedrich'e göre, İnsan Hakları Mahkemesi, NPD'nin Alman hukuku çerçevesinde parlamentodaki sandalyelerini hemen kaybetmesini uygun bulmayabilir."
Avrupa gazetelerinin yorum sütunlarında yer alan bir başka önemli gelişme ise Euro Bölgesi'nde bir bankacılık birliğinin kurulması planları. Sol liberal İspanyol gazetesi El Pais bu konuda Almanya'nın sergilediği tavrı eleştiriyor:
"Avrupa ülkeleri Euro Bölgesi'nde bir bankacılık birliğinin kurulmasına tartıp biçmeden girişiyor. Büyük olasılıkla bu konuda 2013 sonundan önce önemli bir karar alınmayacak. Bu gecikme tesadüf değil. Nedeni, Almanya'nın kendi finans sistemini koruma saplantısı. Berlin sadece sistem için önemli olan banka ve enstitülerin AB Bankacılık Birliği tarafından denetlenmesini, kontrol edilmesini istiyor. Böylece Alman finans sisteminin yüzde 37'sini oluşturan belediyelere bağlı bankalar zinciri Sparkasse bankaları ile bölgesel bankaların denetiminden kaçınılacak. Şayet Almanya'da bu alan tıpkı İspanya'daki bankalarda olduğu gibi sıkı denetlenirse, o zaman birçok banka ve kurumun sübvansiyonlara ihtiyacı olacak ya da tasfiye zorunlu hale gelecek. Almanya'ın tutumu, Euro Bölgesi'ndeki banka sisteminin istikrarını tehlikeye atıyor. Finans dünyasındaki küçük banka ve enstitüler, büyük bankaları da sarsabilecek bir depremi tetikleyebilir."
İngitere Basınından Özetler
Financial Times yazarı Daniel Dombey, Türkiye'nin İran ve Irak'la ilişkilerini değerlendirdiği makalesinde "Yakın ilişkiler, riskleri de beraberinde getiriyor" diyor.
Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın bu hafta Kuzey Irak'taki bir konferansa gitmesinin Irak makamlarınca son dakikada engellendiğini, Bakan'ın uçağının yolun yarısından geri dönmek zorunda kaldığını belirten yazara göre, bu olay Türkiye'nin ekonomik ve siyasi açıdan yürümek zorunda olduğu yolun ne kadar hassas olduğuna işaret ediyor.
Yazar özetle şöyle diyor:
"Bir anlamda Ankara Atina ile Şam arasında; Euro bölgesindeki ekonomik krizle Orta Doğu'daki siyasi kriz arasında sıkışmış durumda. Durgunluk içindeki AB ekonomisine bağımlılığını azaltmaya çalışan Türkiye, bazı ülkelerle ilişkisi sorunlu olmasına rağmen doğusunda ve güneyinde yeni pazarlara yöneldi."
Siyasi ilişkilerin bozulmasının ticari ilişkileri de tehlikeye atabileceğine dikkat çeken yazar şöyle devam ediyor:
"Son beş yıl içinde AB'nin Türkiye'nin toplam ihracatındaki payı yüzde 57'den yüzde 38'e düştü. Orta Doğu ve Kafkaslar'ın payı ise ikiye katlanarak yüzde 28'e çıktı. Gelecek yıl Irak Almanya'yı geçerek Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı olacak.
Büyük miktarda altın alımları yapan İran ise ikinci sırada. Ama buradaki siyasi riskleri anlamak zor değil. Erdoğan ve Irak Başbakanı Maliki birbirlerinin ülkeleri için iç savaş öngörüsünde bulunuyor. Dikkat çekmemek için altın satışı Birleşik Arap Emirlikleri gibi üçüncü ülkeler üzerinden yapılmaya başlandı ve Amerikan Senatosu bunu durdurmaya yönelik bir karar aldı."
"İki önemli gelişme, Türkiye'nin doğuya ve güneye yönelimini zorlaştırdı. Birincisi özellikle Suriye'deki savaş nedeniyle Şii-Sünni ayrılığı keskinleşti. Burada Irak ve İran Türkiye'nin karşı safında yer alıyor. Ve geçen yüzyılın başında bölgede İngilizler ve Fransızlar tarafından çizilen sınırlar baskı altında."
Irak'ın Türkiye'yle Kuzey Irak arasında planlanan gaz ve petrol boru hatlarının bölgenin ekonomik ve siyasi bağımsızlığını ve hızlandırmasından endişe ettiğini belirten yazar, Bağdat’ın geçen ay Türk Petrolleri Anonim Ortaklığı ile Basra'da petrol arama anlaşmasını iptal ettiğini belirtiyor:
"Tahran'ın yaptırımları Türkiye üzerinden aşmaya çalıştığına ilişkin birçok işaret var. Bu yılın ilk dokuz ayında İranlılar Türkiye'de 651 şirket kurdu. Ama bu eğilimin sürüp sürmeyeceği şüpheli. Erdoğan, İran'dan gaz alımını kesemeyeceklerini söylüyor. Türkiye'nin İran'ın gaz ihracatındaki payı yüzde 90. Türkiye geçmişte bu tür yaptırımlara direnmiş sonra uymak zorunda kalmıştı.
Tüm bunlar Türk işadamlarının Orta Doğu'da belirsiz bir gelecekle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Ankara'nın bölgeyle diplomatik ilişkileri olduğu gibi, ekonomik yönelimi de riskler içeriyor. Şimdi asıl soru şu: Bu çalkantılı bölgede ekonomi siyasete baskın mı gelecek yoksa Ankara'nın ticaret rüyaları boş mu çıkacak?"
Economist dergisi, Türkiye-Rusya ilişkilerini ele aldığı bir makalesinde "Türkiye ve Rusya Suriye konusunda anlaşamasalar bile ekonomik ilişkilerini koruyor" diyor.
Yazıda Suriye konusundaki gerginliğe rağmen Rusya'nın Türkiye'nin en önemli ticaret ortağı olduğu belirtilerek şöyle deniyor:
"Gelecek yıl Rusya, Mersin'de Türkiye'nin ilk nükleer santralini inşa etmeye başlayacak. Türkiye, Rusya'nın Karadeniz üzerinden Avrupa'ya ikinci bir boru hattı inşa etmesini kabul etti. Rusya Türk müteahhitler için en büyük pazar. Türkiye Rus turistlerin baş tercihi. İki ülke şimdi karşılıklı ticaretin hacminin önümüzdeki yıllarda üçe katlanarak 100 milyar dolara çıkacağını söylüyor."
"Siyasi cephede onlarca yıl devam eden soğuk savaş husumeti, yerini pragmatizme bıraktı. Türkiye Rusya'nın 2008'de Gürcistan'la girdiği savaşta belirgin bir şekilde tarafsız kaldı, Balkanlar'daki krizlerin çözümünde Moskova'yla işbirliği yaptı."
"Rusya'da NATO'nun Türkiye'de konuşlandıracağı füze savunma sistemiyle ilgili rahatsızlığını aşmış görünüyor. Türkiye'nin güvenlik kaygılarını anladığını söylüyor. Putin'in İstanbul'da söylediği, Türkiye ile Rusya'nın Suriye konusunda aynı hedefleri paylaştığı ancak bu hedefe nasıl varılacağı konusunda ayrıştığı yolundaki sözleri Türkiye tarafından Rusya'nın tavrını yavaş yavaş değiştirmeye başladığı gösteren bir işaret olarak sunuluyor."
Yazıda CHP'nin ise iki tarafın da birbirini ikna edemediğinde ısrar ettiği belirtilerek şöyle deniyor:
"Türkiye'nin Suriye politikasından tek hoşlanmayan sadece Ruslar değil. Erdoğan'ın dindar tabanı da şüpheler belirtiyor. Esad'ın askerleriyle isyancılar arasındaki savaşın ilçesini cehenneme çevirdiğini söyleyen Ceylanpınar belediye başkanı, birçok kişi gibi ‘Türkiye isyancıların yanında yer almasaydı, Suriye'deki savaştan uzak kalırdı’ diye düşünüyor. Ama Suriye'den Türkiye'ye akın eden binlerce mülteciden biri olan Cemile kucağındaki çocuğunu işaret ederek 'Türkiye olmasaydı, hepimiz ölürdük' diyor."
Times gazetesi Türkiye'de Muhteşem Yüzyıl dizisi etrafında dönen tartışmalarla ilgili yazısında milletvekillerinin tarihi olay ve kişilerin kötü temsilini engellemeye yönelik bir yasa tasarısını görüşeceklerini aktarıyor.
Tartışmanın Başbakan Erdoğan'ın açıklamasıyla alevlendiği belirtilen yazıda "Erdoğan'ın açıklamaları ve hazırlanan yasa teklifi, karşıtlarının ifadesiyle 'güçlü başbakanın kaprisli ve giderek otokratikleşen tarzına ilişkin kaygıları yansıtıyor' deniyor.
Yazıda Erdoğan'ın daha önce yaptığı kürtaj ve idam cezasıyla ilgili açıklamaları ve İstanbul'un en büyük tepesine cami yapılması projesiyle ilgili tartışmalar hatırlatılıyor ve muhaliflerin bunu hükümetin halkın dikkatlerini Kürt meselesi ve Suriye politikası gibi gerçek sorunlardan uzaklaştırma çabası olarak gördüğü belirtiliyor.
Daily Telegraph gazetesine göre Avrupa Komisyonu'nun 2014'te bağımsızlık referandumu yapacak olan İskoçya'nın İngiltere'den ayrılması halinde birliğe üyelik için yeniden başvurmak zorunda olduğunu açıkladı.
Bu açıklamanın İskoçya'da bölgesel hükümetin başbakanı Alex Salmond'un planlarına darbe indirdiğini belirtiyor.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barraso'nun İskoçya'ya gönderdiği yazıya göre, bağımsızlık durumunda İngiltere'yle birliğin yaptığı hiçbir anlaşma İskoçlar için geçerli olmayacak. İskoçya üyelik için yeniden başvurmak zorunda kalacak, Euro kullanımı ve Schengen anlaşması gibi konularda birlikle müzakereye girmesi gerekecek.
Alman Basınından Özetler
Alman bakanlar kurulunun Türkiye’nin askerî destek talebini kabul etmesi, aşırı sağcı NPD'yi kapama girişimi ve Almanya ile İsrail arasındaki ilişkiler aktaracağımız yorumların konularını oluşturuyor.
Berliner Zeitung'un , Suriye’den gelebilecek muhtemel saldırılara karşı NATO’dan destek talep eden Türkiye’ye Almanya’nın Patriot bataryaları göndermeyi kararlaştırmasını konu alan yorumunda ittifakın kötü gün dostu olması gerektiği hatırlatılıyor:
“Almanya hükümeti Patriot’ların üslendirilmesinin caydırma ve savunma nitelikli destek olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koydu. Arzu edilir ki bu destek başka bir etki daha yaratsın: Kuzey Atlantik İttifakı meydan okurcasına Türkiye’nin yanında yer almasının karşılığında müttefik Türkiye’nin Suriye ihtilafında şimdiye kadar izlediği basiretli politikayı sürdürmesini ümit edebilsin. Bu husus da önemlidir ve zahmet vermeye değer.”
Aşırı sağcı Alman Nasyonal Demokrat Parti’nin yasaklatılması için eyalet yönetimleri tarafından atılan adımları Westfaelische Nachrichten gazetesi şöyle yorumluyor:
“Anayasa hazırlanırken takip edilen fikir ve tecrübeler, demokratik rejimin düşmanlarına hazineden para yardımı yapmasını değil onlara karşı kendini savunmasını esas almaktaydı. Yasaklatma başvurusu, genel seçim tarihi dikkate alınarak, Anayasa Mahkemesi’nin en yüksek hukuk standartlarına uyacak tarzda formüle edilmelidir. Nasyonal Sosyalist Yeraltı adlı terör hücresinin cinayetleri ve Doğu Almanya’daki gelişmeler Anayasa Mahkemesi hâkimlerinde de mutlaka zihniyet değişikliğine yol açmıştır.”
Nürnberger Zeitung , BM Genel Kurulu’nun, Filistin’i üye olmayan gözlemci devlet statüsüne yükselttiği oturumunda ret oyu kullanmadığı gerekçesiyle Almanya’yı eleştiren İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Berlin temaslarına şu satırlarla değiniyor:
“Almanya ile İsrail arasındaki ilişkiler, eskiden Alman iç ve dış politikalarında kırılmalara yol açan zorlanmalara dayanacak kadar güçlüdür. Hatta İsrail’in, diğerlerinin aksine dostunu eleştirmekten sakınmayan bir müttefik olmasından memnuniyet duyması gerekir. Çünkü bölgenin nüfus yapısındaki değişiklik yüzünden İsrail’in, Filistinlilerle Yahudilerin arasını yapacak dürüst bir arabulucuya ihtiyacı olacağını söylemek için falcı olmaya lüzum yok. Bu arabulucu, her iki tarafın da takdir ettiği Almanya olabilir.”
Der Tagesspiegel gazetesinin Almanya ile İsrail arasındaki ilişkileri konu alan yorumunda ise şu satırları okuyoruz:
“Var olma hakkı, her devletin en öncelikli çıkarıdır. Başbakan Merkel’in ikinci kez İsrail’in güvenliğini Alman devletinin menfaatleri arasında saymasıyla, Almanya’nın kaderi ayrılmaz bir şekilde İsrail devletinin kaderiyle birleşmiş oluyor. Aynı zamanda Almanya siyasi bakımdan İsrail’e bağımlı kılınmış da oluyor. Şayet İsrail, Batı Şeria’daki yerleşim politikasında olduğu gibi hesaplanması zor siyasi risklere girerse, Almanya’yı sorumluluğa ortak etmiş ve riskleri kısmen Almanya’ya devretmiş olur. Bu böyle olunca da, Almanya’ya, başta Kudüs’ün doğusundaki olmak üzere İsrail’in yerleşim projelerini sert dille eleştirme hakkı doğar.”
(dw türkçe-bbc türkçe)

YORUM YAZIN