12 Eylül Döneminde İdam Edilen 3 Gencin Veda Mektupları Sakıncalı Bulunup Yok Edilmiş
12 Eylül darbesinin ardından idam edilenlerin anne
babalarına, kardeşlerine yazdıkları son mektuplar, önce sansüre takıldı,
ardından kayıplara karıştı.
Disiplin Kurulu’nun, sakıncalı mektupların üzerini çizebildiği, gerekirse gönderilmemesine karar verebildiğinin anımsatıldığı tutanaklarda, yine de bir yanlışa düşülmemesi için konunun Adalet Bakanlığı’na danışılmasına karar verildiği belirtildi. Devletin idam ettiği mahkumlara yaşayan mahkumlar için konulan kuralların uygulandığını gösteren tutanağın Adalet Bakanlığı’nca da uygun bulunduğu dosyalardan anlaşıldı.
Dosyalardan, 3 mahkumun da son mektuplarının çıkmaması, bakanlığın da savcılığın yorumuna katıldığını gösterdi. Aileler, bakanlığa başvurarak, mektupları istemeye hazırlanıyor.
Devrimci 78’liler Federasyonu’nca, Ankara’da görülen 12 Eylül davası dosyasına giren idamlıkların dosyaları ayrıntılı biçimde incelendikten sonra ailelerine gönderildi.
İki sayfa mektup yazdı
İlk dosyada, idam edilen isimlerden İbrahim Etem Coşkun’un son anlarına ilişkin tutanak da yer aldı. Tutanakta, Coşkun hakkındaki idam kararı özetlendikten sonra, görevlilerin ve Coşkun’un avukatının Buca Kapalı Cezaevi’ne geldiği anlatıldı. Tutanakta, şöyle denildi:
“Hükümlüye hazır olanlar huzurunda mahkeme hükmü okundu. Hükümlü muayene edildi. Bir hastalığının olmadığı, şuurunun yerinde olduğu hususları belirtildi. Hükümlüden dini telkinde bulunması için din adamı isteyip istemediği sorulduğunda, kabul etmedi. Hükümlü ‘babama mektup yazacağım’ dedi. Müsaade olundu. Avukatı ile görüşmek istedi. Buna da izin verildi. Sigara istedi. İçmesine müsaade olundu. Ve iki sayfa mektup yazdı. Mektup kendisinden alındı. Hükümlüden son arzusu soruldu. ‘Suçsuzum, tarih beni affedecek. Kahrolsun faşizm, yaşasın Türkiye Komünist Partisi, yaşasın partim. Mektuplar avukatıma verilsin’ dedi. (...) İlgililer marifeti ile infaz işlemi yerine getirildi. Hükümlü 20 dakika sehpada asılı kaldı. Doktor, cesedi muayene etti. Ölmüş olduğunu bildirdi. (...)”
Ancak dosyadaki bir başka tutanak, idam edilen Coşkun ve diğer iki mahkumun son isteklerinin yerine getirilmediğini, mektupların sahiplerine ulaştırılmadığını ortaya koydu. Tutanaklar, buna gerekçe olarak da cezaevlerindeki hükümlü ve tutukluların mektupları için uygulanan tüzüğün esas alındığını gösterdi. 17 Mart 1982 tarihli tutanakta, idam edilen İbrahim Etem Coşkun tarafından yazılan, “Kıymetli babacım”, “Kıymetli anneceğim, babacağım, kardeşlerim, ağabeyim ve ablalarım” hitaplı mektupların, Seyit Konuk’a ait, “Kıymetli baba” hitaplı mektubun, Necati Vardar’a ait, “Kıymetli babama” hitaplı mektupların, Türk Ceza Kanunu’na muhalif muhteviyat taşıdığının tetkikler sonucu anlaşıldığı vurgulandı.
‘Tereddüt’e düşülmüş
Tutanakta, şöyle denildi:
“Hükümlülerin infazları sırasında baba ve annelerine verilmek üzere yazdıkları bu mektuplar, yukarıda belirtildiği üzere suç teşkil eder mahiyette görülmüş, bu sebeple ilgilerine verilmesinde ve yapılacak muamelede tereddüte düşülmüştür. Ceza İnfaz Kurumları ve Tevkifevleri’nin Yönetimine ve Cezaların İnfazına Dair Tüzüğün 147. maddesindeki, ‘Bu şekilde mahaline gönderilmesi sakıncalı görülen mektupların Disiplin Kurulu’na tevdi edileceği ve Disiplin Kurulu’nun mektupların icabında sakıncalı görülecek kısımları okunmayacak şekilde çizilerek, gönderilip gönderilmeyeceğine karar verebileceği’ hükmünü taşımaktadır.
Sakıncalı görülen kısımlar çizildiğinde ortada muhteviyat kalmamakta ve esasen yine aynı maddenin son fıkrasında tamamen sakıncalı görülen mektupların Disiplin Kurulu kararı ile yok edilip, durumun sahiplerine bildirileceği hususu karşısında, bahsi geçen mektupların hükmün infazından birkaç dakika önce verilmiş olması karşısında o anda mektupları yazanların hükümlü olduklarından bu maddenin işletilebilmesi düşünülmüş ise de sonucu itibarıyla yanlış bir işlem yapılmaması zımmında durumunda açıklığa kavuşturulması için bakanlığa arzına lüzum görülmüştür.”
(Gökçer Tahincioğlu/Milliyet)

YORUM YAZIN