Header Ads

Minerva’nın Baykuşu ile Mars Tanrısı

- SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN -
Savaş, ister yaşanmış bir felaket, ister bir olasılık olarak, sadece insanlık tarihinin değil, modern dünyanın en dramatik olgusudur. Modern dünya, savaşın, boyutları her türlü tahminin ötesine geçen bir tahripkârlık üzerinden örgütlendiği bir dünyadır. Modern dünyada, savaşların sıklığı, yaygınlığı ve yoğunluğundaki artış, modern zihinleri bu sorunsala odaklıyor. Türkiye Cumhuriyeti, modern savaşların en fazla yoğunlaştığı bir coğrafyada, ağır bedeller ödeyerek kuruldu. Bu bedeller, “yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi olarak kuruluş felsefesine yansıdı. Varlığını savaşsız sürdürmeye azmederek kurulmuş olsa da modern Türkiye, önce Kore, daha sonra Kıbrıs’ta savaşı tecrübe etti. Soğuk Savaş sırasında jeopolitik konumu itibarıyla on yıllarca savaş ihtimalinin eşiğinde yaşadı. Sonrasında, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede gerilimler tırmanıyor ve savaş maalesef daha yakın bir ihtimale dönüşüyor. Ne var ki, kamuoyunun bu konuda bilinçlenmesini sağlayacak yayınlar istenilen düzeyde değil. Prof. Dr. Cemil Oktay’ın Modern Toplumlarda Savaş ve Barış çalışması bu konudaki boşluğu dolduruyor.

Kitap, okur için çarpıcı olacak tespitleri ortaya koyarak şekilleniyor. Odakta Prusyalı General Clausewitz’in yapmış olduğu “gerçek savaş” ile “mutlak savaş” arasındaki bir ayırım yer alıyor. Mutlak savaş, savaşa dair fikirlerimizi oluştururken; gerçek savaş, değişen dengeler üzerinde duran sürekli değişen bir faaliyet olarak kırılganlaşan siyasetin başka (sert) araçlarla devamını anlatır. Bu ilişki, “Minerva’nın Baykuşu” ile “Mars Tanrısı” arasındaki bir ilişkidir. Kitap, çeşitli klasik kaynaklarda savaşın nasıl algılandığını değerlendiriyor.

Bu düşünce ve değerlendirmeler, kitabın ikinci bölümünde etraflı bir şekilde ele alındığı üzere, temel olarak savaşı, modernlik öncesi dünyanın tortusu ve modernleşmeyle birlikte tasfiye görecek bir geçici fenalık olarak algılıyordu. Düşüncedeki bu iyimserlik elbette ufuk açıcıdır ve yabana atılamaz. Bununla birlikte modern dünya, hız, milliyetçilik ve endüstriyel donanımıyla dramatik olarak gerçek savaşı mutlak savaşın sınırlarına yakınlaştıran etkiler doğurmuştur. Her zaman için savaşın öncesinde ve sonunda siyaset vardır ama modern dünyada sorun, savaş ve siyaset arasındaki yakınlaşmanın getirdiği bir bulanıklıktan temelleniyor. Bu bağlamda Oktay soruyu şöyle fomüle ediyor: “Savaş mı siyasetin, siyaset mi savaşın fonksiyonu olacaktır?”

Savaş ile barış arasındaki ilişki de bu soru etrafında ele alınıyor. Barış, Tukidis’in ifadesiyle tarafları buluşturan bir gereklilik olarak tartışılıyor. Özellikle üçüncü bölüm, “kırılgan”,”kökleşen” ve “sahte” olarak tipleştirilen barış türlerine ayrılmış. Hoca’nın ifadesiyle “serçenin ağırlığı”nı tartıyor. Barışın yapılandırılması konusunda ise özellikle tarihsel bir model olarak Osmanlı’nın da içinde yer aldığı “pax” ve modern dünyada geçerli olan “müzakereci” barış sistemleri ve yöntemleri üzerinde duruluyor. Hume ve Kant’ın metinleri Sevres, Versailles, Viyana Kongresi gibi ayrıntılı tarihsel pratikler üzerinden tartışılıyor. Özellikle de Kant’ın Ebedi Barış metni çok çarpıcı yorumlanıyor.

Kitap, siyaset ile savaş arasındaki ilişkilerin koordinatlarına yapılan önemli vurgularla sona eriyor. Oktay’ın çalışması, savaş odağındaki “tarihsel olgular” ile insanlığın zengin “düşünsel birikim”ini yüzleştiren ve okurlarını barışın “tarihsel imkanlar”ı üzerinde düşündüren, bu alanda temel başvuru kaynağı olmaya aday çok nitelikli bir çalışma olarak temayüz ediyor.

MODERN TOPLUMLARDA SAVAŞ VE BARIŞ
Cemil Oktay
Bilgi Üniversitesi Yayınları
2012, 166 sayfa, 20 TL.

*Radikal Kitap

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.