Žižek’i Anlamak
Adam Kotsko’nun Žižek’i Nasıl Okumalı? başlıklı makalesi geçenlerde Los Angeles Review of Books dergisinde yayımlandı. Kotsko, makalenin giriş bölümünde Žižek’in akademik çevrelerdeki başarısını ideolojik eleştiri üzerine yaptığı çalışmalara bağlıyor. Böylece biz de Žižek’in ideoloji hakkındaki görüşlerini öğrenmeye başlıyoruz. “Peki Žižek’in okurlarını bekleyen en büyük engel nedir?” diye soruyor Kotsko. Cevabı belli. Žižek’in geleneksel olana kafa tutan üslubu.Yani geleneksel tarzda yazılmış bir metinde, örneğin eleştirel bir denemede, temel bir iddiayı destekleyen sebepler zincirinin olmayışı. Kotsko, Žižek’in yazım tarzında tartışmanın sebepler zinciri yerine sezgisel sekmeler yoluyla ilerlediğini belirtiyor. Genel anlamda makale, Žižek’in tarzının aslında amaçlarına ne kadar da uygun düştüğünü anlatıyor. Bunun için Kotsko maddelere ayırdığı görüşlerini sıralıyor;
“Eserlerinin arasından sıyrılan en uyumlu özelliklerden biri: Žižek’in çelişkiler ve ani dönüşlere olan ilgisi.”
Kotsko, Žižek’in gördüklerini kabul edilmiş bir inançmış gibi sunduğunu sonra da tam tersini düşünmeye zorladığını ve okumaya devam ettikçe tam tersi olan düşüncenin aslında Žižek’in kendi düşünceleri değilmiş gibi görünmesini sağladığını söylüyor. “Böylece o ilk saf düşünceler bir şekilde o kadar da saf değillermiş gibi görünmeye başlıyor.” Kotsko, Žižek’in politik yazılarının ana akım liberal bakış açısıyla başladığını sonra da sağ kanada kaydığını söylüyor. Kotsko’ya göre böyle bir tarzın amacı liberalleri kışkırtmak değil. Bilakis bu tarz ani dönüşlerin düşünceyi canlı tutma stratejisinin bir parçası olduğunu vurguluyor.
“Zıtlıklar tamamen ortadan kaldırılamazlar fakat yönleri değiştirilebilir.”
Kotsko, eleştirmenin görevinin “zıtlıkları uygun yerlere yeniden yerleştirmek” olduğundan ve doğrudan yapılan tartışmaların ortak bir referans sağlaması nedeniyle dolaylı yolların gerekliliğinden bahsediyor. Bu yüzden Žižek’in ‘aşırı özdeşleştirme’ taktiğini örnek olarak gösteriyor. Žižek’in kendi ülkesinde gözlemlediği ideolojik farkındalık egemen sınıfa karşı çıkmanın en iyi yolunun ideolojinin sözüne inanmaktan ve safça liderlerin vaatlerini yerine getirmelerini istemekten geçiyor. Kotsko’ya göre bu taktik “Evet, kesinlikle katılıyorum ama aslına bakarsak tamamen yanılmıyor musun?” anlamına geliyor ve sarsıcı değişimlere yol açıyor.
“Žižek, akademik yazılarında nadiren fikrini doğrudan gösterir fakat fikrine çelişkinin temsilcileriyle yön verir.”
Kotsko, tam bu noktada Hegel ve Lacan’ın Žižek için önemini ele alıyor. Fakat Kotsko’ya göre dikkat etmemiz gereken bir nokta var; o da Hegel ve Lacan’ın Žižek’in görüşünde bir araya gelmelerinin çoğu zaman mantığa aykırı olduğu gerçeği. Kotsko, Lacan’ın Hegel felsefesine karşı şüpheci yaklaşımını örnek veriyor. Tabii sonradan Žižek’in eşleştirmelerinin bir amacı olduğunun farkına varıyoruz. ‘Kısa devre’ olarak tanımladığı bu eşleştirmelerin amacını yine kendisi anlatıyor: “Okuyucunun bu eşleştirmelerle yeni bir şey öğrenmesi gerekmiyor. Asıl nokta okuyucunun her zaman bildiği şeyin başka bir –rahasız edici- tarafının daha olduğunun farkındalığını yaratmak.”
“Doğruya ulaşmak için taraf olmak gerek.”
Makalenin sonunda evrensellik ve doğruluk kavramlarının Žižek için ne ifade ettiği açıklığa kavuşuyor. Kotsko, Žižek’ten alıntıladığı cümlelere şöyle devam ediyor. “Doğru evrensel değildir. Her durumun kendi doğrusu vardır. Gerçek anlamda evrensel bakış açısı asil gaye değil, yakınmadır. Bizi birleştiren şey insani değerlere veya yüksek gayelere olan bağlılığımız değil, dünyanın her yerde berbat olduğu gerçeğidir.”
*Serter Akyol/sabitfikir.com
YORUM YAZIN