'Nefret Suçları Yasası İslamofobiyle Sınırlı Olursa Çok Eksik Olur'
Nefret suçu yasası için çalışmalar yürüten Sosyal Değişim Derneği'nin genel sekreteri F. Levent Şensever, söz konusu yasanın tüm mağdurları kapsaması gerektiğini belirtti, "Başbakan'ın demeçlerinde İslamofobiyle sınırlı bir düzenleme ifade ediliyor. Bu çok eksik olur" dedi. Şensever, nefret söyleminin nefret suçlarının oluşması için bir iklim yarattığına dikkat çekerek, "Özellikle iktidardaki partinin nefret suçlarına karşı mücadele konusunda belli politikası olması lazım" diye konuştu.
Nefret suçlarına ilişkin yasa hazırlığı bu kez de Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in bir açıklamasıyla gündeme geldi. Bakan Ergin, tasarının hazır olduğunu, Meclis açıldığında sevk edileceğini söyledi. Tasarının henüz ayrıntıları bilinmiyor. Bilinen ise, cezaların artırılacağı.
Hangi suçlar nefret suçu kapsamına giriyor? Kadına yönelik suç, nefret suçu mu? Nefret suçları yasasının felsefesi ne olmalı? ETHA'nın konuyla ilgili sorularına nefret suçu yasası için çalışmalar yürüten Sosyal Değişim Derneği'nin genel sekreteri F. Levent Şensever, yanıt verdi.
Nefret suçunu nasıl tanımlıyorsunuz?Nefret suçunu diğer suçlardan ayıran özellik bu suçun ön yargı saikiyle belli bir kültürel kimlik sahibi kişi veya gruplara yönelmiş olması. Bu gruplar, ulusal ve etnik kimlik sahibi gruplar, din ve inanç grupları, engelli grupları ya da cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği grupları olabiliyor. Engellileri de fiziki ve zihinsel engelliler diye ayırabiliriz. Toplumsal statü olabilir. Bunun gibi karakteristik özelliklerinden kaynaklanan kimlik gruplarına yönelik ön yargı saikiyle işlenen suçlara, nefret suçu diyoruz.
Kadına yönelik şiddeti, nefret suçu kapsamına almak mümkün mü?Bu tartışmalı bir konu. Cinsiyet kimliği dediğimizde kadınlara yönelik bir ön yargı, kadına ya da bir grup kadının cinsiyet kimliğine yönelik bir ön yargı söz konusuysa, burada nefret suçu demek gerekiyor.
ÖNCELİKLE NEFRET SUÇU TANIMLANMALI
Türkiye'deki yasalarda nefret suçu kavramı var mı?Dünyada nefret suçlarına yönelik mevzuat iki türlü oluyor. Birincisi, özel yasalar var. Bunlar genelde Angola Sakson ülkelerde, Kuzey Amerika, İngiltere, İrlanda gibi ülkelerde geçerli. Kıta Avrupa'sında daha ziyade ceza yasaları içinde ağırlaştırıcı hükümler şeklinde düzenlenmiş. Dolayısıyla biz de bu çerçeve içinde yaklaşıyoruz. Türkiye'de bu bağlamda özel bir düzenleme yok. Nefret suçlarına yönelik özel bir düzenleme derken, öncelikle nefret suçunun ne olduğuna dair bir tanım yapmak gerekiyor. Ceza Yasası içinde böyle bir tanım yapılmamış. Fakat Ceza Yasası'nda bir iki madde var – ki nefret suçları çerçevesi içine alınabilir. En çok bilineni ise TCK'nın 216. maddesi.
Bir süredir bu konu gündeme geliyor. Nefret suçları yasasını hazırlayacak bir siyasi irade görüyor musunuz?
Böyle bir irade var. Bu yıl Şubat ve Mart aylarında Meclis'te grubu olan siyasi parti temsilcileri, Meclis'teki çeşitli komisyon üyeleri ve tek tek bazı milletvekilleriyle görüşmeler yaptık. AKP'nin milletvekilleri ve yetkilileriyle de görüştük. Sık sık bize dile getirilen böyle bir yasanın gerekli olduğu şeklindeydi.
Nefret suçu kavramı üzerinde anlaşıyor musunuz hükümet ve Meclis'le?O konu tartışmalı. Örneğin cinsel yönelim, cinsiyet kimlikleri konusunda nasıl bir yaklaşım sergilenecek, çok emin değilim. Fakat geçenlerde Sayın Adalet Bakanı'nın açıklaması, cinsel yönelimler konusunun da nefret suçları tanımında yer alabileceği şeklindeydi. Bu olumlu gelişme. Eğer bütün nefret suçları mağdurlarını kapsayan bir çerçeve içinde nefret suçları tanımlanmazsa büyük bir eksiklik olur. Bütün arzumuz bütün nefret suçları mağdurlarını kapsayacak şekilde bir tanım çerçevesinde düzenleme yapılması.
ELİMİZDE VERİ YOK
Bu konuda hazırlanacak bir yasanın temel ilkesi, felsefesi ne olmalı?Nefret suçlarıyla mücadele çok boyutlu bir sorun. Dolayısıyla yaklaşım da buna göre olmalı. Türkiye'ye özel önemli sorunlardan biri elinizde sağlıklı verilerin olmaması. Hem kamu kurumları bu verileri toplamıyor, hem de eldeki çok az sayıdaki veri, genelde sivil toplum kuruluşlarıyla paylaşılmıyor. Dolayısıyla birinci yapılması gereken işlerden biri bu tür verilerin toplanarak bir süzgeçten geçirilmesi, durumun tespit edilmesi. Alınacak önlemler konusunda strateji oluşturulmasında bu veriler kullanılacak. Elinizde veri olmadığı için de hem durumun sağlıklı bir tespiti yapılmasında sıkıntı oluyor, hem de daha kapsamlı bir strateji oluşturulmasında zaaflı durum oluyor. İkincisi ise eğitim meselesi. Özellikle kolluk kuvvetleri, savcılar, yargıçların bu tür suçlar konusunda eğitilmesi gerekiyor. Ayrıca mağdurların rehabilitasyonu da çok önemli. Çünkü önemli derecede travma geçiren durumlar söz konusu olabiliyor. Bütün bunlara yönelik hükümetin de bir nefret suçlarıyla mücadele politikası için strateji geliştirmesi zorunlu.
Elimizde istatistikler yok ama belki gazete haberlerinden, olaylardan bir tablo çizmeye kalksak, nasıl bir tablo çıkar ortaya?Birçok vaka medyaya yansımıyor. Yansıyan vakaların nefret suçu olup olmadığını dair ayrıntılı bilgiye sahip olmayabiliyoruz. Bazen medya kendisi nefret söylemini üretebiliyor. Bu eksikliklere rağmen bizim medyadan izlediğimiz kadarıyla, diğer ülkelerdeki eğilimlere yakın eğilimler görüyoruz. Dünyada ve Türkiye'de en çok işlenen nefret suçu, ulusal ve etnik kimlikliklere yönelik. Daha sonra dini gruplara yönelik geliyor. Türkiye'de özel olarak, sizin başta da belirttiğiniz gibi, kadınlara yönelik şiddetin önemli boyutları olduğunu biliyoruz. Ayrıca LGBT, transseksüellere yönelik cinayetler konusunda Türkiye diğer ülkelerle karşılaştırıldığında çok daha vahim durumda.
SİYASİLER DİKKATLİ DAVRANMALI
Türkiye'de siyaset yapma diliyle nefret suçları arasında nasıl bir ilişki kurabiliriz?
Nefret söylemi, nefret suçlarının oluşması için bir iklim oluşturmasında rol oynuyor. Bunun siyasetçiler, kamuoyunda tanınan kişiler ya da medya aracılığıyla yaygınlaşması daha çok olumsuz etki yaratıyor. Özellikle siyasetçilerin bu konuda çok daha dikkatli davranması gerekiyor. Özellikle iktidardaki partinin nefret suçlarına karşı mücadele konusunda belli politikası olması lazım. Uluslararası sözleşmelerden kaynaklı Türkiye'nin yükümlülükleri var. Örneğin AGİT'in tavsiyeleri var - ki Türkiye bu konuda kararlara imza atmış durumda. O kararlarda altı çizilen konulardan biri de siyasetçilerin, iktidardakilerin nefret söyleminin yaygınlaşmasında rol oynamaması gerektiği, hatta tersine bu tür durumlar ortaya çıktığında bunları engelleyici önlemleri düşünmeleri gerektiği yönünde.
Derneğinizin bu konuda bir taslak hazırlığı vardı. Hangi aşamada? Önümüzdeki günlerde bu konuda ne gibi girişimleriniz olacak?Aksilik olmazsa, hazırlamakta olduğumuz taslak, Ekim ayının ilk haftasında son halini almış olacak. Ondan sonra danışma süreci başlayacak, hukukçulardan ve sivil toplum kuruluşlarından taslak konusunda düşüncelerini alacağız. Ekim ayı içinde Ankara'da Meclis'te görüşmelerimiz olacak, taslak üzerinde konuşacağız. Biz bir tanım yaptık. Bütün nefret suçları mağdurlarını kapsayacak bir tanımımız var. Bunun alt yapısı ise AGİT belgesinde var. Yani uluslararası kabul gören bir tanım bu. Ancak Türkiye'nin özel koşullarını dikkate alarak ufak tefek eklemelerde bulunduk. Bu tanım üzerinden, eğer söz konusu fiil nefret suçuysa, buna dair ilgili ceza yasası maddelerinde ağırlaştırılmış hükümler konulması şeklinde bir düzenleme öneriyoruz.
Bu konuya ilişkin başka ekleriniz var mı?Bu konu, son birkaç haftadır özellikle Sayın Başbakan'ın demeçleriyle kamuoyunun gündemine geldi. ABD'ndeki bir videonun yayınlanması üzerine konu tartışmaya açıldı. Başbakan'ın demeçlerinde İslamofobiyle sınırlı bir düzenleme ifade ediliyor. Bu çok eksik olur. Böyle zaaflı bir yasal düzenlemenin olmamasını diliyoruz. Hükümetin önde gelen yetkililerinin böyle bir düzenlemenin gerekliliği konusunda kamuoyuna demeç vermeleri çok önemli. Ama madem böyle bir adım atılacak, bunun bütün mağdurları kapsayacak uzun soluklu bir düzenleme olmasını diliyoruz.
Söyleşi: Arzu Demir/ETHA

YORUM YAZIN