Header Ads

Kony2012 ve Yeni Çağın Etiği

- BURAK ESEN -
Bunu da sonradan öğrendim; anlaşıldığı kadarıyla ABD dışındaki ünü de pek köklü bir geçmişe dayanmıyor. Bir anda bütün sosyal medyada paylaşıma açılıvermiş; aynı gün birçok televizyon kanalında, internet sitesinde haber olmuş. Aslında son derece zavallı olduğu, yönteme dair ortaya pek bir şey koymadığı ve çizdiği resmin son derece yavan olduğu aşikar olsa da, yeni bir paylaşım dalgasının merkezine yerleştiği için bu videoyu dikkate almak zorunlu oldu.

Bahse konu videonun adı Kony2012. Kendisi çeşitli video paylaşım sitelerinde bulunabilir. İzlemeyecekler için söyleyelim, videoda özetle, Uganda ve havalisinde yıllardır çocukları kaçırarak öldüren ya da ordularına katan bir örgütün elebaşı Joseph Kony’den ve Kony’nin yakalanması için mücadele veren ABD merkezli bir sivil toplum kuruluşundan bahsediliyor. Mevcut (ve de eli kulağında) eleştiriler, kendilerini videoyu ve videonun arkasındaki kuruluşu kesip biçmeye adamış durumdalar. Yazıların ortak özelliğinin, videonun eksikliklerine, hatalarına, hatta biraz daha serbest bir yorumla, kötülüğüne odaklanıp olası destekçileri uyarmakla kifayet etmek olduğu görülüyor[1]. Sanki, olası destekçileri ve videoyu çoktan paylaşmış olanları, kötü bir videonun yayılmasına katkıda bulunarak vicdanen kötü bir iş yapmaktan korumak gerekirmiş gibi. Dahası, sanki videoyu paylaşanlar pasif, irade ve akıl sahibi olmayan yaratıklarmış gibi. En sonu, sanki videoyu paylaşanlar, kötüyü yeniden üreterek kötülük etmiyorlarmış, masumlarmış gibi.

Oysa videonun eksikliklerine, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin tartışmalı durumuna ya da ABD tarafından Uganda’ya yönelik bir askeri müdahaleye, hulasa zaten aşikar olana yönelik eleştirinin pek bir esprisi yok. Bu tür eleştiriler her ne kadar içinde bulunduğumuz düşünsel iklimin kaçınılmaz sonuçları olarak karşımıza çıkıyor olsa da, böyle bir yaklaşımın en temelde kolaycı ve rahatlatıcı olmaktan başka pek bir işleve sahip olmadığını düşünüyorum.

Zannımca asıl mesele açıkça kötü olan videoya değil, videoyu paylaşanlara, onların kötülüğüne odaklanma çaba ve arzusuyla ilgili olmak zorundadır. Bu bağlamda, videoya yönelik tek gerekli eleştiri, paylaşanların ediminin doğasına eğilmek için bir araç vazifesi görmek üzere, videonun gerçekliği tahrif ettiğine yönelik bir eleştiri çabasıdır.

Meşhur Kony projesinin izlenme oranı, iki video paylaşım sitesinin istatistiğine göre (Perşembe akşamı itibariyle) yirmi beş milyonun üzerinde. Dünyanın yeni gözbebeklerinden Zaz’ın izlenme oranının on milyon civarında olduğu düşünüldüğünde (belki de ABD’liler Zaz’ın farkında değiller), bu son derece yüksek bir rakam. O yüzden videoda anlatılan hikayenin kötü adamı Joseph Kony’nin iyi kötü tanındığı, ya da yayma ve aktarma tanrısı sağ olsun, hızla tanınmaya başlayacağı söylenebilir.

Köşeli Parantez

[Konuyu belli ettiğim anda, aslında hiç de video lehine olmayan hislerimi aktarmaya çalışacağım bu yazının bile - anlaşılmak için videonun izlenmesine ihtiyaç duyduğundan - videonun yayılmasına katkısı olacağını hissetmek, çıkmaz bir sokağa sokuyor insanı. Hatta üzerine bir miktar düşününce, konuyu merkeze alarak bir yazı yazmanın – böylece belki sesinizi duyurmanın, belki videonun altını biraz oymanın ya da ürünü yapı-bozuma uğratmanın keyfine varmanın – pek de gerekli olmadığı aşikar; zira günümüz artık her şeyin her yerde haddinden fazla olduğu bir dünya. Ne ki, bugünün aktivist etiğinin katılım ve yayılıma yaptığı vurgu da ikinci bir çıkmaz sokağı oluşturuyor.]

Soru 1: Kony’yi nasıl biliriz?

Biz aslında Kony’yi bilmeyiz. Adını dahi duymuş değiliz, Blood Diamond filmini izlemiş olanlar, Uganda’yla ya da çocuk askerlerle ilgilenenler dışında, Kony bir çırpıda sayacağımız kötü adamlar listesinde yer almaz. Ama Kony2012’yi seyreden aydınlanmış azınlıktan olanlar, onun dünyanın en kötü adamı olduğunu öğrenmiş durumdalar.

Kony’yi nasıl tanıdığımızı en güzel şekilde anlatan kişi hikayedeki esas oğlanın oğlu: “Tanıyorum, çünkü şu an resmini görüyorum.” Mesele, büyüklerin dünyasında “görünmez” bir zalim olan, bu yönüyle de aslında bir masaldan fırlamış gibi duran Kony’yi, bir anda, son derece basit ve net bir biçimde görüş sahasına bir çocuğun sokması değil. Asıl mesele, çocuğun bir anda, hiç de farkında olmadan, videonun dayatmak istediği bilme/tanıma biçiminin ipliğini pazara çıkarıvermesi.

Kony2012, özellikle farklı amacı olmayan her anlatı gibi, inancımızı, güvenimizi talep ediyor. Öyleyse biz de aynen Kony’nin fotoğrafının gösterildiği çocuk gibi, Kony’nin videosunun gösterildiği yetişkinler olarak, gördüğümüzün gerçek olduğunu varsayıyoruz. Mevcut eleştirilerin arkaplanındaki iddianın aksine, tam da bu noktada pasif alıcı durumumuzdan sıyrılıyoruz. Özellikle videonun baskın öğesi olan duygu sömürüsünün ve alışkanlıklarımızın etkisiyle, bir sonraki gerekli adımı – alınan ham veriler üzerine bir düşünme süreci başlatmak – atlayıp bu iddiayı gerçek kılacağız. Sonra da bu yeni gerçekliği yeniden üretmek; yani paylaşmak, yaymak, beğenmek ve daha ne kadar yöntem varsa onları kullanarak daha fazla insana ulaştırıp onların da videoyla ilgili bir edimde bulunmaları için birkaç tıklama yapacağız.

Soru 2: Neden paylaşılıyor?

Bu videoyu paylaşmak için milyonlarca neden var. Diyelim ki, videonun sonundaki “insanlar artık hükümetlerin politika yapım süreçlerine etki ediyor, hatta onları değiştiriyor” bilgeliğine vuruldunuz; belki “her nerede ve her nasıl olursa olsun çocuklara karşı suçların engellenmesi için katkıda bulunmak gerekir,” gibi bir fikre kapıldınız, ya da (ABD’liler için) bir imparatorluğun şanlı vatandaşları olarak ya da (Batı için) uygar dünyanın sorumlu vatandaşları olarak, dünyanın herhangi bir yerindeki adaletsizliğe karşı harekete geçmek gerektiğine dair içinizde bir ışık yanıverdi.

Diyelim ki bunların hepsi ya da herhangi biri son derece makul, hatta iyi niyetli düşünceler. Ancak, bir videoda, hele din buyruklarının tarihsiz cüretiyle yarışan bir videoda gördükleriniz duyduklarınız üzerinden hakikate eriştiğiniz, hakikatin bir gizini araladığınız zannının en naif ifadeyle saçma olduğunu da deyiverelim.

Hadi ABD’liler alışmışlar, ama özellikle 11 Eylül’den sonra artık iyiden iyiye siyasi bir ideoloji haline gelen ve ilahiyata gizli ya da açık atıflarda bulunmadan hiçbir şekilde savunulamayacak olan bir iyi-kötü çatışması temsilinin ardından bu kadar heyecanlanmaya gerek olup olmadığını bir düşünelim.

Zira karşımızda aslında oldukça basit bir kurgu duruyor. Videoyu, oluşturulmak için epey de kaynak ve zaman ayrılmış olan ideolojik aygıtlarından temizlediğimizde elimizde kalan, Uganda’ya çapı ne olursa olsun bir ABD müdahalesi için faaliyet gösteren, Uganda ordusunu ve devletini destekleyen, ABD ve Uganda devletini iyiliğin dünya üzerinde hüküm sürmesi için varını yoğunu ortaya koyan kahramanlar olarak ululayan, ama belki de her şeye rağmen iyi niyetli[2] bir kuruluşun görsel olarak başarılı bir ürünüdür.

Soru 3: Paylaşmalı mı paylaşmamalı mı?


Bir anlatının açığa çıkardıkları kadar gizledikleri de, anlatının amaçları hakkında fikir verir. Joseph Kony’nin yapıp ettikleri gerçektir. (Joseph Kony’nin kesinlikle adalete teslim edilmesi gerekir gibi, artık klişe olmaktan totolojik olmaya doğru giden ara cümlecikler kurmadan konuşmak gerektiğinin de altını çizelim. Meselemiz Kony ve suçları olmadığına göre, hoşgörü, evrensel insan hakları idealleri ya da demokratik bir etik adına, hepsinden de önemlisi siyasi doğruculuk adına, bu tür gereksiz gönül alma, doğruculuk yapma cümlecikleri serpiştirmemeli aralara.) Ne var ki, Kony’nin içinde var olduğu ve kendini yeniden ürettiği bağlam da, videoda hiçbir şekilde yer almasa da, son derece gerçektir.

Videonun yarattığı paylaşım çılgınlığı üzerinden iki farklı kötülük düzeyinin varlığı tartışılabilir. İnsanlardan sırf inanç değil aynı zamanda destek ve tanıtım bekleyen bu video, başlı başına bir edimdir; faili belli amaçlara sahip bir kuruluş olan bir edim. Bu edim gerçeği açığa çıkarmak yerine gizlemek üzere kurgulandığı için, ya da süreç içerisinde açığa çıkardıklarının fazlasını gizlemeye evrildiği için, bunları kendi “ulvi” amaçlarını gerçekleştirmek için yapmış olsa dahi, kötüdür. Video ve yaratıcıları için, hakikati tahrif etmekten kaynaklanan bir kötülük söz konusudur.

Gerekçesi ve olası sonuçları ne olursa olsun, yaptıkları şeye inandıkları anlaşılan bir grup insanın ediminin, üzerinde düşünülmeden, inceleme yapılmadan, sonuçları irdelenmeden desteklenmesi, kötülüğün daha tehlikeli öteki boyutunu oluşturur. Zira kötülük, eylemde olduğu kadar eylemsizlikte ve daha da önemlisi bunların arkaplanında yer alır. Burada, masabaşı aktivizmi ve dizüstü vicdanı üzerinden gelişen bir pasiflik ve cehaletten kaynaklanan bir kötülük söz konusudur.

Gündelik hayatın arkaplanında sessizce işleyen ve eylemlerimizden beğenilerimize kadar bizi biz yapan bir iyi-kötü kavrayışının bulunduğunu kabul edersek, bahse konu videonun paylaşılması gibi kolaylıkla haklı kılınabilir bu tür vicdan gösterilerinin de iyi ve kötünün ne olduğuna dair bir önkabule bağımlı olduğu ortaya çıkar.

Ne var ki, herhangi bir şekilde bir aktivizme olanak sağlayan ya da bir mücadeleye destek olmayı özendiren hareket, fikir ve oluşumlara bir tıkla katılım sağlamaya o kadar alışmış durumdayız ki, bunların nedenleri, sonuçları ve bizim iyi kötü kavramsallaştırmamızda nerede durduklarına dair düşünmek için hiç zamanımız kalmıyor.

Videoya göre, çocukları öldürmek ya da zorla asker yapmak saf kötülüğün anlatının merkezine oturan tezahürleridir. Alt metinde de devlet otoritesine karşı silahlı örgüt kurmak başka bir kötülük tezahürü olarak karşımıza çıkar. Bu kötülük tezahürlerinin karşı kutbunda bulunanlar ise sadece iyi olmakla kalmayıp kötülüğü yok etme gücüne de sahiptirler. Anlatıya göre bunlar, devlet, hikayenin esas oğlanı, esas oğlanın mücadelesine doğrudan katılım sağlayan kalabalık, Barack Obama ile temsil edilen ABD hükümeti ve en son sırada ama iyinin şahikası olarak da bu videoyu paylaşan milyonlardır.

Zaten apaçık olan mesele, şu ana dek apaçık göremeyenler için de netleşiyor. Bu videoyu paylaşan insanlardan en azından biri ABD hükümetini, Uganda devletini, videoyu hazırlayan hareketi kategorik iyi olarak görebilir mi? Aksi durumda sözsüz sessiz bir paylaşım yolu seçmek iyilikten kötülüğe giden yolda nereye oturur?

Esas soru: Kötü olan kim?

Paylaşımı nerede konumlandırmamız gerektiği sorusuna yanıt vermeden bir ayrıma daha gitmek gerekiyor. Görsel harikalar yaratmak dışında kerameti kendinden menkul aracıları dışarıda bırakırsak, bir tarafta, durumdan ya da olacak olanlardan doğrudan etkilenen ve dolayısıyla bir taraf tutan insanlar var. Bu grup için Kony’nin adalet önüne çıkarılmasının vicdani bir sorumluluk olup olmamasından daha önde gelen mesele, içinde bulundukları durumun değişmesi. Kony’nin adalet önüne çıkarılması şartlarının arzu ettikleri yönde değişmesini sağlayacaksa, bu uğurda ellerinden geleni yapmaları, hatta dış yardım talep etmeleri ya da yardım teklifi varsa bunu kabul etmeleri de beklenebilir.

Diğer tarafta ise, nitelikleri son derece muğlak, ayrık, amorf bir güruh bulunuyor. Tek ortak özellikleri aynı videoyu çeşitli şekillerde paylaşmak olan, durumla doğrudan karşı karşıya olmayan, yaşamlarında hiçbir anlık değişim yaşamayacak ama belli fikir ve değerler üzerinden hareket eden bir çokluk.

Bu çokluğun yapıp ettikleri ile durumla doğrudan karşı karşıya olan insanların yapıp ettikleri, en azından bu videoyu paylaşma noktasında aynı olsa dahi hiçbir şekilde aynı anlama gelmez. Açıktır ki, durumla doğrudan yüzleşmeyen insanların herhangi bir adım atabilmeleri için durumun gerçekte ve bütün yönleriyle ne olduğuna dair bilgi sahibi olmaları gerekir.

Köşeli parantez:

[Video, kötü adamın görünmezliğine yaptığı vurguyla, onu bir masal kahramanının tılsımlı çekiciliğiyle sarmalarken, Kony’nin yakalanmasının zorluğunu anlatmaya çalışmıyor. Aksine, amacı açıkça, bu dünyanın güzel insanları için uykudan önce bir masal yaratmak. Zira masal şöyle bitiyor; kötü adam yakalanıyor[3] ve çocuklar kurtuluyor; tarihin akışı değişiyor, bütün kötülükler sona eriyor ve iyiler sonsuza dek mutlu yaşıyorlar.

Günümüz masallarına dönelim ve alıntılayalım: Özel efektleri, ışıkları ve müziği kaldırdığınızda geriye kalan, gerçeğin çok yüzsüz ve tehlikeli bir biçimde tersyüz edilmesidir. Videonun ideolojik aygıtları dediğim şeyler bunlar. Çocukların gözyaşları, yüzleri çalınmış çocukların fotoğrafları, etkili ve inançlı bir vaazlar silsilesi, özellikle de Ugandalı politikacıların kötü adamın kara kıçını tekmelemeye ne kadar istekli olduklarına dair beyanları ve hepsinin üstüne tüy dikecek şekilde Obama’nın Uganda’ya asker gönderme fermanı.

Bu ideolojik aygıtları kaldırdığımızda, geriye kalan şudur: Aslında Kony’yi tanımıyoruz, aslında Uganda’yı bilmiyoruz, aslında bu konuyla ilgili beş kuruşluk bilgimiz ve fikrimiz yok. Öyleyse hangi hakla, hangi saikle, hangi niyetle, neye alet oluyoruz?]

Cevap:

Yukarıda bahsedilen kötülüğün iki boyutu da doğrudan gündelik hayatın içindedir. Ama asıl tehlikeli olan kötülük, ne şekilde olursa olsun edimlerinin arkasında duramamaktır. Videoyu paylaşanların, edimlerinin hesabını verebilecek durumda olduklarını umalım. Aksi halin mantıksal sonucu şudur: tanrı yoksa her şey mubahtır. Klasik teolojiden (ve edebiyattan) sıyrılarak söyleyelim; hesap soracaklar silsilesinde köprüden önceki son çıkışta vicdanınız yoksa, her şeyi yapabilirsiniz.

Videoyu paylaşın. Bu bir nevi aktivizmdir (aktivizm üzerine de uzunca bir parantez gerekir). Ama en azından yaptığınızın iyilik olmadığının, size dokunmadan videoyu eleştiren yazıların aslında sizi eksik, zayıf, alil varlıklar olarak gördüğünün ve son olarak tam nerede durduğunuzun iyice bilincine varın.

[1] Aslında bu mantık bile doğrudan, videoyu hazırlama ediminin aktif, videoyu paylaşma yoluyla hareketi destekleme ediminin pasif doğasına gönderme yapıyor.
[2] Öyle ise, burada karşımızda duran, iyi niyetin ne olması gerektiğine dair üzerinde uzlaşılabilecek bir fikri yok eden bir iyi niyet kavramsallaştırmasıdır.
[3] UCM’nin peşinde olduğu, 2006’dan bu yana Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan bir zanlının yakalanması için düzenlenen uluslararası bir kampanya, devletle ilgili bir şeyler hatırlattı mı size?

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.