Bir Taşla Dört Kuş Vurmak
![]() |
| - AYÇA AKARÇAY GÜRBÜZ, SELİN PELEK - |
Mağduriyet dili
Yerleşke problemine ek olarak, hükümetin mağduriyet edebiyatına bolca malzeme taşıyan katsayı ve meslek eğitimi konuları da gerekçede hak ettikleri yeri almış kuşkusuz.
Hükümet erkanının muhalefet/mağduriyet soslu demagoji üretme becerisi, bu husus özelinde zorunlu eğitim süresinin artırılması söylemiyle devreye girdi. Ancak hükümetin bilhassa referandum propagandasında gördüğümüz pazarlama teknikleri, bu kez amaçlarını örtemeyecek kadar zayıf görünüyor. Zira tasarıda daha esnek çeşitli eğitim biçimleri imrenilerek örnek gösterilmiş olsa da, zorunlu eğitim süresinin örgün olmadığı bir sistem pek sık karşılaşmadığımız bir durum.
Eğitim sistemini devam zorunluluğu olmaksızın yeniden tasarlamak, her şeyden önce pedagojik bir sorunu beraberinde getiriyor. Anlaşılan o ki, tasarıyı yasalaştırmaya çalışanların bireylerin toplumsallaştığı, algılama düşünme becerilerini geliştirdikleri eğitim sürecinin iyileştirilmesine dair bir perspektifleri yok. Eğer öyle olsaydı bu tasarının belki de tek kazanımı diyebileceğimiz zorunlu okul öncesi eğitim, finansman bahanesiyle bir kenara atılmazdı.
İlk olarak AKP hükümetinin alamet-i farikası olan neoliberal-muhafazakâr karakteri, söz konusu tasarının özünü oluşturuyor. Öngörülen düzenlemeler marifetiyle iş çevrelerince her fırsatta dillendirilen işgücü esnekliğinin artırılmasına ve işgücünün ucuzlatılmasına katkı yapılıyor. 11-16 yaş arası çocuklar staj, çıraklık eğitimi gibi adlar altında ucuza çalıştırılabilecekler.
Beşeri sermaye
16 yaş üstü için mesele daha da karışık. Halihazırda beşeri sermaye eksikliği elbette bir gerçeklik ifade ediyor ve genel eğitimin niteliksizliği karşısında mesleki eğitimin işgücü arzının niteliğini bir ölçüde artıracağı beklenebilir. Ancak işgücü talebindeki belirsizlikten ötürü bunun kime ne yarar sağlayacağı açık değil. Görünen o ki, işgücü arzındaki niteliklerle ilgili işveren taraflı yakınmaların giderilmesi için mevcut mesleki eğitim kurumlarının iyileştirilmesi yeterli görülmedi, bu yakınmaların arkasında büyükçe bir istihdam açığının beklediği, köklü bir reform gerektiği düşünüldü. Patlamaya hazır bu talebin boyutuna dair esrar perdesi henüz aralanmış değil. Eğer yetişecek çocukların niteliklerine (bu niteliklerin mevcut mesleki eğitim sisteminden daha iyi olacağı varsayımı ile) uygun istihdam sınırlı kalacak, bunlar çoğunlukla beşeri sermaye gerektirmeyen alanlarda yani verimliliği düşük işlerde çalışacaklarsa, mesleki eğitimin ücretlerine olumlu bir katkısı olması beklenemez. Yanı sıra, talebin yakınmaları arkasında sayısı sınırlı kalacak kalifiye işçileri kalifiye işlerde mevcuttan daha ucuza çalıştırmak yatıyorsa, kuşkusuz, köklü bir reformla kalifiye işçi sayısını patlatmak, kalifiye işgücü arzını talebin yeterince üzerine çıkararak ücretlerin düşmesinde etkili olacaktır.
İkincisi, meslek eğitiminin genel eğitim kalite sorununa bir çare olacağı savı kabul edilse bile, böylesi bir düzenleme toplumsal eşitsizliği yeniden üreten sonuçlara gebe. Zira ilk dört yılın sonunda en alt düzeyde eğitim alabilmiş ve/ya eğitimine devam edecek gücü olmayan yoksul çocuklar meslek eğitimine yönlendirilecek ve görünmez bir kast sisteminin kurbanı olacaklar. Tasarının gerekçesinde örnek olarak gösterilen Almanya’da, Türkiyeli işçi ailelerin çocuklarının benzer bir politikayla piramidin en altındaki işgücünü oluşturmaya yönlendirildiklerini hatırlatmak istiyoruz. Üstelik yanlış politikalar sonucunda kalitesi giderek düşse de, genel eğitimin yerini meslek eğitiminin almasının gitgide karışık bir hal alan ulusal ve uluslararası dünyayı algılama yetilerinin, eleştirel ve kapsamlı düşünce yapısının gelişimine katkıda bulunacağını beklemek mümkün değil.
Öte yandan zorunlu olması tasarlanan lisede uzaktan eğitim imkanının genişletilmesi, özellikle atanamayan öğretmenlerle gündeme gelen devletin eğitim masraflarından tasarruf eğilimini destekleyeceğe benziyor. Kamu maliyesinin bina, ısınma, kadrolu öğretmen istihdamı gibi masrafların azalması sayesinde rahat bir nefes almasının yolu açılıyor (uzaktan zorunlu eğitim: borçları ile cebelleşen kimi Avrupa hükümetlerine dudak ısırtacak bir tasarı, ancak biz onlardan bir adım ilerideyiz, onlar kazanılmış haklarının ve toplumsal imgelerinin bir miktar daha örselenmesini beklemek zorundalar). Oysa gelişimin tamamlandığı varsayılan üniversite yıllarında dâhi uzaktan eğitimin bilişsel kapasitenin kullanılmasında yetersizliği ortadayken, zorunlu eğitim yıllarında okuldan fiziki olarak uzaklaşmanın bilgi beceri kapasitesini artıracağını beklemek, hükümetin her zamanki ‘ben yaparsam olur’ umarsızlığının göstergesi.
Cemaat
Son olarak, okula gitmeden diploma almanın bir seçenek olarak güçlendirilmesi, ‘dışarıdan okul bitirme yuvaları’nın artmasıyla cemaat ilişkilerini kuvvetlendireceğe, eğitim esnaflarının yüzünü güldüreceğe benziyor. Mesleki yönlendirmenin ve örgün olmayan eğitim biçiminin, imam-hatip okullarının yeniden itibar kazanmasına ve muhafazakâr-dindar toplum projesine potansiyel katkısını hatırda tutmak gerekiyor.
Hükümetin dönüştürdüğü birçok alanda karşıt görüşü statükocu ya da endişeli modernizm olarak göstermesi pahasına, evrensel bir mücadelenin ürünü olan ama egemenlerin mütecaviz saldırılarından tüm dünyada etkilenen eğitim sisteminin neoliberal barbarlığa teslim edilemeyecek ciddi bir iş olduğunu düşünüyoruz. Bu mücadeleyi sürdürmenin ilk koşulu mesleki formasyonun ötesinde, yaşamı algılama ve özgür düşünceyi geliştiren, seküler, herkese eşit erişim olanağı sağlayan ve hiçbir ayrımcılığa yer vermeyen bir düzenlemenin savunulmasından geçiyor.
AYÇA AKARÇAY GÜRBÜZ, SELİN PELEK: Galatasaray Üni. Araştırma görevlileri

YORUM YAZIN