Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (12 Haziran 2014)


İngiltere Basını
Financial Times gazetesinin Irak'taki gelişmelerle ilgili sayfasında, IŞİD militanlarının Musul'daki Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu'daki personeli rehin alması başlığa taşınmış.

Rehin alınanlar arasında konsolos, diplomatlar, özel harekat görevlileri ve 3 çocuk bulunduğu belirtilen haberde, Londra'daki düşünce kuruluşu RUSI uzmanı Aaron Stein'in şu görüşü aktarılıyor:

"Ya Türkler IŞİD ile doğrudan veya dolaylı olarak müzakere edecek ya da bu kişileri kurtarmayı deneyecekler; fakat Salı günü alıkonulan 32 kamyoncuyla birlikte 80'e ulaşan sayı bunu zor kılıyor."

Erika Solomon'un haberinde, IŞİD yanlılarının, örgütün emrinde "ölmeye hazır" 15 bin kişi olduğunu söylediği aktarılıyor.

Roula Khalaf ise Musul'un 2003'teki ABD-İngiltere işgalinin ardından, isyan bastırma yöntemleri için "örnek" gösterildiğini hatırlatarak, bugün Irak'ın "aciz devlet" durumuna düştüğüne dikkat çekiyor.

Irak'ta "kabus" yaşandığı belirtilen Financial Times başyazısında, "felaket" diye nitelendirilen ABD öncülüğündeki işgalden 10 yılı aşkın süre sonra Batılı devletlerin Irak'taki seçeneklerinin sınırlı olduğu vurgulanıyor:

"ABD yardımcı olabilir ama sadece Iraklılar devletlerinin aciz duruma düşmesinin önüne geçebilir."

Guardian gazetesindeki analizinde James Burke, IŞİD militanlarının ele geçirdikleri kentlerde tutunabilme ihtimallerini irdeliyor.

El Kaide'den Mısır'daki cihatçılara kadar radikal İslamcı örgütlerin yıllardır, çarpıcı eylemler yapmak ile "saldırıları" gerçekleştirmek için kullanabilecekleri alanlarda hakimiyet kurmak arasında gidip geldiğini anlatan Burke, bu tip örgütlerin hakimiyet kurabildikleri alanların şehirler değil, "ıssız, zayıf merkezi hükümetlerin ulaşamadığı, stratejik önemi az" yerler olduğunun altını çiziyor.

Burke'e göre, IŞİD'in bu genellemeye uyup uymayacağı önümüzdeki günlerde IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi'nin kentlerde çekilip çekilmeme yönündeki kararının ardından görülecek.

Guardian'ın başyazısında, Irak'ın fiilen 3 parçaya bölünmüş olmasının sorumlusu olarak Şii ağırlıklı hükümetin Başbakanı Nuri Maliki gösteriliyor.

"İleriyi göremeyen ve bağnaz" biri olarak tanımlanan Maliki'nin Sünni azınlığı dışlamasının IŞİD'e alan yarattığı vurgulanıyor başyazıda.

Guardian, şimdi de Maliki'nin rüştünü ispatlamak ve koltuğunu korumak için IŞİD'in üzerine büyük bir güçle gidebileceğini belirterek şu uyarıda bulunuyor:

"Kuzeyi geri almak için çıkılacak sefer çoğunluğu Şii olan askerleri Sünni savaşçıların karşısına çıkaracaktır ve sivillerin yaşadığı alanlara hava ve topçu saldırıları düzenlenirse bu, nüfusu daha da yabancılaştırma riski doğurur. Sonuç olarak, Bağdat'ın kazanmasının tek yolu Irak'ın son yıllarda yönetildiği mezhepçi çizgiden çıkmasıdır. Tabi bunu Maliki'nin anlayıp anlayamayacağı ise ayrı bir mesele."

Batı'nın yaklaşımı
Irak gelişmelerine 2 sayfa ayıran Times, Batı ülkelerinin krize yaklaşımını ön plana çıkarıyor.

Başlıkta, Batılıların Irak hükümetine daha fazla askeri destek sunacağı ancak asker göndermelerinin söz konusu olmadığı belirtiliyor.

Catherine Philp, analizinde, 2003'teki ABD-İngiltere işgalinin ardından ele geçirilmesi için çok sayıda askerin öldüğü Felluce'nin El Kaide'den türeyen militanların eline geçtiğine dikkat çekerek, IŞİD'in yayılmasının sadece Orta Doğu için Batı için de sorular uyandırdığını belirtiyor.

Tom Coghlan IŞİD'i, "El Kaide'nin gölgesinden doğan yeni bela" diye tanımlayarak örgütün arka planını anlatıyor.

David Aaronovitch ise Irak'taki son duruma 10 yılı aşkın süre önceki işgalin değil, geçen yıl Batı ülkelerinin Suriye'ye müdahaleden kaçınmasının sebep olduğunu ileri sürüyor.

Aaronovitch, Batılı ülkelerin bu defa Irak'ın kuzeyindeki yaklaşık 4,8 milyon nüfuslu Kürdistan bölgesel yönetimini korumak için harekete geçmesini savunarak şöyle diyor:

"İngiltere ve Fransa, (ABD Başkanı) Obama'ya bu eylemi gerçekleştirmesi için ihtiyaç duyduğu tüm teşviği göstermeli ve Amerikalıların duyduğu her ihtiyacı sunmalı. 2003, kitle imha silahları, Suriye kırmızı çizgileri filan üzerinde değil, sadece bunun üzerinde uzlaşmalıyız."

Telegraph gazetesindeki yorum yazısında Richard Spencer, Batı ülkelerinin "bildiklerinin dışında köktencilerle" karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.

Spencer, Batının yeni enerji kaynaklarına yönelerek Orta Doğu'daki gelişmelere sırtını dönemeyeceğini şu ifadelerle dile getiriyor:

"Psikotik Sünni cihatçıların devleti NATO müttefiği Türkiye'nin sınırında kurulurken ve kendisini İsrail ile İran'ın arasına yerleştirirken öylece durmamız zor. Kimse gerçekten de geri dönmeyeceğimize inanıyor mu?"

Aynı gazetenin yorumcularından Peter Oborne, 1. Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa tarafından çizilen sınırların fiilen ortadan kalktığını ve Irak'ın fiilen üçe bölündüğünü belirttiği makalesinde, Pakistan ile Türkiye'yi kıyaslayarak şöyle diyor:

"Batılı istihbarat kuruluşlarının Afganların Sovyetlere karşı savaşı sırasında yaptığı korkunç hatalarla yapılan kıyaslamalar ürpertici. El Kaide'yi destekledik ve sonra bize karşı döndüler. Bu politika yüzünden Pakistan şimdi iç savaşın eşiğine kadar giden sürekli bir terörist başkaldırı ile uğraşıyor. Böyle giderse Türkiye'nin de (belki Ürdün ve Suudi Arabistan'ın da) Suriye'deki geri tepme yüzünden aynı sorunla karşılaşması muhtemel. Bu arada cihatçılar Batıya saldırılar düzenleyebilecekleri yeni bir terör üssü bulmuş oldu. Bunların hepsi Suriye savaşı başlarken öngörülebilirdi; hatta (Suriye) Devlet Başkanı Beşar Esad bu uyarıyı yapmıştı."

Bölgede sınırları değişmeyen ülkelerin binlerce yıllık tarihe sahip olan Mısır ve İran olduğunu belirten Oborne, Mısır iç çalkantılarla uğraşırken, İran'ın 11 Eylül saldırılarından beri El Kaide'ye karşı birlikte mücadele teklifinde bulunduğunu hatırlatıyor.

Oborne, ABD Başkanı Obama ve İngiltere Başbakanı David Cameron'a, "Yeni müttefikler seçmeliyiz ve İran bunlardan biri olmalı" diye sesleniyor.

Kürt yönetiminin tutumu
Indedendent'ta Patrick Cockburn; Felluce, Ramadi ve Musul'un ardından birçok kentin daha IŞİD'in eline geçmesini, "Irak'ta Amerikan rüyasının sonu" diye yorumluyor.

Cockburn, olası bir karşı harekatta, Kürt yönetiminin silahlı gücü olan peşmergelerin önemli bir rol oynayabileceğini belirtiyor.

Gazetenin eski Orta Doğu editörü Harvey Morris, Kürt yönetiminin Türkiye üzerinden petrol ihracına yönelmesi nedeniyle Bağdat-Erbil ilişkilerinin zayıf olduğunu hatırlatarak, peşmergelerin bu yüzden Musul'da IŞİD'e karşı harekete geçmediğini ima ediyor.

TOMA tartışması
Times ve Guardian gazetelerinin haberlerinde, Londra Belediyesi'nin Türkiye'de Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) olarak bilinen tazyikli su sıkma araçlarından alma niyetiyle ilgili haberler yer alıyor.

Haberlere göre, İngiltere İçişleri Bakanı Theresa May, bu araçların ülkede kullanılmasına izin vermekte tereddüt ediyor.

İngiltere Başbakanı David Cameron ise polisin ihtiyaç duyduğu araçların sağlanması gerektiği yönünde görüş belirtiyor.

Araçların kullanılmasının ne gibi sağlık ve güvenlik sorunları doğurabileceği konusunda uzmanlardan rapor bekleyen May'in, ay sonuna doğru kararı vermesi bekleniyor.

Hükümetten olumlu karar çıkması halinde Londra Belediyesi Almanya'dan 3 adet ikinci el TOMA satın alacak.

Tayland analizi
Financial Times'in günlük analiz sayfasının bugünkü konusu Tayland'daki darbe

Michael Peel ve Davit Philling, ülkenin "liberal açıklık" konusundaki itibarının; keyfi gözaltılar, sansür ve dikta yönetimi ile yerle bir olduğu vurgulanıyor.

Tayland generallerinin ülkeyi kendi hayallerine göre şekillendirme ve seçkinleri yeniden iktidara taşıma peşinde olduğunu belirten yazarlar, yeni çatışmaların kapıda olduğu uyarısında bulunuyor.

Almanya Basını
Landeszeitung gazetesinde, terör tehlikesinin Avrupa'ya sıçrama olasılığına dikkat çekiliyor:

“Terör örgütü IŞİD hızla ilerliyor. Batı'da buna rağmen hüküm süren vurdumduymazlık başımızı derde sokacak. Zira Bush yönetiminin Irak'ta fiyaskoyla sonuçlanan, kendi deyimiyle 'Haçlı seferi'nin, acı sonuçlarını biz metropollerimizde göreceğiz. Bir ay önce Brüksel'deki Yahudi müzesinde IŞİD'in yetiştirdiği bir Fransız cihatçının kanlı terör saldırısıyla öfke kusması gibi. Ancak Batı'yı zora sokan sadece ülkelerine geri dönen yerli cihatçılar değil. Suriye ve Irak'ta savaşan binlerce Çeçen de Türkiye'yi ve Batı'yı hedef alabilir, özellikle de cihadı Kafkasya'ya yeniden taşıyamayacaklarını anlarlarsa.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung'da da aynı konuda bir yorum dikkati çekiyor:
“Suriye'deki savaşın yalnızca yerel boyutlarda kalacağına her kim inanmış ise IŞİD militanlarının Musul'u ve Irak'ın kuzeyindeki diğer şehirleri ele geçirmesi ona iyi bir ders veriyor. Bin Ladin'in El Kaide ile başaramadığını Iraklı Ebubekir El Bağdadi başarıyor: Bizim güvenliğimizi de tehdit edecek bir terör devleti kurmak. Afganistan'da olduğundan çok daha fazla sayıda silahlı cihadçı bu örgüt için savaşıyor. Yeni olansa, aralarında bir gün ülkelerine geri dönecek olan binlerce Avrupalı teröristin bulunması. Bir başka yenilik, bu ‘İslam devleti'nin, ülkeler arasındaki sınırları tanımaması. Örgütün bu hızlı yayılmayı koruma karşılığı aldığı haraçlarla finanse ettiği biliniyordu. Maliki hükümeti buna karşı hiçbir önlem almadı.”

Neue Osnabrücker Zeitung'da ise Irak'ta bir iç savaş çıkabileceği yorumu yapılıyor:
“Başbakan Nuri El Maliki, açıklamalarını hayata geçirir ve halkı direniş için silahlandırırsa, açık bir iç savaş tehlikesi doğar. Hükümet zayıf ve bunda El Maliki'nin de sorumluluğu var. Şu ana kadar sadece Şiileri esas alan bir mezhep politikası yürüttü ve Irak'ta ulusal birlik sağlamaya çalışmaktansa, Irak toplumundaki uçurumları daha da derinleştirdi. Batı'nın IŞİD konusundaki bağırıp çağırmaları ise oldukça geç duyulmaya başladı. Teröristlerin güçlü bir şekilde Suriye savaşına dahil oldukları uzun zamandır biliniyor. Terör tehdidi, bölgesel değil, sınır tanımıyor. IŞİD bir süre önce El Kaide ile bağlarını koparmıştı. Kendi ayakları üzerinde durabilecek güce sahip. Bu dünya için yeterli bir uyarı olmalı.”

Ostsee Zeitung'da da Irak'taki iç savaş tehlikesinin büyüdüğüne dikkat çekiliyor:
“Irak hiç olmadığı kadar derin bir kaosa sürükleniyor. IŞİD militanlarının ülkenin merkezinde kontrolü ele geçirmesi, merkezi yönetimin güçsüzlüğünü ortaya seriyor. Yalnızca kuzeydeki Kürtler siyasi ve askeri bakımdan bir güç olmayı başardı. IŞİD'le birlikte, yeni ve çok tehlikeli bir oyuncunun Irak'ın stratejik satranç masasına oturmuş olması bir tesadüf değil. Görülen o ki, Suudi Arabistan ve Katar gibi muhafazakar Körfez ülkelerinin mali desteğiyle, Suriye savaşında Esad birlikleri tarafından köşeye sıkıştırılmış ve bir dönemin cihadçı kardeş cephesi El Nusra'dan dışlanmış olan IŞİD teröristleri şimdi Irak'a yoğunlaşıyor. Uzun dönemli başarı sağlama ihtimalleri yok denecek kadar az da olsa, bir iç savaş ihtimali çok büyük. Özellikle de Kürt peşmergelerin, Kürtlerin hak iddia ettiği petrol bölgeleri Musul ve Kerkük'e koruma amaçlı müdahalesi durumunda. Bu, ülkenin güneyinde Şiilerin ayrılma isteğini güçlendirir ve Sünnileri yeni bir çaresizlik savaşının eşiğine getirir. Irak Balkanlaşır, ve yabancı güçler için olgun bir meyveye dönüşür.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.