Header Ads

Yanlış Yerde, Yanlış Puşi

- ALGI SAĞLAM -

Sıkıyönetimden hallice uygulamaların eşliğinde geçirdiğimiz 1 Mayıs’ın ardından gözler günün ve yaşananların bilançosuna çevrildi. Bir yandan İstanbul’da Taksim Meydanı’na çıkma hakkından ve talebinden son ana kadar vazgeçmeyen gruplar öbür yandan Anka-ra’daki kutlamaları Kızılay Güvenpark’ta gerçekleştirmek isteyenler özellikle son bir yıldır örneğini sıkça gördüğümüz ve artık kanıksamaya başladığımız polis şiddetine ve orantısız güç kullanımına maruz kaldı. Sıklıkla sosyal medya ve kimi ana akım medya kanallarından ulaştığımız ve gözlemdiğimiz görüntülerden biri tahmin ediyorum ki benim gibi birçok insan için gördüğü an diğerlerinden sıyrıldı ve malesef bir kez daha yakın zamana dair hafızamız tazelendi.

Ana akım medyada da kendine yer bulan ve ve sonrasında meclise de taşınan konuysa tekrardan önümüze “dağ” gibi bir suç delili olarak konulan “puşi”ydi. Çok değil bundan iki sene evvel gündemimizde olan “Cihan Kırmızıgül”, kamuoyunda bilenen adıyla nam-ı diğer “Puşi Davası”nın dağ gibi “suç delili” tekrar önümüze gümüş bir tepside sunuldu ve puşi takmanın Türkiye Cumhuriyeti’nde suç unsuru teşkil ettiği kafamıza vura vura hatırlatıldı.

Flash TV kameramanı tarafından görüntülenen olayda, birkaçının üzerinde polis yeleği olan sivil polis grubu iki gencin üzerini arıyordu. İçlerinde sırt çantası olan ve göstericilere benzeyen sivil polislerin ablukaya aldığı gençlerden İ.T., sırt çantasının aranıldığı esnada “Amirim yapmayın, İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciyim” diyordu. Polisin “Taksana şunu” demesiyle birlikte sırt çantasından çıkardığı puşiyi zorla gencin boynuna geçirmesini, gençlerin “Bizim değil” diyerek polise itiraz ettikleri izlediğimiz görüntülerde gözlemlediği-miz manzaralardandı. Gençler boyunlarına puşi sarılı halde fotoğraflandıktan sonra polisin “Çektik bitti” dediği de kayıtlarda duyduğumuz bir başka cümleydi.

Elbette “puşi” daha öncesinden de aşina olduğumuz bir “suç delili”ydi ve artık durumun nelere gebe olduğunu az çok tahmin edebiliyorduk. 2010 yılıyla birlikte gündemimize dahil olan ve birçok hukukçuyu malum “cübbelerini” giymekten utandıran bir “Puşi Davası” vardı. Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül, hiçbir hukuki dayanak ve delil olmaksızın "terör örgütü üyesi" olması suçlamasıyla 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştı. Kağıthane’deki BİM markete yapılan molotof kokteylli saldırıda polis ekipleri olay sonrasında eylemci grubundan kimseyi yakalayamamış ve o sırada otobüs durağında bekleyen Cihan Kırmızıgül’ü eylemci grubunda bulunanlar gibi puşi takması sebebiyle gözaltına almıştı. Geçen hukuki sürecin birçok aşamasında polislerin ve gizli tanığın verdiği ifadelerde "Cihan'ı molotof kokteylini atarken görmedik”, "Gözaltına aldığımız şahsın aslında olaylara karıştığını görmedik, emin değiliz." beyanları “puşi”yi aklamamış ve Cihan’ın 11 yıl 3 ay ceza almasının önüne geçememişti.

Temelde yatan asıl problematik Özel Yetkili Mahkemeler ve Terörle Mücadele Kanunu’ndan kaynaklanmaktaydı. ÖYM’lerin yetkileri kadar davaları yorumlama şekillerinin de bir o kadar geniş olması, soyut delillerden yola çıkarak davada "Terör örgütüne üye olma-makla birlikte örgüt adına suç işleme” hükmünün esas alınmasına sebebiyet vermişti. Be-lirtilen hükme ilişkin özel bir yaptırımın da bulunmamasından kaynaklı, doğrudan örgüt üyesiymiş gibi aynı cezalandırmalara tabi tutulmasına neden olmuştu. Yargıtay’ın bozma kararından sonra yapılan ilk duruşmada belirtilen hükümden 5 yıl 6 ay 20 gün ve “Mala zarar verme” suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştı.

Bunların hepsini alt alta koyduğumuzda, yaşanan süreçte değişen tek şeyin geçen zaman olduğu hepimiz tarafından bir kez daha görüldü. Geçmişte Doğu ve Güney Doğu mitinglerinde Başbakan boynuna puşi takarak meydanlara çıkmış fakat kendisini ne göz altına almaya çalışıp fişleyen bir polis memuruna, ne de kendisi hakkında 11 yıl 3 ay istenen bir davaya denk gelmemiştik. Demek ki bu ülkede sadece belli makamlarda ve mevkilerde olanların takmasına-giyilmesine müsade edilen aksesuarlarımız, giysilerimiz var.

Önümüze zoraki suç delili olarak sunulan bir takım şeylerin varlığını kabulleniyor olmamızdan geçtik, bu suç delilinin sosyo-ekonomik durumu yüksek kesimlerden yöresel aksesuarı olarak kullanan bireylere kadar geniş bir yelpazede kabul görmüş olması bizlerin modadan anlamayan bireyler olduğumuzu düşündürtmeye başladı. Aksi bir ihtimalle durumun izahının pek mümkün olamayacağına, en azından şahsım ve çevremdekiler olarak kanaat getirdik.

Birinin acilen bizleri ülkede hızlıca değişen moda trendlerinden haberdar etmesi gerek, yoksa her an yanlış yerde yanlış puşiyi takmış olabiliriz.

Algı Sağlam

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.