Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (7 Mart 2014)


Almanya Basını
Berlin'de yayımlanan Die Welt gazetesi Türkiye ile ilgili şu yorumu yapıyor:
“AKP şu günlerde Kürtlerle yeni bir uzlaşma arayışında. Yeni haklara kavuşan ve kendilerine siyasi vaatlerde bulunulan Kürtler, Türkiye'deki krizin kazananları konumunda. Fakat ülkenin geleceğine yönelik kavgada ve polis devletinin güçlendirilmesi emarelerinin görüldüğü bir ortamda onlar da tehlikede. Zira siyasi rüzgârın günün birinde ters yönden esmesi halinde, bunun ilk kurbanı Kürtler olacaktır. Giderek tırmanan devlet krizini körükleyen bir unsur da Erdoğan ve genel başkanı olduğu AKP dışında ülkeyi istikrarlı bir şekilde yönetebilecek gücün olmayışı. Erdoğan'ın umudu, ‘Avrupa değerlerinin' kendisi için olduğu gibi Avrupa Birliği için de günün birinde hiçbir öneme sahip olmaması ve nihayetinde, ehven-i şer olarak görüp Avrupalıların ona tahammül etmeyi sürdürerek, yardım etmesi.”

Augsburger Allgemeine gazetesi ABD ve AB'nin Rusya'ya yönelik yaptırım kararlarını şu şekilde yorumluyor:
“ABD Başkanı Barack Obama'nın Rus hükümetine yönelik yaptırım kararları Moskova'da, en azından ilgili siyasetçi ve yöneticiler nezdinde hissedilir bir durumda. Ne var ki Avrupa Birliği'nin Ukrayna'nın Kırım Yarımadası'ndaki Rus işgaline karşı tepki olarak getirdiği cezalar, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'de bezgin bir omuz silkmeden başka sonuç doğurmayacaktır. Avrupa Birliği'nin tepkisi bir okşama gibi gelecektir.”

Münih'te yayımlanan Süddeutsche Zeitung Avrupa Birliği'nin Rusya'ya tepkisinin yeterli olmadığı yönünde bir yoruma yer veriyor:
“Başına buyrukluğun karşısına kararlılığın konması elbette yanlış değil. Ukrayna'nın doğusundaki gerginlik Rusya'nın yardımı sonucu büsbütün alevlenirse, o zaman ülke her yeri kapsayan, açık bir iç savaşa girer. Avrupa Birliği'nin o nedenle en azından haksızlığı haksızlık olarak tanımlaması şart. Gerginliğin daha da tırmanmasından ürkerek Ukrayna'ya sırt çevirenler, ülkenin toprak bütünlüğünü hesaba katmayanlar, haksızlığın çiğliği karşısında yenilgiyi kabul ediyor demektir.”

Neue Osnabrücker Zeitung gazetesinin Ukrayna-Rusya arasındaki gerginliğe ilişkin yorumu şöyle:
“Amerika Birleşik Devletleri de soğuk savaşın kurallarını unutmamış. Rusya'ya yaptırımlar uyguluyor, Rus sınırı yakınlarına savaş gemileri ve savaş uçakları gönderiyor. Dikkat! 2008 yılındaki Gürcistan krizinde olduğu gibi Kiev yönetimi de bu tür jestlerin ve Avrupalıların dayanışma söylemlerinin etkisiyle gerçekten de bir askeri çözüm arayacak cesareti kendisinde bulabilir. Fakat Kırım nedeniyle bir savaşa girmek saçmalıktan başka bir şey değildir.”

İngiltere Basını
Financial Times’ın başyazısında, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e “tavrını takınma” çağrısı yapılıyor.

“Gül için tavrını takınma zamanı” başlıklı yazıda, Erdoğan’ın Başbakanlık koltuğunda oturduğu 10 yılı aşkın süre boyunca Türkiye’nin siyasi ve ekonomik dönüşümüyle, gelişmekte olan ülkelerin “yıldızı” haline geldiği belirtiliyor.

Ancak Erdoğan hükümeti ile eski müttefik Fethullah Gülen hareketi arasındaki siyasi çekişmenin, ekonomik beklentilere ve itibara zarar verdiğini kaydediyor FT.

Gazeteye göre, siyasi çalkantı iki boyutta ilerliyor:

Erdoğan ve hükümet üyelerinin yolsuzluk ilişkilerini sergileyen gizli dinlemeyle edilmiş ses kayıtlarının yayımlanması,Gülen hareketi üyesi olduğu sanılan binlerce polisin görev yerlerinin değiştirilmesi; güçler ayrılığı ilkesine aykırı olarak yargıç ve savcılar üzerinde hükümet kontrolünün artırılması; internete erişim kısıtlamaları.

Başyazıda şu ifadeler kullanılıyor:

“Bu yıkıcı kavgayı dışarıdan gözlemleyenler bir tarafı tutmaktan kaçınmalı. Hangisinin öbüründen daha çok kaygı verici olduğu tartışılır. Erdoğan göz göre göre, iktidara geldiği ilk yıllarda Türkiye AB üyeliğine talipken yürürlüğe getirdiği önemli anayasal reformları ortadan kaldırıyor. Bununla birlikte, Gülencilerin saldırganca oynadığı ‘devlet içinde devlet’ rolüne, işleyen hiçbir siyasi sistemde göz yumulamaz.”

“Diğer yandan, hiç kuşku yok ki bu kavga Türkiye’nin uluslararası imajına zarar veriyor. Özellikle ekonomi konusunda bu böyle. Özellikle mali ihtiyaçları için sıcak paraya ihtiyaç duyduğu göz önüne alındığında, Türkiye, mali piyasalardaki tedirginlikler konusunda oldukça kırılgan durumda. ABD’nin para politikasını incelttiği bir sırada Türkiye siyasi çalkantıyı göze alamaz.”

“Sonunda, AKP içindeki önde gelen isimler Başbakan’ın pozisyonunu sorgulamaya başlayabilir. Eğer yolsuzluk iddiaları bu ayki seçimde Erdoğan’a desteği ciddi biçimde aşındırırsa, AKP’nin liderliği konusunda Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün meydan okumasıyla karşılaşabilir. Gül, Erdoğan’ın eskiden beri müttefği ve aynı zamanda Gülen hareketine de yakın. Gül’den gelecek bir çıkış, Türkiye’deki krizin kontrolden çıkmasını durduracak tek şey olabilir.”

Öte yandan, Türkiye’deki muhalefet hareketinin çok parçalı olduğuna ve halen halk içinde desteğe sahip olan Erdoğan’ın “gözden çıkarılamayacağına” dikkat çekiliyor.

“Ama uzun süredir iktidarda. O orada kaldıkça, hukukun üstünlüğü ve Türkiye’nin kurumları daha da zayıflayacak gibi” denilen başyazıda, bu tehlikeyi Gül’ün savuşturabileceği öne sürülüyor.

İstanbul yarışı
Financial Times’taki bir haber, “Erdoğan, İstanbul’daki başkanlık yarışını gölgeliyor” başlığını taşıyor.

Gazeteye konuşan CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Mustafa Sarıgül, esas rakibinin eski İstanbul Belediye Başkanı ve Başbakan Erdoğan olduğunu belirterek, “İstanbul’dan geldi, İstanbul’dan gidecek. İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” diyor.

Eski Şişli Belediye Başkanı, “Aramızda birçok ortak nokta var ama ilkelerimiz çok farklı” diyerek, kendisinin de ortalama bir Türk olarak mütevazı bir aileden geldiğini ve kız kardeşinin başörtüsü taktığını belirtiyor.

Haberde, Sarıgül’ün anketlerde AKP’li rakibi Kadir Topbaş’ın 8 puan geride gözükmesine karşın, yolsuzluk kayıtlarının yayımlanmaya devam etmesiyle birlikte adayların başa baş hale gelebileceği belirtiliyor.

CHP İstanbul İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, İstanbul’da “aritmetik avantaj” sahibi olmadıklarını kabul ederek, “Erdoğan’ın karizması seçmenler için önemli bir şey. Hâlâ Erdoğan zihinlerinde bitmiş değil” diyor.

Kadınların çalışma yaşamındaki yeri
Financial Times bugün gelişmekte olan ülkelerde kadınların iş dünyasındaki yerini irdeleyen bir ek veriyor. Ekteki yazılardan biri Türkiye’de kadınların çalışma hayatına katılımıyla ilgili.

Piotr Zalewski imzalı yazıda öncelikle Ümit Boyner, Arzuhan Doğan Yalçındağ ve Fortune dergisi tarafından dünyanın ikinci en güçlü kadını seçilen Güler Sabancı gibi kadınlar örnek veriliyor.

Dünya Bankası verilerine göre, Türkiye’deki şirketlerde kadın baş yönetici oranı %12. Grant Thornton raporuna göre, üst düzey yöneticiler arasında kadınların oranı %25’e kadar çıkıyor.

Türkiye’de kadınların genel istihdam oranı ise OECD ortalamasının yarısı kadar: %29.

Dünya Ekonomik Forumu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği raporunda 136 ülke arasında 120. sırada yer alan Türkiye, kadınlar için ekonomi ve fırsat eşitliği sıralamasında 7 sıra daha geride bulunuyor.

İTÜ’den Doç. Dr. İpek İlkkaracan, 8 yıllık temel eğitim almış bekar kadınlarda çalışma hayatına katılım oranı %48 iken, evli kadınlarda bu oranın %18’e kadar düştüğüne dikkat çekiyor.

“Kadınlar evlenir evlenmez veya çocuk sahibi olur olmaz emek piyasasından çıkıyor” diyen İlkkaracan, kadınların çalıştığı sektörlerde genellikle annelik izni olmamasını ve düşük ücretlerin özel çocuk bakımını karşılamaya yetmemesini sebepler arasında sayıyor.

İlkkaracan, AKP’nin kadınların iş dünyasına katılımını teşvik ettiğini söylemesine karşın, Başbakan Erdoğan’ın “en az 3 çocuk” söyleminin bununla çeliştiğine dikkat çekiyor.

“İslami yaşam ve moda dergisi” Hayyat’ın editörü Zeynep Hasoğlu ise başörtüsü yasağının kalkmasıyla, daha önce çalışamayan çok sayıda kadına fırsat doğduğunu belirtiyor.

“Hükümetin yasağı 2013’te neredeyse tamamen kaldırmasıyla ve yükselen ‘İslami burjuvazi’ ile kapalı kadınlar işyerlerinde daha çok görülüyor” diye yazan FT, Hasoğlu’nun şu sözlerini aktarıyor: “Kamu hastanelerinde onlar çay getirenler veya temizlik yapanlardı. Şimdi doktorlar onlar.”

İlkkaracan, başörtüsü yasağının kalkmasıyla çalışan kadın sayısının çok az arttığını belirtirken, Hasoğlu, kız çocuklarının “zengin bir kocayla evlenme” hayaliyle büyütülmesinin sorunun temelinde yattığını savunuyor.

Suriye’de ‘güney cephesi’
FT’de dikkat çeken analizlerden bir tanesi, Suriye ile ilgili.

Barzou Daragahi ve Erika Solomon imzalı haberde, Suriye’nin kuzeyinde İslamcı muhalifler ve El Kaide çizgisindeki militanlar arasında çatışmalar sürerken, isyancıların Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimine karşı başkent Şam’ın güneyinde yeni bir cephe açmaya çalıştıkları anlatılıyor.

Habere göre, bu çabaya destek olan ülkelerin başında Suudi Arabistan ve ABD geliyor.

Brookings Doha Centre uzmanı Charles Lister, muhaliflerin kontrol altındaki bölgeden 120 km. uzaktaki Şam’a uzanan bölgenin düzlük olduğuna dikkat çekerek, ulaşım hatlarının isyancıların kontrolüne geçmesi halinde hızlı bir ilerleme kaydedilebileceğini öne sürüyor.

Independent’ın Suriye ile ilgili haberindeyse, Rusya ve ABD’nin girişimiyle yapılan ‘kimyasal silahların imhası’ anlaşmasının Suriye yönetimi tarafından söz verilen takvim uyarınca yerine getirilmediğine ilişkin eleştiriler aktarılıyor.

Diğer yandan, bu gecikmede isyancıların konvoylara yönelik saldırılarının ve güvenlik kaygılarının da rol oynadığı belirtiliyor.

Fransa Basını
Fransız Le Monde gazetesi, Rusya'nın ABD Başkanı Barack Obama'nın zaaflarından yararlandığı yorumunda bulunuyor:
“Moskova, Başkan Obama'nın zaaflarını hissetti. Bu durum Kremlin'in efendisini, Slav komşulara karşı sert yöntemler kullanmaya teşvik etmiş olabilir. Bu algının nedeni, Obama'nın Avrupa'ya karşı kişisel ilgisizliği ile açıklanabilir. Obama'nın 2013 başında Suriye konusundaki çekimserliği, kimyasal silahlar konusunda kendi çektiği kırmızı çizgiyi savunmaktan kaçınması ödleklik olarak anlaşılmış olabilir. Altı ay sonra da işte Kırım'da gövde gösterisi yaşanıyor.”

Rusya Basını
Moskova'dan bulvar gazetesi Moskovski Komsomolez, Rusya'nın Kırım krizindeki rolünü ele alıyor:
“Kırım artık dünyanın kaderini olmasa da Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerin kaderini belirleyecek bir noktaya ulaştı. Kremlin gerçekten de ciddi ciddi ‘1954'teki adaletsizliği’ düzeltmek ve Kırım'ı Rusya'ya katmak istiyorsa, bunun için daha iyi bir zaman seçemezdi. Rusya çok güçlü bir şekilde kazanabilir. Yoksa muhtemelen böylesine riskli bir oyuna girişmezdi. Ama Rusya'nın kaybetmesi de bir o kadar olası. Modern Rusya, şimdi her şeyi kaybetme hakkını bize tanımayacak kadar fazla kazanımlar edindi. Vladimir Putin bunu bir an bile aklından çıkarmamalı.”

İsveç Basını
İsveç'tenSydsvenskan gazetesi ise Ukrayna krizinde AB'nin konumunu irdeliyor:
“AB ile Rusya arasındaki bağımlılık karşılıklı. Rusya, Birlik'in en önemli ticarî ortaklarından biri ve AB'nin petrol ve doğalgaz tüketiminin dörtte birini karşılıyor. Sert yaptırımların bedeli AB için de ağır olur. Ayrıca Putin'in demokrat olmayan biri olarak, kamuoyunu dikkate alma zorunda olmama avantajı da var. Bu da ekonomik olarak canını acıtacak sınırı yukarı çekiyor. Gerçekçi bakıldığında AB'nin olanakları kısıtlı. Ama pes edip savaş meydanını terk etmek için de neden yok. AB'nin yumuşak gücünün Rusya'nın sertliğine galip gelmesi umuduyla Ukrayna'daki demokratik güçlerin siyasî ve ekonomik olarak desteklenmesine devam edilmeli.”

Hollanda Basını
Hollanda'nın Amsterdam kentinde yayımlanan De Telegraaf gazetesi ise yarım yamalak yaptırımların güçlü Rusya'nın canını acıtmayacağı yorumunda bulunuyor:

“Kremlin'dekiler şu an muhtemelen gülmekten kırılıyorlardır. Gerçi uluslararası topluluk Kırım'ın yasadışı işgalini keskin sözlerle kınadı. Ama işte o kadar. Söylem ve yarım yamalak yaptırımlar, 'Havlayan köpek ısırmaz' diye görülecek ve Rusya devinin canını acıtmayacaktır. Dolayısıyla Rusya, şimdiye kadar kendi gözünde başarılı olan Kırım aksiyonu için sadece küçük bir bedel ödüyor. Özellikle de AB'nin güçsüzlüğü acı verici. Avrupa küçük bir çocuk gibi kenar çizgisinde durmuş, kendi yanlış davranışları nedeniyle uykusundan uyandırılmış milliyetçilik devinin savunmasız avın üzerine yürüyüşünü seyrediyor.”

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.