Avrupa Basınında Bugün (28 Mart 2014)
İngiltere BasınıTürkiye'de Twitter'den sonra YouTube'a da erişimin engellenmesi İngiltere gazetelerinde geniş yer buluyor.
Financial Times gazetesi baş sayfasında, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Suriye'yle muhtemel bir savaşı değerlendirdikleri iddia edilen konuşma kayıtları nedeniyle, zor durumdaki hükümetin YouTube'a erişimi engellediğini aktarıyor.
Gazete, kararın 'Erdoğan'ın, iktidarı için bir referanduma dönüştürdüğü yerel seçimlerin hemen öncesinde gerginliğin arttığı bir döneme rastladığına" dikkat çekiyor.
Haberde, hükümetin geçen hafta da "yolsuzluk iddialarının yayılması için kullanılan Twitter'ı kapattığı, ABD'nin bunu kitap yakmaya benzettiği belirterek şöyle deniyor:
"Fakat, YouTube'a konan son ses kaydı daha önce Erdoğan ve yakın çevresi arasında geçtiği öne sürülen, zan altında bırakıcı kayıtlardan daha da yakıcı görünüyor. Kayıt, Pazar günkü seçimler öncesinde siyasi kavgayı daha da kızıştırdı. Erdoğan bu seçimlerde muhaliflerine yanıt olarak ikna edici bir zafer elde etmeye çalışıyor. Son bir kamuoyu yoklaması, AKP'ye desteğin yüzde 46 olduğuna işaret ediyor. Ancak parti, İstanbul ve Ankara'yı elinde tutmak için mücadele ediyor."
Haberde, Erdoğan'ın bazı müttefiklerinin ulusal güvenliği tehlikeye atması nedeniyle bu kayıtların ters tepeceğine inandıkları belirtilen yazıda, bu ay kaydedildiği düşünülen bant kaydında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın Suriye'ye askeri müdahale için nasıl zemin oluşturabileceğini tartıştığı iddia ediliyor.
Financial Times, Davutoğlu'nun bu konuşmaların gizlice kaydedilmesini "savaş ilanı" olarak nitelediğini aktarıyor.
Orhan Pamuk: Kötüyken daha da kötü oldu
Guardian gazetesi de, birinci sayfasında Yazarlar Birliği Pen'in Twitter'ın yasaklanmasına bir açık mektup yayımlayarak sert tepki gösterdiğini aktarıyor.
Haberde Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk'un Türkiye'de durumun "kötüden daha da kötüye hatta korkunca doğru gittiğini söylediği" belirtiliyor.
Pamuk, Guardian'a mülakatında "Türkiye'de ifade özgürlüğünün şimdiki kadar kötü olduğu zaman oldu. 2008'de YouTube'un kapandığı zaman gibi. Ama o zaman en azından gelecek konusunda umutluyduk. Oysa şimdi değiliz." diyor.
Aynı gazetede yer alan yerel seçimlerle ilgili bir haberde ise, 'Türkiye'nin seçimde Erdoğan konusundaki hükmünü vereceği" belirtiliyor.
Okmeydanı'ndan izlenimlere yer verilen yazıda özetle şöyle deniyor:
'Erdoğan böl ve yönet strateji uyguluyor'
"İstanbul'un merkezinden 10 dakika uzaklıktaki semtte, hükümeti destekleyen muhafazakarlarla, solcu muhalefeti destekleyen mahalleleri ayıran 'sınır'ı zırhlı polis araçları koruyor. Okmeydanı Türkiye'nin en büyük şehrini ve başkenti kimin yöneteceğine karar verilecek olan seçimler öncesinde ortadan ikiye bölünmüş durumda. Semtte seçimler öncesinde polisle çatışmalarda iki gencin ölmesi nedeniyle gerginlik had safhada."
"Seçimler, geçen yazki sokak gösterilerinden sonra Erdoğan için ilk sınav. Erdoğan'ın 11 yıllık iktidarı birçok açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıya ve otoriter tarzına muhalefet artıyor. Erdoğan, yolsuzluk iddiaları karşısında, halkı sadık olanlar ve hainler olarak bölme stratejisini benimsemiş görünüyor. Böl ve yönet stratejisinin sonuçları Okmeydanı'nda çok belirgin. Okmeydanı'nın yukarı kısmında Alevi azınlık yaşıyor. Duvar yazıları radikal solcu grupların hakimiyetine işaret ediyor. Duvarlarda 'Faşistler Giremez' ve 'Berkin Elvan Ölümsüzdür' yazıyor."
'Sınır'ın diğer tarafında ise İslamcı ve sağcı partilerin bayrakları dalgalanıyor. Duvarlarda 'Okmeydanı Komünizme Mezar Olacak' ve 'Şehitler Ölmez' yazıyor. İki gencin de babasının çocuklarının ölümünün istismar edilmemesi çağrısına rağmen Erdoğan, semtteki çatışmalarda başında vurulan 22 yaşındaki Burakcan Karamanoğlu'nu şehit, ekmek almaya giderken öldürülen 15 yaşındaki Berkin Elvan'ı da terörist olarak niteliyor."
"Semtteki bir tekstil işçisi, Erdoğan'ın idaresi altında hayatın daha iyi olduğunu söylüyor; 'Daha önce suç vardı. Sokaklar pisdi. Dükkanlarda alınacak bir şey yoktu. Şimdi bol bol her şeyimiz var. Barış da var. Askerler ölmüyor. CHP, iyi bir lider çıkarırsa oyumu veririm. Ama kimseyi göremiyoruz' diyor."
"Başka biriyse Erdoğan'ın yönetim tarzının bu şekilde devam edemeyeceğini söylüyor; 'Türkiye'de insanların yarısı Erdoğan'ı koşulsuz seviyor. Diğer yarısı da gerçekten nefret ediyor. Bir yarısı onun sesini duymaya, posterlerde yüzünü görmeye ya da televizyonda görmeye dayanamıyor. Bir ülkeyi böyle nasıl yönetebilirsiniz?"
'Baskıcı önlemler'
Independent gazetesinde ise "Skandalı örtbas etmek için baskıcı önlemler" başlıklı bir haberde, Milliyet gazetesinin sahibi Erdoğan Demirören'le Başbakan Erdoğan arasında geçtiği öne sürülen bir telefon kaydına gönderme yapılarak şöyle deniyor:
'Türkiye'nin likit gaz pazarının yüzde 15'ini elinde tutan Demirören, Erdoğan'ın hakaretlerinden sonra 'Benden ne yapmamı istiyorsun' diyerek ağlamaya başlıyor. Buna benzer kayıtlar, Erdoğan'ın liderliğini zayıflatıyor. Dün YouTube'a konulan bir ses kaydında dışişleri bakanı, istihbarat başkanı ve diğer üst düzey yetkililer, Suriye'ye muhtemel müdahaleyi tartışıyor. Bu kayıtın gerçek olup olmadığı belli değil ama hükümetin arka arkaya sosyal medya sitelerini kapatma kararı Erdoğan'ın denetiminde olan bilgiyi susturmak için neler yapabileceğini ortaya koyuyor."
"Polisin bazı bakanların oğullarını gözaltına almasından sonra hükümet giderek daha derin skandallara batıyor. Pazar günkü yerel seçimler, 11 yıllık Erdoğan iktidarı için bir referandum olarak görülüyor. Genişleyen rüşvet soruşturması, geçen yaz Gezi Parkı protestolarına sert müdahale ve ekonominin yavaşlamaya başlaması nedeniyle Erdoğan büyük baskı altında. "
Economist: Erdoğan'ın çıkışı yok
İngiliz Economist dergisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın giderek daha "otokratik" bir lider haline gelmeye başladığını ve ülkesine zarar vermekte olduğunu öne sürüyor.
Yazıda özetle şöyle deniyor:
"Erdoğan'ın Vladimir Putin'e teşekkür etmeli. Çünkü Rusya Federasyonu Başkanı'nın Ukrayna'ya saldırısı haftalarca manşetleri işgal etti. Bu yolsuzluk skandalından, kendisini ve müttefiklerini korumak için tasarladığı gibi görülen, özgürlükleri sınırlayıcı bir dizi yasa nedeniyle uluslararası alanda az bir kınamayla kurtulmasını sağladı."
Erdoğan'ın seçmenlerin desteğine sahip olduğuna inandığına dikkat çeken dergi, 2002'de 'etkileyici bir seçim başarısıyla' iktidara gelen AKP'nin 2007'de yüzde 47'ye 2011'de de neredeyse yüzde 50 oya ulaştığını belirterek şöyle devam ediyor:
"Erdoğan koyu bir çoğunlukçu yaklaşım benimsedi. Seçmen desteği olduğu sürece muhalefeti, protestocuları, yargıçları, savcıları ya da Avrupa'yı dikkate almadan ne isterse yapmaya hakkı olduğunu düşündü. Kurumların zayıf olduğu, güçler ayrılığının yetersiz olduğu bir ülkede böyle bir görüş kaçınılmaz olarak otoriter rejime kayış demektir."
"30 Mart'ta Başbakan'ın halk desteği Gezi protestoları ve yolsuzluk soruşturmasından sonra ilk kez sınanacak. Erdoğan bu seçimi, kendisi ve partisi için referanduma dönüştürdü. Erdoğan seçimlerden iyi sonuç alırsa, halkın sert politikalarına onay verdiğini iddia edecek. Sonuç son derece belirsiz. CHP ve MHP zayıf. AKP, Bursa, Kayseri ve Konya dahil Anadolu'da hala güçlü. Ama son bir yıl içinde AKP'nin desteği azaldı. CHP, sessiz bir şekilde Ankara'yı alacağından emin. Hatta, AKP'yi Erdoğan'ın siyasi kariyerine başladığı İstanbul'da alt etmeyi umuyor. Eğer AKP kötü sonuç alırsa, bir bakanın öngördüğü gibi bölünebilir."
"11 yıllık iktidarı, Gezi ve yolsuzluk davaları dışında Erdoğan'ın seçmenlere yorucu gelmesinin bir başka nedeni de ekonomi. IMF'ye göre, büyüme trendi yüzde 7'den yüzde 3'e düştü. Bu, işsizliğin artmasını durdurmaya yetecek bir oran değil. Türkiye OECD içinde en fazla cari açığı olan ülke. Bu yabancıların güveni açısından Türkiye'yi kırılgan hale getiriyor. Nitekim geçen Nisan'dan bu yana Türk parasının değeri dolar karşısında yüzde 24 düştü ve bu enflasyonu yukarı çekti."
"Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ekonominin alarm verdiği yolundaki uyarıları reddediyor. Amerika'nın faizlerin yükselebileceği sinyalini vermesinden sonra tüm yükselen ekonomilerin etkilediğini, Türkiye'nin Dünya Ekonomik Forumu'nun rekabet gücü endeksinde 77'ncilikten 44'ncülüğe yükseldiğini söylüyor. Ama Türk ekonomisinin zayıflıkları ortada. Türkiye, OECD içinde kadınların iş gücü piyasası içindeki payı en düşük olan ülke. Türkiye Dünya Bankası'nın İş Yapma Kolaylığı listesinde 69. sırada. Türk ekonomisi birçok açıdan orta gelir kapanı içinde: Anadolu kaplanlarının tekstil, mobilya, beyaz eşya ve otomotiv sektöründe sahip olduğu düşük maliyet avantajı, yükselen ücretler (ve fiyatlar) nedeniyle silindi, fakat verimlilik ve vasıflar, daha yüksek değer yaratacak bir üretime geçmeye yetecek kadar iyi değil."
'Siyasi yön belirsiz'
"En önemlisi, Türkiye'nin siyasi yönünün belirsiz olması. Yeni Avrupa Bakanı 2014'ün AB yılı olacağını söylüyor, ama üyeliğe halk desteğinin yüzde 70'ten yüzde 40'a düştüğünü de kabul ediyor. Gerçekte AB ile müzakereler durdu ve büyük ölçüde Erdoğan'ın ilgisini kaybetmesi nedeniyle yeniden başlaması olası değil. Türkiye'nin Nato üyeliği konusunda da daha dışlayıcı olmaya başladığı söyleniyor."
"Erdoğan bundan sonra me yapabilir? Ağustos'ta cumhurbaşkanlığına aday olmayı umuyordu. Ancak son yaşananlar, Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına çıkma şansını azalttı. Bu büyük ölçüde cumhurbaşkanının yetkilerini artıracak düzenlemeler yapamamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle yeniden Gül'ün aday olmasını tercih edebilir ve üç dönem kuralını yıkabilir. Bu başbakan olarak kalmasını sağlar ve belki gelecek yıl yapılacak seçimler erkene alınır. Ancak böyle bir adım Erdoğan'ın otokratik yöntemlerine ilişkin eleştirileri haklı çıkarır."
"Bazıları bununla Putin'in dördüncü kez başkan olma arzusu arasında paralellik kuruyor. CHP milletvekili Aykan Erdemir, bunu sığınaklarında, etrafı evet efendimcilerle çevrilmiş diğer zor durumdaki liderlerin durumuna benzetiyor. Özetle söylemek gerekirse Erdoğan'ın çıkışı yok. Fakat bulsa, ülkesi için iyi olur."
Almanya BasınıFrankfurter Rundschau gazetesi çifte vatandaşlık konusunda varılan uzlaşmayı şöyle değerlendiriyor:
“Hrıstiyan Demokrat Birlik ve Sosyal Demokrat Parti, Alman vatandaşlığı yasasında çifte vatandaşlığa kapıyı, koalisyonun küçük ortağı Hrıstiyan Sosyal Birlik'in arzu ettiğinden biraz daha fazla açtı. Sosyal Demokrat – Yeşiller ortaklığında yönetilen eyaletlerin de desteğiyle Sosyal Demokrat Parti, Birlik partilerini ikna edebildi. Ancak şurası kesin ki büyük koalisyondan daha fazlası bekleniyordu. Uyum politikaları daha akıllıca ve insancıl olsaydı, vatandaşlık yasası büyük bir reformdan geçirilir ve burada on yıllardır yaşayan ve çalışan herkese çifte vatandaşlığın kapısı açılırdı. Ancak maalesef öyle olmadı…”
General-Anzeiger gazetesinde de aynı konuya ilişkin şu satırları okuyoruz:
“Varılan uzlaşma elbette bütün sorunların çözümü değil. Ancak Almanya modern bir vatandaşlık yasasına sahip olmak için adım adım ilerliyor. Adaletsizlikler azaltılıyor, ancak tamamen yok edildikleri söylenemez. Gençleri 23 yaşına kadar ait olacağı vatandaşlıkla ilgili bir seçim yapmaya zorlayan opsiyon modeli dünden beri artık yok.”
Nordsee-Zeitung da Almanya'daki nitelikli eleman sıkıntısına işaret ederek şu değerlendirmeye yer veriyor:
“Yaşlanan nüfusu ile nitelikli iş gücü sıkıntısı çeken Almanya, zaten burada yaşıyor olan gençlere hoyratça davranıyor. Bunu anlayan birileri var mı? Zira bunun aksinin olması gerekirdi. Yani şöyle: Evet, buraya hoş geldiniz. Biz sizi istiyoruz ve size ihtiyacımız var. Avrupa Birliği'nde her iki ülkeden biri çifte vatandaşlığı koşulsuz kabul ediyor…”
Der Tagesspiegel gazetesinde ise Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'in Almanya ziyareti irdeleniyor:
“Çin, Almanya'nın Asya'da en önemli, dünya çapında da üçüncü büyük ticari ortağı… Sekiz yıl sonra Almanya'yı ziyaret eden ilk Çin Devlet Başkanı olan Şi Cinping kalabalık bir heyetle geliyor: Cinping'in ekonomi heyetinde 100'den fazla kişi yer alıyor ve bu seyahatte milyarlarca euroluk yatırımların görüşülmesi bekleniyor. Ziyaretin jeostratejik boyutunun yanı sıra Pekin’le ilişkilerin geliştirilmesi için çaba gösteren Başbakan Angela Merkel de ABD Başkanı'yla birlikte Batılı öncü bir lider olarak yer edindi. Merkel Doğu'da dünyanın en güçlü kadını olarak görülüyor. Ancak Çin'deki demokratikleşme ve insan hakları ihlalleri ile ilgili sorunları da konuşması gereken Merkel'in aynı zamanda Batı'nın Çin'i kendi yanına çekme girişiminin başarısızlığa uğramasını da engellemesi gerekiyor.”
İsveç BasınıLiberal İsveç gazetesi Dagens Nyheter Türkiye'deki mahalli idareler seçimlerinin en az bir genel seçim kadar önemli olduğunu belirttiği yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
“Pazar günü yapılacak olan yerel seçimlerde sadece belediye başkanları seçilmeyecek. Ilımlı İslamcı iktidar partisi AKP'nin bir önceki yerel seçimlere kıyasla nasıl bir netice elde edeceği ve Ankara ile İstanbul gibi büyük şehirleri kaybedip etmeyeceği büyük önem taşıyor. Oylama aynı zamanda Erdoğan'ın otoriter ve dengesiz liderlik tarzının da referandumu olacak. AKP seçimden galip çıkarsa, Erdoğan oylama neticesinden halkın, yolsuzluk iddialarının asılsız olduğuna inandığı, twitter'i yasaklatmasını doğru bulduğu ve siyasetle hukuk devleti arasındaki sorumluluk paylaşımını kaldırmakta haklı olduğu sonucunu çıkaracak.”
İsviçre Basınıİsviçre'nin Neue Zürcher Zeitung gazetesi, Ukrayna'nın ekonomik durumuna yer verdiği yorumunda, yardımın ağır şartlara bağlanmasının hayra vesile olabileceğini yazıyor:
“Uluslararası Para Fonu, Avrupa Birliği ve diğer devletlerin Ukrayna'ya attığı can simidi köklü yapısal reform yapma şartına bağlandı. Gerekli reformlar durmadan ertelenmekteydi. Şimdiye kadar devlet tarafından sübvanse edilen doğalgaz fiyatının yüzde 50 oranında artacak olması hem maliyet gerçekliğine ayak uydurma hem de devlet maliyesini istikrara kavuşturma yolunda atılmış bir adımdır. Aynı zamanda idari yapının daha verimli kılınması ve yolsuzlukla mücadele edilmesi de gereklidir. Bütün bunlar kolay olmayacaktır. Ancak Polonya gibi diğer eski Doğu Bloku ülkeleri, zorla yaptırılan reformların Ukrayna'ya da çok daha iyi bir gelecek yaratabileceğine emsaldir.”
Hollanda BasınıDe Telegraaf adlı Hollanda gazetesi Batı'nın, Ukrayna krizinden dolayı Rusya'ya olan tutumunu değiştirmesinin Kuzey Atlantik İttifakı NATO'nun önemini arttırdığını vurguluyor:
“Putin, Batı'nın kendilerine başka alternatif bırakmadığını, NATO ve Avrupa Birliği'nin eski Varşova Paktı topraklarında ilerlemekte ısrar ettiğini söylüyor. Lakin bunları söylerken Batı'nın kendisini kazanmak için çok çaba harcadığını unutmuşa benziyor. Ticaret anlaşmaları ve NATO-Rusya Konseyi'nin kurulması Putin'e yetmedi. NATO yıllardır kendini ihmal edip, insansız hava araçlarının tanklardan daha önemli olduğu ‘terörizmle yumuşak savaş' stratejisini benimseyince, Putin bunu fırsat bildi. Ama şimdi NATO'nun geleceği garantilenmiş bulunuyor. Şimdiye kadar tarafsızlığı ilke edinen İsveç ve Finlandiya bile NATO'ya üye olmayı düşünmeye başladı.”
İspanya BasınıMadrid'de yayımlanan El Mundo adlı sağ liberal İspanyol gazetesi Almanya Hükümeti'nin sosyal yardımların göçmenler tarafından istismar edilmesini önlemek için aldığı kararları şöyle yorumluyor:
“Almanya'da tasarlanmakta olan düzenlemeler Avrupa Birliği açısından bir paradigma değişikliği anlamına gelmektedir. Önerilen tedbirler Avrupa'nın göbeğinde göçün ne kadar büyük bir tehlike olarak algılandığını gözler önüne seriyor. Bunun ardında seçim kampanyasıyla ilgili düşüncelerin yattığı söylenebilir. Almanya işsizliğin nispeten düşük ve sosyal güvenlik mekanizmasının da daha fazla yükü taşıyabileceği bir ülkedir.
Planlanan kısıtlamalar, öncelikle Bulgaristan ve Romanya'dan gelen göçü sınırlamayı hedef alıyor. Devletten sosyal yardım almak için sahtecilik yapıldığı tabii ki inkâr edilemez. Ama bu tartışma demagojik ve popülist mesajlar yaymak için bahane olarak kullanılmamalıdır.”

YORUM YAZIN