Header Ads

Lüks!

- MURAT UYURKULAK -
İsrail katliamdan ve cinayetten imtina eden bir devlet değildir. Öldürür, katleder, bombalar, ardından işine gelirse bir komisyon kurar ve neler olup bittiğini sorar soruşturur. Sorumlulara da, pek caydırıcı sayılmasa bile, cezalar kestiği olmuştur. Geçenlerde, bitmek bilmeyen bir bitkiselliğin ardından ölen Ariel Şaron’un, 1982’deki Sabra ve Şatilla katliamındaki sorumluluğu böyle bir komisyon tarafından sabit bulunmuştu. Lübnan’daki bu iki Filistin mülteci kampında, İsrail’in desteklediği Falanjist milisler, dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron’un himayesinde, en az 2 bin Filistinliyi öldürdü. Şaron ceza almadı, bakanlıktan istifa etti sadece, sonraki yıllarda başbakan dahi oldu, ama “Beyrut kasabı” lakabı en azından resmen tescillidir diyebiliriz... Zaten ceza alsa ne olacaktı ki... Yıllar sonra Gazze’yi dört taraftan kuşatıp bombalayan ve çoluk çocuk demeden 1500 Filistinli’yi öldüren de aynı İsrail’di...

Neyse... İşte İsrail’in bu “komisyon” alışkanlığını, “Ortadoğu’nun yegâne demokrasisi” olduğunun kanıtlarından biri mahiyetinde yorumlayanlar çıkmıştır hep. Büyük Filistinli düşünür, müteveffa Edward Said bu tür yorumlar karşısında şu şahane cümleyi kurmuştu: “Hesaplaşmak zalimin lüksüdür!”

Tespitin isabetini, en çarpıcı haliyle ABD’ye baktığınızda görebilirsiniz. Kızılderili soykırımından, Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasına, oradan Vietnam Savaşı’na kadar, tarihindeki envai çeşit karanlık ve kanlı sayfayla öyle veya böyle hesaplaşmış veya hesaplaşmaya meyilli olması, ABD’yi Irak’ı işgal edip bir milyon insanın ölümüne yol açmaktan alıkoymadı. Üstelik bilhassa Hollywood, bu kez hesaplaşma temrinlerine epey erken başladı. Daha işgal sürerken, Amerikan yönetiminin politikalarına ve sahada yaşanan trajedilere dair, eleştirel tonlu pek çok film çekildi...

Adına Türkiye dediğimiz bu gecekondu devletin, Edward Said’in sözünü ettiği lüksü tepe tepe kullanmasını ümit etmekle geçti hayatımız, ama nafile...

Ermeni soykırımından Dersim katliamına, Maraşlardan kanlı 1 Mayıslara, 30 yıldır Kürt illerinde estirilen devlet teröründen Roboski’ye kadar, boğazına kadar karanlığa, suça ve kana batmış bir devlet var karşımızda... Hesap sormak, tazmin etmek, özür dilemek istikametinde en ufak bir niyet, zerre kadar gayret göstermediği gibi, zeytinyağı gibi üste çıkma ve kurbanlara hakaret etme kabiliyetine sahip bir devlet bu...

Şimdilerde, evlerinden çuvalla dolar fışkıran muktedirlerin, müthiş bir pervasızlıkla, gözümüzün içine baka baka hukuku katletmesini seyrediyoruz... Onlar da işte bu devletin yetiştirmeleri, aynı geleneğin, benzer zihniyetin temsilcileri... Yani normaldir, beklenir, aksi namümkündür...

İçinden lüks geçen bir söz daha var, sanırım Lenin’e atfediliyor:

“Sadece yüzde 50 oranında dürüst bir düşman, önemli bir lükstür...”

Zalimler asla dürüst olmadılar, olmayacaklar...

Onlar kendi gönülleriyle hesap veremezler, ancak mecbur bırakılabilirler...

Bizim yapmamız gereken de bu: Mecbur bırakmak!

Murat Uyurkulak

*Özgür Gündem
** http://www.ozgur-gundem.com/index.php?module=nuce&action=haber_detay&haberID=96653&haberBaslik=L%C3%BCks!&categoryName=&authorName=%20&categoryID=&authorID=

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.