Avrupa Basınında Bugün (29 Ocak 2014)
İngiltere Basınıİngiliz hükümetinin Suriyeli mültecileri İngiltere'de ağırlamak için kapı aralamasıyla ilgili haberler bu sabahki İngiliz gazetelerinde önemli yer tutuyor.
İngiliz hükümeti Suriye'den 500 mülteciyi ülkede ağırlayacak.
İngiltere Başbakan Yardımcısı Nick Clegg dün akşam saatlerinde yaptığı açıklamada hükümetin ülkeye kabul edeceği Suriyeliler'in kadın, çocuk, cinsel şiddetle karşılaşmış veya karşılaşma riski bulunan, yaşlı, özürlü ve işkenceye maruz kalmış kişilerden oluşacağını söyledi.
Independent bu kararın, gazetenin İngiltere'nin Suriyeli mültecileri kabul etmesi gerektiği yönündeki kampanyasından sonra alındığını yazıyor.
Gazeteler İngiltere'nin, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) 30,000 Suriyeli mülteciyi Suriye dışındaki bazı ülkelere yerleştirme planına dahil olmadığını ancak UNHCR'nin hükümetin adımını desteklediğini yazıyor.
Daily Telegraph, hükümetin bu kararı muhalefetteki İşçi Partisi'nin yoğun baskısı sonrası aldığını bildiriyor.
Suriye'nin kayıp nesli
Gelişmeyi ana sayfasından duyuran Times, konuyla ilgili haberin içinde 'Suriye'nin kayıp neslini' de ele alıyor.
Tom Coghlan imzasıyla Suriye'den yazılmış haberde iç savaşın Suriyeli çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisine yer verilmiş.
Coghlan özetle şunları yazıyor:
"Suriye'deki okulların yüzde 80'i ya yıkıldı ya da hasara uğradı ve birçoğu her iki taraftan da savaşçılar tarafından kullanılıyor."
"Savaş bazı çocuklar üzerinde öylesine büyük bir travma yarattı ki çocuklar iletişim kurmayı kestiler. 'Konuşamıyorlar' diyor Save the Children (Çocukları Koru) örgütünün Orta Doğu müdürü Roger Hearn ve devam ediyor: 'Tamamen sessizler. Ne gördüklerini hayal edemizsiniz."
"Oxford Araştırma Grubu'nun Kasım ayındaki raporuna göre Suriye'deki savaşta 11,400 çocuk öldü."
Guardian'ın manşetinde dün olduğu gibi bugün de İngiltere'de elektronik dinleme ve izlemeden sorumlu istihbarat kurumu GCHQ'nun kitlesel gözetlemeleriyle ilgili bir haber var.
Guardian dün yayınladığı haberde ABD Uluslal Güvenklik Dairesi NSA ve İngiltere'deki muadili GCHQ'nun, 2007 yılından bu yana tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlardaki uygulamalardan bilgi toplama yöntemleri geliştirmek için birlikte çalıştığını aktarmıştı.
Guardian konuyla ilgili bugünkü haberinde GCHQ'nin kitlesel gözetlemelerinin muhtemel olduğunu ancak İngiltere'de konuyla ilgili yasal düzenlemelerdeki boşlukların, GCHQ'ya ceza almadan bu türsuçları işlemeye izin vermiş olabileceğini yazıyor.
'Gelişmekte olan piyasalarla ilgili kaygılar'
Daily Telegraph'ın ekonomi ekinde Türkiye'yi de ilgilendiren bir haber yer alıyor.
Habere göre Türkiye'nin de dahil olduğu, gelişmekte olan piyasalara sahip ülkelerde yerel kurları korumak adına atılan son dönemdeki adımlar küresel düzeyde borç korkusu doğuruyor.
Habere göre Türkiye, Hindistan, Brezilya gibi gelişmekte olan piyasalara sahip ülkelerin büyümeyi olumsuz etkilemesine rağmen yurtdışına sermaye kaçışını engellemek için para politikalarını sıkıştırmak zorunda kalması borç problemlerinin artışı korkusu yaratıyor.
Daily Telegraph, önceki ekonomik krizlerdeki orandan çok farklı olarak bugün gelişmekte olan piyasalar bloğunun dünya ekonomisinin yaklaşık yarısını düzenlendiğine dikkat çekiyor.
Gazetede bu ülkelerde yaşanan sorunların ana nedeninin ABD ve Çin ekonomisiyle ilgili gelişmeler olduğu yönündeki yorumlara da yer verilmiş.
Daily Telegraph'a konuşan Danske Bank yöneticisi Lars Christensen, "Arjantin, Ukrayna ve Tayland gibi sorun içindeki ülkelerin hepsinin yerel hikâyeleri var. Ama bütün bir hikâyenin arkasında Amerikan Merkez Bankası'nın tahvil alımını azaltımı ve Çin'in büyümesindeki yavaşlama var."
'Irak petrolde Suudi Arabistan'a rakip'
Ekonomi ekinde Orta Doğu'daki petrol piyasasıyla ilgili bir haber de dikkat çekiyor.
Habere göre Irak, ham petrol üretimi üç katına çıkartıp İran'la da stratejik işbirliği yaparak Suudi Arabistan'ın OPEC (Petrol İhraç eden Ülkeler Örgütü) içindeki etkisine karşı durmayı hedefliyor.
Haberde Irak Başbakan Yardımcısı Hüseyin Şehristani'nin dün Londra'daki düşünce kuruluşu Chatham House'da düzenlenen Orta Doğu enerji konferansında konuştuğu aktarılıyor.
Şehristani konuşmasında ham petrol üretimini üç katına çıkarma planları kapsamında İran'la işbirliği içinde olduklarını da söylemiş.
'İki film ABD'yi böldü'
Ve son olarak bir kültür sanat haberi…
Daily Telegraph, ABD'de yılın en önemli filmlerinden ikisinin politik temelde izleyicileri böldüğünü yazıyor.
Gazete, 'Amerika'yı bölen filmler' başlıklı yazıda yılın en önemli filmlerinden Lone Survivor (Tek Kurtulan) ve 'The Wolf of Wall Street'in (Wall Street'in Kurdu) ABD izleyicisini böldüğünü aktarıyor.
Martin Scorsese'nin yönettiği ve Leonardo DiCaprio'nun başrol oynadığı filmde manipülasyondan sabıkalı ünlü borsacı Jordan Belfort'ın hayatı anlatılıyor.
Peter Berg tarafından yönetilen 'Lone Survivor'da ABD askerlerinin 2005 yılında Afganistan'da çıktıkları görevde Taliban tarafından pusuya düşürüldükten sonra hayatta kalma mücadelelerin anlatılıyor.
Daily Telegraph, Lone Survivor'ın sağ görüşlü Amerikalılar'ın yaşadığı yerlerde ilgi gördüğünü, 'The Wolf of Wall Street'e ise ABD'nin kıyı kesimleriyle Kanada'daki liberal kesimden ilgi olduğunu yazıyor.
Almanya BasınıDüsseldorf’ta yayımlanan Handelsblatt gazetesi, Brüksel'de dün düzenlenen 32. Rusya-AB Zirvesi kapsamında ikili ilişkileri mercek altına alıyor:
“AB, gönülsüz başlattığı ‘Doğu Ortaklığı’ projesi ile Avrupa’nın doğusundaki ülkelerin Moskova’ya bağımlılığı karşısında bir denge unsuru yaratamadı. Gerçekte AB bunu istemiyor da. Zira aslında kendisi de kriz içinde bulanan AB'nin böyle bir durumda bu ülkelere üyelik perspektifi ve bunu uygulamaya geçirmek için çok miktarda para sunması gerekecek. Bundan dolayıdır ki Avrupa’nın ikinci büyük yüzölçümüne sahip Ukrayna’da istikrarın sağlanması, akan kanın durdurulması ve ülkenin bölünmesinin önüne geçilmesi için Brüksel’in -istese de istemese de- Rusya ile müzakerelerde bulunması şart. Ancak elbette Moskova’yı eski Sovyetler Birliği topraklarının hamisi olarak onurlandırmanın yaratacağı etik çekinceler de yok değil.”
Saarbrücker Zeitung’un aynı konudaki yorumu da şöyle:
“Rusya ile AB yeniden diyalog kurma zorunda. Bunun için de Avrupa’nın yeni doğu politikaları geliştirmesi lâzım. Zira Moskova'nın bölgenin istikrarı konusundaki hassasiyetlerini dikkate almadan bir ortaklık kurulması mümkün değil. Rusya ise hâlâ yayılmacı hedefleri olduğuna inandığı AB hakkındaki düşman imajını bir yana bırakmalı. Ayrıca Kremlin’in temel demokratik ilkeler konusunda anlayış eksikliği var. AB’nin insan haklarını ayaklar altına alan hiçbir rejim ile yakınlaşmayacağını artık Putin’in de kavraması zamanı gelmiştir.”
Süddeutsche Zeitung, Ukrayna’daki son gelişmeleri yorum sütunlarına taşımış:
“Ukrayna Başbakanı istifasını verdi ama Devlet Başkanı koltuğunu koruyor. Barışçıl göstericiler için genel af masada bekliyor, ama on binlerce protestocunun meydanları terk edip evlerine dönmeyi kabul etmesi şartıyla. Bunu yapmadıkları takdirde olağanüstü hal tehdidi geçerliliğini koruyor. Ülkenin çeşitli bölgelerindeki, devlet başkanlığı dairesindeki, polis ve ordudaki şahinler, ‘aşırılara’ ve ‘suç şebekelerine’ karşı boyun eğme politikalarına artık bir son verilmesi zamanının geldiği görüşünde. Ama her şeyden önce ülkede oluşturulacak yeni bir hükümet yine Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’e bağımlı olacak; Yanukoviç de Vladimir Putin’e! Bu gerçeklerden dolayıdır ki Ukrayna medyasının tonu da eski heyecanını kaybetti. Oradaki atmosfer, ülkeyi kasıp kavuran güvensizlik ortamının aynası konumunda. Hem objektif olma arzusu, hem çekinceler, hem de depresyon hali ağır basıyor.”
Frankfurter Neue Presse'nin yorumu da Ukrayna'daki muhalefet ve devlet başkanı Yanukoviç'e ilişkin:
“(Dünya eski ağır sıklet boks şampiyonu) Vitali Kliçko, muhalefetin önderlerinden biri olarak protesto hareketinin devam edeceğini açıkça belirtti. Bu doğru bir strateji. Parlamentonun çoğunluğunu kuklalar gibi dans ettiren bir devlet başkanından ne beklenebilir ki? Dün kendine bağlı milletvekilleri aracılığıyla toplantı özgürlüklerini sertleştirirken, bugün bunu da ortadan kaldırmaya yelteniyor. Yanukoviç'e güven duyulması mümkün değil. Ama devlet başkanı olarak Yanukoviç devlet içindeki önemli yerleri kendi yandaşları ile doldurdu. Yanukoviç dizginleri belki yeniden eline almaya çalışacaktır.”
Avusturya BasınıAvusturya gazetesi Der Standard, Ukrayna'daki iktidar mücadelesine ilişkin yorumunda şu görüşleri savunuyor:
“Ukrayna Başbakanı Nikolay Azarov ülkesindeki ‘anlaşmazlığın barışçıl bir çözüme kavuşmasına olanak sağlamak için’ istifasını verdi. Bu doğru ama gecikmiş bir karar. Hatta Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç için büyük olasılıkla çok geç bir karar. Bu istifa bundan iki ay önce gelmiş olsaydı göstericiler hükümetin istifasını zafer olarak görürlerdi. Ancak muhalefete şimdi sadece piyonun gitmesi yetmiyor, o artık şahın da gitmesini istiyor.”
İspanya BasınıSağ liberal İspanyol gazetesi El Mundo da Ukrayna’da hükümetin istifasını yorum sütunlarına taşımış:
“Sokağın baskısı Ukrayna Başbakanı Nikolay Azarov ile tüm kabinesini istifa etmek zorunda bıraktı. Parlamento, toplanma ve gösteri özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik yasa tasarılarını geri çevirdi. Bu hem muhalefetin başarısı, hem de Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in barış doğrultusunda bir jesti niteliğinde. Ancak tüm bunlar ülkedeki huzursuzlukların sona ereceği anlamına gelmiyor. Ukrayna ikiye bölünmüş durumda; bir taraf Rusya yanlısı, diğerleri ülkenin AB’ye entegre edilmesinden yana. Yanukoviç zaman kazandı. Ancak ülkede durumun yeniden sükunete kavuşması için iki taraf arasında büyük bir siyasî uzlaşmanın sağlanması gerekiyor.”
İtalya BasınıLiberal İtalyan gazetesi La Stampa'nın yorumunda ise ABD Başkanı Barack Obama'nın yaptığı yıllık “Ulusun Durumu” konuşması analiz ediliyor:
“Obama yürütme gücünün imkânlarını kullanarak, gündemindeki somut sonuçlara ulaşabilmek için Kongre'yi devre dışı bırakma kararı aldı. Örneğin tüm Amerikalılar için asgari ücreti yükseltme talimatı veremez ama bunu firmalarındaki sözleşmeleri üzerinden kendi hükümetine bağlı çalışanlar için yapabilir. Obama'nın önlemleri ilk aşamada sadece birkaç bin kişilik bir grup için geçerli olacağından bu yöndeki kararının siyasî olmaktan çok pratik sonuçları olabilir. Kongre eğer ulusal ölçekte tavır alacak olursa, o zaman 21 milyon Amerikalı çalışanın ücretine zam yapılması gündeme gelecek. Bu anlamda Obama bu hamlesiyle Cumhuriyetçilere baskı uygulama niyetinde. Ve bu önlemler ülkede tüketimi artırıp, ekonomik büyümeyi hedefliyor.”

YORUM YAZIN