Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (27 Ocak 2014)


İngiltere Basını
İngiliz gazetelerinin bugün sayfalarında en fazla yer verdiği konu İngiltere içinde Londra'ya yaşanan göç.

Açıklanan verilere göre İngiltere'nin farklı kentlerinden Londra'ya gelen ve bir daha yaşadıkları yerlere dönmeyen İngiliz vatandaşlarının sayısında büyük bir artış var.

Araştırmalara göre, 2009 ve 2013 yılları arasında, 22-30 yaş dilimindeki 80 bin kişi Londra'ya yaşamaya geldi.

Bu dönemde İngiltere'nin farklı kentlerinde yaşamak üzere Londra'dan ayrılanların sayısıysa 31,600.

Gazeteler, aradaki 48,300'lük farka dikkat çekiyor.

2010 ve 2013 yılları arasında özel sektörde yaratılan istihdamın yaklaşık yüzde 80'i Londra'da yaratıldı.

Independent bu durumu 'beyin göçü' terimini kullanarak haberleştiriyor.

Gazete, 'bu beyin göçünün' İngiltere'nin diğer bölgelerini 'güçsüz' bırakacağını öne süren görüşlere yer veriyor haberinde.

Guardian ise ortadaki durumdan 'büyük göç' diye bahsediyor.

Guardian da, göçün İngiltere'nin diğer kentlerindeki kalifiye çalışan kesimlerini azalttığının altını çiziyor.

Cockburn: Şam'ın bir bölgesinde atekeşkese varıldı
Independent'ın deneyimli Orta Doğu muhabiri Patrick Cockburn, Suriye'nin başkenti Şam'dan izlenimlerini yazmış.

Suriye iç savaşının başlamasından bu yana ilk kez Şam'ın bir bölgesinde ateşkes sağlandığını ve bu sayede Suriyelilerin bu bölgedeki hasar görmüş evlerine dönebildiğini aktaran Cockburn, bu ateşkesin Suriye'nin diğer bölümlerinde de gerçekleşmesi durumunda ülkedeki şiddetin hızını düşürebileceğini yazıyor.

Barzeh isimli bu bölgenin Şam'ın kuzeyinde yer aldığını, bir zamanlar 50,000 nüfusunun olduğunu ancak çatışmalar nedeniyle boşaldığını, binaların tahrip olduğunu, şu anda da muhaliflerin elinde bulunduğunu ve dokuz aydır Suriye askerleri tarafından kuşatma altında olduğunu aktarıyor Cockburn.

Cockburn'ün sorularını yanıtlayan Özgür Suriye Ordusu sözcüleri bu 'uzlaşmanın Barzeh'te akan kan nehirlerini durdurmayı amaçladığını' söylemiş.

Cockburn, bu tür anlaşmaların ülkenin farklı yerlerinde de yapılabileceğini ancak Cihatcı grupların yerel muhalefetin önemli unsurları oldukları yerlerde buna varılmasının zor olacağını belirtiyor.

Guardian'ın G2 adlı ekinin kapağında Suriye'de yıkım var.

Martin Chulov imzasıyla yayımlanan haberde bazı kentlerden aynı yerlerde çekilmiş eski ve yeni görüntüler eşliğinde Suriye'de üç yıldır süren savaşın yarattığı yıkım anlatılıyor.

Chulov haberde savaşın bir yandan 130 bin kişinin yaşamını aldığını diğer yandan da aralarında UNESCO'nun koruma listesinde bulunan bazı tarihi yapıların yok olmasına neden olduğunu söylüyor.

Chulov, ülkede UNESCO'nun koruma listesinde bulunan altı yer olduğunu ve bunların hepsinin savaş sırasında yıkıma uğradığını yazıyor.

Suriye'de savaşa giden İngiliz vatandaşları
Suriye'ye giderek Cihatcı gruplarla Suriye yönetimine karşı verilen savaşa katılan İngiliz vatandaşlarının durumu İngiliz gazetelerinde haber olmaya devam ediyor.

Bugün de Times ve Daily Telegraph'ta konuyla ilgili haberler dikkat çekiyor.

Times, IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) örgütü içinde Suriye'de savaşmaya giden en az 300 İngiliz vatandaşının düşünüldüğünü yazıyor.

Gazete, son bir ay içinde İngiltere'de IŞİD'le bağlantılı olduğu düşünülen en az 16 kişinin gözaltına alındığını aktarıyor.

Daily Telegraph ise İngiltere Dışişleri Bakanı Willim Hague'in Cihat adına Suriye'ye savaşmaya giden İngiliz vatandaşlarının İngiltere'ye şiddet getirebilecekleri yönündeki açıklamasına yer veriyor.

Hague bu durumun ulusal güvenliklerini etkilediğini ve önemli bir tehlike ortaya çıkardığını belirtmiş.

Hague, savaşın sürmesi durumunda bu tehlikenin büyüyeceğini, bu yüzden politik çözümü teşvik etmenin önemli olduğunu söylüyor.

Almanya Basını
Ukrayna'daki gerginliğin tırmanması, Suriye barış konferansı ve Mısır devriminin üçüncü yıldönümü, bugünkü Alman gazetelerinden aktaracağımız yorumların konuları.

Frankfurter Allgemeine Zeitung, Ukrayna muhalefetinin Devlet Başkanı Yanukoviç tarafından yapılan hükümete ortak olma önerisini kabul etmemesi gerektiğini yazıyor:
“Muhalefetin hükümette temsil edilme teklifini kabul etmesi intihar anlamına gelirdi. Hükümete ortak olduğu takdirde hiçbir şey kazanmaz ama inandırıcılığını kaybederdi. Yanukoviç'in elini zayıflatamaz, otoritesini kıramazdı. Ukrayna Devlet Başkanı, muhalefet liderlerinin şahsi güvenlikleri açısından mutlaka açıklık kazandırılması gereken bundan sonraki adımlar hakkında açık konuşmaktan da kaçınıyor. Muhalefet liderlerinin yegâne özgürlük garantisi başkent Kiev ile diğer Ukrayna şehirlerinde sokaklara dökülen kitlelerdir. Yanukoviç aleyhtarlarının bu kozu elden çıkarmaları durumunda başlarına nelerin gelebileceğine en iyi örnek, kaybolan ya da kötü muameleye maruz kalan göstericilerin akıbetidir.”

Koblenz'de yayımlanan Rhein-Zeitung gazetesi, muhalefetin radikalleşmesinin Ukrayna'daki iktidar çekişmesini tehlikeli bir mecraya sürükleyebileceğini belirttiği yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
“Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç hile kokan bir teklifte bulunarak, muhalefet liderlerinden Arseni Yazenyuk ve Vitali Kliçko'ya hükümette görev almalarını önerdi. İkisi de bu öneriyi geri çevirmekle iyi etti. Çünkü Yanukoviç'in onları aslında haftalar önce hükümete katılmaya davet etmesi gerekirdi. Aralık ayındaki barışçı protesto gösterilerinin sürdüğü bir sırada işbirliği önerilmiş olsaydı, bu işe yarayabilirdi. Anlaşmazlık artık iyice tırmanmaya başladı, muhalefet radikalleşti ve Yanukoviç bütün inandırıcılığını kaybetti. Ukrayna'nın durumu artık uzlaşmalarla ve yarım yamalak adımlarla düzeltilemez.”

Cenevre'deki Suriye barış konferansında şimdiye kadar son derece az ilerleme sağlanabilmiş olmasına rağmen, tarafların görüşmeye başlamış olmalarının bile başarı sayılması gerektiği belirtiliyor. Mittelbayerische Zeitung'un konuyla ilgili yorumu:
“Suriye'de artık iyi ile kötü arasında ayırım yapmak mümkün değil. Kanlı iç savaşta kazanan taraf olmayacak. Savaşın şimdiden milyonlarca kaybedeni var. Önce siviller; komşu ülkelerdeki mülteci kamplarına sığınıp ülkelerine dönebilecekleri günü bekleyen kadını, erkeği, çocuğuyla milyonlarca Suriyeli. Suriye konferansına katılan bütün tarafların onlara acilen karar alma borcu var. Bu bakımdan, kadın ve çocukların, şiddetli çarpışmalara sahne olan Humus'un kent merkezinden tahliye edilmelerinin kararlaştırılmış olması umut kaynağı olmuştur. Çünkü daha uzun süre kesinlikle barış olmayacaktır. Barış olana kadar da taraflar bütün çatışma bölgelerine yardım malzemesi ulaştırılmasına izin vermelidirler. Kısa süre önce, keskin nişancılara hedef olmaları için sivillere gıda maddesi tuzağı kurulduğuna dair haberler çıkmıştı. Bu düpedüz sapıklıktır.”

Yine Frankfurter Allgemeine Zeitung'a dönüyoruz. Gazete bu kez de Mısır'daki halk devriminin üçüncü yıldönümünü yorumluyor:
“Kahire'de şahinlerin ve radikallerin vakti geldi. Bombaların yollarda açtığı kraterler, düzinelerle öldürülenler ve meydanlardaki sevinç gösterileri buna kanıt oluşturuyor. Mubarek'in askeri rejiminin akıbetini sembolleştiren Tahrir Meydanı'nda binlerce Mısırlı Genelkurmay Başkanı Sisi'ye tezahürat yapıyor. Gazetecileri hapsettiren ve rejimini eleştirenleri vatan haini ilan eden Sisi'ye. Bu manzara değişim hayalinin, ülkeyi düzene kavuşturacak üniformalı güçlü adam hayaline dönüşmekte olduğunu gösteriyor. Unutulmamalı ki, daha önce de Mısır'ı yöneten üniformalılar ülkeye ne hürriyet getirmiş, ne fakirliği yenmiş ve ne de haksızlıkları gidermişlerdi.”

İsviçre Basını
İsviçre’nin Tages-Anzeiger gazetesi Ukrayna krizinin giderilmesinde Rusya Devlet Başkanı Putin’in önemli rol oynayabileceğini yazıyor:

“Ukrayna, hızla doğu ve batı Ukraynalar olmak üzere parçalanma yolunda ilerliyor. Batıdakiler devrimi destekliyor, doğudakiler ise eski düzenin muhafaza edilmesini istiyor. Uluslararası arabuluculuk için daha fazla zaman kaybedilmemeli. Avrupa Birliği’nin dış ilişkiler yüksek temsilcisi Catherine Ashton hafta içinde Kiev’e gidecek. Bu bir başlangıç olabilir. Ancak çözüm arayışına Rusya’nın da dâhil edilmesi gerekir. Vladimir Putin’in Ukrayna üzerindeki nüfuzu yabana atılamaz. Her ne kadar Brüksel Putin’e sempati beslemese de, Ukrayna’daki gerginliğe ancak onun katkısıyla çözüm bulunabilir. Dünya devletleri şimdiye kadar müdahalede bulunmakta çok sık tereddüt etmiştir. Ukraynalılar son derece hızlanan gelişmeleri kontrol edecek durumda değiller. Onların yerine bunu bir başkası yapmazsa yakında büyük bir patlama olur.”

Fransa Basını
Fransız Liberation gazetesi Ukrayna krizinin, Avrupa Birliği için önemli bir sınav olduğunu yazıyor:

“Avrupa Birliği, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yanlış anlamalara mahal vermeyecek açıklıkta bir mesaj göndermelidir. Putin’in, Sovyetler Birliği döneminin Doğu ile Batı blokları arasındaki husumeti Ukrayna’da sembolleştirmek istediği anlaşılıyor. Oysa Soçi’deki kış olimpiyatlarına az zaman kala Ukrayna Devlet Başkanı Yanukoviç’i erken seçimlere ikna edebilirdi. Kiev’deki barikatlara radikal unsurların hakim olmaması için erken seçime karar verilmesi gereklidir. Yanukoviç’in muhalefete vermek istediği tavizlere kimse ikna olmadı. Devlet başkanının önerileri, Avrupa politikasının geleceği açısından son derece önemli bir sınav olan Ukrayna krizini sona erdirmeye yetmeyecektir.”

İtalya Basını
Milano’da yayımlanan sağ liberal İtalyan gazetesi Corriere della Sera, Tunus ve Mısır anayasalarını karşılaştırdığı yorumunda ikisi arasında dağlar kadar fark olduğu sonucuna varıyor:

“Tunus ve Mısır’ın anayasaları, tıptı devrim sonrası döneme geçişte olduğu gibi birbirinden son derece farklı. Tunus’un yeni anayasası Arap âleminin şimdiye kadar tanıdığı anayasaların en liberal olanı. Siyasi merkezler arasındaki son derece zor ve uzun diyaloğun bir meyvesi. Mısır’ın anayasası ise toplumdaki kutuplaşmanın tam bir aynası. Rejimdeki geçmişe dönüşten başka bir anlama gelmeyen dönüşümün tasdiknamesi. Silahlı kuvvetler otoritesini Mısırlılara yeniden tasdik ettirdi. Yeni anayasanın en can alıcı noktası, silahlı kuvvetler ve onunla ittifak halinde olan emniyet ve adalet kurumlarına son derece geniş yetkiler tanımasıdır. Toplum barışı ve muhalefet ile diyaloga bu anayasada yer verilmiyor.”

Belçika Basını
Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nun sonuçlarını ele alan De Standaard adlı Belçika gazetesi, kriz yıllarının ardından dünya ekonomisinin istikrara kavuştuğunu sanmanın yanıltıcı olabileceğini vurguluyor:

“Dünya ekonomisinin üzerindeki kara bulutlar dağılırken ortaya yeni bir sorun çıkıyor. Ucuz paradan, kaos yaratmadan nasıl kurtulabiliriz? IMF Başkanı Lagarde rejimin yenilenmesi gerektiğinden söz ediyor. Japonya Merkez Bankası Başkanı Kuroda, iyimserlik kazanırken ihtiyatı elden bırakmamak gerektiğini söylüyor. ABD krizi hazmetti, Avrupa cüzi de olsa büyüme kaydediyor, Japonya deflasyon canavarını başından savdı, yükselen ülkeler yeniden bu benzetmeyi hak etti. Ama bütün bunlar dünyanın ekonomik istikrarı yakaladığı anlamına gelmez. İyimserliğe paralel olarak riskler de artıyor. Bu nedenle, yerleşik para politikası ve dünyanın bu politikadan nasıl kurtulacağı muhtemelen önümüzde yılın Davos buluşmasında da gündemin başında yer alacaktır.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.