Avrupa Basınında Bugün (14 Ocak 2014)
İngiltere Basınıİngiltere basını Türkiye'deki gelişmeleri bugün de gündemine alıyor. Türkiye'nin yanısıra Suriye ve Fransa'daki 'gizli aşk' da öne çıkan haberler arasında.
Türkiye’deki siyasi ve ekonomik gelişmeleri yakından takip eden İngiltere’nin önde gelen ekonomi gazetelerinden Financial Times, bugünkü baskısında Türkiye’yle ilgili detaylı bir analiz yayımlıyor.
Gazetenin İstanbul muhabiri Daniel Dombey’in imzasını taşıyan ve “Türkiye: Değerler Çatışması” başlığıyla verilen analiz “Siyasi ve kültürel çatışmalar refah getiren sisteme ilişkin endişeleri artıyor” yorumunu yapıyor.
Gezi olayları, yolsuzluk iddiaları ve AKP hükümetinin Gülen Cemaati ile ilişkilerinin irdelendiği analizde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti ve ailesini de kapsayan yolsuzluk iddiaları için ‘Gezi olaylarında izlediği taktiğin aynısını’ uyguladığı ve “uluslararası komplo” suçlamaları yönelttiği belirtiliyor.
Erdoğan’ın soruşturmayla ‘komplo teorilerinin’ Türkiye dışında fazla etki yaratmadığını ifade eden yazar, Erdoğan’ın yargı yetkilileriyle girdiği mücadelenin Fethullah Gülen Hareketi’yle arasındaki çatışmanın bir uzantısı olarak görüldüğü yorumunu yapıyor.
Financial Times yazarı Daniel Dombey’e göre hükümetin Gezi protestolarına cevabı ve son dönemde yaşanan çalkantılar arasında bağlantılar var:
“Siyasi çatlakları gün yüzüne çıkardılar. Hükümet ve hükümetin siyaset ile iş dünyasında ‘düşman’ olarak gördükleri arasındaki çetin mücadelenin yaşandığı bir sırada, Türkiye’nin kurumlarının bağımsızlığına ilişkin korkuları alevlendirdiler.”
Türkiye’nin genellikle büyüyen bir pazar olarak görülmesine rağmen son dönemde yaşananların bu algıyı değiştirdiğini yazar şu sözlerle ifade ediyor:
“Fakat bugün, ülkenin geçtiğimiz yıllarda refaha kavuşmasına yardım eden gelişmiş ekonomik idarenin, yolsuzluğa ilişkin soruların cevapsız kaldığı, daha kişisel, kurallara daha az bağlı bir sisteme indirgendiğine ilişkin endişeler var.”
Gazete, Gezi olayları sonrası hükümetin ‘düşman’ gördüğü bazı özel şirketleri hedef aldığını ve yolsuzluk skandalıyla iş dünyası için koşulların giderek daha da kötüleştiğini belirtiyor.
Suriye'ye 'Cenevre tehdidi'
Independent gazetesi, ABD ve İngiltere’nin Suriye Ulusal Koalisyonu’na ‘Cenevre 2 görüşmelerine gitmemeleri durumunda desteği çekecekleri’ yönündeki tehdidini sayfasına taşıyor.
Londra ve Washington’un ‘ültimatomuna rağmen, Fransa, Türkiye ve Suudi Arabistan’ın muhalif grupla dayanışma halinde olduğu’ belirtilen haber koalisyon üyesi bir Suriyeli yetkilinin yaptığı açıklamalara dayandırılıyor.
Gazetenin Suriye’ye ilişkin bir diğer haberi de Patrick Cockburn imzalı. Cockburn, Rusya ve ABD’nin Suriye’de ‘bölgesel ateşkes’ ilan edilmesine yönelik görüşmelerini irdelediği yazısında, muhalif grupların ayrıştığı ve çatışmaların devam ettiği aktarılıyor.
Cockburn ABD ve Rusya arasındaki anlaşma için şu yorumu yapıyor:
“ABD’nin Rusya’nın Suriye’deki savaşı sonlandırmaya yönelik çabalarına katılmaya başlamasındaki en önemli gerekçelerden biri, El Kaide bağlantılı ve ya diğer cihat savaşçılarının ülkedeki asıl askeri muhalif güç olmaya başlamaları.”
Büyük isyancı birliklerin son iki ayda Suudi Arabistan ve Körfez monarşilerinden para ve silah yardımı almaya başladıklarını belirten yazar, Suriye’deki asıl mücadelenin Yemen ve Lübnan’da olduğu farklı muhalif grupları destekleyen Suudi Arabistan ve İran arasında yaşandığını söylüyor.
Yazı şöyle devam ediyor:
“ABD ve Rusya İran, Suudi Arabistan ve Türkiye’yi Suriye’deki çatışmalara son vermek için bir araya getirebilir. Türkiye sınırının açık olması nedeniyle sınırdan hiçbir engele takılmadan geçen silahlar ve cephanelikler Surye’nin kuzeyindeki isyancı grupların başarısında önemli rol oynadı.”
Suudi Arabistan’ın ABD ve İngiltere’den daha bağımsız davrandığını belirten Cockburn, yine de Suudilerin Amerikalıların savaşın sona erdirilmesi için gösterdikleri çabalara doğrudan karşı çıkmayabileceklerini belirtiyor.
Savaştan kaçan Suriyeli Filistinliler
Guardian gazetesinde de savaştan kaçmaya çalışan Suriyeli Filistinlilerin Avrupa’ya kaçış yolunda Mısır’da gözaltına alındıklarına ilişkin bir haber yer alıyor.
Patrick Kingsley’in haberine göre, geçtiğimiz aylarda bin 400’den fazla Suriyeli, Avrupa’ya kaçmaya çalışırken Mısır’ın kuzeyinde gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlardan yaklaşık 200’üne üç ay boyunca Mısır’da kalma hakkı tanındı, çoğunluğu da toplu halde Mısır’ı terk etmeleri şartıyla serbest bırakıldı. Haberde, Filistin kökenli Suriyelilerin, Suriye’ye geri dönmek zorunda kaldıkları belirtiliyor.
Guardian yazarı, Filistin kökenli Suriyelilere Suriye pasaportu verilmediği için, Türkiye’ye de sığınamadıklarını ve yalnızca Lübnan ve Suriye’ye geri dönmek zorunda kaldıklarını aktarıyor.
'First Lady olursam affederim'
İngiliz gazetelerinde öne çıkan haberlerden biri de Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın gizli ilişkisi nedeniyle sekiz yıldır beraber yaşadığı First Lady Valerie Trierweiler’in hastaneye kaldırılması.
Daily Telegraph gazetesi, Trierweiler’in Fransız Le Parisien gazetesine konuşan bir arkadaşının ifadelerine dayandırdığı haberinde First Lady’nin Fransız liderle ilişkisini hemen sonlandırma niyetinde olmadığını aktarıyor.
Trierweiler’in yakın bir arkadaşı Le Parisien’e yaptığı açıklamada “Valeri onu affetmeye hazır görünüyordu, geçici bir heves için kapıyı kapatmak istemiyor” dedi.
Times gazetesi de Valerie Trierweiler’in arkadaşlarına “Hala First Lady olması durumunda Hollande’ı affetmeye hazır olduğunu söylediğini” aktarıyor.
İnternet bağımlısı balerinin ölümü
İngiltere’de geçen yıl tren raylarında cesedi bulunan 15 yaşındaki balerin genç kızın ‘internette ikinci bir kişilik yarattığı ve internet bağımlısı olduğu’ ortaya çıktı.
İngiliz gazetelerinden Times’ın aktardığına göre, Tallulah Wilson adlı genç kızın annesi Sarah Wilson soruşturmada yaptığı açıklamada kızının ‘ölümünden birkaç hafta önce internette yarattığı karakterin bağımlısı’ olduğunu ve internete vücudunu kesip çektiği fotoğrafları paylaştığını söyledi.
Uyuşturucu madde kullandığı da anlaşılan genç kızın intihar eğilimli olduğu için denetim altında tutulduğu ve internette ‘sahte kimliğiyle’ tanıştığı kişilerle uyuşturucu aldığı belirtildi.
Soruşturmadaki ifadelere göre annesinin internette ikinci bir kimlik yaratan ve gerçek hayatta hiç arkadaşı olmayan kızına “Neden Tallulah olmak istemiyorsun?” diye sorması üzerine 15 yaşındaki balerin kız, internette kendisini ’18 bin kişinin sahte kimliğiyle’ sevdiğini bu nedenle o kimliği tercih ettiğini söylüyor.
Annesi kızın internete erişimini engellemeye çalışsa da faydalı olmamış.
Başarılı bir balerin olduğu belirtilen Tallulah Wilson, İngiltere’nin prestijli dans akademisi Royal Ballet School’a çağırılmış.
Almanya BasınıHalle kentinde yayımlanan Mitteldeutsche Zeitung, Bulgaristan ve Romanya'dan AB'ye göç konusundaki yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
“Tabii ki bu konuda Berlin ile Brüksel arasında büyük görüş farkı var. Almanya, (Bulgaristan ve Romanya'dan gelen göçmenlere) burada ilk aylarda işsiz kalmaları durumunda işsizlik parası ödenmesine prensip olarak karşı çıkmakta ısrarlı. Brüksel ise münferit durumların incelenmesini istiyor ve dikkate alınması gereken bazı istisnalara işaret ediyor. Her iki yaklaşımın orta noktasını bulmak mümkün değil. Bu yılki Avrupa Parlamentosu seçimleri göz önüne alındığında her iki taraf da kendisi açısından hayırlı bir iş yapmış olmadı. Bu görüş ayrılığını başkaları kendi amaçları için kullanacak, zira bu durum AB’yi sürekli eleştirenlerin ve sağ popülistlerin ekmeğine yağ sürmek anlamına gelecek. Bunun böyle olacağını daha önce hiç kimse fark etmedi mi?”
Nürnberger Nachrichten gazetesi de yorumunda aynı konuyu ele almış:
“Burada söz konusu olan çok fazla suistimal değil. Zaten (AB’nin İstihdam ve Sosyal İşlerden Sorumlu Üyesi) Laszlo Andor da bunu vurguluyor. Ancak birileri illâ ki hesap çıkartma eğiliminde ise şu gerçekleri de görmeli: Bulgaristan ve Romanya’dan gelen vasıflı elamanlar sayesinde öğrenimini tamamlamış doktorlara ya da bakım personeline kavuşmuş oluyoruz. Bunların eğitimi, öğrenimi için tek cent harcamıyoruz. Bunun faturasını ise onların geldikleri ülkeler karşılamak durumunda. Zira onların eksikliği ülkelerinde hissedilecek, ama buradaki açığı onlar karşılayacak, iş piyasasına sorunsuz dâhil olacaklar ve sosyal sigorta sistemimize de yük değil, tam tersine destek olacaklar. Bütünüyle bakıldığında hesap Almanya açısından gayet de olumlu çıkıyor.”
İran’ın resmi haber ajansı İrna, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) önümüzdeki Cumartesi Tahran’a giderek, Cenevre’de batılı ülkeler ile İran arasında bu ülkenin nükleer programına ilişkin varılan uzlaşmanın nasıl uygulanacağını izleyeceklerini bildirdi. Frankfurter Rundschau gazetesi, İran ile varılan nükleer uzlaşmanın uygulama aşamasına girdiğini belirterek, konuyu yorum sütununda ele almış:
“Yakınlaşmanın ilk adımı atıldı. Şimdi artık uzun vadeli bir sözleşmenin imzalanmasına sıra geldi. Sonuç olarak ancak böyle bir anlaşma bölgede savaş mı, barış mı olacağı konusunda, ABD ile İran arasındaki ilişkilerin normalleşmesinde ve bölgedeki ilişkilerin değişmesinde belirleyici olacaktır. Bunu karşıt çevreler de biliyor. İran Parlamentosu’ndaki ve güvenlik birimlerindeki şahinler ya da yaptırım rejiminden kendilerine kâr sağlayanlar yeni duruma hazırlanıyorlar. ABD'de ise bazı milletvekilleri İran’a karşı yeni yaptırımlar içeren ve İsrail’in tek başına İran’a saldırması durumunda ABD’ye destek verme yükümlülüğü getiren bir yasa tasarısını geçirmeye çalışıyorlar. Ancak normalleşme karşıtlarının bir şeyi geri çevirmesi mümkün değil. O da Washington’ın İran ile imzaladığı geçici anlaşma… . Bu anlaşma dolayısıyla ABD, İran İslam Cumhuriyeti’ni zaten fiili olarak tanımış durumda.”
Düsseldorf kentinde yayımlanan Handelsblatt gazetesinin aynı konudaki yorumu da şöyle:
“Tahran ile varılan anlaşmanın bir alternatifi yok. Buna göre İran nükleer alandaki çalışmalarını önemli ölçüde durduruyor ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) ayrıntılı denetimlerine şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla izin vermiş oluyor. Bunun karşılığında ülke yaptırımlardan biraz olsun soluklanma fırsatını yakalamış oluyor. İran’ın yeniden siyasî harita üzerinde yerini almasını sağlamak hem tüm Körfez Bölgesi’nin, hem de İslam Dünyası’nın istikrarı açısından büyük önem taşıyor. Burada Almanya hem siyasî hem de ekonomik bakımdan öncü rolü üstlenmeli. Çünkü bölgede hiç kimse Alman firmaları kadar itibarlı değil. Aynı şey Almanya’nın adil bir arabulucu olması nedeniyle de geçerli. Sadece Almanya'nın kendisi önemli rol üstlenme iradesine sahip olmalı; zaten müttefiklerimiz bunu bizden uzun zamandır bekliyor.”
Rusya BasınıRusya'dan Kommersant gazetesi, 22 Ocak'ta Montrö kentinde başlayacağı açıklanan ancak katılımcı listesi üzerinde henüz uzlaşmaya varılamayan Suriye konulu Cenevre-2 Konferansı'nın belirsizliklerine yönelik bir yoruma yer veriyor. Gazetenin yorumu şöyle:
"Uluslararası Cenevre-2 Suriye Konferansı'nın başlamasına sayılı günler kala, Suriyeli muhalifler ve İran'ın katılımcı listesinde yer alıp almayacağı gibi iki kilit nokta üzerinde belirsizlik sürüyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Paris'teki görüşmeleri de konuya açıklık getirmeye yetmedi. Ancak en azından Kerry, Suriyeli muhalifler içinde rol oynayan radikallerin az olmadığını kabul etti, ayrıca, belirli şartları yerine getirmeleri durumunda, İranlıları da konferansta görmekten memnun olacağını söyledi. Bu durumda, İran ilk Cenevre konferansında alınan kararları tanır ve Lübnan'daki Hizbullah milislerine desteğini sonlandırırsa konferansa katılabilecek. Lavrov ise İran'ın konferansa davet edilmesinde ısrarcı tavrını değiştirmedi."
Avusturya BasınıMısır'da, geçici devlet başkanı Adli Mansur'a sunulan anayasa taslağına ilişkin 14-15 Ocak tarihlerinde yapılacak referandum başladı. Anayasa referandumu ülkede protestolara yol açarken, Avusturya'dan Die Presse gazetesi, Mısır'daki gelişmeleri değerlendirdiği bir yoruma yer veriyor.
"Tıpkı Mısır eski Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek'e karşı yapılan ‘darbe devrimi’ ve sonrasında yine eski Devlet Başkanı Muhammed Mursi'nin görevden alınmasında olduğu gibi Mısır ordusu kendi çıkarlarını koruma altına aldı. Ordu, yeni anayasada yine devlet içinde devlet konumunu sürdürüyor. Generaller gelecek yıllarda ülkenin gelişiminde nasıl bir yolda gideceğini belirleyecek. Bu durumu kabul eden Mısırlıların sayısı, en azından şimdi, hiç de az değil. Zira vatandaşların, daha onurlu bir yaşam ve daha iyi hayat koşulları arzusu bitmedi. Öyle ki bu istekler yine on binlerce kişiyi sokaklara taşıyabilir."
Fransa BasınıFransız Le Monde gazetesi de Mısır'daki gelişmelere odaklanarak, yeni anayasa referandumuna dair şu değerlendirmeyi yapıyor;
"General El Sisi'den yana mı yoksa ona karşı mı? Ülkedeki gerilime bakılacak olursa, anayasa referandumu ülkenin yeni güçlü adamı General Abdülfettah El Sisi'nin politikalarının oylanması halini aldı. İslamcılar cephesindeki protestolar ve güvenlik güçlerine düzenlenen saldırılarla karşı karşıya kalan iktidar sahipleri, 3 Temmuz'daki darbenin ardından bu seçimle tam yetki almayı hesap ediyor. Referandumdan çıkacak net bir 'evet', halkın sadece Müslüman Kardeşler'e karşı sert müdahaleyi desteklemekle kalmadığı aynı zamanda El Sisi'nin olası bir devlet başkanlığı adaylığına da destek vereceği anlamına gelecek. Büyük bir sürpriz olmazsa, Mısır'da iktidar sahipleri isteklerine kavuşacak. Ancak bu nasıl bir sonuç olacak? Burada söz konusu olan askeri bir darbe sonucu oluşmuş bir rejimin meşruluğu."
İsviçre Basınıİsviçre'den Neue Zürcher Zeitung ise Tayland'da Yingluck Şinavatra yönetimine karşı haftalardır süren protestolara yer veriyor. Gazete, yorumunda Bangkok'taki muhaliflerin taleplerinde ısrarcı olmalarının, bir iç savaş ihtimali yaratmadığını vurguluyor. Yorum şöyle devam ediyor:
"Bangkok'un dışında yaşayan Tayland vatandaşlar, başkentlilerin olmalarını istediklerinin aksine artık bilgisiz ve siyasi açıdan tecrübesiz bir kitle değil. Kırsaldaki vatandaşlar kendilerini ifade ederek kente ve iktidar merkezine gitgide yaklaşıyorlar. Ülkede kundakçı ve halkı galeyana getiren kişilere sunulan özgür hareket alanı hayret verici. Aslında ortamı hararetlendirerek, tüm devlet kurumlarına saldıran bu kişilerin demir parmaklıklar ardında olmaları gerekiyor. Ordunun, onların başlattığı pis işi tamamına erdirerek darbe yapması ne muhakkak ne de tamamen ihtimal dışı olan bir sonuç. Belli olan tek bir şey var: Sandıkta başarı sağlayamayacaklarını bilen hükümet karşıtları, ülkeyi kasten kaosa sürüklüyor."
(dw türkçe/bbc türkçe)

YORUM YAZIN