Etyen Mahçupyan
![]() |
| - OTİSABİ - |
yine bir etyen mahçupyan diyor ve aralarına giriyorum:
http://www.zaman.com.tr/etyen-mahcupyan/muhafazakarlar-ve-digerleri_2167261.html
''muhafazakârlar ve diğerleri''
bu ''diğerleri'' savsaklaması mühim. not alın.
''hayatı meşru/gayrimeşru diye ayırdığımız anda, buna kimin karar vereceği sorusu bir yana, hayatın parçası olan siyasetin de meşru/gayrimeşru olarak ayrılabileceğini ve buradan hiç istenmeyen sonuçların çıkabileceğini tahmin edebiliriz.''
burada, doğru anladıysam, 3 noktaya dikkat çekiyorsun,
1. hayat meşru-gayri meşru diye ayrılabilir, de, kim ayıracak?
2. hayat bu şekilde ikiye ayrılırsa, hayatın parçası olan siyaset de ayrılamayacak mı?
3. bunlardan istenmeyen sonuçlar çıkmaz mı?
sorularını yanıtlayayım:
1. ayrımda vurgu 'kim?'de değil, 'nasıl?'da. 'nasıl?' sorusunda da vurgu kendi kendine değil, 'neden?'e gidiyor.
yani neden hayatı meşru-gayrimeşru olarak ikiye ayırmamız gerekiyor? gerekiyorsa bunu nasıl yapacağız? kim ayıracak 'nasıl'ın parçası.
(bu kısımda kılı kırk yarmış gibi görünebilirim. sabredin, yerine oturacak)
2. bu ayrım, yani ayrımcılık, hayatın parçası olan siyasete yansır, o kesin. meşru siyaset ve gayrimeşru siyaset ayrımı da oluşur, o da net.
peki hayat-siyaset kapsamı tek yönlü mü? değil. siyasetin hayatı kapsadığı olmuyor mu? oluyor. eğer ki 'neden ayırmalıyız?' sorusuna bir yanıt bulunabiliyorsa ve yanıt siyasete uyarlanıp, uygulanabiliyorsa hayat siyasetin güdümü ve gölgesinde kalmıyor mu? kalıyor.
3. bu durumda istenmeyen sonuç çıkıyor, ama bu sefer neden ve nasıl'ı atlayıp 'kim?'e geçebiliyoruz. bundan kime istenmeyen sonuçlar çıkıyor?
bu kısıma döneceğim, devam edelim
''dolayısıyla başbakan’ın diline de yansıyan muhafazakâr norm ve alışkanlıkların bugünün türkiye’si için yetersiz kaldığını kabul etmekte yarar var.''
dolayısıyla demişsin ama girizgahının dolayısından bir yetersizliğe ulaşamıyoruz. sırf sen ''kabul edelim yarar görelim'' diyeceksin diye birbirini takip etmeyen iki savı bağlayamıyoruz.
''bu bağlamda ‘muhafazakâr demokrat’ terimi olumlu bir potansiyel içerebilir,''
hangi bağlamda? başbakanın söyleminin yetersiz kaldığı bağlamında mı? ayrım lüzumunun gereksizliği bağlamında mı?
''çünkü iki farklı zihniyeti, yani ataerkillikle demokratlığı bir araya getirerek muhtemel bir sentez arayışının haberciliğini yapıyor.''
muhafazakar=ataerkil eşitlemesini neye göre yapıp, muhafazakarlığı ataerkilliğe doğru daralttın bilemiyorum. niye bilemiyorum? çünkü açıklamıyorsun. ve bunu sürekli yapıyorsun. hep yapıyorsun. niye böyle yapıyorsun?
'muhafazakar demokrat' tamlamasına yeni sentez arayışının habercisi demek için halihazırda böyle bir kaynaşma olmaması gerekmez mi?
2013 yılı itibarıyle demokratlık vurgusu yapan muhafazakar, ya da, muhafazakarlık vurgusu yapan parlementer demokrat tanımlı ilk kişi erdoğan değilse, ki değil, hangi sentez arayışından, müjdeden, habercilikten, yenilikten bahsediyoruz?
''ataerkil ahlak anlayışı cemaatin sınırlarının aşıldığı, çoğul bir toplumda''
çoğul toplum dediğin plural societyolmalı, neden bahsettiğin anlaşılsın diye link verip devam ediyorum
http://en.wikipedia.org/wiki/plural_society
''...anlamını yitirmekle kalmıyor, muhtemel çatışmalara da malzeme ve vesile oluyor.''
ama başka tür bir ahlak anlayışı, ataerkil ahlak'tan farklı ya da benzer muhtemel çatışmalara da malzeme ve vesile olmuyor mu?
muhtemel, yani 'ihtimal/olasılık dahilinde olan'dan bahsettiğimizi hatırlatmak istiyorum. ihtimale dayanak yaptığın mevcut bilgiden, yani tarihten ve gözlemlenmişten örnek vermen gerektiğini de ekliyorum.
''oysa demokratlık ahlakın kategorik olarak kimseye ait olmadığını teslim ederken, toplum olabilmek için ortak bir ahlaka ihtiyacımız olduğunu da varsayan bir bakış.''
hah. burada ilk tanım ve önkabul girdi.
mahçupyan burada kendi bakışından değil, d e m o k r a t l ı k kavramına ait bir tür evrensel, ya da, genel-geçer tanımdan bahsediyor.
ilahi bir makam tarafından vahyedilmiş olan bu tanıma göre demokratlık:
1. toplum olmayı/yaratmayı hedefliyor
2. ortak ahlak'ı lüzumlu görüyor
ama
3. ahlak da kategorik olarak kimseye ait olamaz.
yani
i) ahlak diye bir kavram var (ne bilemiyoruz)
ii) kimse o kavramın, algının kendisini sahiplenemiyor,
ama
iii) toplum olmak için ahlaktan anlaşılan şeyi, beklenen faydayı, emrettiği hükümleri müşterekleştirmek gerekiyor.
e o zaman ahlakın kavram olarak kimsenin malı olmaması kime hamam parası oluyor?
yani çoğul toplumdayız, haliyle
farklı değer,
geçmiş,
ortam,
yatkınlık,
dil,
söylem,
inanç,
bağ,
öncelik
ve soy/sopa
sahip topluluklar siyasi sınırlar içinde bir arada yaşıyorlar,
ama
demokratlık denen *bakış* bu toplulukların ortak bir ahlak sahibi olmalarını, **tek toplum** olmak adına gerekli görüyor.
bu da bu yazının kurucu önkabulü, tanımı oluyor.
bakalım buradan nasıl devam edeceğiz?
''dolayısıyla ‘muhafazakâr demokratlık’ muhafazakârların modern dünyada ötekilerle etkileşim içinde inşa edici olabilmelerinin ve değişime açık kılabildikleri ölçüde kendi değerlerine sahip çıkabilmelerinin önünü açıyor.''
yine bir 'dolayısıyla' ile açış, yine bir önceki savdan dolayıma bağlanamamak.
niye bağlanamamak? çünkü:
muhafazakar ne? tanımlamadın.
çoğul toplumda 'muhafazakar' diye kendi başına bir topluluk var mı? belirtmedin, ayrıştırmadın.
kitabileştirip, yasalaştırdığın demokrat tanımıyla muhafazakar tanımı arasındaki müşterek ne, geçirgenlik ne? bilemiyoruz.
haliyle muhafazakar demokratlık tamlamasından ne kastettiğini anlayamadık, bu kavramın kavram haliyle ete-kemiğe bürünüp 'modern dünyada ötekiyle iletişim'in önünün nasıl açıldığını anlayamadık.
özellikle bu sonuncusu: ben bir tamlamadan başka bir şey olmayan bir kavram dile getireceğim, terennüm ettiğim anda madde ve şuur etkilenecek, insanların ufku açılacak. iddia ettiğin şey bu. ''abrakadabra, hokus-pokus toplumun önünü açma potansiyeline sahip'' demek gibi bir şey bu.
büyük usta kavramı dile getirdiği anda manayı yaratacak etkiyi de mi maddeye üflüyor ne yapıyor?
bu kısmı geçelim, şu kısma gelelim:
''değişime açık kılabildikleri ölçüde kendi değerlerine sahip çıkmak'' ne demek?
şimdi diyelim benim bazı değerlerim var. o değerlerin değişmezliğini vurgulayacak ve kendime muhafazakar diyeceğim. değişime açık olmamak dışında değişime açık kılmak ölçütü diye bir şey kalıyor mu orada? kalmıyor.
ee neden bahsediyoruz? yapmayacağını söylediği şeyi kendi iradesiyle yapma ihtimalinden mi?
bu cümlenin abukluğunu anlatmak için başka bir yol izleyeyim.
diyelim muhafazakar değilim. ilericiyim. yani kendimi tanımladığım şey burada ve şimdi değil, ileride ve ötede. o durumda dahi sahip olduğum değerleri kendim *önden* değişime açık kılabilir miyim?
değişimin önden ne olacağını daha değişmeden bilecek ve onu öngörerek o kadarlık kısmını mı açacağım? değişimden beklentim benim önden sınırlarını çizdiğim ve çizebildiğim aralıkta beni değiştirmesi mi? öyleyse değişimi niye bekliyorum abicim ben? hemen değiştirebildiğim kadarlık kısmını şimdiden değiştireyim, uzamasın. değişime ve zamana ayıp olmasın diye o oturana kadar yemiyor muyuz? değişim iftarı için top atılmasını, bildiğimiz bir zamanın gelmesini mi bekliyoruz?
''içselleştirilmesi gereken gerçek şu: bugünün dünyasında eğer kendi kabuğunuza çekilip yaşamakla yetinmiyor, dışınızdaki hayata ve imkânlara entegre olmak istiyorsanız, sizinkine benzemeyen ahlak sistemleriyle birlikte, iç içe ve karşılıklı etkileşimin muhtemel sonuçlarına hazır olarak yaşamak durumundasınız.''
hah, öyleyse ben önden değişimin dozunu ve biçimini halihazırda sahip olduğum değerler ölçüt ve nispetinde yapamam demektir. peki ya ben kabuğuma çekilip yaşamak istiyorsam ve bu bana yetiyorsa? benimkine benzemeyen ahlak sistemlerini ahlaktan saymıyorsam, the ahlak benimkiyse? karşılıklı etkileşimden anladığım ise efendinin ben kölenin başkası olduğu bir etkileşimle sınırlıysa *ve* muhafazakarlıktan anladığım şey buysa? demokratlık vurgundaki bakış da bu ahlakı 'toplum olmak' ülküsü için dayatmaksa? ve dayatabiliyorsam?
o zaman ne oluyor?
sırf iki kelime bir araya geldi diye sentez oluyor mu?
''iktisadi ve sosyal değişimin ahlaki kodlarda değişiklik yaratmamasını beklemek gerçekçi olmadığı gibi, bu noktada ısrar bizzat kendi cemaatinizin yeni nesillerini geleceğe taşımakta da ayak bağı olacaktır.''
haah. ikinci 'gereklilik' bildiren önkabul geldi. ayrıştırırsak
1. iktisadi ve sosyal değişim oluyor
2. bu değişim ahlaki değişim yaratır
3. değişmemekte (yani muhafazada) ısrar cemaatinizin geleceğine/gençlerine arıza çıkarır
1, doğru; 2, doğru; 3. kime konuşuyorsun? cemaatin geleceğini ve gençlerini yöneten bir gruba mı? öyleyse 1, 2'yi özümsemiş olabilir misin? genci, geleceği zaten bu ikiliyi doğrudan yaşayarak deneyimlemiyor mu? deneyimliyorsa kendisine değer dayatan, direten eski nesili istese de dinleyebilir mi? gençler zaten doğdukları akışa göre değişiyorsa, kime konuşuyoruz? değişmeyene. değişmeyişini bayrak edinmişe. yani kendi izin verdiği ölçütte değişmemeyi ülkü edinmişe.
bunu da sabitleyip devam edelim.
''dolayısıyla muhafazakârların demokrat zihniyetin ima ettiği bir meşruiyet anlayışına doğru kayması herkes için hayırlıdır. söz konusu anlayış her türlü farklı ahlak anlayışına özgürlük alanı açılmasıyla yetinmez. farklı ahlak anlayışlarına sahip kişi ve toplulukların ortak bir ahlakı oluşturmak üzere etkileşim içine girmelerini, ancak bu ortak ahlaka tam olarak hiçbir zaman ulaşılamayacağı gerçeğini de içlerine sindirmelerini ima eder.''
şu dakikaya kadarki kısmı hatırlatayım: muhafazakarı kendi ölçütüne göre değişse iyi olacak diye imledin. muhafazakarın istemesi muhtemel ve malum durumları sayıp (içe kapanma, ötekiyle iletişimden kaçınma, kendi ahlak sistemini tek doğru kabul etme) işu durumlarda muhafazakar kalmanın yanlışlığından ve imkansızlığından bahsettin.
hem muhafazakarın değer sisteminin değişimesinin muhafazakarın isteğine bağlı olduğunu hem de muhafazakar olmayanlar için değişimin kaçınılmaz olduğunu söyledin, hem de mevcut alanda muhafazakarlığın gerçekleştirilemez olduğunu ihbar ve itiraf ettin.
sonra da ahlakı müşterekleştirip toplum yaratmak olarak büsbütün muhafazakar çerçeveye hapsettiğin demokratlığa geçilmesi gerektiğine vurgu yaptın.
muhafazakar bundan ne anlayacak? bir düşün.
sen onu düşünedur tanımını yaptığın 'demokratlığın getirdiği meşruiyet anlayışı'na bakıyoruz, özetleyelim:
farklı ahlaklara özgürlük yetmiyormuş; farklı ahlaklar mükemmel bir ahlak oluşturamayacak oldukları bildikleri halde kaynaşmaları gerekiyormuş. nereden biliyoruz? birisi ****ima**** ediyormuş.
iyi de bu bir meşruiyet anlayışı mı? bir kere anlayış değil, seziş. niye seziş? çünkü kim ediyor? bilmiyoruz. niye böyle bir eksik ahlak yaratmamız gerekiyor? bilmiyoruz. nasıl biliyoruz? o da belli değil, bir tür 'ahlaka inanmıyorum ama bir ima var'
ima'nın konusu da gelecekte gerçekleşecek olmasına rağmen *gerçek* olduğu kesin bir imkansızlığa dair. bir tür içedoğuş bile diyebiliriz. toplumsal fal gibi bir şey.
yani içedoğuşa kaldık. tam adını söylemedik ama ortak ahlak dediği şey de etik/törebilim (ya da ahlakçıların yakıştırmasıyla: pratik ahlak) çıktı. şu dakikaya kadar paraladığın edebiyatı: 'etiği ahlakçıya ahlakçıca anlatmak' olarak da sınıflandırabiliriz sanırım.
peki ahlakçının etik ile, ahlak ile ilgili görüşü ne? ahlakçıya göre ahlak töre'nin bir türü müdür? paylaşımla, ortak-yaşam ve geçmişle düzenlenebilir değişken bir şey midir? ahlakın asla kemale erdirilemez, erdirilmesi de gerekmeyen bir biraradalık biçimi olduğunu, etiğin allah görmüş ismi olduğunu mu düşünürler?
eğer ahlak=etik değilse (ki değil), etiğe dair her türlü imayı ve sınırlanmışlığı halihazırda 'mükemmel ahlak' diye bir şeye inanmayı imanının direği saymış birine nasıl ima ve kaş-göz yaparak, bin dereden su getirerek, tahmini-içedoğuş usulü yapabilirsin?
vahyin karşısına nasıl bilişler içinde bir bilişi, ölçümler içinde bir ölçümü koyar ve imkan verdiği ölçüde değiştirileceğini varsayabilirsin?
''muhafazakârlar bugün onlara sunulan ‘modern’ ve ‘liberal’ kelimeleriyle taçlandırılmış ortak hayat alternatifinin pek de matah bir şey olmadığının farkındalar.''
matah bir şey değil derken sıfır noktasından mı bakıyorlar? sıfırı muhafaza ederken önüne getirilen liberal'e, modern'e bakıp 'meh' yapıyorlar? yoksa halihazırda sahip olduğu kapsayıcı değerler ve eylemler kümesine iman ve inançla mı bu farkı görebiliyorlar?
''zaman içinde ahlakın tümden yozlaşacağını, anarşiye dönüşeceğini düşünüyorlar ve bu nedenle doğal refleksleri kendini korumaya alma yönünde oluyor.''
(ahlak nasıl anarşiye dönüşür? anlamadım.)
ahlakın şu anda yozlaşıyor olması, senin az evvel ima ettiğin demokratik meşruiyet anlayışı dediğin öngörüde gerçekleşmesini salık verdiğin şeyin takendisi değil mi? biraz yozlaşma muhafazakara göre okey mi? komple yozlaşma olacak diye mi korkmaları gerekiyor?
''laik/modern/liberal/solcu kesim için başbakan’ı eleştirmek çok kolay.''
bu kısma pattadanak nasıl geldik bilemiyorum. ama devam edelim (mecbur edecez zaten) bakalım eleştiri kabak gibi bir yanlışa işaret ettipği için mi kolaymış, yoksa kolayına mı gidiyorlarmış.
''ama bu kesimin bizzat kendisine eleştirel gözlerle baktığına dair fazla bir belirti yok ve bu olmadığı sürece muhafazakâr kesimin başbakan etrafında toplanmasından daha doğal bir sonuç da olamaz.''
bu tuhaf geçişten yeni bir önkabul çıkarımsayabiliyoruz: muhafazakar olmayanlar kendilerini eleştirirlerse muhafazakar olanlar da başbakanın çevresinde toplanmaz.
şu dakikaya kadar anlattığın, ayrıştırdıüğın hangi sav muhafazakarların, muhafazakar olmayanlara göre hareket ettiği, bir tür laik ne derse tam tersini yapan kurmalı maymun gibi bir şey olduğu belirlenimini doğurdu anlamadım.
deseydin ki ortak ahlak arayışı, etkileşimin bir kısmı tarafların kendi kendilerini şekli bir şartı yerine getirmek için eleştirmelerini öngörüyor, anlayacağım. ama demedin.
birden laik-solcu-liberal diye acayip bir 'ötekiler' grubu yuvarladın, bu grubun muhafazakarları yönettiği ve yönlendirdiğine dair tek yönlü bir imada bulundun.
desek ki, bu iş çift yönlü o zaman sormasıdır: muhafazakarlar kendilerini eleştiriyor mu? değerlerini sorguluyor mu? sorgulayıp, eleştirseydi, ötekiler ne yapacaktı? muhafazakarlar kendilerini eleştirmediği için ötekiler şu an ne yapıyorlarsa onu yapmıyorlar mı? yapıyorlarsa 'başbakanı eleştirmek çok kolay'ın kolaylamasını muhafazakarlar yapmış olmuyor mu?
eeeeee? yani?
''çünkü muhafazakârlar bu laik/modern/liberal/solculara baktıklarında özgürlükleri savunan ama ahlak arayışları olmayan bir kitle görüyorlar.''
şimdi diyelim ki bu abuk-sabuk karşıtlık (muhafazakarlar ve ötekiler) doğru. bu durumda muhafazakarın bakışının doğru olması gerekiyor mu? baktığında gördüğü şeyin doğru olması gerekiyor mu? gerekmiyor. muhafazakarlar kartal bakışı bonusuyla doğmadılarsa dünyaya, onlar da insanları uzaktan yanlış yargılayabiliyorlarsa ve bu da kendi ahlaklarına göre dahi yanlışsa ne oluyor?
'muhafazakarlar için ötekileri eleştirmek çok kolay : (' olmuyor mu?
ama hadi diyelim bakışları da doğru. baktılar gördüler ve şahane yargıladılar, nasıl yargıladılar bakalım:
''bireysel ve bencilce bakışın yanında, ilkesel eleştiriyi abartarak başbakan nezdinde muhafazakârları aşağılama dürtüsü de epeyce açık bir biçimde gözlemleniyor.''
muhafazakarar bakıyor ve diyor ki
'ahlak arayışları ****y o k****'' (ve aslında olmalıydı)
bireysel bakıyorlar (toplumsal olmalıydı)
benciller (diğerkam olmalıydılar)
bizi aşağılıyorlar! (aşağılamamalıydılar, olduğumuz gibi kabul etmeliydiler!)
bir tuhaf olmuyor mu?
zira
'ahlak arayışı' şartı, ahlakçılığın kendi kendini doğrulayan amentüsü, ahlakçı olmayana göre bilindik bir yanlış yargı değil mi?
'bireysel olunmamalı' birden fazla alternatifi olan, ahlakçı değerler içinde bir değer değil mi?
'bencil olunmamalı' bencilliğe dair bir ahlaki görüşü, muhakemeyi, günahı dayatmıyor mu?
'bizi aşağılıyorlar', en nihayetinde 'bizi kendi değerleri ile yargılıyorlar' değil mi? muhafazakarlar bu sıralamada 'ahlak arayışları yok' diye yargılarken *zaten* tam olarak bunu yapmıyor mu?
kendi yaptıkları şeyin bir benzerini (muhatabı bile diyemiyorum çünkü hitap yok) gıybetini yaptıkları 'ötekiler'de görünce yargılamıyorlar mı?
ee? muhafazakarı bu denklikte ayıran ve ötekilerden öte kılan ne?
onlara onların kürsüsünden hitap ediyor oluşun dışında ben aklayakın bir izah göremiyorum. yani sen de mesafeden doğan bir hastalığı (bkz: pathos of distance) kurallaştırarak ahlaklaştırıyorsun.
''bu yaklaşımın ortak bir hayat ve toplum kurmada engelleyici olduğu açık… ''
o halde muhafazakarın da, görüş ve ahlakının iktidarda olduğu da gözetilirse, engelleyici olmakta bir fersah ötede olduğu da açık değil mi?
''bugünün ‘liberalleri’ sosyal planda geçmişin muhafazakârlarına dönüşmekteler.''
bugünün muhafazakarları halihazırda bugünün muhafazakarı değil mi? dönüşme dahi gerekmiyorken ve dönüşümde iktidar ağırlığıyla doğrudan baskın tarafken ne liberali, ne solcusu, laiki, hangi ağırlık merkezine nasıl bir hitap kurguluyorsun?
''kendi hayatlarını yaşasınlar ve kimse onlara karışmasın istiyorlar.''
kendi hayatı açıklığa ve farklılığa dönükse ve kendisine 'açıklık-farklılık olmayacak' diyip üzerinde somut etkisi olana 'karışma' diyorlarsa sırf 'karışılmasını istememek' muğlak/semantik paydasından muhafazakara eş mi koşulmaları gerekiyor?
kırbaçlayan efendinin köleye bağırması ile kırbaçlanan kölenin efendiye bağırması 'ikisi de birbirine bağırıyor, iki taraf da kızgın, kölelerin bağırmamayı öğrenmesi lazım' diye köle'ye akıl öğretme makamından eşlenebilir mi?
''ayrıca farklı hayat tarzına sahip olanlardan da gidip kendi köşelerinde yaşamalarını, gözden ırak olmalarını bekliyorlar.''
kim bekliyor? nasıl bekliyor? h e p s i mi bekliyor? hadi muhafazakarın tanımı 'muhafaza etmek', liberal'in tanımı nasıl böyle bir kürevi kapsama işaret ediyor? etmesi gerektiği için mi ediyor?
''türkiye’de laik kesimin siyasi dili giderek toplum olma hayalini bir kenara itiyor.''
laik kesim kim? aza evvel yuvarladığın ve herkesi herkese eşitlediğin grup mu? itiyorsa nasıl itiyor? itmeyen niye senin kuramına ve muhatabına uyması gereken 'ötekiler'e ait olduğu için itiliyor? sen böyle yuvarladıkça iteleyenin hası, şahı, şahbazı olmuyor musun?
''ne var ki ‘benim hayat tarzım bu’ diyerek istediğiniz gibi de yaşayamazsınız,''
neye 'ne var ki'? bir önceki cümlede itmeden bahsediyoruz, bunda kendi hayat tarzın üzerindeki iktidar ve özgürlüğünden.
ayrıca niye yaşayamayız? yaşayamazsak niye yaşayamayız? mutlak ve uzlaşmaz bir çelişki mi var? varsa o çelişki ne? ahlak ve değerler değil mi? yok eğer imkansızlıktan değil öğütçü bir dilden bahsediyorsak, yani yaşamamalıyız diyorsan niye yaşamamalıyız? özgürlük senin hitap ettiğin gruba göre o kadar matah olmadığı için mi? iyi de senin hitap ettiğinin ne düşündüğünü ben niye sabit değer olarak alıp, ona göre kendimi sınırlayacak şekilde dikkate alıyorum? hayat tarzımın niteliği, etkisini etkileşim ve iletişimin konusu dahi etmeden, değişimin ölçütünü kendisi önden bilen birilerinin kayıtsızlığına rağmen mi alıyorum?
yani yaşayamazsın mı, yaşamamalıyız mı, yaşatmazlar mı? diyorsun, bir karar ver, bakalım verebiliyor musun:
''çünkü başkaları ile birlikte yaşıyorsunuz ve henüz başkaları ile nasıl birlikte yaşanır bahsini o başkaları ile konuşmadınız.''
e onlar da ötekilerle konuşmadıysa? ötekiler onların konuştuğunu dinlemek zorundaysa? onların inanç sistemini değerlerini özümsemek, benimsemek, benimsemese bile bilmek, ezberlemek mecburiyetindeyse? yani birlikte nasıl yaşanır şablonuna doğduysak ve onu o şablonu iktidarın getirdiği avantaj ve kayırmalardan bağımsızmış gibi kişisel değerine eklemlemişle konuşması gerekiyorsa?
''evrensel normları yardıma çağırmak da sonuç vermez… çünkü somut, sahici insanlarla yaşıyorsunuz, kurgulanmış ve ‘evrenselleştirilmiş’ bir mahlûk olarak paketlediğiniz insanlarla değil.''
evrensel normlardan kast ettiğin ne, belli değil. ama ötekiler normları onların da görebildiği yerde çağırıyorsa, ve çağırılan yere geldiğinde onlar ötekilere bakmıyor ve bakamıyorsa ne oluyor? sahici, somut insanların yaşadığı sahici somut koşullardan bağımsız konuşabilmiş oluyor muyuz?
''başbakan’ın dili muhafazakârların temel bir kaygısına tercüman olurken, o kesimin toplum olma yolundaki sıkıntısını da açığa çıkardı.''
neydi muhafazakarların temel kaygısı? kızlı erkekli bir arada olunmasın mı? neydi bu kaygının siyasete dönük tarafı? kızlar erkekler ayrılsın değil mi?
toplum olma yönünde kendisi dışındaki toplulukları da kapsayacak şekilde doğrudan ya da dolaylı müdahale ile toplumsal ayrımı öngören bu sıkıntının asli niteliği olan ayrımcılık'a değil, demokrat bakış ile eşleştirdiğimiz 'toplum olma kaygısını'na mı vurgu yapıyoruz?
yapınca şekilciliğin allahını da yapmış olmuyor muyuz?
her türlü ayrımcılık bu toplum olma sıkıntısını içeremez mi? tutsileri katletmeyi hedefleyen hutular -hutu olarak- toplum olmayı hedeflediği için demokratik bakışlı sayılamaz mı? hutu ahlakı diye bir ahlakı müşterekleştirmek için eğer doğru siyaset tutsinin silinmesiyse, müşterek ahlak'ın tesisi için bu yol seçilemez mi? bu yolu imkansız hale getiren ne? bir insan başka bir insanı öldürmemelidir mi? e hutular da tutsiler için hamamböceği demiyorlar mıydı? öldürülmeleri de o çerçevede bir ahlaka, müşterek bir ahlaka, oturmuyor muydu?
ahlakçılığı demokrat bakış kutsiyetine gömmenin gideceği bir yer de bu değil mi?
ama devam edelim
''aslında aynı sıkıntı farklı kültürel kodlar içinde laik/modern/liberal/sol kesimde de mevcut.''
toplumu madem muhafazakar ve ötekiler diye ayırdık ve her iki tarafa da özeleştiri şartını dayadık, mahçupyan, senin özeleştirin ne olacak? aynı sıkıntı sende de mevcut değil mi? yuvarladığımız iki türden birisine gireceğin muhakkak olduğuna göre sen de aynı herkes gibi değil misin? öyleysen bir özeleştiride bulun da başkasının çevresinde yuvalanmamızın sorumlusunu sen ilan etmeyelim.
''onlar da henüz ötekilerle birlikte nasıl yaşanabileceğini, nasıl bir ortak ahlaki zemin üretilebileceğini bilmiyor ve üzerinde de düşünmüyorlar.''
sen biliyorsan bir söylesen de ortak ahlaki zemin oluşsa olmaz mı? yok eğer ortak ahlaki zeminin ne olacağını bilmiyorsan bilmediğin bir şeyin nasıl olacağını ve niye olması gerektiğini bir anlatsana gerekliliğine hepberaber aysak?
''ne var ki muhafazakârlığın kazanamayacağı, ama modernliğin çoktan kaybettiği bir zemindeyiz.''
(ne var ki ve dolayısıyla'yı anlamsız kullanma rekorunu kırmış olabilirsin. neye ne var ki? bir önceki cümleye, anlatım akışına ne bir şey ekliyor ne bir tezat katıyor)
muhafazakarlık neyi niye kazanamasın? modernlik neyi niye kaybetti? kuru genelleme ile epigramik yazımı karıştırıyor olabilir misin?
''toplum ise kendi mecrasında melezleşme yoluyla bir yeni ahlaki toprak oluşturmakta.''
iktisadi sosyal değşim olunca ahlak da değişir dememiş miydik? toplum mu oluşturuyor, toplumu oluşturan etkenler mi iteliyor? toplum mu özne, değişimler mi? toplum kendi kendisiyle kendiliğinden mi melezleşiyor? toplum dediğin şey ezelden beri zaten melezleşmenin öteki adı değil mi?
''bunu da akp temsil ederse kimse şaşırmasın, çünkü başbakan’ın yanlışlarının arkasında diğerlerinde olmayan bir toplum olma kaygısı var ve bu farklılık gözüküyor.''
iki seçenek var:
1 ötekilerin değerden sayılmayan değerleri (bencillik, bireyselcilik, vb.) görülemiyorsa, mevcut muhafzakarların sayısı seçim aritmetiğine olumlu yansıyorsa akp'nin temsili nitel bir 'fark'tan mı kaynaklanmış oluyor?
2 muhafazakarlar denen uydurmasyon kategori ile ötekiler denen yuvarlama sınıf birbirini görüyor ama yanlış değerlendiriyorsa, bu değerlendirmeyi de birinin diğeri üzerindeki iktidarı engel oluyorsa, toplum olmaya kim madik atmış oluyor?
kişisel not: bu yazdıkların sayesinde kaşarlı tost parası bile kazanıyorsan sinirimden ağlayacağım. yapacağım bunu.
otisabi
* https://eksisozluk.com/entry/38330630

YORUM YAZIN