Avrupa Basınında Bugün (14 Kasım 2013)
İngiltere Basınıİngiliz gazetelerinin en geniş yer ayırdıkları uluslarası konu Filipinlerdeki tayfun felaketinin yol açtığı yıkım ve insanlık dramı...
Gazeteler yerle bir olan evler ve cesetlerle dolu bir manzarada içinde umarsız insanların görüntülerine yer veriyor.
Independent felaket bölgesine "öfke, korku ve mide bulandırıcı bir ceset kokusunun" hakim olduğunu yazıyor.
Financial Times Pekin'in yardım çabalarının Çin'in bu alandaki yetersizliklerini gizler önüne serdiğini bildiriyor.
Times "umutsuzluk, ölüm ve umutsuz yardım arayışı" başlığını atmış.
Guardian "fırtınadan sonra hayatta kalanların yıkılan dünyalarını sindirmeye çalıştıklarını" söylüyor.
Daily Telegraph da iki milyon çocuğun risk altında olduğunu yazıyor.
Mısır Rusya'dan silah alıyor
Times Mısır'daki askeri yönetimin Rusya ile 2 milyar dolarlık silah anlaşması imzalamayı umduklarını bildiriyor.
Geçtiğimiz günlerde uzun zamandır Rusya'dan Mısır'a yapılan en üst düzey diplomatik gezi yapıldı.
Geziye Rusya Dışişleri ve Savunma Bakanları da katıldı.
Gezi, Mısır yönetiminin ABD ile gerilimli bir döneme girdiği sırada yapıldı.
Times görüşme gündeminin bir numaralı konusu olan silah anlaşmasının, yakın dönemde Mısır'ın en büyük silah siparişi olduğunu belirtiyor.
Daily Telegraph da geziyi "Rusya Ortadoğu'da pazularını gösteriyor" şeklinde değerlendiriyor.
Gazeteye göre, Rusya bu girişimle ABD'nin bölgedeki gücünü kırma arayışında yeni bir cephe açıyor.
Gazete, Mısır'daki askeri yönetimin başı olan General Abdülfettah el Sisi'yi de ülkenin "yeni firavunu" olarak tanımlıyor.
Mısır yönetiminin Rusya'dan silah alma girişimi de ABD ve İngiltere başta olmak üzere Batılı müttefiklerinin yönetime desteklerini kısmen çekmelerine bağlanıyor.
Batılı ülkeler, devrik yönetimi destekleyen binlerce kişinin öldürülmesini protesto anlamında Mısır'a verdikleri desteğin bir kısmını geri çekmişti.
ABD'nin İran politikasına iç tepkiler
Daily Telegraph, İran ile nükleer programı konusunda görüşmeler yapan Obama yönetimine iç tepkilerin arttığını bildiriyor.
Gazete ABD Kongresi'nin İran'a yeni yaptırımlar için çağrıda bulunduğunu belirtiyor.
İran ile görüşmeler sonuçsuz kalmış ve iki taraf da bundan karşı tarafı sorumlu tutmuştu.
Daily Telegraph, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin ifade vereceği Senato komisyonuna yeni yaptırımlardan vazgeçilmesi çağrısı yapacağını aktarıyor.
Kerry'ye göre şu anda İran'ın üzerindeki baskıyı artırmak, 20 Kasım'da yapılacak görüşmeleri baltalayabilir.
AB'de deflasyon tehdidi
Guardian euro bölgesinde son ekonomik gelişmelere iki sayfasını ayırmış.
Gazeteye göre euro bölgesi deflasyon tehdidiyle karşı karşıya.
İspanya'da fiyatların gerilemekte olduğunun dün açıklanması bu kaygılara eklenen son halka oldu.
Euro bölgesinde enflasyon 0,7; buna oldukça yüksek işsizlik oranları eklendiğinde ciddi bir deflasyon tehdidi ortaya çıkıyor.
Gazete, euro bilgesinin Japonya gibi deflasyonist bir döneme giriyor olabileceği kanısında.
Euro kullanmayan İngiltere'de ise görüntü daha farklı.
Guardian İspanya'nın fiyatlarda yüzde 0,1 gerilene ilan ettiğini, küresel mali krizden çok kötü etkilenene diğer AB üyeleri olan İrlanda, Yunanistan ve Kıbrıs'ın da halen deflasyonda olduğunu belirtiyor.
Gazete, Avrupa Merkez Bankası'nın geçen hafta faizleri aşağı çekmesinin deflasyona karşı bir önlem olarak yorumlandığını hatırlatıyor.
Deflasyonist kayışa bir kanıt olarak Portekiz, Yunanistan ve Kıbrıs'ta ücretlerin gerilemesini gösteriliyor.
Deflasyon ağır borç yükü altındaki ülkeler için ciddi bir tehdit.
Bu yüzden, euro bölgesinde deflasyonist bir döneme girilmesi halinde, İtalya ve İspanya'nın yeniden bir mali kaosa sürüklenebileceği belirtiliyor.
İngiltere'de yeniden büyüme rotasına girildiği yönünde iyimser beklentiler var. Bu da faiz hadlerinin artabileceği uyarısını gündeme getirdi son günlerde. Ancak Guardian'ın ekonomi yazarı Larry Elliott şu anki büyümenin tarihi oranların altında olduğu, o yüzden de faizlerde yükselme beklentisinin yersiz olduğu kanısında.
İngiltere'de işsizlik oranı şu anda yüzde 7,6. Bu 2009'dan bu yana en iyi rakam. Ancak Guardian istihdamda artışın iş arayan ileri yaşlardaki kişileri kapsamadığı kanısında.
Almanya Basını
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'ndan Batı Şeria'da Yahudi yerleşimciler için yapılması planlanan 20 binden fazla yeni konut projesini bir kez daha gözden geçirmesini istemesi, gazetelerde geniş yankı buluyor. Sächsische Zeitung konuyu şöyle yorumluyor:
"İsrail'in yerleşim politikası, en sadık müttefiki ABD'de bile 'sürekli kızgınlığa yol açan bir durum' diye nitelendirilen, hassas bir durum. Bu konu İsrail'in barış için çözüm konusunda ne kadar ciddi olduğunu göstermesi açısından da önemli. İşgal edilmiş bir ülkede yerleşim birimleri inşa etmek, devletler hukukuyla çelişiyor ve Filistinliler ile de bir anlaşmanın önündeki en önemli engeli oluşturuyor. Filistinliler, İsrail'in yerleşim birimlerini zorla kabul ettirdiği ve gelecekteki başkenti olması istenen Doğu Kudüs'ün Batı Şeria'dan fiili olarak ayrıldığı bir devleti nasıl kabul edebilir? Ortaya çıkacak şekil bir devletten çok yamalı bir halıya benzeyecektir. Ayrıca ayakta kalması da mümkün değil. Filistin'in kendi kaderini tayin etme rüyası böylece bir maskaralığa dönüşür."
AB Komisyonu, Alman ekonomisinin verdiği dış ticaret fazlasının Avrupa Birliği ekonomisi üzerindeki sonuçlarını inceleme kararı aldı. AB Komisyonu'nun Ekonomik ve Malî İşlerden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Almanya'nın rekabet ya da ihracat gücünü eleştirmediklerini, amacın sadece Avrupa ekonomisi üzerindeki etkilerini araştırmak olduğunu belirtti. Die Welt gazetesi konuyu şöyle yorumluyor:
"Kıskançlık tuzağına düşmemek zor: Federal Almanya Cumhuriyeti'nin dış ticaret fazlasına sahip olduğu eleştirisi kolaylıkla, geleneksel bir sanayi ülkesi ihracat konusunda güçlü olmaktan vazgeçebilirmiş gibi algılanıp, Almanlara bu başarı çok görülüyor şeklinde anlaşılabilir. AB Komisyonu, Alman dış ticaret fazlasını, tıpkı kriz ülkelerinin bütçelerindeki kronik açık gibi, düzeltilmesi gereken bir durum gibi değerlendirerek, Birlik’in güneyindeki ülkelere de iyilik yapmış olmuyor. Bu ülkeler dünya pazarında yer almak istiyorlarsa, mutlaka ihracat konusunda açıklarını telafi etmek, işletmelerini daha rekabet edebilir hale getirmek zorunda. Almanya'yı sanki hata yapmış gibi işaret edip, bu ülkelerin kendi reform çabalarını durdurmalarına fırsat sunanlar, Güney'deki ülkelerin işini kolaylaştırıyor."
Stuttgarter Zeitung aynı konuyla ilgili yorumunda şu satırlara yer veriyor:
"Şüphesiz Almanlar'ın dış ticaret fazlası aynı zamanda diğer ülkelerin açığı olduğu anlamına geliyor. Ancak Almanya ihracattaki artışı manipülasyonlar sayesinde elde etmedi, tam tersine dünyanın Almanya'da üretilen otomobil ve makineleri tüketmesi sayesinde buna ulaştı. Diğer ülkeler de birinci sınıf ürünlerle pazara girerlerse, AB içinde bu konudaki açık azalır. Ancak bu çok fazla güç ve enerjinin harcanmasını gerektiriyor. Bazı Avrupalılara Almanları başarıları nedeniyle cezalandırmak daha cazip geliyor. Peki ama bu durumda AB'yi kim ayakta tutacak?"
Westdeutsche Zeitung da AB'nin, Almanya'nın dış ticaret fazlasını inceleme kararına eleştirel yaklaşıyor:
"Okulda da sınıfın en başarılı öğrencisi sevilmez. Almanya'nın olumlu dış ticaret bilançosu bu açıdan bakıldığında kıskançlık uyandırıyor. Hatta Almanya bu nedenle ceza alma tehlikesiyle karşı karşıya. Almanya’nın dış ticaret fazlası azalmazsa örneğin bu durumda suni bir biçimde maaşları yukarı çekmiş olur. Ürünlerimiz yurtdışında pahalılaşır ve iç pazardaki talep artar. Avrupa içinde dayanışmaya evet, ama lütfen diğer ülkelerin yaptığı hataları tekrarlamayalım. Diğer ülkeler daha üst sınıfta olan ülkelerden bir şeyler öğrenmeli."
Fransa BasınıBugünkü gazeteler BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ve Almanya'nın İran ile nükleer programı konusunda Cenevre'de yaptıkları görüşmelerden sonuç alınamamasına geniş yer ayırıyor. Fransız Ouest-France müzakereleri Fransa'nın bloke ettiği yönündeki iddiaları ele alıyor:
"İran'ın nükleer programı konusunda biraz İsrail-Filistin barış sürecindeki gibi bir durumla karşı karşıyayız. Uzlaşma için gereken çözümün ne olduğunu en ince detayına kadar biliyoruz. Ancak kronik olarak eksik olan böyle bir uzlaşmanın imzaya geçirilmesi arzusu. Washington'un Suudi Arabistan'la bağlarını gevşettiği dönemde, Paris, Arap kartını oynamak istiyor. Hem de Basra Körfezi'ndeki krallıkla yönetilen, silah ve enerji santrallerimizi satın alan ülkelerle. Ancak bu ülkeler Sahel Bölgesi'nde karanlık ve karmaşık, Suriye'de ise acımasız bir oyun oynuyorlar. Tahran'la müzakerelerin başlaması müttefiklerimizle ortak aldığımız zor bir karardı. Uzlaşmayı bloke etmek de zor ama tek başına alınmış bir karar."
L'Alsace gazetesi bugünkü sayısında Fransa'da hem sağ, hem de sol kesimde radikallerin sayısının giderek artmasını ele alıyor:
"Kim kendini kurtarabiliyorsa, kurtarsın' yönünde bir eğilim var ve herkes bu durumdan yararlandığına seviniyor ve Cumhuriyet'e zarar vermek istiyor. Sol ve sağ cepheden radikallerin birleştikleri en az bir nokta var: Demokrasiden nefret ediyorlar. Çaresizliği suistimal etmek, aşırıların ders kitabından eksik olmaz. Devlet bu tehlikeyi ya anlayamadı ya da anlamak istemedi. Cumhurbaşkanı François Hollande cesareti kısır bir dik kafalıkla karıştırıyor. İktidardaki Sosyalistler bile alarm çanlarını çalıyor. Bu korku seçimler öncesinde ortaya çıkan basit bir korkunun çok daha ötesinde bir durum. Fransa bir kazazede olmaya çok yakın ve kaptanı ile asistanı (Başbakan Jean-Marc Ayrault) sanki bu tehlikeyi görmüyormuş gibi davranıyorlar."
Hollanda BasınıHollanda'dan De Telegraaf gazetesi bugünkü sayısında Suriye'de barışın sağlanması için Cenevre'de yapılması planlanan ikinci konferansı masaya yatırıyor:
"Cenevre'de bu ayın sonunda yapılması planlanan Suriye Barış Konferansı suya düşme tehlikesiyle karşı karşıya. Muhalefet, müzakerelere başlamadan önce Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın koltuğunu bırakması talebinde ısrar ediyor. Bu, pek gerçeğe uygun bir talep değil. Şam rejiminin ağır insan hakları ihlâlleri nedeniyle muhalefetin istifa talebinde bulunması gerçi anlaşılır bir durum. Ancak bu talep, müzakere şansını ortadan kaldırıyor. Suriyelilerin büyük bölümü hem Esad rejimi, hem de muhalefetten bıkmış durumda. Sessiz ve huzur içinde ülkelerine dönmeyi istiyorlar. Bu nedenle Esad'ın en azından belirli bir süre geçiş hükümetinin bir parçası olması gerekiyor. Esad ve onun güvenlik güçleri olmaksızın ülkede çok daha büyük bir anarşi çıkabilir."
Norveç BasınıNorveç'in muhafazakâr Aftenposten gazetesi ise aynı konuyla ilgili yorumunda şu satırlara yer veriyor:
"İran'la müzakerelere ve Tahran rejiminin nükleer programıyla ilgili hedeflerine şüpheyle yaklaşmak için ortada ne yazık ki bir neden var. Ülke, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nı önceden de yanılttı ve gizli tesisler inşa etti. İran'ın uranyumu söylediği gibi barışçıl amaçlar için kullandığı söylemine ikna olmak için, tam teşekküllü bir inceleme yapılması gerekir. Bir hafta içinde Cenevre'de İran'ın nükleer programı konusunda yeniden müzakereler yapılacak. İranlı müzakerecilerinin o zamana dek Tahran'dan uzlaşmayı öngören ve açık talimatlar almasını umut edelim."
(dw türkçe-bbc türkçe)

YORUM YAZIN