Avrupa Basınında Bugün (7 Ekim 2013)
İngiltere Basınıİngiltere'de gazeteler bugün ülkenin Avrupa Birliği'nden çıkması yönünde yapılacak olası referandumu, okula gittiği için vurulduğu söylenen Pakistanlı kız öğrenci Malala Yusufzay'ın Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmesini, ve Suriye'deki gelişmeleri ele alıyor.
Financial Times gazetesi, İngiltere'nin Avrupa Birliği'ndeki geleceği konusunda yapılacak referandumu sütunlarına taşıyor.
Gazete, iktidardaki bir Muhafazakar Parti'nin milletvekili Adam Afriyie'nin partisinin aksine referandumun bir sonraki genel seçimden önce yapılması için önerge sunacağını; İşçi Partisi'nden de buna destek gelmesinin beklendiğini yazıyor.
Financial Times, Muhafazakar Parti lideri ve Başbakan David Cameron'ın referandumun 2017 yılında yapılmasını kabul ettiğini, ama Afriyie'nin bu sözün tutulacağı yönünde seçmenleri ikna edebilmek için önergeyi sunmaya karar verdiğini söylediğini aktarıyor.
'Türkiye'nin geleceği iki kişinin anlaşmasına bağlı'
Financial Times'da yazan Daniel Dombey, 'Türkiye'nin geleceği iki kişinin anlaşmasına bağlı' başlıklı makalesinde Türkiye'nin geleceğinin Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan'ın ülkenin yönetimi konusunda varacakları anlaşmaya bağlı olacağını yazıyor.
İkilinin ülkenin geleceği konusunda farklı görüşlere sahip olduğunu yazan Dombey'nin makalesi şöyle devam ediyor: "Recep Tayyip Erdoğan son 10 yıldır ülkedeki siyaset arenasında egemen. Yeniden başbakan olmamaya yemin ettiğinden başkanlığı gözüne kestirmiş durumunda.
Geçen hafta yapılan bir röportajda cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le görevlerinin takası ihtimali sorulduğunda Erdoğan, nihai kararın henüz verilmediğini söyledi. Daha sonra kendisi, İslami iktidar partisi AKP'de destekçileri olan Gül'le konuyu görüşeceğini kabul etti.
Erdoğan "Parti hem kendime hem de Gül için önemli. Ayrılıkların olacağını sanmıyorum." dedi.
Taraftarları Gül'ün başbakanlığa dönmeye can attığını ve bu konuda son kararın Mart ayında yapılacak yerel seçimlerin ardından verileceğini söylüyor.
Mevzubahsin altını çizercesine Gül, başbakanın iktidarında belirlenen gidişattan nelerin farklı olacağını ima eden bir konuşmayı meclisin açılışında yaptı.
İstanbul'daki protestocuları Erdoğan teröristler ve çapulcular olarak nitelerken Gül kutuplaşma siyasetinin demokrasiye oluşturduğu tehdide dikkat çekti.
Türkiye'nin yaşadığı ekonomik sorunlardan Erdoğan tam olarak tanımlamadığı bir "faiz lobisini" sorumlu tutup ülkenin en büyük şirketi Koç'u azarlarken Gül "hem yabancı yatırımcıları, hem de yerel girişimcileri güvende hissettirecek bir ortam yaratılması" çağrısında bulundu.
Türkiye'nin Mısır'ın devrik iktidarı Müslüman Kardeşler'i desteklediği bir dönemde Gül ayrıca, ülkedeki askeri hükümetle diyaloğa girilmesi çağrısında bulundu.
Muhalefet bile Gül'ün ülkeyi farklı bir yöne sürükleyeceği görüşünde. Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili Aykan Erdemir "İki lider arasında kesinlikle bir fark var. Bu da, çoğunlukçu otoriter birisiyle muhafazakar bir demokrat arasındaki farka eşit." diyor.
Ama asıl soru Erdoğan'ın yürütmeyi bu kadar bağımsız birine bırakıp bırakmayacağı. Erdemir, Gezi protestolarının Erdoğan'ı meşruluğuna darbe vurduğu görüşünde.
Gül'ün taraftarlarıysa egemenliğini yitiren bir Erdoğan'ın Gül'ü bir kenara itemeyeceğini söylüyor.
Amerika'daki Lehigh Üniversitesi'nde Türkiye uzmanı Henri Barkey "Erdoğan'ın rekabetçi ruhunun aksine Gül daha arkadaşça görünse de, insanların tahminlerinin aksine çekişmeleri göğüsleyebildiğini gösteriyor. [Gül] ortamı hazırlarken, bir grup insan onun başbakan olmasına hazırlanıyor." diyor."
Malala, Nobel'e aday
Independent gazetesi için yazan Simon Usborne, geçen sene Pakistan'da Taliban tarafından öldürülmeye çalışılan Malala Yusufzay'ın Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmesini ele alıyor.
Usborne, Yusufzay'ın etrafındakiler tarafından yönlendirildiğinden şüphelenilmesine rağmen, onunla tanışanların, genç kızın sadakatine şaşırdığını yazıyor.
Gazeteye göre en genç Nobel Barış Ödülü sahibi olabilecek Yusufzay'a bir halka ilişkiler firması da yardımcı oluyor. Usborne, firmanın bunun için para almadığına dikkat çekiyor.
'Mezhepler savaşında güvenli kale yok'
Independent gazetesi için bir makale kaleme alan Patrick Cockburn, Suriye'deki mezhepler çatışmasının Türkiye'de siyasi hayatı etkilemeye başladığını yazıyor.
Türkiye hükümetinin Suriye'deki iç savaşta Sünni Müslümanlara destek verdiğini öne süren Cockburn, bu durum karşısında Alevilerin "korku içinde yaşadığını" söylüyor.
Cockburn, İstanbul'da kendisine konuşan Alevi Nevzat Altun'un "İnsanlar, Suriye'ye şeriatın gelmesi durumunda aynısının Türkiye'de de yaşanabileceğinden korkuyor." dediğini aktarıyor.
Türkiye'deki Alevilerin Suriye'de Beşar Esad hükümetinin devrilmesine hükümetin verdiği desteğe karşı çıktığına dikkat çeken Cockburn, kendisine konuşan ekonomi uzmanı Atilla Yeşilada'nın "Erdoğan'ın Suriye'deki Alevilere karşı sarf ettiği her sözde Türkiye'deki Alevilere yöneltilen mezhepsel imalar var." dediğini yazıyor.
Cockburn makalesinde Suriye'deki iç savaştan kaçan Alevilerin kendilerini Türkiye'de de tehdit altında hissettiğini, ve Sünni olmadıklarının ortaya çıkması durumunda Özgür Suriye Ordusu üyelerinin gelebilecek olası bir saldırıdan dolayı hükümetin mülteci kamplarına gitmediklerini aktarıyor.
Independent yazarı, kimi Alevilerin İstanbul'a geldiğini ve burada Pir Sultan Abdal Alevi kültürel merkezine sığındıklarını söylüyor.
Cockburn makalesinin ilerleyen bölümlerinde Gezi protestoları sırasında hayatını kaybeden beş kişinin Alevi olmasının Alevilerin hükümete karşı artan öfkesi olduğunu öne sürüyor.
Yazar, İstanbul'da ziyaret ettiği bir Cemevi'nde kişilerin uğradıkları ayrımcılıktan yakındığını, ve bir kişinin "Hükümet bize insan gibi davranmıyor. Vergi veriyoruz ama karşılığında hiçbir şey almıyoruz." dediğini aktarıyor.
Cockburn makalesini şöyle bitiriyor: "Türkiye'nin kapılarını açık tutması, Suriye'deki savaşın sınırdan taşmasına neden oldu.
Türkiye ekonomik ve siyasi bakımdan başarılı olsa da AK Parti ve otoriter laiklerin iktidar için sergilediğini çekişme toplumda çatlaklar doğurdu. Türkiye'de ve bölgede artan siyasi tansiyon mezhepsel farklılıkları daha da patlamaya hazır bomba haline getiriyor."
Guardian: 'Libya Amerika'dan açıklama bekliyor'
Guardian gazetesi, Amerika Birleşik Devletleri'ne bağlı askerlerin Libya'da bir el-Kaide üyesini kaçırmasının ardından, hükümetin ABD'den bir açıklama istediğini yazıyor.
Gazete, başka bir grup Amerikan askerininse Somali'de el-Şebab örgütüne yönelik başlatılan bir operasyonun başarısız olduğunu aktarıyor.
Guardian, militanların Amerikan askerlerini püskürttüğünü, ve orada bırakılan askeri gereçlerin el-Şebab üyelerince fotoğrafının çekilip internette yayınlandığını okuyucularına duyuruyor.
Telegraph: 'Venezuela'da sosyalist rüya çöküyor'
Telegraph gazetesi, dünyanın en büyük petrol yataklarına ev sahipliği yapan Venezuela'da askerlerin tuvalet kâğıdı fabrikalarını işgal ettiğini ve yiyeceğe ulaşmaya çalışanlar arasında çıkan çatışmaların ölümle sonuçlandığını yazıyor.
Gazete, yeni cumhurbaşkanı Nicholas Maduro'nun ülkeyi idare edemediğini ve ülkede kimi çevrelerce Chavez'in 'kötü bir kopyası' olarak görüldüğünü aktarıyor.
Almanya BasınıOn yıldır Kunduz'da görev yapan Alman ordusu, askerî üssün kontrolünü Afgan güçlerine devretti. Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (ISAF) bünyesinde görev yapan Alman askerlerinden oluşan 800- 900 kişilik bir birlik ise Mezar-ı Şerif'te konuşlandırılacak. 2014 yılı sonunda ISAF'ın Afganistan'daki görevi de sona erecek. Berliner Zeitung ülkenin geleceğini değerlendiriyor:
“Afganistan'ın geleceğine dair umut dolu senaryolar şu günlerde pek nadir işitiliyor. Batılı diplomatlar Afganistan'ın 15 ay sonra başlayacak olan yeni dönemine genelde karamsar bakıyor. Eğer şimdi sağlanan bir parça istikrar kalıcı olabilirse epey bir kazanımdan söz edebiliriz. Uluslararası toplumun Afganistan'da zorlandığı giderek netleşiyor. Şimdi herkesin tek istediği Afganistan'dan çıkmak!”
Stuttgarter Zeitung Alman askerlerinin Kunduz'dan geri çekilmesi hakkında şunları yazıyor:
“Askerî ve maddi destek devam edecek olmasına rağmen Afganistan sorunları ile geniş ölçüde yalnız bırakıldı. Federal Ordu üsten rahatça çekilirken bu kadar umutlu olunmasını anlamak güç. Daha çok ülkenin çökmesinden, bir kaç görece güvenli bölge ile huzursuzluğun yaşandığı birçok eyalete bölünebileceğinden kaygı duyulmalı. Afganistan bir şeyi çok iyi tecrübe etti: Askerler bir kez çekilince Batı hızla ilgisini kaybedecek. Akabinde de akan yardım paraları, özel yatırımlar azalacak. Bu belirtiler kendini gösterirken kalıcı bir yapılanma hemen hemen mümkün değil.”
Almanya'da seçimlerin galibi Hrıstiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) koalisyon ortağı arama çabalarını sürdürüyor. Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile ön görüşme yapan Hrıstiyan Birlik Partisi cuma günü de Birlik 90 Yeşiller Partisi temsilcileri ile biraraya gelecek. Rhein Neckar Zeitung Sosyal Demokratların vergi artırımında ısrar etmekten vazgeçmesinin halkı rahatlattığını yazıyor. Fakat gazete partilerin maliyeti yüksek seçim vaatlerinin vergi artırımı yapılmadan finanse edilemeyeceği şeklinde yorum yapıyor. Süddeutsche Zeitung ise Sosyal Demokrat Parti'nin asgari ücret talebini değerlendiriyor:
“Sosyal Demokrat Parti asgari ücret için belirlediği 8,50 eurodan vazgeçmek zorunda. Bu kadar yüksek asgari ücreti pek çok işletme özellikle de doğudakiler ödeyemez. Yeni kurulacak hükümet İngiltere'deki gibi bir model üzerinde uzlaşmalı. Orada 1999 yılında düşük bir asgari ücret üzerinde uzlaşıldı. Sonra siyasetçilerin direktifi olmadan 7,80 euroya kadar yükseldi. Uygun ücret miktarını bağımsız bir komisyon belirliyor. Aynı sistem Almanya'da uygulandığında asgari ücret 7,50 euro olarak hesaplanacaktır. Şüphesiz Başbakan Merkel deneysel girişimlerde bulunmak istemiyor ama bunun için mücadele etmesi gerekecek.”
Geçtiğimiz hafta yine yüzlerce kaçak göçmenin İtalya'nın Lampedusa adası kıyısında ölmesi üzerine bazı Hrıstiyan Demokrat siyasetçiler AB'nin mülteci politikasında reform talep ediyor. Frankfurter Rundschau gazetesi konuyu koalisyon görüşmeleri çerçevesinde ele alıyor:
“Hrıstiyan Demokrat Parti'nin (CDU) AB'nin korunma politikasını sorgulamak istemesinin bir zararı olmaz. Diğer yandan henüz bir şey kazanılmış da değil çünkü Hrıstiyan Birlik Partileri'nin (CDU/CSU) içerisinde önemli siyasetçiler bu talebi reddettiler. Bu yüzden Birlik Partileri'nin olası koalisyon ortaklarının müzakereler sırasında bu konuya destek vermeleri belki yararlı olabilir. Koalisyonlar için şartların öne sürülmesi herhalde pek alışılmadık bir şey olmasa gerek. Anlamsız otoyol geçiş ücretleri bile konu edilebiliyorsa bunun çoktan mümkün olması beklenir. Daha da güzeli SPD, Sol Parti ve Yeşiller'in, Federal Meclis'te yeni elde ettikleri çoğunluktan faydalanarak insana yakışır bir mülteci politikası için kararlar çıkartması olurdu.“
İspanya BasınıYaklaşık 500 kaçak göçmeni taşıyan teknenin İtalya'nın Lampedusa Adası açıklarında batması AB'nin mülteci politikasını yeniden tartışmaya açtı. Deniz yoluyla Avrupa'ya ulaşmaya çalışırken yine yüzlerce kaçak göçmen yaşamını yitirdi. İspanya'nın El Mundo gazetesi AB'nin kaçak göçmenlere karşı tutumunu eleştiriyor:
“Dün Papa, yüzlerce Afrikalı kaçak göçmenin Lampedusa kıyılarında ölmesini ‘utanç verici' olarak ifade ederken haklıydı. En kötüsü de bu trajedi önceden kestirilebilirdi. Lampedusa Adası Belediye Başkanı, AB Komisyonu'na mektup yazarak adanın bir mezarlığa dönüşebileceği uyarısında bulunmuştu. AB'nin içişlerinden sorumlu komiserliği, yaşanan olaydan duyduğu üzüntüyü dile getirip, bu tür faciaların önlenmesi için daha fazla imkânın devreye sokulması gerektiğini itiraf etti. Yani AB'nin Afrika'dan kaçak göçe karşı kayıtsız ve pasif olduğunu doğrulayan soğuk bir tepki. Sefalet içindeki bir bölgeden kaçanların hepsini almamız mümkün olmadığına göre en azından onların hayatlarını kurtarmak ve onları daha onurlu bir şekilde karşılayabilmek için olanakların artırılması gerek.”
Hollanda BasınıHollanda'da yayımlanan De Telegraaf gazetesi de yaşanan mülteci dramı hakkında şunları yazıyor:
“Şüphesiz bu yaşanan trajedide alçakça davrananlar insan tacirleri. Fakat Avrupalı politikacılar da soruna hâlâ çözüm bulmamakla suçlanıyor. İtalya mülteci akını ile yalnız başa çıkamayacağı için hükümet dayanışma çağrısı yapıyor. Ancak Avrupalı ortakları ise bunu görmezden geliyor. Ekonomik açıdan zor günler geçirilirken ve göçmenlerin arasında aşırıların da bulunması ihtimali varken sığınmacıları kabul etme olanakları yaratmaya çalışmıyorlar. Gerçi AB Komisyonu tekneleri daha çabuk tespit eden 'EUROSUR' adında bir sınır gözetleme sistemi üzerinde çalışıyor. Elbette bu şekilde hayat kurtarılabilir, ama soruna yol açan sebeplerle değil yalnız belirtileri ile mücadele edilmiş olur.”
Fransa BasınıABD'de bütçe krizi çözülemiyor. Cumhuriyetçiler bütçede uzlaşmaya yanaşmadığı için eleştiriliyor. Cumhuriyetçilerin köktenci uzantısı Çay Partisi (Tea Party) hareketinin bunu engellediği belirtiliyor. Fransa'da yayımlanan Libération gazetesi şu yorumu yapıyor:
“Çay Partisi hareketinin tek hedefi Başkan'ın sağlık reformunu sabote etmek. Sağlık reformu mükemmel olmayabilir, ama durumu kötü olan pek çok Amerikalı'ya sağlık sigortası tedarik edilmeye çalışılıyor. Ilımlı Cumhuriyetçiler de kontrol edilemeyen fanatiklerin ideolojileri adına ülkeyi zayıflatmasından endişe ediyor. Şimdi kendi sıralarında düzeni sağlayarak bütçenin onaylanmasını mümkün kılmak görevi Cumhuriyetçi Parti yönetimine düşüyor.”

YORUM YAZIN