Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (4 Ekim 2013)


İngiltere Basını
İngiltere'nin Economist dergisi, Türkiye'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı demokratikleşme paketiyle ilgili olarak ''Büyük reformcu geri mi döndü?'' diye soruyor.

Dergi, ''Kime sorduğunuza bağlı.'' diye devam ediyor.

Mor Gabriel Manastırı'nın arazisiyle birlikte iade edileceği Süryani topluma soracak olursanız, çoğunun yanıtının ''evet'' olacağını yazan Economist, buna karşılık Kürt azınlığın Başbakan Erdoğan'ın ''reformculuğuna'' daha şüpheyle bakmasının muhtemel olduğunu vurguluyor.

Dergi, her ne kadar okullarda Türk'üm diye başlayan ant içme törenleri artık kaldırılmış ve isimleri Türkleştirilmiş binlerce köye tekrar eski adlarının verilmesinin önü açılmış olsa da, BDP Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak'ın tepkisini öne çıkarıyor: ''Bu paket beklentilerimizden hiçbirine yanıt vermedi.''

Memnun olmayan çok ama...
Economist, Türkiye'nin halen dünyanın en çok sayıda gazeteciyi hapis tutan ülke ünvanına sahip olduğunu, Heybeliada'daki Rum Orotodoks Kilisesi ruhban okulunun kapalı durduğunu ve Alevilerin de muhtemelen paketten en büyük memnuniyetsizliği duyan grup olduklarını yazıyor.

Dergi, ''Alevilerin cemevlerinin resmi statü kazanması talebi bir kez daha göremezden gelinirken, Başbakan Erdoğan'ın Sünni yandaşı dış politikası bu ayrımcılık hissini daha da keskinleştiriyor.'' diye ekliyor.

Fakat Economist, bütün bu eleştirilere karşın Erdoğan'ın açıkladığı reformların ''doğru yönde atılmış kayda değer bir adım'' olduğu inancında. Dergiye göre bu reformlar, ''Haziran ayında Erdoğan hükümetinin kitlesel protestolara verdiği zalimce tepki ardından ülkeyi saran kasvet havasını'' dağıttı.

Economist, terörle mücadele yasalarında bir değişiklik olmamasından şikayet eden Kürtlerin haklı olduğunu zira binlece Kürt aktivistin bu yasalar nedeniyle hapis yattığnı yazıyor.

Fakat yaklaşan yerel ve cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Erdoğan'ın milliyetçi taraftarlarını dışlamamaya özen gösterdiğini yazan dergi, BDP'li yetkililerin dahi özel sohbetlerinde PKK lideri Abdullah Öcalan ile girdiği barış görüşmelerini kamuya açıklayan ilk Türk lideri Erdoğan'ın ancak bu hızda ilerleyebileceğini kabul ettiklerini belirtiyor.

Barış görüşmeleri raydan çıkabilir
Economist, Abdullah Öcalan'ın sahadaki komutanlara Mart ayında ilan edilen ateşkesi sürdürmeleri yönünde talimat vermesini bekliyor.

''Üstelik'', diye devam ediyor Economist, ''PKK'nın Suriye'deki kolu PYD'nin el-Kaide bağlantılı cihatçı militanlar dahil isyancı gruplarla giriştiği savaş göz önünde buludurulursa, PKK örgütünün Türkiye'yle yeniden çatışmaya girmeyi göze alması zor görünüyor.''

Ama Economist, Öcalan'la barış görüşlerini raydan çıkartması en olası şeyin de Türkiye'nin PYD ile savaşan gruplara vermeyi sürdürdüğü destek olduğunu yazıyor.

Derginin Erdoğan hükümetine verdiği nasihat şöyle: ''Türkiye'nin Suriyeli Kürtlere karşı başka gruplar üzerinden verdiği savaşın amacı ayrılıkçılık eğilimlerini törpülemekse, bu amacın tam tersi bir etki yaratmasının çok daha olası olduğunu tarih göstermiştir.''

ABD'de bankamatiklere takviye
Financial Times'ın manşetinde ABD Hazinesi ve IMF'nin Kongre'ye yaptığı uyarı yer alıyor.

Cumhuriyetçi ve Demokrat kanat arasında federal bütçe konusundaki anlaşmazlık yakın zaman içinde gündeme gelecek ''borç tavanına'' da sirayet ederse, ABD'nin borçlarını geri ödeyemez duruma gelmesi sözkonusu olabilir.

Hazine ve IMF yetkilileri -en başta da Financial Times'ın ön sayfasına fotoğrafı konan IMF Başkanı Christine Lagarde- bu olasılığın son derece kötü sonuçlar doğurabileceğini söylüyor.

Financial Times'ın da belirttiği gibi, Hazine ve IMF yetkilileri 17 Ekim tarihinde dolması beklenen yasal borçlanma sınırının Kongre tarafından daha yüksek bir seviyeye çekilmesini ve bu sayede ABD hükümetinin piyasalardan para temin etmeye devam edebilmesini istiyor.

Gazete, mevduat sahiplerinin panik içinde bankalara koşması olasılığına hazırlıklı olunması amacıyla bankamatiklere takviye para stoklandığını aktarıyor.

Financial Times, Kongre'deki anlaşmazlığın New York borsasında hisse fiyatları ve Amerikan doları üzerinde baskı oluşturmaya başladığını bildiriyor.

Siber savaş komutanının esrarlı ölümü
Independent'ın dış haber sayfalarında, İran'ın siber savaş uzmanı Mojtaba Ahmadi'nin Tahran yakınlarında öldürülüşü konusunda esrar perdesinin kalkmadığı bildiriliyor.

İran'ın nükleer programında çalışan önde gelen araştırmacıları ve savunma uzmanlarını hedef alan cinayetler zincirinin arkasında İsrail'in olduğunu düşünen çok.

Fakat Independent, İsrail'den yapılan açıklamada, ''Bir siber savaş komutanının, şu ya da bu nükleer uzmanın ortadan kaldırılması veya suikaste kurban gitmesi durumunda bu olaya muhakkak ki İsrail'in dahil olduğu söylenemez.'' dendiğini aktarıyor.

Görgü tanıkları Ahmadi'nin vurulduğunu söyleyese de, Independent, Devrim Muhafızları'nın sadece ''dehşet verici bir olay'' demekle yetindiğini ve suikast iddiasını reddettiğini bildiriyor.

Gazete, 2007 yılından bu yana İran'da beş nükleer bilimcinin yanısıra balistik füze programı direktörünün öldürüldüğünü ve Tahran yönetiminin bu ölümlerden dolayı İsrail'i suçladığını hatırlatıyor.

Independent, İsrail'in suikast suçlamalarına bugüne değin yorum yapmamakla birlikte, bazı durumlarda ölüm haberinden duyduğu memnuniyeti ifade ettiğini bildiriyor.

Almanya Basını
İki Almanya’nın birleşmesinin 23'üncü yıldönümü dün ülkede çeşitli etkinliklerle kutlandı. Berlin’de yayımlanan Der Tagesspiegel gazetesinin konuya ilişkin yorumunda şu satırları okuyoruz:

“Almanların Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck ile Başbakan Angela Merkel’in konuşmalarını şöyle yorumlaması mümkün: Bu yıldönümünde artık gözümüzü özellikle ülke içine çevirmiyoruz; birleşmeyi gerçekleştirenlere teşekkür ediyoruz, ama aslında Almanya başını dışarıya çevirerek, komşuları ve dünyanın geri kalanı ile göz göze geliyor. Başbakan Merkel, ‘Onlar da Almanya’ya bakıyorlar’ diyor. Merkel Almanya’nın ağırlığının, ayrıca Almanya sınırları ötesine varan kendi etkisinin son derece farkında. Merkel, Almanların başlarını dik tutmalarından, özgüvenli olmalarından ama kibirli olmamalarından yana. Cumhurbaşkanı da kendini bu ulusa ait hissedenlerin de bundan onur duyabileceğini söylüyor. Bu sözlerde belli bir miktar duygusallık da yatıyor ki bu duygusallığı Almanlar başka zamanlarda kendilerinden hiç beklemiyorlar.”

Almanya’nın birleşmesinin 23'üncü yıldönümü dolayısıyla Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck Avrupa odaklı bir konuşma yaptı. O konuşma yapılırken, İtalya’nın Lampedusa adası açıklarında bir mülteci dramı yaşandı, 130'dan fazla mülteci İtalya’ya ayak basmak isterken, teknede çıkan yangında hayatını kaybetti.

Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumu bu çerçevede mülteci dramına odaklı:

“Cumhurbaşkanı Gauck (dünkü) konuşmasında Avrupa’yı zihniyet, kültür ve tarihî geçmişten oluşan sıkı bağların bütünleştirdiğini vurguluyordu. Ama aynı saatlerde Avrupa kıtasının kıyılarında çok sayıda mülteci boğularak ölüyordu. Sınırları önünde boğularak ölen insanları bu sözde değerler topluluğunun seyretmesini hangi zihniyete borçluyuz? Bunun kültürle ne ilgisi var? Özellikle Almanya, kendi kıtasını büyük bir özveri ile dışarıya kapatmayı hangi tarihî geçmişten öğrenmiştir?”

Neues Deutschland adlı gazete de Almanya’nın birleşmesi yıldönümlerine denk gelen “Açık Kapı Günü” etkinliği çerçevesinde Almanya’daki camilerin kapılarını ziyaretçilere açmasını yorum sütununa taşımış:

“Şeffaflık ve kendilerini Almanya’daki birleşmenin bir parçası olarak algıladıklarını ortaya koymak üzere Almanya’daki Müslümanlar 3 Ekim’de ‘Açık Cami Günleri’ adı altında ibadethanelerini ziyaretçilere açtılar. Ne var ki birçok Almanın kendini algılama biçimi, camilerle ve buraları yılda sadece bir kez ziyaret etmekle kalmayanların şeffaflık anlayışı ile pek uyuşmuyor. Alman kamuoyunda yıllardan bu yana camiler ancak yenilerinin açılması tehlikesi baş gösterdiğinde konu ediliyor. Temsilî bir caminin inşası sürekli protestolar eşliğinde sona eriyor. İki Almanya'nın birleşmesinden bu yana İslamî ibadethanelere yüzlerce tacizde bulunulmuştur. Müslümanlar günbegün Almanya’nın sokaklarında İslam karşıtı hareketlere maruz kalmaktadır. Resmî soruşturma makamları ise bu olayları dikkate almayı bile reddetmektedir. Hatta birleşme gününü vesile eden, daha az açıkgörüşlü birtakım Almanlar, Münih’te kapılarını herkese açan bir cami önünde ‘İslamlaşma’ya karşı protesto düzenlemişlerdir. Bu anlamda camilerin çoğunluğu sadece 3 Ekim gününde değil, yılın her günü açıktır. Ümit edilir ki Almanların tutumu da bunu örnek alır ve değişime uğrar.”

İtalya Basını
İtalya'da hükümet güvenoyu aldı, siyasî kriz duruldu. Hakkındaki skandal ve yargı kararlarıyla gündeme gelen ve siyasî ölüm-kalım savaşı veren Berlusconi, hükümeti devirmek için güvenoyu vermeyeceklerini açıklamış, ardından partisinden gelen baskılar üzerine hükümeti destekleme kararı almak zorunda kalmıştı. İtalya’nın etkin gazetelerinden Corriere della Sera‘nın yorumu “Berlusconi dönemi sona erdi” başlığını taşıyor.

“Silvio Berlusconi dönemi, son bir blöfle noktalandı. Devirmek istediği bir hükümet için oy kullanması, siyasî ve kişisel yenilgisi ışığında aşırı bir zafer aldatmacasıydı. Ama bu, aynı zamanda merkez sağın kurucusunun İtalya ve dünya gerçeklerinden kopuşunun giderek vahimleştiği bir dönemi kapatan son mühür oldu. Hem de öylesi bir kopuş ki, bakanlarının ve pek çok milletvekilinin çok ılımlı özgürleşme eğilimlerini bile algılayamadı.”

Fransa Basını
Fransız Le Monde gazetesi ise Yunanistan'da sol görüşlü bir müzisyenin bir aşırı sağcı tarafından bıçaklanarak öldürülmesiyle gündeme gelen Altın Şafak Partisi’ne yönelik operasyonları konu alıyor:

“Ülke siyasetini yıllardır zehirleyen Neonazi partisi Altın Şafak’ın kellesini uçurmak, Yunan hükümetinin sadece birkaç saatini aldı. Bu iyi bir haber. Bu partinin başarısı sadece yaptığı Neonazi propagandasıyla açıklanamaz. Toplumda sesini duyurabilmesinin nedeni malî kriz ve katı tasarruf önlemleridir. Ayrıca politikacılar arasındaki yaygın yolsuzluklar da bir kesim Yunan seçmeni sistem karşıtlarına oy vermeye itti. Ama gerçekleri görmenin zamanı gelmişti. Altın Şafak bir suç örgütüdür ve AB’de yeri yoktur.”

Norveç Basını
Norveç'ten Dagsavisen gazetesi ise Almanya’da seçimlerin ardından Hrıstiyan Birlik partileri ile Sosyal Demokrat Parti arasında yarın başlaması planlanan koalisyon ön görüşmelerini konu alıyor:

“Angela Merkel Alman siyaset semalarının parlayan yıldızı. Ama tek başına parlıyor. Seçimlerin ardından Almanya'da partilerin yönetim kadrolarıyla sorunları var. Yarın Hrıstiyan Birlik partileriyle Sosyal Demokratlar arasında koalisyon ön görüşmeleri başlayacak. Ön görüşmeler sonucunda koalisyon müzakerelerine başlama kararı çıkarsa Sosyal Demokrat Parti onay için 470 bin üyesinin oyuna başvuracak. Parti lideri Sigmar Gabriel tehlikede. Hükümet anlaşması ile ilgili oylamada parti üyeleri ‘hayır’ derse, parti başkanı olarak işi bitmiş demektir. SPD tabanında yeni bir büyük koalisyona coşkuyla bakıldığı söylenemez. Merkel’in adı ‘partner katili’ne çıkmış durumda. Onunla birlikte hükümette yer alan, ilk fırsatta seçmenlerinin hışmına uğruyor ve sert bir şekilde cezalandırılıyor.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.