Avrupa Basınında Bugün (23 Ekim 2013)
İngiltere Basınıİngiltere'de bugün yayımlanan başlıca gazetelerde Suriye nedeniyle ABD ile Orta Doğu'daki en önemli müttefiklerinden Suudi Arabistan'ın arasının açılmasına ilişkin haber ve yorumlar öne çıkıyor.
Guardian gazetesi, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Riyad yönetiminin Orta Doğu'daki politikalarına ilişkin ciddi endişeleri olduğunu kabul etmesiyle, iki ülke arasında derinleşen anlaşmazlığın ortaya çıktığını yazıyor.
Habere göre Kerry bu kaygıları gidermek adına, Suudi siyasetçilerle Riyad'ın şikayetlerini tartıştı. Riyad, ABD'nin askeri harekat seçeneğini terkettikten sonra Suriye'deki Sünnilerin başını çektiği isyancılara da yeterince yardımcı olmamasından şikayetçi.
Guardian, Kerry'nin ilişkilerin temel anlamda yolunda olduğunu söylediğini, ancak son gelişmelerin, Wall Street Journal'da çıkan ve Suudilerin, ABD'nin Orta Doğu stratejisini protesto etmek amacıyla bölgesel işbirliğini daraltma tehdidinde bulundukları yolundaki haberi doğrular göründüğünü yazıyor.
Times gazetesi de Beyaz Saray'ın Suriye'ye hava saldırısı düzenlemeyi reddetmesiyle, 11 Eylül saldırılarından bu yana ABD ile Suudi Arabistan arasındaki en büyük anlaşmazlığın yaşanıyor olabileceğine dikkat çekiyor.
Habere göre "Riyad'daki yetkililer, Suudi Kraliyet ailesi içinde iki konuda anlaşmazlığın sürdüğünü, bunlardan birinin, Washington ile anlaşmazlığın nereye kadar sürdürülebileceği; diğerinin ise Amerikan desteği olmaksızın, Cumhurbaşkanı Esad'ı devirme çabalarında ne kadar bastırılacağı konusunda olduğunu söylüyor.
AB Türkiye ile 'yargı ve temel haklar' başlığını açar mı?
Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği'nin üç yıllık bir aradan sonra Türkiye ile yeni müzakerelere 5 Kasım'da başlama kararına ilişkin bir habere yer veriyor.
Daniel Dombey ve Peter Spiegel imzalı haberde, AB'nin daha önce Haziran'da başlayacağını açıkladığı görüşmeleri, polisin aynı ay içinde Gezi Parkı gösterilerine sert müdahalesi nedeniyle, hükümete yapılan eleştiriler üzerine erteleme kararı aldığı hatırlatılıyor.
Kararın, Avrupa Komisyonu'nun geçen hafta yayımladığı 2013 ilerleme raporunu takip ettiği belirtiliyor. Demokratikleşme paketinden olumlu bahseden raporun, Gezi Parkı eylemlerinde polisin 'aşırı güç kullandığına' dikkat çektiği vurgulanıyor.
Haberde, Başbakan Erdoğan'ın dün AB'nin, üyelik sürecinin temelinde yer alan ve Türkiye'nin ilerlemesine ilişkin değerlendirmesini yayımlama hakkını sorgulamasına da yer veriliyor.
35 başlık altında sınıflandırılan müzakere fasıllarının pek çoğunun hala açılmadığına dikkat çekilen haberde "müzakerelerin başladığı 2005'ten beri, 13 başlık açılırken, sadece biri kapatılabildi." deniyor.
Haberde, dışişleri bakanlarının, komisyonun "yargı ve temel haklara ilişkin" kilit önemdeki başlığı ilerletmeye yönelik çağrısına karşılık vermediği vurgulanıyor. Haber şöyle devam ediyor:
"AB Dönem Başkanı Litvanya'nın Dışişleri Bakanı Linas Linkevicius, aday ülkelerin yeni başlıkları görüşmeye ancak "temel ölçütler karşılandığı ve yerine getirildiği takdirde" başlanabileceğini söyledi. Bu da Ankara'ya, Brüksel'in başka başlıklara geçmeden daha fazla ilerleme beklediği mesajı veriyor."
"Brüksel'de pek çokları, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'nin, protestoların doruğa ulaştığı sırada temel haklara saygı göstermekte yetersiz kaldığı görüşü nedeniyle, yargı ve temel haklara ilişkin tartışmayı başlatmanın gerekli olduğuna inanıyor."
"Diğer aday ülkelerin üyelik müzakereleri doğal olarak bu tür temel meselelerle başlıyor ama üyelik görüşmelerine 2005'te başlayan Türkiye için, ilgili başlıklar Kıbrıs tarafından halen veto edilmiş durumda."
iPad Air: En hafif ve en ince tablet bilgisayar piyasada
Teknoloji devi Apple, bugüne kadar üretilen en hafif tablet bilgisayar dediği iPad Air'i düzenlenen bir etkinlikle halka tanıttı.
Şirket, Los Angeles'taki tanıtım gecesinde neredeyse tüm ürün zincirini baştan aşağı elden geçirdiklerini ve yenilediklerini duyurdu.
Independent gazetesinin aktardığına göre yine de tüm dikkatler, yeni iPad modeline odaklanmış durumda.
Tanıtım gecesinde açıklanan bir diğer önemli gelişme de Mac OSX yazılımının, 2007'den bu yana Apple bilgisayar satın almış herkes için artık bedava olması.
Independent, ilk iPad'in üç buçuk yıl önce piyasaya sürüldüğünü hatırlatırken, Samsung, Google ve Amazon gibi dev rakiplerinin ürettiği tablet bilgisayarların ve ucuz kopyaların varlığı karşısında Apple'ın yepyeni keşiflerle kullanıcıların karşısına çıkmak zorunda olduğu görüşünü dile getiriyor.
Ancak gazeteye göre şimdiye dek sattığı 170 milyon adeti aşkın iPad ile Apple, hala bu alanda dünya lideri olma özelliğini koruyor.
1 Kasım'da satışa sunulacak olan yeni iPad, retina özelliğine sahip; 454 gram ağırlığında ve 20 cm uzunluğunda.
Apple, yeni ürünü 399 sterlin, yani yaklaşık 1270 Türk lirasından satışa sunacak.
Margarin'e hayır tereyağına evet
İngiltere'nin önde gelen kardiyologlarından Aseem Malhotra, tereyağının sağlığa yararlı olduğunu, margarinden ise kaçınılması gerektiği uyarısında bulundu.
Ünlü kardiyolog, tıp dergisi British Medical Journal'de yayımlanan makalesinde seçme şansı olduğunda, düşük kolesterollü olduğu söylenen margarinler yerine kesinlikle tereyağı yenmesi gerektiğini söylüyor.
Times gazetesinin yer verdiği habere göre kalp hastalıkları ve obezite gibi rahatsızlıkları asıl tetikleyenler ise şeker, beyaz ekmek gibi rafine karbonhidratlar.
Aseem Malhotra'ya göre kalbi korumanın yolu zeytinyağı, balık, et, sebze ve meyveden oluşan Akdeniz diyetinden geçiyor.
Malhotra ayrıca "kalp hastalığı riskini önlemek için doymuş yağın kullanılmaması gerektiği yaklaşık 40 yıldır diyet tavsiyelerinde yer alır. Ama bilimsel araştırmalar gösteriyor ki bu tavsiye, mantığa aykırı da dursa, aslında kalp hastalığı riskini artırmıştır." diye konuştu.
Malhotra, son çalışmaların böyle bir ilişki olmadığını gösterdiğini, ancak doktorların hata yaptık demek istemediklerini ve düşük yağ oranına dayalı dev bir sektör oluştuğunu savundu.
Malhotra, yağ kullanılmayan yemeğin tadının kötüleştiğini o yüzden, örneğin ABD'de doymuş yağ kullanılmıyorsa yerine şeker konduğuna dikkat çekti.
Almanya BasınıAlmanya Federal Cumhuriyeti Meclisi 22 Eylül genel seçimlerinden sonraki ilk genel kurul toplantısını yaptı. Böylece, Hristiyan Birlik ve Sosyal Demokrat partileri arasındaki koalisyon görüşmeleri daha başlamadan yeni yasama dönemi açılmış oldu. Frankfurter Allgemeine Zeitung yeni mecliste muhalefet kanadının küçülecek olmasını şöyle yorumluyor:
"Yeni yasama döneminin başında egemenliğin hükümetin değil, milletin olduğunu ve millet egemenliğinin mecliste vücut bulduğunu hatırlatmakta yarar var. Büyük koalisyon kurulursa sandalye sayısı yüzde 80’i aşacak. Bu kahir ekseriyete rağmen, hiçbir meclis üyesi bütün milletin vekili olduğunu unutmamalı. Meclisin çalışmalarına parti grup disiplininin yön verdiği doğrudur. Ancak oylamalarda her oyun önem taşıması, münferit durumlarda vicdan ve karar verme hürriyetinin önemini azaltmaz. Milletvekilinin üzerine düşen sorumluluğu müdrik olması, en iyi azınlık haklarını koruma yöntemidir. Avrupa, istihdam piyasası ve sağlık hizmetleriyle ilgili olarak alınacak hayati kararlar sadece el kaldırıp geçiştirilemeyecek kadar önemli olduğundan, en ince ayrıntısına kadar ilgilenilmesini gerektirir. Çünkü parlamentonun omuzlarındaki yükün daha da ağırlaştığı, şüphe götürmez bir gerçektir."
Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) milletvekili Norbert Lammert yeniden Federal Meclis Başkanı seçildi. Neue Osnabrücker Zeitung, meclis başkan yardımcılığına 6 kişinin seçilmesinden yola çıkarak olası bir büyük koalisyona ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor.
"Meclis başkan yardımcılığına 4 mü yoksa 6 kişinin mi getirilmesi gerektiği, ilk bakışta önemsiz bir nokta gibi görülebilir. Ancak tam da bu manzara, Meclis'teki koltuk sayısının yüzde 80'sini kapsayan bir büyük koalisyondan neler bekleneceğine ışık tutuyor. Tıpkı 2005 yılındaki hükümet kurma çalışmalarında olduğu gibi iki büyük siyasi parti yine devlet bütçesini cömertçe dağıtmayı planlıyor ve tabii öncelikle de kendilerini düşünüyorlar. Hristiyan Birlik partileri ve Sosyal Demokrat Parti ülkeyi birlikte yönetirlerse, mecliste bu ezici çoğunluğun açgözlülüğünü frenleyecek bir siyasi güç olmayacaktır. Büyük koalisyon demokrasiye sadece bu nedenle zarar vermez. Tek teselli, bu durumun normal olarak iktidar partilerine de zarar verdiğidir."
Mainz’da yayımlanan Allgemeine Zeitung, Almanya’daki yaşlılar arasında fakirliğin hızla yayılmasını konu alan yorumunda şu satırlara yer veriyor:
"Emeklilik maaşıyla geçinemediği için ek yardıma ihtiyaç duyan yaşlıların arttığı tam zamanında duyuruldu. Çünkü Hristiyan Birlik ve Sosyal Demokrat partileri şu günlerde iktidar ortaklığı için uygun bir zemin oluşturmaya çalışıyorlar. Bu konuyu hafife almasalar iyi olur. Günümüzde çok yaygın olmasa da bu olgu yakın gelecekte toplumun temellerini sarsacak bir salgına dönüşebilir. Hepimize utanç vermesi gereken bu durumun nedeni, şimdiden yarım milyon yaşlının emeklilik hak edişinin son derece düşük olmasıdır. Günümüzde, ev kadını oldukları için hayat boyu emeklilik primi ödemeyen kadınların içinde bulunduğu duruma pek yakında düşük ücretle çalışmakta olanlar da düşeceklerdir. Müstakbel koalisyon ortakları arasındaki asgari ücret tartışmasında bu durum mutlaka göz önüne alınmalıdır. İnandırıcı bir mutabakata varılırsa, sonuç iki tarafın da gözüne kestirdiği asgari emeklilik formülünden çok daha iyi olur. Çünkü asgari emeklilik maaşı yapılandırılma itibariyle sakıncalı olduğu kadar, ömür boyu çalıştıktan sonra bu maaşa muhtaç olanları da devlete el açmaya mecbur edecektir. Bu gerçeği ahlâki gösterişçilik diye elinin tersiyle itenler, haysiyetle yaşlanmanın kendini itina ve erdem gibi değerlere bağlı sayan toplumların vazgeçilmez özelliği olduğunu anlamamış demektir."
Berlin’de yayımlanan Die Welt gazetesinin Almanya’daki asgari ücret tartışmasını konu alan yorumunda ise şu satırları okuyoruz:
"İşverenlerin talep öne sürmelerini kuşkuyla karşılamak gerekir. Ama bu kez özel sektöre hak vermek gerekir. Sosyal Demokrat Parti ile bazı Birlik partili politikacıların işi olupbittiye getirip kamuoyunu vergi zammına ikna etme girişimlerinin başarısızlığa uğramasından sonra piyasa ekonomisi azmi de kırıldı. Şimdi tam tersi yapılıyor. Birlik partileri koalisyon ön görüşmelerinde asgari ücrete razı olduktan sonra ücret yan maliyetini düşürme niyetinden de vazgeçti. Bakım sigortası primlerinin artacağı şimdiden kesinlik kazandı. Vaat edilen emeklilik zammının primlere yansımayacağı taahhüdünün yalan olduğu kısa zamanda ortaya çıkacaktır. Müstakbel koalisyon ortakları kolay yolu seçiyorlar. Bunun faturası gelecek nesillere çıkacaktır ve bu da hiç adil değildir."
Fransa BasınıFransız Le Monde gazetesi Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu NSA tarafından Fransa'da yapılan dinleme faaliyetleri ile ilgili şu yorumu yapıyor:
“Edward Snowden'in yaptığı ifşaatlarla birlikte artık şu kesin: Yeni teknolojilerin küresel Big Brother gözetlemelerini mümkün kıldığı bu devirde bu olgunun özgürlüğümüz üzerindeki etkilerini tartışmak son derece önemli. İngiltere ve Almanya'da NSA tarafından kişisel verilerin ‘emilerek toplanmasının' keşfedilmesi ve iç istihbarat servislerinin de buna dâhil olduğunun ortaya çıkması ateşli tartışmalara yol açmıştı. Fransa'nın da bu tartışmalara katılması arzu edilir bir gelişme olur. Hatta Avrupa Birliği'nin bu fırsatı değerlendirmesi de…”
İtalya Basınıİtalyan La Repubblica gazetesinin aynı konudaki yorumu ise şu şekilde:
“Elektronik gözetleme çağımızın büyük silahı. Bu anlaşılmaz sistem düşmanların en gizli, müttefiklerinse en güvenilir köşelerine kadar ulaşabiliyor ve casusluk yapabiliyor. Dostlar ve düşmanlar arasında bir ayrım yok. Ne var ki elektronik gözetleme sadece orduyu ilgilendirmiyor, bizlerin özel ve son derece samimi yaşantılarımıza kadar dalıyor ve demokratik haklarımızı zedeliyor. New York'taki 11 Eylül saldırılarından sonra kıymeti son derece artan elektronik kulağın kullanımı bir tehlikeye dönüştü çünkü güvenlik ile kamusal ve kişisel alanda özgürlük ve bilgi edinme hakkı arasındaki dengeler kurulamadı.”
Rusya BasınıMoskovski Komozmoles gazetesi Volgograd kentinde bir otobüse düzenlenen intihar saldırısıyla ilgili olarak şu yorumu yapıyor:
“Son yıllarda Rusya için terör saldırıları mazide kalmaya başlamıştı. Eğer olursa da bu tür saldırılar Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde meydana geliyordu. Ülkenin milyonlarca insanın yaşadığı kentlerinde ise insanlar huzur içinde uyuyabiliyordu. Ancak şimdi bir İslamcı kadın kendini havaya uçurdu ve Ruslar şoke olmuş halde televizyon ekranlarına yansıyan görüntülere bakıyor. Ve kendilerine şu soruyu soruyorlar, bir sonraki patlama nerede olacak. Teröristler Volgograd'ı neden seçti? Volga Nehri'nin aşağısındaki bölge bütünüyle İslamcıların ilgi alanı içinde yer alıyor. Ve saldırı terörist lider Dokka Umarov'un temmuz ayı başında yayılan video mesajına son derece uygunluk taşıyor. Umarov Kuzey Kafkas bölgesi dışındaki saldırılara ara verilmesi kararının kaldırıldığını açıklamış ve Soçi'deki Olimpiyatları engelleyeceğine söz vermişti. Yani Volgograd'daki patlamanın sonbahar için planlanmış saldırılar dizisinin başlangıcı olması mümkün.”
Danimarka BasınıDanimarka'dan Politiken gazetesi Suudi Arabistan'ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğini reddetmesini yorum sütunlarına taşıyor:
“Suudi Arabistan sorumluluk üstlenmek yerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne cepheden saldırmaya karar verdi. Bu, Arap ülkelerinde yaşayan halka karşı saygısızca ve manüpilatif bir davranış. Bu halk medeni hakları, vatandaşlık haklarını Birleşmiş Milletler standartlarına uygun şekilde koruyan bir oya ihtiyaç duyuyor. Dünyada az sayıda hükümet Suudilerin yaptığı gibi temel insan haklarıyla ilgili uluslararası sözleşmeleri boykot etmiş ve özellikle de kadınların eşitliği, vatandaşlarının siyasi özgürlüğü ve dinî serbestliğini hiçe saymıştır. Dünyanın en baskıcı hükümetlerinden biri olan Suudi Arabistan hanedanının Konsey üyeliğini kabul etmemesi, hanedanın 21'inci yüzyılda Birleşmiş Milletler ile ilgili bir algı eksikliği olduğunu gösteriyor. Dünyanın Birleşmiş Milletler'e ihtiyacı var mutlak kraliyet hükümdarlığına değil”
(dw türkçe/bbc türkçe)
YORUM YAZIN