Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (23 Ağustos 2013)


İngiltere Basını
İngiliz Economist dergisi içeride ve dışarıda aldığı bazı yenilgilere rağmen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hala gücünü koruduğunu belirtiyor. Dergi, "ülkede ciddi bir muhalefetin olmamasının Erdoğan'ın işini kolaylaştırdığını" savunuyor.

Yazıda şöyle deniyor:

"Erdoğan 2011'de 3. kez iktidara geldiğinde gelecek beş yılın AKP'nin ‘ustalık’ dönemi olacağını söylemişti. Rüyaları arasında AKP hakimiyetindeki meclisten geniş icra yetkilileri alarak cumhurbaşkanlığına çıkmak da vardı. AKP 2023'e kadar Türkiye'yi yönetecekti. Karşıtları umutsuzca bunu kabullenmişti. En azından Haziran'a kadar. Ülke genelindeki kitlesel protestolar sonrasında AKP'nin halk desteği yüzde 50'nin altına geriledi. Erdoğan savunmasız görünüyordu, korkmuş davrandı ve hatta futbol maçlarındaki siyasi sloganları bile yasakladı.”

"Erdoğan'ın protestoları, uluslararası faiz lobisi ve aralarında bu derginin de bulunduğu Batı medyasındaki uzantılarının düzenlediği savı artık yönetimde kalmaya ehil olmadığı iddialarını güçlendirdi. Erdoğan bu hafta Mısır'da ruh ikizi Muhammed Mursi'ye darbeden İsrail'i sorumlu tutunca ABD'den sert tepki gördü. Erdoğan'ın yeni Osmanlılık iddiası, Türkiye'nin beyhude bir şekilde Esad'ı devirmeye çalıştığı Suriye'den de darbe aldı."

"Suriye'nin kuzeyinin hâkimiyeti için Nusra Cephesi'yle savaşan Suriyeli Kürtler, bu grupları Türkiye'nin kışkırttığında ısrar ediyor. Bu durum Türkiye'nin kendi Kürtleriyle barışma çabalarına sekte vuruyor. PKK, beklediği reformların gerçekleşmesi için Ekim'e kadar süre tanımış durumda. Aksi halde Nisan'dan beri süren ateşkesin sona ereceğini söylüyorlar."

'Seçimler Erdoğan için referandum'
“Erdoğan'ın seçmenin yüzde 5'ini kontrol ettiği söylenen Fethullah Gülen'le de ilişkileri kötü. Gülen'in Mart'taki yerel seçimlerde kitlesine AKP'ye oy vermemeleri çağrısında bulunacağı iddiaları var. Bu seçimler Erdoğan ve partisi için referandum olarak görülüyor. Erdoğan seçimlerde İstanbul'u kaybeder mi? Muhtemelen hayır."

Dergi daha sonra Erdoğan'ın hala otoritesini koruduğuna işaret ediyor:

"Son kamuoyu yoklamaları AK Parti'nin desteğinin yüzde 50 civarında olduğuna işaret ediyor. Erdoğan'ın komplo teorileri dışarıda itibarını zayıflatsa da AK Parti'nin muhafazakâr tabanını harekete geçirdi. Erdoğan şimdi Mısır'daki darbeyi iddialarına kanıt olarak gösteriyor."

Economist zor durumdaki ekonomin de Erdoğan'a zarar verebileceğini, cari açığın şimdi gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 6'sının üstünde olduğunu, Türkiye'ye yatırımcı ilgisinin azaldığını, Merkez Bankası'nın faizleri artırdığı belirtiyor ve bu tabloya rağmen bazı uzmanların büyüme potansiyeli, nüfus ve vasıflı işgücü sayesinde Erdoğan'ın Türkiye'yi dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına sokma hedefine ulaşabileceğine inandığını aktarıyor. Yazı şöyle devam ediyor:

"Haftaya Kürtlerin barış sürecini canlı tutmalarına yetecek bir reform paketi açıklanıyor. Türk yetkililer, reform paketinde Heybeliada Ruhban okulunun yeniden açılması ve cem evlerine devlet yardımının da içerdiğini söylüyor. Bunlar Avrupa Birliği ile uzun bir zamandır askıda olan müzakerelere yeniden ivme kazandırabilir.

"Erdoğan'ın en büyük avantajı güvenilir bir alternatifinin olmaması. Ana muhalefet CHP Kemalistlerle reformcular arasındaki kavgaya saplanmış durumda CHP'li bir milletvekili "Protestolar kararsız seçmenleri kendine çekmesi için CHP'ye bir fırsat verdi ama kaçırıldı" diyor. Erdoğan Gülen'le tekrar anlaşabilir ve Gülen'le uzlaşabilir.

'Barış süreci tehlikede'
Financial Times gazetesi Erdoğan’ın Gezi protestoları sonrasında dikkatinin dağılmasının Kürtlerle barış sürecini riske soktuğunu belirtiyor.

Daniel Dombey imzalı yazıda, Erdoğan’ın Kürtlerin siyasi ve anadillerini kullanmalarına ilişkin haklarını genişletilebilecek bir reform paketi için kabinesine ve partisine danıştığı belirtilerek şöyle deniyor:

“Fakat bazı uzmanlar, Haziran protestolarının bastırılmasından sonra Erdoğan’ın Kürtlere haklar tanımakta daha az istekli olacağını söylüyor. Böyle bir anlaşmanın stratejik önemi açık. Türkiye’de binlerce kişinin öldüğü bir sorunun çözümünün yanı sıra barış petrol zengini Kuzey Iraklı Kürtlerle daha iyi ilişkilerin yolunu açabilir ve Ankara’nın Kuzey Suriye’deki PKK oluşumuyla ilgili kaygılarını azaltır.”

Ama halihazırda birçok Kürt, PKK kadrolarının genişlemekte olduğunu belirtiyor giderek yabancılaşan daha genç bir Kürt kuşağının ortaya çıkmasıyla Erdoğan barış şansı olan tek Türk lider olabilir. Güneydoğu’da hangi sebeple olursa olsun barış sürecinin önünün tıkandığı kaygısı hakim.

Bazen güvenlik güçleri mensupları bile Erdoğan’ın sorunu gerçekten çözmek mi istediği yoksa seçimlerden önce zaman mı kazanmaya çalıştığını sorguluyor. “

Guardian gazetesinin başyazısında Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı iddiaları konusunda “Bu, son kimyasal saldırı olmayabilir” diyor.

'Bu son kimyasal saldırı olmayabilir'
Yazıdan bir bölüm şöyle:

“Şam yakınlarındaki Huta’da kimyasal kullanıldığına şüphe yok. Daha önce kimyasal silah kullanıldığı söylenen saldırıların aksine bu saldırıda birçok kişi öldü. Ölü sayısı yüzlerle ifade edilsin ya da isyancıların dediği gibi binin üzerinde olsun 25 yıl önce Saddam Hüseyin’in Halepçe’deki Kürt katliamından sonraki en büyük kimyasal silah saldırısı. Aynı zamanda Amerikan Başkanı Barack Obama’ya yanlış anlamaya meydan vermeyecek bir meydan okuma.”

“Verilecek tepki konusundaki seçeneklerin hepsi kötü. Fransa ve Türkiye askeri müdahale için bastırıyor. Füze depoları ve Beşar Esad’ın kaybetmek istemeyeceği hava kuvvetlerine bir saldırı olasılığından söz ediliyor. Esad’ın ülkede bulunan kimyasal silah denetçilerinin daha önceden belirlenen üç nokta dışında inceleme yapmasına izin vermesi beklenmiyor.

“Rusya ve Çin’in koruması nedeniyle BM Güvenlik Konseyi’nin denetçilerine böyle bir yetki verebilmesi de olası görülmüyor. Suriye hükümetinin amacı açık: Zaman kazanmaya çalışmak, BM denetçilerini içerde tutarak savaş bölgelerinde hızla yapılabileceği gibi fiziksel kanıtların ortadan kalkmasını sağlamak.”

“Hava saldırılarının caydırıcılık sağlayıp sağlayamayacağı şüpheli. Amerikan Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey, Kongre’ye Amerika’nın savaşa müdahale edebileceğini ama boşluğu dolduracak hiçbir ılımlı isyancı grubun olmadığını söyledi. Bu da bölgesel bir savaşın daha da kötüye gitmesi demek. Bu kimyasal saldırı, son saldırı olmayabilir. “

Almanya Basını
Federal Meclis NSU Cinayetlerini Araştırma Komisyonu nihai raporunu açıkladı. Raporda, Alman güvenlik ve istihbarat kurumlarına ilişkin sert eleştiriler bulunuyor. Münih merkezli Süddeutsche Zeitung’da konuya ilişkin olarak şu satırları okuyoruz:

“Sol Parti ve Yeşiller, iç istihbarat birimi Anayasayı Koruma Teşkilatı’nı lağvetmek istiyor, diğer partilerse teşkilatın reformdan geçirilebileceği görüşünde. Kimileri bağlantı adamlarından feragat edilmesini, kimileri de denetimlerin sıkılaştırılmasını talep ediyor. Esasında her iki talep de NSU davası ile gerekçelendirilebilir. Bağlantı adamları birtakım değerli bilgiler iletti, ne var ki bu bilgiler değerlendirilmedi. Öte yandan dinleme faaliyetleri konusunda da vahim gelişmeler yaşandı. Devletin tekin olmayan kişilere ödeme yapmasının, aşırı sağcı oluşumları zayıflatmak yerine onları daha da kuvvetlendirmesi riski çok büyük. Araştırma Komisyonu, NSU konusunda ürkütücü gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Komisyonun pis sularda balık tutması gerekiyordu, bu esnada iğrenç bir av ağlara takıldı.”

Frankfruter Rundschau gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumunda, ırkçılıkla gerçek anlamda mücadele edilmediği eleştirisi dikkat çekiyor:
“Federal Meclis NSU Cinayetlerini Araştırma Komisyonu, devlet kurumlarının ırkçılıkla itham edilmesini önledi. Aydınlatılamayan NSU cinayetlerinde ırkçılık, soruşturmanın devamlı ve en önemli parçalarından biri olmasına rağmen, Komisyon, onu ancak görmek istemeyenin görmeyeceğini ifşa etmekten kaçındı. NSU Komisyonu’nun üyeleri ırkçılığı gördü, bu raporun pek çok bölümünde hissediliyor, ancak onu alenen telaffuz etmeye cesaret edemediler. Bu yürekliliği göstermiş olsalardı, NSU sorunu bir devlet skandalına dönüşürdü.”

Mısır’daki siyasi istikrarsızlık Avrupa’da da yakından izleniyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung’da ülkedeki duruma ilişkin şu satırlar göze çarpıyor:
“Anlaşılan o ki eski rejimin varlığı ortadan kalkmamış, rejim yalnızca geçici olarak bir köşeye gizlenmiş ve ülkenin demokrasi deneyini sabote etmeyi beklemiş. Ancak bu deneyin protestocuların ve polislerin kanında boğulmasında Müslüman Kardeşler’in de suçu var. Demokratik bir yönetim yerine, İslamcı bir düzen kurmayı istediler, şayet eğer karşıtlarının iddia ettiği gibi ‘faşist’ bir düzen değilse… İktidardaki dışlayıcı tutumları, liberal ve seküler güçleri ordunun yanına itti. Bu güçler ordunun protestoculara karşı şiddet kullanmasına alkış tutuyor ve Müslüman Kardeşler’i bir siyasi erk olarak elimine etme amaçlarına destek veriyorlar. Arap Baharı’nın üçüncü yılında gelinen nokta bundan ibaret. Peki, ikinci yeni başlangıcın bayrağını taşıyan kimler olacak?”

Geçiyoruz Suriye’ye… Esad rejimine bağlı birliklerin zehirli gaz kullandığı iddiaları gözlerin bir anda yeninden Suriye’ye çevrilmesine neden oldu. Der Tagesspiegel, kimyasal ve biyolojik silahların kullanımıyla ilgili baş gösteren yeni bir tehlikeye dikkat çekiyor:
“Birinci Dünya Savaşı sırasında on binlerce ton sinir gazı kullanıldı ve bu yüzden çok sayıda asker savaş cephelerinde tabiri caizse sürünerek can verdi. Sağ kurtulan yüz binlerce kişi üzerinde de o kadar ağır hasarlar kaldı ki, savaştan sonra kimyasal ve biyolojik silahların kullanımı dünya genelinde kınandı. Bugün aralarında Suriye’nin de bulunduğu sadece sekiz ülke, bu tür silahların bulundurulması ve üretimini yasaklayan Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’ne taraf değil. Suriye iç savaşında yaşananların yalnızca oradaki insanların sağlığı üzerinde korkunç etkileri yok, aynı zamanda dünya çapında bir tabunun yıkılacağı endişesi de büyüyor.”

Fransa Basını
Fransız Le Monde gazetesi, Suriye'de yaşananları şöyle değerlendiriyor:
“Görüntülerin uyandırdığı dehşet bir yana Suriye'de yaşananlar, BM'nin de korkunç bir şekilde itibar kaybetmesine neden oldu. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad şüphesiz uluslararası durumu çok iyi bir şekilde izliyor. Birliklerinin hedefli kimyasal saldırılarına dışarıdan gelen tepkilerin nasıl cılız kaldığını geçtiğimiz aylarda gördü. Şimdi ise yoğun bir şekilde zehirli gazlar kullanılıyor. ABD Başkanı Barack Obama'nın kimyasal silah kullanımını ‘kırmızı çizgi' ilan etmesinden tamı tamına bir yıl sonra. Bu noktada öfkeli sözler yetmiyor.”

Hollanda Basını
Amsterdam'dan de Volkskrant gazetesinin yorumunda ise şu satırları okuyoruz:
“Neyin gerçek olduğunu kimse kesin olarak söyleyemiyor. Esad, birliklerine bir adım ileri gitme emri verdi mi? Yoksa bu uluslararası toplumu müdahaleye zorlamak isteyen asilerin çaresizce bir eylemi miydi? İkinci olasılığa kuşkuyla bakılabilir ya da imkansız görülebilir. Ama savaş alanında hiçbir şey göz ardı edilemez. Esad şimdi yapılacak bir incelemeyi bloke ederse, bu, saldırıların ardında kendi birliklerinin bulunduğuna dair bir işarettir. O zaman uluslararası toplum devreye girmek zorundadır. Çünkü kimyasal silah kullanımı sadece şiddetin bir basamak daha tırmanması değil, aynı zamanda sivillere yönelik sıra dışı bir saldırıdır. Buna da sıra dışı bir yanıt verilmesi gerekir.”

Avusturya Basını
Viyana'dan Der Standard gazetesi ise kimyasal silah kullanımı konusunda uzaktan teşhis konulamayacağı uyarısında bulunuyor:
“Uluslararası toplum Suriye'deki kimyasal silah kullanımı iddiaları gibi olaylara tepki vermedeki beceriksizliğini bir kez daha gösterdi. Bir kez daha Suriye'deki insanlar Batı'ya sırtını çevirecek, ihanete uğramış hissettiği için yüzünü radikal İslamcı cihatçılara dönecek. Ama çarşamba günü Şam'da gerçekte neler yaşandığının kararı, asilerin iddia ettiği gibi Suriye rejiminin gerçekten kimyasal silah kullanıp kullanmadığı sorusunun yanıtı uzaktan teşhis edilemez. Bunu en deneyimli uzmanlar bile yapamaz. Dahası, olay yerinde uzmanlar kimyasal silahlar konvansiyonunu ihlâl eden maddelerin kullanıldığını tespit etse bile failin kim olduğunu otomatikman söyleyemeyeceklerdir."

Rusya Basını
Moskova'dan Vedomosti gazetesi ise uluslararası toplum içindeki çekişmeye dikkat çekiyor:
“Batı'nın Suriye konusunda karşısında hep Rusya-Çin koalisyonunu bulması durumu giderek daha da zorlaştırıyor. Moskova ve Pekin Suriye'yi, ‘Arap Baharı'nın daha da yayılması, ABD ile Batı'nın jeopolitik nüfuzunun daha da genişlemesi önünde bir bariyer olarak görüyor. Beşar Esad'ın zafer kazanmasının bir yenilenme döneminin ve Batı karşıtı intikamın başlangıcı olacağını umuyorlar. Yaşanan kriz, dünya devlerinin bir çözüm bulma isteklerinin sorgulanmasına yol açıyor.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.