Avrupa Basınında Bugün (20 Ağustos 2013)
İngiltere BasınıTimes gazetesi, Suriye’den Kuzey Irak’a Kürt mültecilerin akınıyla ilgili analizde, “Kürtler 100 yıllık kendi devletlerini kurma hayallerini gerçekleştiriyor” diyor.
Yazıda özetle şöyle deniyor:“Son beş gün içinde binlerce Suriyeli mülteci Kuzey Irak’ın Kürt kentlerine akın etti. Bu göç, adı resmen öyle olmasa da Kürtlerin ilk bağımsız devletine dönüşen toprakların güvenlik ve refahını öne çıkarıyor."
"Mültecilerin çoğu, Suriye’nin kuzeyindeki savaş, baskı ve açlıktan kaçan Kürtler. Suriyeli Kürtlerle, çoğu El Kaide bağlantılı hükümet karşıtı gruplar arasındaki çatışmaların aniden yoğunlaşması mültecileri Mayıs’tan sonra ilk kez açılan sınıra yığdı. Binlerce kişi Dicle nehrini geçerek Kuzey Irak’taki kamplara akın etti.”
'100 yıllık rüya'
“Şimdi 22 yıl önceki mülteci akınının tersi yaşanıyor. O zaman Saddam Hüseyin’in emriyle Irak ordusunun yaptığı bombardıman nedeniyle binlerce Kürt sınırdan batıya kaçmıştı. Batı bunun üzerine Kuzey Irak’ta uçuşa yasak bölge oluşturdu. Bu, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kendi devletlerini kurmaya çalışan Kürtlere refah ve istikrar getiren ilk özerk Kürt yönetiminin temelini attı. Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Bağdat’la gevşek bağları olan üç Kürt kenti büyük ölçüde kendi kendini yönetmeye başladı.”
Şimdi Kürdistan diye bile bilinen bölgenin istikrar, refah ve hedeflerini 3 faktör güçlendirdi. Birincisi petrol endüstrisinin canlanması: Irak Kürdistanı, dünyanın en büyük petrol rezervine sahip altıncı bölgesi. İkincisi Türkiye’nin PKK’yla savaşı bitirme çabalarına paralel olarak Iraklı Kürtlerle ilişkilerini geliştirmesi. Üçüncü olarak da siyasi ve ekonomik istikrar yabancı yatırımın gelmesini, eğitimin gelişmesini sağladı ve Kürdistan’a bağımsız bir devlet olarak ayakta kalabilme gücü verdi."
"Kürt hükümeti özellikle Suriye’deki Kürtleri korumada daha büyük bir bölgesel rol oynamakta istekli. Batı, Irak’ta siyasi parçalanmaya neden olacağı korkusuyla bağımsız bir Kürt devletini tanımakta isteksizliğini muhafaza ediyor. Türkiye’nin de çekinceleri var. Ama Kürtler sessizce 100 yıllık emellerini gerçekleştiriyor: Kendi devletlerine sahip olmak.”
'Mısır'ın seçime değil istikrara ihtiyacı var'
Financial Times gazetesi yazarı Gideon Rachman, “Mısır’ın şimdi seçime değil, istikrara ihtiyacı var” diyor:
“Başka bir ülkeye müdahale edecekseniz, ne olmasını istediğinizi bilmekte yarar vardır. Fakat Batı’nın Mısır ve Suriye politikası, çelişen çıkarlar yüzünden tarumar olmuş durumda. Amerika Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği demokrasi yanlısı ama İslamcı karşıtı, istikrar yanlısı ama müdahale karşıtı, hem cihat yanlılarına hem de düşmanlarına karşı. Arap dünyasının kafası bu yüzden karışık. Mısır ordusu ve Müslüman Kardeşleri birleştiren tek şey, iki tarafın da Amerika’nın ihanetine uğradığını söylemesidir.”
ABD ve müttefiklerinin Mısır’daki amaçlarını netleştirmesi gerektiğini belirten yazar şöyle devam ediyor:
“Önem sırasına göre olmasa da bu hedefleri sıralamak görece kolay: Akan kanı durdurmak, istikrarı yeniden tesis etmek, terörizmle savaşmak, siyasi özgürlüğü ilerletmek, vicdanımızı rahatlatmak, ittifakları korumak, ekonomileri istikrara kavuşturmak İsrail’le yeni bir savaşı ve yeni bölgesel çatışmaları önlemek.”
“Arap Baharı’nın başlangıcında tek bir politika, demokrasinin yayılmasını destekleme politikasının her şeye yanıt olacağına inanmak mümkündü. Yeni demokrasiler daha müreffeh, daha barışçıl ve daha Batı yanlısı olacaktı. Terörün kökü kuruyacaktı. Bu altın çağ gerçek olmadı. Aksine, Mübarek’in devrilmesinden 2,5 yıl sonra Mısır sokaklarında katliamlar yaşanıyor, Suriye’de iç savaş var, Irak’ta El Kaide yeniden canlanıyor ve Tunus’tan Körfez’e bir istikrarsızlık kemeri oluşuyor. Ekonomiler çöküyor, çatışmalar yayılıyor ve terörün büyümesine zemin hazırlayacak anarşik koşullar ortaya çıkıyor.”
“Sorun şu ki Mısır’da şu anda demokrasinin tesisini istemek hem gerçekçi değil hem de kısa vadede tehlikeli. Çünkü ordu, Müslüman Kardeşler’le ölümüne kadar gidecek bir savaşa girmiş durumda. Onların tekrar siyasi sisteme dönmesine asla izin vermeyecek. Amerikan yardımını kesmek bile değişiklik yaratmayacak çünkü Suudiler boşluğu doldurmaya dünden razı. Ayrıca şimdi bir çok liberalin düşündüğü gibi reformdan geçmemiş bir Müslüman Kardeşler’in iktidara dönmesi demokrasiye tehdit oluşturacak. Şimdi seçim için bastırmak da tehlikeli olacak. Bu seçimlerin, kaybedenlerin sonuca razı olacağı, barışçıl bir atmosferde yapılması mümkün mü?”
Gideon Rachman Mısır’da baskı ortamının ortadan kalkması halinde bir sonraki adımın “ekonomiyi canlandırmak ve askeri bir hırsızlar yönetimi oluşmasını engellemek için hükümetle işbirliği yapmak olabileceğini” belirtiyor:
“Tekrar düzen sağlanır ve ekonomik büyümeye geçilirse demokrasinin yerleşmesi için gerekli sivil toplum kurumları – bağımsız mahkemeler, özgür medya, daha iyi okullar – kök salabilir. Mısır tekrar demokrasiye döndüğünde süreci 2011’den sonrakine göre daha iyi yönetmek zorunda."
"Seçimden önce azınlık haklarını ve bireysel özgürlükleri garanti altına alınacak bir anayasa yapılmalı. Müslüman Kardeşler dışındaki siyasi güçlere de örgütlenebilmeleri için yeterince zaman verilmeli. Bu uzun bir süreç olabilir. 1973’teki Pinochet darbesinden sonra Şili’nin demokrasiye dönmesi 17 yıl aldı. Şansı varsa Mısır bu kadar çok beklemesi gerekmeyebilir.”
İsrail-Mısır işbirliği
Times gazetesinin başyazısında Sina ‘da 24 polis memurunun öldürülmesinin ele alındığı başyazıda “Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri şimdiye kadar Mısır’da tutarlı bir politika sergileyemedi. Ama Sina yarımadası için başarısızlık bir seçenek değildir” diyor.
Yazının bir bölümünde şöyle deniyor:
“İsrail, Sina yarımadasının Hamas’la bağlantılı terörist grupların yatağına dönüşmeyeceği konusunda güvence istiyor. Mısır buraya büyük ölçüde askeri güç konuşlandırmadan bunu yapamaz. Böyle bir askeri yığınak tehlikeli ama şimdi iki tarafın da sürüklendiği alternatife göre daha tercih edilecek bir şey.”
Financial Times gazetesi de Sinai yarımadasında cihat yanlısı gruplardan kaynaklanan tehdit nedeniyle İsrail’in sessizce Mısır’la askeri işbirliğini güçlendirdiğini belirtiyor. Gazeteye göre bir İsrailli uzman, eksi rejimin çökmesinden sonraki haftalarda Mısır’ın İsrail ordusuyla işbirliği yapmaya daha istekli olduğunu belirtiyor.
Almanya BasınıStuttgarter Zeitung Mısır'da dinmeyen şiddet olaylarını şöyle ele alıyor:
"Batı açısından bakıldığında, bu yolun sonu belli. Batı, er ya da geç Mısır yönetimi ile işbirliği yapacak, yönetimi elinde bulunduranlar ya da onların arkasındakiler asker üniforması giyiyor olsa da… Tabii ki en başta bütün bunlar şiddetin önlenmesi, demokrasinin teşvik edilmesi gibi basmakalıp sözlerle süslenecek. İdeal politika arzusuyla yapılan gerçek politika… Pek çokları Batı’yı kendi menfaatlerine bu kadar yüksek bir değer biçtiği için ‘etik davranmamakla’ eleştirecek. Batı, kendi isteklerini arka plana atmama hakkı olduğunun bilinciyle, bu eleştirileri kabullenmek zorunda."
Rheinische Post gazetesi ise yorum sütunlarında, Mısır'ın devrik lideri Hüsnü Mübarek'in iki yılı aşkın tutukluluğun ardından bu hafta içinde tahliye olma ihtimaline yer veriyor.
"Devrik lider Hüsnü Mübarek’in dün sürpriz bir biçimde gelen tahliye haberi, hukuki açıdan iyi gerekçelere dayandırılıyor. Anlaşılan kısa bir süre önce iktidarı devralan ordunun yapacak daha iyi bir işi yok. Ancak Mısır’daki son gelişmelerden dolayı, insan bunun bir tesadüf olduğuna inanmakta zorlanıyor. Aksine şimdi yeniden başvurulan eski bağlantılara inanmak daha kolay hale geliyor. Öyle ya da böyle haber endişe verici sembol bir ismi barındırıyor. 85 yaşındaki Mübarek, tabii ki yeniden devletin başına geçmeyecek ama çoktan geride kaldığı düşünülen hortlak geri dönecek: Bu da; ordunun, devleti ayakta tutan ve her şeyin üstünde yer alan tek güç olduğu doğrultusundaki ‚Mübarek sistemi‘. Hatta Mübarek’in devrilmesi için hayatını tehlikeye atıp sokaklara dökülen Mısırlılar bile, orduyu şimdi kötünün iyisi olarak görüyor. Durum çok karmaşık. Mısır krizinde seyirci rolüne zorlanan Avrupa, demokratik bir Mısır umudunun uzun bir süre için tuzla buz olduğunu görmek zorunda. Böyle bir durumda Mübarek’in gerçekten serbest kalıp kalmamasının ise hiç bir önemi yok."
Geçiyoruz Almanya'ya... Almanya’da seçimler yaklaşırken siyasi partilerin seçim kampanyaları da kızışıyor. Hükümeti oluşturan Hrıstiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ve Hür Demokrat Parti (FDP) seçim programlarında kati bir şekilde vergi artışına karşı çıkarken, diğer partiler bunu kaçınılmaz olarak görüyor. Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve Sol Parti, bir servet vergisi talep ediyor. Ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung, konuyu yorum sütunlarında şöyle değerlendiriyor:
"Sosyal Demokrat Parti’nin açıkladığı, yüksek gelir vergisi verenleri de kapsayan finans konsepti, bu seçim kampanyasında seçmeler için belirleyici olacak en büyük unsurlardan biri olacak. Çünkü tam da bu nokta, Sosyal Demokrat-Yeşiller cephesini, koalisyon partilerinden ayıran en belirgin özelliği oluşturuyor. Kim bu farkı görünmez kılmaya çalışırsa, seçmen kazanmaz aksine onları kaybeder. Zira Sosyal Demokratların giderek kendi cesaretlerinden korktuklarına yönelik bir intiba oluşuyor. Ama cesaret olmadan hiçbir seçim kazanılmaz ve hiçbir devlet de yönetilemez."
Mannheimer Morgen ise seçimlerden Sosyal Demokrat Parti ile Hrıstiyan Birlik Partileri’nin oluşturabileceği bir 'büyük koalisyon' ihtimalini değerlendiriyor:
"SPD’nin önündeki gerçekçi tek iktidar seçeneği, büyük koalisyon. Bunun yoldaşları pek memnun etmiyor oluşu anlaşılabilir. Ancak Yeşiller’in kendi taraflarında değil de, Merkel’in tarafında yer almasının orta vadede onlara gerçekten de bir getirisi olur mu? Hem Sosyal Demokratlar hem de Yeşiller’in, kendi parti tabanlarını Hrıstiyan Birlik Partileri ile olası bir koalisyona ikna etme konusunda zorlukları var. Bu ancak merkezi taleplerini kabul ettirmeleri durumunda mümkün olur. SPD açısından bakıldığında, parti içindeki olası iktidar çekişmeleri de büyük koalisyonu güçleştirebilir. Yeni bir koalisyonun kurulması epey zaman alabilir. Bu ihtimaller, kendi seçmenlerinin motivasyonunu yüksek tutmaya çok da uygun değil. Yeşiller-SPD koalisyonu yanlısı seçmenlerin, seçim günü olan 22 Eylül’e kadar Hrıstiyan Birlik-Hür Demokrat Parti koalisyonuna alternatifler hakkında çok yüksek sesle görüş dile getirmemesi, o nedenle hayrete düşürmüyor."
Fransa BasınıFransız Liberation gazetesi Mısır ile ilgili yorumunda Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdülfettah El Sisi ile ilgili olarak şu görüşlere yer veriyor:
"Genelkurmay Başkanı Abdülfettah El Sisi Mısır'ın en güçlü adamı. Bundan şüphe duyanlara el Sisi'nin çarşamba günkü kanlı müdahaleden sonra yaptığı 'Geri adım atmayacağız' açıklamasını izlemek yetti. Açıklaması ülkesine ve uluslararası topluma, bütün kontrolün sadece ve sadece kendisinde olduğunu gösteren bir biçime sahipti. Mısırlıların bir bölümü, özellikle de liberallerin bu açıklamadan memnuniyet duyması, Batılı ülkeler için büyük bir sürpriz. Göstericilerin üzerine ateş açılması emrini veren birine nasıl olur da güvenilebilir? Bu adamın günün birinde iktidarı sivillere geri vereceğini kim garanti edebilir?"
Fransız Dernieres Nouvelles d'Alsace gazetesi bugünkü sayısında ABD'nin bir Ortadoğu politikası olmadığı eleştirisini dile getiriyor:
"Barack Obama'nın göreve başlamasından bu yana ABD gerçek bir Ortadoğu politikasına sahip değil. Avrupalılar da Mısır'daki trajediye nasıl tepki göstermeleri gerektiğini bilmiyorlar. Çok zengin bir Körfez ülkesi olan Katar Müslüman Kardeşler'in tarafında, monarşiyle yönetilen Suudi Arabistan ise Mısır Ordusu'nu destekliyor. Washington ve Avrupa'nın tüm başkentleri Mısır'daki tarafların, Avrupa ya da ABD'den gelen tavsiyelere en ufak bir ilgi göstermediğini anlamak zorunda. Başka bir deyişle, Avrupalılar ve Amerikalıların Mısır konusunda söyleyecek sözü kalmadı. Bir tek konu dışında: Yarın bir gün dünya ekonomisi için önemli olan Süveyş kanalı tehlikeye girerse."
Letonya BasınıLetonya'dan liberal Diena gazetesinin Mısır ile ilgili yorumu ise şöyle:
"Batı'nın Mısır'daki duruma tepkisi bugüne dek çok temkinliydi. Kanlı huzursuzluk olaylarının, yapılabilecek fazla birşey olmadığı için kınanması yönünde bir karar alınmıştı. Batı Mısır konusunda devrimle ulaşılamayanın daha sonra evrimle sağlanması için çok pragmatik bir tavır takınmaya karar verdi. Bu, çok çelişkili gibi görünebilir. Suriye'deki gelişmeler ışığında belki de bu en iyi seçenek."
Belçika BasınıBelçika'dan De Standaard, 'İslamcılığa karşı laiklik' başlıklı yorumunda şu satırlara yer veriyor:
"AB Konseyi Başkanı Herman Van Rompuy Mısır Ordusu'nun müdahalesini sert bir dille eleştirdi. Ancak bu açıklama Mısır'daki 'laikler' üzerinde pek etki yaratmadı. Dahası bu eleştiriyi anlamakta zorluk çekiyorlar. Arap Dünyası bir paradigma değişikliğinin eşiğinde. Mısır'da 2011 yılındaki devrimlerde olduğu gibi diktatörlüğe karşı özgürlük değil, İslamcılığa karşı laiklik söz konusu. ABD Mısır'daki geçiş hükümeti üzerinde hiçbir etkiye sahip olmadığı tespitini yapmak zorunda kaldı. ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel'in Mısır Ordusu'ndan generallerle yaptığı 17 telefon görüşmesi ordunun sert tedbirler almasını engelleyemedi. Şimdi AB de aynı tehditle karşı karşıya."
(dw türkçe/bbc türkçe)

YORUM YAZIN