Header Ads

Orduların İşlevi

- GÜN ZİLELİ -
Orduların işlevi birbirlerine karşı yenilmek, dış sömürge halklarına veya iç sömürge haline getirdikleri, bulundukları ülkenin halklarına karşı savaşmaktır. Kısaca söyleyecek olursak, ordular birbirlerine karşı savaşmazlar, savaşamazlar ama halklara karşı savaş aleti olarak oldukça işlevseldirler. Birbirleri karşısında yelkenleri suya indirirken, halklar karşısında aslan kesilirler. Cesaret anlamında değil, vahşet anlamında.

Bunun o kadar çok örneği var ki, insan hangisine el atacağını şaşırıyor. Althusser, Gelecek Uzun Sürer (çev: Dr. İsmet Birkan, Can Yayınları, 1998) adlı anılarında anlatır. Genç Althusser, II. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Fransız ordusunda yedek subaydır. Fransız ordusu, Nazi ordularına tek kurşun atmadan teslim olur. Üstelik Genel Kurmay, bütün Fransız askerlerine, Almanlara teslim olma emri verir. Böylece Fransa, işe yaramayan kalabalık bir asker nüfusunu besleme işini de Nazilerin sırtına yüklemiş olur. Tabii Naziler de o kadar enayi değildir. Yığınlar halinde teslim olan askerleri teslim alırlar almasına ama bir yandan da “esirlerin” kaçması için olmayacak yöntemlere başvururlar. Örneğin esir trenlerine koydukları nöbetçiler başlarını öbür yana çevirir ve kapıları kilitlemez; trenin tabanını söküp kaçan esirleri “görmeyiverir”ler. Tren varacağı yere vardığında esirlerin yarısından çoğu kaçmıştır.

Ama aynı Nazi ordusu partizanlarla ve halk direnişiyle karşılaştığı zaman zalimin de zalimi kesilir, katliamlar düzenler.

Nazilerin esasen Sovyet kızıl ordusu tarafından yenildiği, resmi dünya tarihinin çarpıtmalarından biridir. Naziler başlangıçta Sovyet Kızıl Ordusunu dağıtmış, fakat daha sonra esasen partizan direnişiyle yenilmiştir. Eğer partizan halk direnişi olmasa o hantal Kızıl Ordunun bir halt becereceği yoktu. Zaten Stalin, Molotov-Ribbentrop paktı nedeniyle Alman cephesini tamamen boş bırakmıştı. Almanlar Sovyetler Birliği’ne saldırdığı ilk bir hafta Stalin, batıdan gelen raporların ajanların provokatif saptırmaları olduğunu sanmıştı. Naziler, Sovyet ordusunun silahlarını, askerî havaalanlarındaki uçaklarını imha ede ede Leningrad’a kadar gelmişlerdi. Burada Nazileri durduran esasen Sovyet ordusu değil, ellerindeki çekiçlerle ve basit savunma aletleriyle direnen Sovyet işçileri olmuştur. Ukrayna’da bu bile olmamıştır başlangıçta. Stalin’in zulüm ve baskısından yılmış olan halk önce Nazileri kurtarıcı gibi karşılamış, ancak kısa sürede Nazilerin vahşetini görünce, partizan birlikleri kurarak Nazilere karşı direnişe geçmiştir.

İspanya iç savaşında, cumhuriyetçi ordu, Franko’nun Fas’tan derlediği sömürge ordusu karşısında felç olmuş, hiçbir direniş gösterememiştir. Franko’yu ilk elde durduran CNT-FAI’li anarşist milisler ve POUM’lu komünist milisler olmuştur (bkz. Abel Paz, Halk Silahlanınca, çev: Gün Zileli, Kaos/Yayın Kolektifi, 2011). Ken Loach’un Land and Freedom filminde çok güzel anlatıldığı gibi, daha sonra Stalinistler ve sağ sosyal demokratlar tarafından birlikte örgütlenen cumhuriyetçi düzenli ordunun esas fonksiyonu, faşistlere karşı direnmek değil, bu direnişin esas unsuru olan anarşist ve komünist milisleri bastırmak olmuştur.
Dün, Mısır’daki ordu katliamından hareketle bir twit attım: “Bütün ordular gibi Mısır ordusu da halkın düşmanıdır. Bu konuda yarın bir yazı yazacağım. Şimdi çok yorgunum.”

Bu twite bir arkadaş şöyle bir soru sorarak cevap verdi: “Halkın kurtuluş ordusu, zapatistler, FKÖ?”
Ben de bunların devlet orduları olmadığı, dolayısıyla ordu sayılamayacağı cevabını verdim. Bunlar birtakım direniş örgütleridir. Ellerinde silah vardır ama bu silah en azından devlet olmadıkları sürece halka karşı dönmemiştir (gerçi her silahlı örgütün halkla çelişkileri ve “Bugünden Bakınca Che Guevara” yazımda belirttiğim gibi halkla bu silahlı örgütler arasında bir sevgi-korku ilişkisi vardır ama bu başka bir konudur ), sonuç olarak halkla aynı saftadır. Ama iktidara geldiği anda bu ordu bir anda halkı bastıran bir güce dönüşür. Dolayısıyla iktidardaki bir ordu için “halk ordusu” deyimini kullanmak saçmadır. Anlayacağınız, Çin Halk Ordusu, artık bir halk ordusu değil, halkı bastırma ordusudur. Nitekim 1989 yılındaki Tien an Men ayaklanması sırasında “Çin Halk Ordusu”nun halkı nasıl bastırdığını da gördük ve yaşadık. Tankın önüne dikilen o ilk “duran adam”ı asla unutamam.

Mısır’a gelecek olursak. Mısır ordusunun iki yüz göstericiyi katlettiği haberleri geliyor. Hiç şaşmam. Bütün devlet orduları halk düşmanıdır. Burada artık ordunun kimi öldürdüğünün, hangi parti için gösteri yapanlara ateş açtığının bir önemi kalmamıştır. Halk kitleleriyle ordu karşı karşıyadır. Devrimin üçüncü aşaması olarak öngörülen ordunun dağıtılması süreci başlamıştır. Mübarek’in ve ardından da İhvan diktatörlüğünü yıkan Mısır halkı devrimin üçüncü aşamasında sistemin son kalesi Mısır ordusu ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır.

Şimdiye kadar kendini perde arkasında saklayan, sistemin esas yürütücü gücü açığa çıkmak ve halkı açıkça hedef almak zorunda kalmıştır. Bu üçüncü aşamada halk ya ordu diktatörlüğüne son verip orduyu dağıtacak ya da devrim ordu tarafından bastırılacaktır. Bugünden bakınca ara formüller pek geçerli görünmüyor.

Devrimin ve özgürlüğün nihai ve mutlak garantisi tüm ordu ve polis güçlerinin ortadan kaldırılmasıdır.
Ordu vesayetinin değil, ordunun kendisinin. Bu sözüm “liberal”lere.

Mısır’da ordunun iktidara el koymasını devrim diye alkışlayanların gelecek planlarını çok güzel ortaya koyuyor Mısır ordusunun katliamı. Bu sözüm de ulusalcılara.

Gün Zileli
28 Temmuz 2013
www.gunzileli.com
gunzileli@hotmail.com

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.