Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (9 Temmuz 2013)


İngiltere Basını
İngiltere'de gazeteler bugün Mısır'daki gelişmeleri, Türk ekonomisini ve Usame Bin Ladin üzerine Pakistan'da hazırlanan bir raporu ele alıyor.

Mısır'daki gelişmeleri ön sayfasından duyuran tek gazete Independent .

Gazete, "Onlarca ölü. Yüzlerce yaralı. Ve bir ülkenin barış ve demokrasi umudu sokaklarda kanlar içinde" başlığının altında dün 51 kişinin ölümü ve 440 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan çatışmanın detaylarını veriyor.

Destekçileri vurulan Müslüman Kardeşler'in, Mursi'yi deviren ordu ittifakına karşı ayaklanılmasını istediğini hatırlatıyor Independent.

Gazete ayrıca çatışmaların sonucunda önce Nur Partisi'nin Mursi'yi deviren iktidara desteğini çektiğini, ardından da Sünnilerin lideri olan Mısır'ın saygın ilahiyat fakültesi El Ezher Üniversitesi'nin müftüsünün iç savaş uyarısı yaptığını aktarıyor.

Independent gazetesi iç sayfasında konuyla ilgili başka bir haberinde Amerika Birleşik Devletleri'nin Mısır'daki gelişmelerden endişelendiğini, ama yardımı kesecek kadar endişeli olmadığını yazıyor.

Gazete, Beyaz Saray sözcüsü Jay Carney'nin demokratik biçimde göreve gelen Mursi'nin devrilmesinin darbe olarak sınıflandırılıp sınıflandırılmayacağı üzerinde çalıştıklarını söylediğini aktarıyor.

'Darbe' sınıflandırmasının Mısır'a sağlanan yardımı keseceğini belirten gazete, sözcünün açıklamasının Obama hükümetinin içinde bulunduğu ikilemi gözler önüne serdiğini yazıyor.

Mısır'daki gelişmeler üzerine Ian Black imzasıyla bir analiz yayınlayan Guardian gazetesi, ülkede dökülen kanın geleceğin ne kadar belirsiz olduğuna, ve Mursi'nin devrilmesinin 'son' değil 'başlangıç' olduğunu ortaya koyduğunu yazıyor.

Mursi'nin yerine geçici bir hükümet getirilmesinin geri alınmayacağını, ancak toplumun gittikçe daha da kutuplaştığını belirtiyor Black. Analiz ayrıca Müslüman Kardeşler'in Mursi'yi yeniden başa getiremeyeceklerini anladıklarını, ama ordunun da rahat rahat ülkeyi kontrol edememesi için çalışacaklarını öne sürüyor.

Black'in analizine göre iç savaş çok uzak bir olasılık olsa da durum yakın zamanda durulmayacak; aksine şiddetlenecek.

Mısır'daki olaylardan yola çıkarak Financial Times gazetesinde bir makale yazan Gideon Rachman, demokrasi ve özgürlüğün her zaman birbirlerini tamamlayan şeyler olmayacağını öne sürüyor.

Mısır'daki liberallerin, demokratik seçimlerle başa geçen Mursi hükümetinin askerler tarafından devrilmesini onu başlıca reformlara tehdit olarak gördüklerinden desteklediklerini aktarıyor.

Müslüman Kardeşler'in basına baskı oluşturduğunu, kadınların ve azınlıkların haklarını korumadığını ve topluma gittikçe daha da İslamcı bir ton aşıladığını kabul ediyor Rachman. Ona göre Mısır'da korkulan şey, Müslüman Kardeşler'in seçilmesini sağlayan reformları, seçmenden değil de Tanrı'dan emir aldığını düşünen bir partinin koruyamayacağıydı.

Rachman makalesine şöyle devam ediyor:

"Bu sorun Mısır'a özgün değil. Türkiye'de de laik kesim Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve AKP'yi protesto ediyor. Müslüman Kardeşler'in aksine Erdoğan kuvvetli ekonomik başarılara imza attı.

Ama İstanbul'da dile getirilen şikâyetler Kahire'dekilerden çok farklı değil. Protestocular, hükümetin temel hakları kısıtladığını, yargıyı baltaladığını, gazetecileri korkuttuğunu ve laik Türklerin özgürlüklerini tehdit eden bir İslamcı politika izlediğini söylüyor.

Tıpkı Müslüman Kardeşler gibi AKP de şikayetlere seçimlerde altığı oy oranıyla cevap veriyor. (…) Vladimir Putin veya Recep Tayyip Erdoğan gibi otoriter hislere sahip popülistler başa geçtikten sonra köylerde yaşayan 'gerçek halka' odaklanıp orta sınıfın değer verdiği özgürlükleri çiğneyebiliyor.

Bu tür hareketler Batı'da özgürlüklerin seçimden geldiği varsayımını çürütüyor. Aslında Batı'nın kendi geçmişine bakacak olursak seçim hakkının ilk değil son geldiğini görürüz."

Financial Times gazetesi Türkiye'nin ekonomik durumu üzerinde yayınladığı bir haberde, Başbakan Erdoğan'ın Gezi Parkı protestolarından "gizli bir faiz lobisini" sorumlu tuttuğu bir dönemde Merkez Bankası'nın faiz oranlarını yükseltmekten çekindiğini ve bu yüzden liraya destek olabilmek için 2,25 milyar dolar rezerv kullandığını yazıyor. Gazetenin haberi şöyle:

"Türkiye'nin büyük cari açığı daha çok kısa dönemli akımlarla finansa ediliyor. Bu yüzden de lira, ABD'nin parasal teşvikten vazgeçeceği gibi ihtimallerden çok daha fazla etkileniyor.

24 Mayıs'tan beri lira dolar karşısında %5 oranında değer kaybetti. GlobalSource Partners danışmanlık firmasından Murat Üçer "60 milyar dolarlık bir cari açığın %6'lık faiz oranlarıyla idare edilip edilemeyeceği sorusuyla karşı karşıyalar. Siyasi gerilimin arttığı ve faiz lobisi savının dolaştığı bir ortamda Merkez Bankası zor bir durumda olmalı." diyor.

Türkiye'yi Haziran'da etkisi altına alan protestolardan çok önce Merkez Bankası'nın faiz oranlarını değiştirmeyeceği ortadaydı. Zira banka sıklıkla para politikasını faiz oranlarını değiştirerek değil, daha düşük oranlara verilen borcu değiştirerek sıkılaştırıyor.

Merkez Bankası bu tür alışılmışın dışında adımların faiz artışıyla gelen sorunlara yol açmayacağına inanıyor. Korkulan sorunların arasında iç büyümenin yavaşlaması veya çok fazla yabancı sermayenin çekilmesi de bulunmakta.

Ama bazı uzmanlar bu davranışın ne kadar yerinde olup olmadığını sorguluyor. UBS Bankası'ndan Reinhard Cluse "Yüksek cari açığı olan ülkelerin faiz oranlarını da yüksek tutması gerekiyor. Yoksa açık büyür." diyor.

Her ne kadar Merkez Bankası bağımsız olsa da, Erdoğan'ın İslami hükümeti 2001 yılından beri reel faiz oranını sıfır olarak belirledi.

Protestolar sırasında Erdoğan bunlardan bir faiz lobisini sorumlu tutmakla kalmayıp spekülatörlerin 'ümüğünü sıkacağını' söyledi ve halkın özel bankalardan daha çok kamu bankalarını kullanmasını teşvik etti.

Telegraph Gazetesi, dış haberler sayfalarını Bin Ladin hakkında El Cezire televizyonuna sızdırılan rapora ayırmış.

Gazete, Bin Ladin'in de içinde bulunduğu bir arabanın Pakistan'da hız sınırını aşmasından dolayı durdurulduğunu, ama polisin onu tanıyamadığını yazıyor.

Gazetenin haberine göre polis onu tanımış olsaydı, Bin Ladin yakalandığı tarihten 8 yıl önce yakalanabilirdi.

Telegraph, bu inanılmaz olayın Pakistan'ın Bin Ladin'in yakalanışına dair hazırladığı raporda gün yüzüne çıktığını yazıyor.

Almanya Basını
Bugünkü Alman basınında ABD’li eski istihbaratçı Edward Snowden’in ifşaatlarıyla ortaya çıkan izleme skandalı ve Mısır’daki gelişmeler öne çıkıyor.

Frankfurter Rundschau gazetesi casusluk skandalıyla ilgili yorumunda Alman hükümeti sözcüsü Steffen Seibert'e yükleniyor. Steffen Seibert, konuyla ilgili açıklamasında Alman Dış İstihbarat Teşkilatı'nın (BND), Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) ile işbirliği yaptığını doğrulamış, ancak bu konuda ayrıntıya girmekten kaçınmıştı. Seibert, 'istihbaratı ilgilendiren' konular olduğu için kamuoyunun değil, Federal Meclis'in yetkili kurulunun bilgilendirildiğini söylemişti. Gazetenin yorumu şöyle:

"Bir hükümet sözcüsü böylesi bir vicdani çatışmaya girebilir mi? Söz konusu Steffen Seibert olduğunda insan bunu ihtimaller dahilinde görmek istiyor. Dün NSA skandalıyla ilgili son gelişmeler konusunda sanki Seibert'in içindeki o eski kendini doğruları ortaya çıkarmak için sorumlu hisseden gazeteci açığa çıktı... Konu sadece Seibert’in eski mesleğinin bir ilkesi olan 'gerçeği açığa çıkarmanın' tam tersini yapması değil. Burada konu bundan daha fazlası. Burada konu demokrasi."

Halle’de yayımlanan Mitteldeutsche Zeitung ’un aynı konudaki yorumu ise şöyle:

"Bir demokraside, dost bir ülkenin kendi vatandaşlarının verilerine sınırsız erişimi diye bir şey söz konusu olamaz. Ancak bu vatandaşları temsil eden bir sözcünün kamuoyunda gizli anlaşmalarla ilgili bilgilerin kendilerine değil, Federal Meclis'in gizli bir komisyonuna verildiğini söylemesi ise bundan daha da olmaması gereken bir durum… Bu Almanlara kalkıp kendi işlerinin onları ilgilendirmediğini söylemekten başka bir şey değil. Asıl böyle bir cümle bir demokraside asla olamaz!"

Berlin’de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi ise yorumunda Almanya İçişleri Bakanı Friedrich’in ABD ziyaretinin boşa yapılmış bir ziyaret olduğunu savunuyor:

"İçişleri Bakanı Hans Peter Friedrich bu ABD seyahatinden tasarruf edebilirdi. Zira Washington'da, Berlin'de bildiğinden daha fazla bir şey öğrenme şansı çok düşük. Terörle mücadele başlığı altında Amerikan yönetimi posta ve telefon gizliliğine karşı her türlü müdahaleyi haklı çıkaracaktır. Barack Obama da ABD için güvenliğin önem sıralamasında özgürlükten daha yüksek bir konumu olduğunu daha yeni onayladı. Bu incelikli düşünce büyük ihtimalle bizde de büyük onay alacak. Alman makamlarının Hamburg'daki radikal İslamcı terör hücresini ve bu grubun lideri, 11 Eylül 2001'de İkiz Kulelere çarpan iki uçaktan birini kaçıran Muhammed Atta'yı fark etmemiş olduğu göz önünde bulundurulduğunda, Almanya'nın bu konudaki kabahatinden dolayı biraz daha mahçup olması gerekirdi."

Frankfurt’ta yayımlanan Märkische Oderzeitung ise Mısır’da yaşanan gelişmeleri taşıyor yorum sütunlarına:

"Eğer Müslüman Kardeşler'in direniş çağrıları ciddiyse -ki bu korkulacak bir durum-, en kötü olasılığın hesaplanması gerekli. Sahip oldukları duygular dizisine iktidarlarının ellerinden alınmış olmasının yarattığı hayal kırıklığının hâkim olması anlaşılabilir. Ancak bu sakallı fanatik taraftarların ordunun bu tutumunun derin temellerinin ne olduğu konusunda sadece bir idrak kıvılcımı geliştirebilmelerinin büyük yardımı olurdu. Zira (orduyu) harekete geçiren Mursi'nin siyasi iflası, seçim zaferini Mısır toplumunu İslamlaştırmak için kendine verilmiş bir yetki zannetmesi ve ülkenin ekonomik problemlerine yanıt bulamamasıydı; tabii o da aramaya zahmet ettiyse."

Diğer
International Herald Tribune | Mahkeme gizli kararlarla NSA’ya daha fazla güç verdi

ABD’de FISA adı verilen telefon dinlemelerinden sorumlu Yabancı İstihbarat Gözetleme Mahkemesi’nin Ulusal Güvenlik Teşkilatı NSA’ya geniş yetkiler verdiği ortaya çıktı. Terörle mücadele amacıyla kurulan mahkeme nükleer silahlanma, casusluk ve siber saldırılarla ilişkili kişilerin de dinlenmesini emretti.
Anayasal geçerliliği tartışmalı olan mahkeme ilk kurulduğunda her bir dinleme için ayrı ayrı karar vermek zorundaydı. Ancak ortaya çıkan yüzlerce sayfa uzunluğundaki gizli kararlar altı yıl önceki mevzuat değişiklikleriyle şüphelilerin dinlenmesindeki bürokrasi azaltıldı.
Değişikliklerle birlikte FISA ABD Yüksek Mahkemesi’yle paralel birçok yetki kazandı. Obama yönetimi şimdiye kadar dinleme skandalını “terörle mücadele” gerekçesiyle savunmuş olsa da mahkemenin ABD vatandaşlarını da dinlemiş olması ülke içinde de tartışmalara sebep oluyor.

El Mundo | JFK’nin son 100 günü: Kennedy’nin Jackie’ye yeniden âşık olduğu dönem

Resmi tarih John ve Jacqueline Kennedy’nin birbiriyle hiç iyi geçinemediğini yazar. Güzel kadınlara düşkün bir erkek olan John Kennedy’nin eşine karşı ise oldukça soğuk ve mesafeli durduğu söylenir. Ancak yeni bir araştırma gerçeklerin hiç de öyle olmadığını ortaya çıkarıyor, en azından Kennedy’nin hayatındaki son yüz gün boyunca…

Gazeteci ve tarihçi Thurston Clarke’ın kaleme aldığı “JFK, Son Yüz Gün” adlı kitap, çiftin büyük bir trajedi nedeniyle yeniden yakınlaştığını iddia ediyor. Kitaba göre doğumundan yalnızca 48 saat sonra solunum yolları problemleri nedeniyle hayata gözlerini yuman küçük Patrick’in ölümü çifti birbirine bağlamış. O acılı güne değin boşanmayı düşünen çiftin bu trajediden sonra yakınlaştığı, tıpkı iki küçük çocuk gibi birbirinden ayrılmadığı iddia ediliyor.

Ayrıca Kennedy’nin son zamanlarda yoğun programına rağmen eşini yalnız bırakmak istemediği de kitapta yer alan bir diğer ayrıntı. Kitaba göre Kennedy çifti, bir başka trajedi onları ayırana dek, son günlerini mutluluk içerisinde geçirmişler.

Wall Street Journal Europe | ABD’deki kazanç mevsimi güven duygusunu sınayacak

ABD’de Cuma günü açıklanan işsizlik rakamlarının beklenenden iyi çıkmasıyla yatırımcılar Merkez Bankası Fed’in tahvil alımı programının ölçeğinin Eylül ayından itibaren azaltılmaya başlayacağına ikna oldular. Programın sona ermesiyle birlikte güç kaybedecek olan borsalarla birlikte Mayıs ayında rekor kıran Dow Jones Endüstri Ortalaması endeksinin de düşmesi bekleniyor.
Bu hafa açıklanmaya başlanan ilk çeyrek büyüme raporlarının ise yeni finansal döneme ışık tutması bekleniyor. Cuma günü birkaç büyük şirketin beklenenden iyi kazanç açıklamaları piyasaları rahatlattı. Ancak S&P’nin en büyük 500 şirket sıralamasındaki şirketlerin sadece yüzde 0,6’lık yükseliş göstermesi endişelere de sebep oluyor.
Fed’in piyasalara verdiği desteği geri çekmesinin ise beklenen düşüşü yaratması beklenmiyor. Fed’in kararlarına güven duyan yatırımcılar tahvil alımı programının sona erdirilmesini ekonomideki gidişatın normale dönüşünün bir işareti olarak yorumluyorlar.

(bbc türkçe/dw türkçe/trttürk)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.