Avrupa Basınında Bugün (8 Temmuz 2013)
İngiltere Basınıİngiltere'de gazetelerin hepsi İskoç tenisçi Andy Murray'nin Wimbeldon Tenis Turnuvası'nı kazanışını ön sayfalarında manşetten duyuruyor.
Independent gazetesi spor yazarı James Lawton, "Unutulmayacak bir başarı, izleyen herkes için ilham kaynağı" başlığı altında yazdığı makalede Murray'nin 77 yıldan sonra Wimbeldon Tenis Turnuvası'nda tek erkekler kategorisinde şampiyon olan ilk Britanyalı olduğunu hatırlatıyor.
Lawton, Murray'nin Wimbeldon şampiyonu olarak "sıkı çalışırsanız ve karşınıza çıkacak her türlü zorluğu aşabileceğinize inanırsanız başaramayacağınız şey yoktur" fikrini gençliğe aşıladığını söylüyor.
Guardian gazetesi, Andy Murray'nin İskoçya'daki memleketi Dunblane'de büyük kutlamaların "patlak verdiğini" yazıyor. İskoçya'da olmalarından dolayı maç boyunca bazı vatandaşlar gayda çalmış.
Telegraph gazetesiyse Murray'nin Wimbeldon'u kazanmasıyla İngiltere'de son zamanlarda sıklıkla tartışılan İskoç milliyetçiliği tartışmalarının da alevlendiğine dikkat çekiyor.
Andy Murray'nin kazandığının belli olduğu sırada maçta bulunan İskoçya bölgesel hükümeti başbakanı Alex Salmond'un İskoçya bayrağı açmasının kişilerce eleştirildiğini aktarıyor Telegraph.
Gazetenin haberine göre, Salmond'un hareketi, internet ortamında, bir spor kazanımının siyasi emellere alet edilmeye çalışılması olarak tasvir edilmiş.
Murray'nin Wimbeldon şampiyonu olmasını ön sayfasına taşıyan bir başka gazete olan Times'da yazan Neil Harman, tenisçinin Olimpiyatlar'da altın madalya kazanmasının kendisine yardımcı olduğunu söylüyor.
Geçen sene Murray'nin Wimbeldon finalinde Federer'e kaybettiğini hatırlatan Harman, o zamandan bugüne tenisçinin Olimpiyatlar ve ABD tenis turnuvasını kazanmak gibi büyük kazanımları olduğunu belirtiyor.
Mısır'da 'mezhep çatışması'
Mısır'da 'mezhep çatışmalarında' Hristiyanların hedef haline geldiğini söyleyen Independent yazarı Kim Sengupta, Müslüman Kardeşler'in darbeden Kıpti Hristiyanları sorumlu tuttuğunu belirtiyor.
Bunların 'ölümcül sonuçları' olduğunu belirten Sengupta, makalesinde Mina Cheroubim adlı bir papazın öldürülmesini örnek olarak veriyor.
Cheroubim'in kiliseden markete doğru gittiği sırada maskeli kişilerce öldürüldüğünü aktaran Sengupta, papazın Ariş kentinde sevilen biri olduğunu belirtiyor, ve ekliyor: "Yerel Hristiyanlar ve Müslümanlar, katillerin toplum içinde ayrılıkların yaratılması için dışarıdan gelen kişiler olduğundan emin."
Independent gazetesinde yayınlanan makale ayrıca Hristiyanlara yönelik saldırıların son günlerde arttığına ve Hristiyanların da bu yüzden cumhurbaşkanı Mursi'nin devrilmesinin ardından hedef haline geldiklerini hissettiklerini yazıyor.
Aynı konuda Guardian gazetesinde bir analiz kaleme alan Patrick Kingsley, General Sisi'nin cumhurbaşkanı Mursi'nin devrildiğini açıkladığı gün arkasında duran kişilerden en beklenmedik olanının Mısır'ın en büyük Selefi partisi Nur Partisi lideri Yunus Mahyun olduğunu yazıyor.
Dokuz ay önce Nur Partisi'nin Müslüman Kardeşler iktidarının önemli bir müttefiki olduğunu; ama şimdi laik koalisyonun en beklenmedik üyesi olduğunu söylüyor Kingsley. Yazar, Muhammed El Baradey'in Başbakanlığa getirilmesinin ertelenmesini "Nur'un kendisini fazla laik bulmasına" bağlıyor.
Bu konuda siyasi İslam uzmanı Shadi Hamid'le konuşan Kingsley, kendisinin Nur Partisi konusunda "bu koalisyonda veto gücüne sahipler" dediğini aktarıyor. Hamid'e göre "Yeni hükümetin kendi saflarında bir İslami Parti olduğunu gösterebilmek için Nur Partisine ihtiyacı var."
Kingsley makalesinde Müslüman Kardeşler'e tek alternatif olduğundan Nur Partisi'nin bu darbeden kazançlı çıkabileceğini, ama aynı zamanda laiklerle aynı safta bulunduğundan kendi seçmenlerini kaybetmemek için çok dengeli bir politika oynamak zorunda kaldığını yazıyor.
Mısır'daki gelişmeleri ele alan bir başka gazete Financial Times. Gazete, Mısır'da cumhurbaşkanı Mursi'nin devrilmesini Suudi Arabistan'ın kutladığını hatırlatıyor.
Aynı dönemde Suriye'deki muhalefetin oluşturduğu Suriye Ulusal Koalisyonu'nun başına Suudilerin desteklediği Ahmet el Carba'nın seçilmesinin bölgedeki dengeleri gözler önüne serdiğini yazıyor Financial Times.
Gazetenin haberine göre: "Suriye'nin sürekli kırılgan olan muhalefetinde lider değişimi Mısır'daki darbeden çok daha az önemli olsa da uzmanlara göre her iki olay da Katar'ın dış politika hataları ve iç siyasette liderlik aktarımıyla boğuştuğu bir dönemde Suudi Arabistan'ın artan nüfuzunu gösteriyor."
Snowden'ın mülteci başvurusu
Amerikalı gizli istihbarat çalışanı Edward Snowden'ın durumunu ele alan Telegraph gazetesi, Rusya'nın, kendisine Venezuela'nın iltica teklifini kabul etmesi tavsiyesinde bulunduğunu aktarıyor.
Gazete, Rusya Parlamentosu'nda dış ilişkiler komitesinin başında bulunan Alexei Pushkov'un, Venezuela'nın teklifi konusunda "Snowden için bunun son iltica fırsatı olabileceğini" söylediğini yazıyor.
Telegraph, bu gelişmenin Kremlin'in, Rusya'yla Amerika'yı karşı karşıya getiren olayı sonlandırma isteği olarak görülebileceğini de ekliyor.
Almanya Basını
Der Tagesspiegel gazetesinden seçtiğimiz yorum Mısır’daki son gelişmelerle ilgili. Yorumda şu görüşler göze çarpıyor:
“Tahrir Meydanı’ndaki kitle ülkenin nihayet yeniden ele geçirildiğini sevinçle haykırıyor. Ama hangi ülkeyi kast ediyorlar acaba? Mısır’ın orta sınıfının vatandaşlık hakları denen şeyden haberi yok. Vatandaşlarına köle muamelesi yapan sistemin kendi gözleri önünde onyıllarca varlığını sürdürdüğü gerçeğini düşünmüyorlar. Tüm toplumun selâmeti gibi bir duygu hissetmiyorlar. Mısır ordusunun göklere çıkartılan ulusal kahramanlarının da durumu daha iyi değil. Generallerin hisse sahibi olduğu firmalar, Mısır ekonomisinin yüzde 40'ına denk geliyor. O nedenle onların da iliklerine kadar yolsuzluklara batmış toplumda herhangi bir değişim olması gibi bir talepleri yok. Toplumdaki birçok aktör için önemli olan, kârlı işlerine herhangi bir biçimde halel gelmemesi!”
Süddeutsche Zeitung'un Mısır'a ilişkin yorumunda ise şu satırlar yer alıyor:
“Mısır'da bir zamanların reform hareketi donmuş durumda. Mısır'daki gibi toplumlar dinî nostalji ile yeni ufuklara açılma eğilimleri arasında dağılmış durumdalar; bu da toplum içindeki kavganın şiddetini açıklıyor. Mısır'daki İslamcılar bundan bir yıl önceki o kendine özgü tarihî dönemde halk arasındaki popülerliklerini, ideolojilerine verilen onay sandılar. Bir ülkeyi 21. yüzyılda yönetebilecek durumda olduklarını, en azından hatalarının ne olduğunu anlayabildiklerini görebilmek şu an için mümkün değil.”
ABD ile AB temsilcileri serbest ticaret anlaşması konusunda görüşmelerde bulunmak üzere biraraya geliyor. Ancak buluşmaya ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun AB resmi kurumlarını ve kişileri dinlediği yolundaki haberler gölge düşürdü. Saarbrücker Zeitung’un konuya ilişkin yorumunda şu satırları okuyoruz:
“Amerikan gizli servisi Ulusal Güvenlik Kurumu'nun hükümetleri ve özel kişileri dinlediği yönündeki haberlere duyulan öfke anlaşılır bir şey; ama bunun Avrupalılara bir yararı yok. Avrupa kıtasının yalpalayan ekonomisi, ABD’de olduğundan çok daha fazla büyümeye ihtiyaç duyuyor. Bilgece bir öngörü sayesinde her iki taraf görüşmelerin gündemini esnek bir biçimde hazırladılar. Bu da görüşmelere katılan 150 kadar temsilciye olası uzlaşmalar için azami hareket serbestisi tanıyor. Bu olanağın, yurttaşların ve işletmelerin özel verilerinin güvenliği prensibine dayanan Atlantik ötesi serbest ve adil bir ticaret doğrultusunda kullanılması ümit edilir.”
Berlin’de yayımlanan Die Welt gazetesi de dinleme iddiaları kapsamındaki yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
“Herkes Amerika’ya karşı. Amerika’nın veri açlığı karşısında tüm siyasi partilerin ağız birliği etmişçesine öfke duyması hayret verici. Hiçbir Alman politikacısının çıkıp da bu hassas ve gizli dinleme faaliyetlerini kınarken biraz olsun sağduyulu davranmaması, Amerika’nın derinlerde yatan gerekçelerini anlamaya çalışmaması, politikacıların ne kadar yetersiz kaldığının da kanıtı niteliğinde. Aslında gizli istihbarat servislerinin sadece birbirlerine karşı değil, (Alman dış istihbarat teşkilatı) BND ile Amerikan Ulusal Güvenlik Kurumu NSA arasında olduğu gibi kimi zaman işbirliğine de gittiklerini bilmek için illâ ki Snowden gibi birisinin ortaya çıkması gerekmezdi. Peki Snowden’ın ifşaatı dünyayı daha güvenli bir duruma getirdi mi? Hiç değil! Bu tür bir hayali ancak dünyanın gizli servisler, gizli bilgiler olmadan da var olabileceğine inananlar kurabilirler. Nasıl ki Amerikasız bir dünya olmazsa, gizli servisler, gizli bilgiler olmadan da bir dünyanın var olması mümkün değil.”
İspanya Basınıİspanyol gazetesi El Mundo, “Mısır’da iç savaş riski artıyor” başlıklı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
“Mısır’da muhalefet, özellikle de askerlerin Mursi ve Müslüman Kardeşler’e karşı müdahalesini destekleyen tek Selefî partisi El Nur, El Baradey’in geçici hükümetin başbakanlığına aday gösterilmesine direndi. Bu ise askerin gidişatı normale dönüştürmek üzere çizdiği yol haritasına ağır bir darbe anlamına geliyor. El Baradey’in adaylığı, askerî darbeye destek vermiş olan gruplar arasında var olan görüş ayrılıklarını da gün yüzüne çıkartmış oldu ve ülkedeki durum daha da dramatik bir hale geldi. Mısır halkı dün yine sokaklara çıkarken, İslamcı gruplar gittikçe radikalleşiyor. Mısır’da iç savaş riski artıyor.”
Fransa BasınıSol liberal Fransız gazetesi Liberation'un aynı konudaki yorumuna geçiyoruz:
“Geçen her gün Mısır ordusunun durumu artık kontrol altında tutamayacağı endişelerini artırıyor. Başbakan adayı üzerinde uzlaşma sağlanamaması, Sina Yarımadası’nın kuzeyinde patlak veren şiddet ortamı ve iki gün süren sarsıntı ve cesaretsizlikten sonra Mursi yandaşlarında yeniden beliren enerji de bunun göstergeleri arasında. Ordu, Mursi yandaşlarını baskı altına alsa da almasa da, ya da Mursi yandaşları ile karşıtları arasındaki gerilimin tırmanmasına izin verse de, vermese de, ortalığın kan gölüne dönmesi kaçınılmaz olacaktır. Ordu kendi kurduğu tuzağa düştü. Şimdi askerlerin elinde kalan tek seçenek, mümkün olduğunca hızlı bir biçimde yeni seçimlere gitmek ve ülkedeki en önemli siyasi grupların katılacağı demokratik sürecin önünü açmak olabilir.”
Rusya BasınıRus gazetesi Kommersant’ın aynı konudaki yorumu, “Mısır Suriye benzeri bir iç savaş tehdidiyle karşı karşıya” başlığını taşıyor:
“Mısır’da İslamcı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesine yol açan devrim hareketi barışçıl bir iktidar değişikliği getirmedi. Müslüman Kardeşler'in, kendi temsilcisi Mursi'nin devrilmesine rıza göstermemesi ve onun yeniden göreve getirilmesi için kararlılık sergilemesi, Mısır’ın kansız bir biçimde bu siyasi krizden çıkmasını olanaklı kılmıyor. Mursi yandaşları ile karşıtları arasındaki çatışmalar gittikçe daha da sertleşiyor. Ve ordunun göstericilere karşı silah kullanmaya hazır olması, tıpkı Suriye’deki gibi bir iç savaşın gerçek bir tehlike olarak baş göstermesi anlamına geliyor.”
Hollanda BasınıHollanda gazetesi De Standaard ise Mısır’da dinci partilerin mutlaka süreçlere dahil edilmesi gerektiği görüşünü savunuyor:
“(Mısır’da Selefîlerin partisi olan) El Nur’un daha 30 Haziran’daki büyük protesto gösterileri öncesinde Cumhurbaşkanı Mursi’den desteğini çekmesi ve muhalefet saflarına geçmesi şaşırtıcı olmuştu. Böylece kendi içlerinde çok farklı görüşlere sahip lâik, solcu, liberal ve Hıristiyan politikacılar gibi muhalefet gruplarına radikal dinci görüşlere sahip Selefiler de katılmış oldu. Geçici hükümete başbakan aranması sürecinde bile bu farklı eğilimleri birleştirmenin ne kadar zor olacağı ortaya çıkmış oldu. Her şeye rağmen, eğer bu geçiş sürecine bir şans tanınmak isteniyorsa, şu anda geçici olarak bu tür arayışlara katılmayan Müslüman Kardeşler örgütü ve Selefîlerin de sürece dahil edilmesinin yaşamsal önemi bulunuyor. “

YORUM YAZIN