Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (30 Temmuz 2013)


İngiltere Basını
Guardian gazetesi, birinci sayfasındaki haberinde, Mısır’da ordu darbesinin ardından kurulan geçici yönetimin, adı yargısız infaz ve işkencelerle anılan “siyasi polis” teşkilatını yeniden devreye sokması ön planda.

Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık iktidarının son bulduğu 2011’de resmen lağvedilen kuruluşun yeniden kurulacağı, geçici yönetimin İçişleri Bakanı Muhammed İbrahim tarafından, Cumartesi günü İslamcıların darbe karşıtı gösterisinde 80’den fazla kişinin ölmesinin hemen ardından duyuruldu.

İnsan hakları savunucusu Eyda Seyf el-Devle, Guardian’a yaptığı açıklamada, “Bu Mübarek dönemine dönüş” diyor. Ceza hukuku araştırmacısı Kerim Ennerah ise adı Milli Güvenlik Servisi’ne dönüştürülen bu kuruluşun aslında hiç ortadan kalkmadığını söylüyor: “Politik grupları izleyen birimler geri gelmiyor. Onlar zaten hiçbir yere gitmediler. Tek yaptıkları ismini değiştirmekti.”

Haberde, devrik İslamcı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi döneminde de polis şiddetinin sürmesinin eleştiri topladığına dikkat çekiliyor.

Mursi karşıtı gösterilerde polislerin de yer aldığına ve hatta “Polis-halk el ele” sloganları atıldığına işaret eden Guardian, bir polisin şu sözlerini de aktarıyor: “Onurumuzu geri aldık. Muhatap olduğum kişilerin yüzde 90’ı suçlu, ben de onlara iyi davranmayacağım tabi.”

Diğer yandan, Mursi’nin devrilmesi sırasında orduya ve polise destek veren milyonlarca kişilik muhalefet hareketi içinde de huzursuzluk başladığı haber veriliyor. Guardian’a göre, hem Mursi’nin üyesi olduğu Müslüman Kardeşler’in, hem de onu deviren ordunun otoriter yönetimine karşı çıkan “Üçüncü Meydan” adlı yeni muhalefet grubu, “2011 devriminin gerçek demokratik değerleri” için oturma eylemi başlatmaya hazırlanıyor.

İslamcılara ‘meşruiyet’ eleştirisi
Financial Times, Orta Doğu bölgesindeki İslamcılara yönelik eleştiriler içeren bir analize yer veriyor.

Kahire’deki Barzou Daragahi, Mısır’da 2011’de Mübarek’in devrilmesiyle iktidara yürüyen Müslüman Kardeşler’in 3 Haziran’daki darbenin arkasında sadece eski rejimin komplosunun yattığını düşünerek kendi hatalarını görmezden geldiğini öne sürüyor.

Yazara göre, Tunus ve Fas’takinden farklı olarak, Mısırlı İslamcılar liberal ve solcu laiklik yanlısı gruplar yerine, orduyla işbirliğine yöneldi. Sahip olduğu halk desteğini yitirdiğini fark edemeyen Müslüman Kardeşler, parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeyse daha radikal çizgideki İslamcıların desteğini aradı.

Tunuslu insan hakları savunucusu Abdülbasit bin Hasan, “Meşruiyet sadece seçimlerle olmaz” diyerek bu tavrı eleştiriyor: “Meşruiyet aynı zamanda kurumlarda reform yapmak, ülkeyi geliştirmek, ötekileştirme sorunlarını çözmektir. Siyasi partiler bu ihtiyaçlara kulak vermeden meşruiyet kazanamazlar.”

Durham Üniversitesi’nden Halil el Enani de, Mursi’nin Mübarek’in hatalarını tekrarlayarak çok sayıda düşman yarattığını belirtiyor: “Diğer devrimci güçlere ulaşıp onlarla işbirliği yapmalıydı. Öyle yapmaması büyük bir hesap hatasıydı.”

Yazar Daragahi, tüm bölgedeki İslamcı hareketlerin diğer hatalarını ise halkın ekonomik sıkıntılarını anlayamamak ve devrim için sokağa çıkan gençlerle kadınlara kulak vermemek olarak sıralıyor.

Bin Hasan da, “Toplumlarımızın geniş kesimi gençlerden ve kadınlardan oluşuyor. Haklarını almayı bekliyorlar ve onları görmezden gelemeyiz” diyerek bu görüşü destekliyor.

İsrail-Filistin görüşmeleri
İsrail ve Filistin tarafları arasında barış görüşmelerinin kapısının aralanması da İngiliz gazetelerinde değerlendirilen konulardan.

Telegraph’ta yazan Con Coughlin’e göre, Mısır’daki müttefiği Mübarek’i kaybeden İsrail yönetimi ve Suriye’de İslamcıların iktidara gelmesinden çekinen Filistin halkı barışa daha istekli olabilir.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin tarafları bir araya getirme girişimini bu açıdan değerlendiren yazar şöyle diyor: “Çeşitli sebeplerle, bu İsraillilerin ve Filistinlilerin mevcut berbat statükoyu sürdürmektense işbirliği yaparak daha çok şey kazanabileceklerini anlayabilecekleri nadir zamanlardan biri olabilir. Bay Kerry kesinlikle böyle düşünüyordur ki siyasi itibarını imkansıza ulaşmaya çalışarak riske ediyor.”

Independent’ın başyazısında, Mısır ve Suriye’deki gelişmeler dururken ABD’nin ‘Orta Doğu barışı’ görüşmelerini canlandırmaya çalışmasının anlamsız görülebileceğine işaret ediliyor. Ancak gazeteye göre, ABD’in bu iki taraf üzerinde bir baskı gücü mevcut ve burada elde edilebilecek bir ilerleme tüm bölgeyi etkileyebilir.

Harriet Sherwood, Guardian için kaleme aldığı makalesinde, İsrail ve Filistin tarafları arasında sınırlar ve mültecilerin dönüşü gibi çözülmesi çok zor sorunların yattığına vurgu yapıyor. Sherwood, buna karşın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun muhtemelen siyasetteki son dönemi olması nedeniyle, tarihi bir adım atmaya niyet edebileceğini öngörüyor.

Halidiye Suriye ordusu kontrolünde
Times ve Telegraph gazetelerindeki haberlerde, Suriye ordusunun Humus kentinin Halidiye bölgesini kontrol almasını haber veriyor.

Times, isyancıların ana grubu olan Özgür Suriye Ordusu’nun kuzeydeki bölgelerdeki durumunu sağlamlaştırmak için kentten çekilmeyi tercih ettiğini öne sürüyor.

Telegraph’a konuşan isyancı militanlar ise gerekli mühimmat desteğini alamadıkları için çekildiklerini anlatıyor.

Twitter ve kadın düşmanlığı
İngiltere’de 10 sterlinlik banknotlar üzerine bir kadının resminin basılması için sosyal medyada kampanya yürüten feminis gazeteci Caroline Criado-Perez’in Twitter’da hakaret ve tecavüz tehditlerine maruz kalmasıyla ilgili tartışma derinleşiyor.

Guardian’ın başyazısında, esas sorumlunun Twitter değil, söz konusu mesajları yayanlar olduğu görüşü ağır basıyor.

Independent’ın haberinde, Twitter şirketi üzerinde, suç işleyenlere karşı harekete geçmesi için baskının arttığı savunuluyor.

Times’ın magazin ekindeyse, çeşitli yazarların cinsiyetçilik ve kadın düşmanlığı üzerine görüşlerine yer veriliyor.

Fas’ta hint keneviri reform
Independent gazetesinde, Fas’taki İslamcı koalisyon hükümetinin ülkenin kuzeyindeki hint keneviri tarlalarını rehabilite etme planına tam sayfa ayrılmış.

Yaklaşık 10 milyar dolarlık yasadışı esrar ticaretinin, ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturduğuna dikkat çekilen haberde, iktidarın büyük ortağı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin hint keneviri tarlalarını yasal hale getirmeyi planladığı aktarılıyor.

Ancak hint kenevirinin eczacılığın hangi alanlarında kullanılabileceği ve nasıl ihraç edilebileceği konusundaki tartışmalar henüz devam ediyor.

Almanya Basını
İsrail ve Filistin'in doğrudan barış görüşmelerini başlatmak için yeniden masaya oturması, Mısır ve Tunus'taki gerginlik ve Alman askerlerinin Afganistan'dan çekilmesi süreci, öne çıkan yorum konuları.

Die Welt gazetesi, doğrudan barış müzakereleri için tarafların Washington'da ön görüşmelere başlamasını şöyle değerlendiriyor:

"Başbakan Netanyahu, İsrail’in barış için vermek zorunda kalacağı ağır tavizleri içine sindirebildi mi, bunu kimse bilemez. Aynı şekilde şüpheli bir başka nokta, Filistin Özerk Yönetimi lideri Mahmud Abbas’ın, Filistin siyasî elitinin uzun süredir özlettiği liderlik sorumluluğunu nihayet gösterip göstermeyeceği. İki taraf daha önceki müzakerelerde uzlaşıya üç kez oldukça yaklaştı. Ama keşke Filistinliler cesaret edebilseydi. Zira her seferinde çeşitli nedenlerden ötürü cesaret edemediler. ABD de bu yeni girişimle bir risk alıyor. Dokuz aylık görüşme sürecinde radikal İslamcı Hamas, görüşmeleri İsrail’e karşı saldırılarla sabote etmeye çalışacaktır. Ve görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanması, bölgede yeni çatışmalar çıkması tehlikesini artırabilir."

Rheinische Post'un aynıya ilişkin yorumunda şu satırları okuyoruz:

"Bu tür vakaları okul bahçesinden biliriz: İki afacan kavga etmiştir, öğretmen araya girer. Sonra bu iki kavgacı öğrenci mecbur el sıkışmak zorunda kalır. Ama ikisi de bunu gönülsüz ve hırçın bir şekilde yapar. Çünkü o an başka çareleri yoktur ve yumruklarını saklayıp ellerini ceplerine sokarlar. İşte Ortadoğu’daki durumu aşağı yukarı bu şekilde izah edebiliriz. Burada öğretmeni ABD Dışişleri Bakanı John Kerry oynuyor. Kerry, inatçı mekik diplomasisi ile İsrail ve Filistinlileri doğrudan barış görüşmelerine mecbur bırakıyor. Oysa iki taraf da gerçekte bunu istemiyor. En son AB İsrail'e baskı uygulamış, Washington'ın da Filistinlileri malî yardımları kısmakla tehdit ettiği söylentileri yayılmıştı. İki tarafın işi yeniden sürüncemede bırakmak istemesi de mümkün tabii. Çünkü zaten şu an taraflardan birinin, diğerini memnun edecek bir şey sunacağına dair bir işaret yok ortada. Diğer yandan belki de bu deneme iki devletli çözümü masaya yatırmak için son şans olabilir. O nedenle bu denemede cesur olmak şart."

Geçiyoruz Kuzey Afrika'ya. Münchener Merkur,  Mısır ve Tunus'ta devam eden gerginliği mercek altına alıyor:

"Arap Baharı’nın kaderi, özellikle de Mısır örneğinde, İslam ve demokrasinin bağdaşmadığı tezini savunanları doğrular nitelikte. Bu arka plandan bakıldığında gözler Tunus'a çevriliyor. Burada İslamî-demokrasi deneyi, radikal katiller ve ekonomide başarı gösterilememesi nedeniyle çıkmaza girdi. Halkın bazı kesimlerinde Mısır’ı örnek alıp hükümeti devirme isteği büyüyor. Birinin zararından keyif alınması yersiz. Özelikle de Avrupalılar, Tunus’ta hükümet ve halkın, ülkenin geleceği açısından belirleyici bu sınavı başarıyla geçmesini ve tüm radikal gruplara inat iktidara kimin geleceğini demokratik bir süreçle yanıtlamasını umut etmeli."

Westdeutsche Allgemeine Zeitung ise çatışmaların sürdüğü Afganistan'dan yabancı askerlerin çekilmesi sürecini ele alıyor yorumunda:

"NATO komutasındaki uluslararası birliklerin 2014 yılı sonuna kadar Afganistan’dan ayrılması öngörülüyor. Geride barışçıl bir ülke bırakılmış olmayacağını şimdiden görmek mümkün. 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından uluslararası terörizmin üslerinden Taliban'ın gölge imparatorluğuna asker göndermek ve savaşa girmek nasıl doğruysa, bu misyonun devamını tasarlamak da bir o kadar zor oldu. Belirleyici olan, Batı’nın birliklerini çektikten sonra ülkeyi kendi haline bırakmamasıdır. Aksi takdirde her gün Afganistan’dan  sayısız ölüm haberinin gelmesi yine günlük hayatın bir parçası olur."

Fransa Basını
Fransız Le Figaro, 'Ordu siyasi oyundan vazgeçmek zorunda' başlıklı yorumunda şu satırlara yer veriyor:

"Bir ay geçtikten ve 250 kişi öldükten sonra sonra generallerin sahip oldukları şansı kaçırdıkları tespitinde bulunmak için çok geç. Kalabalık gruplar devrik lider Muhammed Mursi'nin serbest bırakılarak yeniden görevinin başına geçmesini istiyor. Müslüman Kardeşler ve onların seçimler sonucunda başa geçmiş Cumhurbaşkanı olmaksızın siyasi bir çözüm bulunamaz. Mısırlılar ordu ile İslamcılar arasındaki ölümcül çatışmada rehine konumunda. İç savaş çıkmadan bulunabilecek tek çıkış yolu, ordunun siyasi oyundan kaçınması olur. Devlet içinde devlet olan ordu devrimin başlamasından bu yana kendi ekonomik çıkarlarını korumak için sadece hakem rolünü oynadı."

Fransız Liberation gazetesi aynı konuyla ilgili yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Batı, Mısır'da eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin kusurlarını uzun süre görmezden geldi. Ta ki 'askerî  darbe' tanımını kullanmak istemeyip, darbeyi yarım yamalak destekleyerek, hiç de hoş olmayan bir durumun içine girene dek. Gerçek şu: Kahire'de tek bir güçlü adam var. General rütbesindeki bu kişinin adı Abdülfettah El Sisi. Ordunun Kahire'den geri çekilmesi ve Müslüman Kardeşler'e karşı ilan ettiği açık savaşa son vermesi zaruri. Bu, diyalog ve siyasi geçiş sürecine dönülmesinin tek yolu."

Hollanda Basını
Hollanda'dan de Volkskrant Mısırla ilgili yorumunda, ordunun Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed El Baradey'i dinlemesi gerektiği görüşünü savunuyor:

"Askerî darbe öncesinde de Mısır'ın çok derin bir parçalanma içinde olduğu aşikardı. Ancak ordunun gücünü kullanarak attığı bu adım taraflar arasındaki uçurumu daha da derinleştirdi. Ülkenin Mursi taraftarları ve karşıtları arasında şiddet sarmalına girme tehlikesi baş gösterdi. Ordunun Mursi yanlılarına kıyasla daha fazla gücü olduğuna şüphe yok. Burada akla gelen soru, 2. Mısır Devrimi'nin hayatta kalıp kalmayacağı. Ordunun, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammed El Baradey'in, diyalog ve temkinli davranma çağrısına kulak vermesini umut etmekten başka bir yol yok."

Rusya Basını
Rusya'dan Kommersant gazetesi, 'Mısır iç savaşın eşiğinde' başlıklı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin kanlı çatışmalarla devrilmesinden bu yana Mısır bir iç savaşın eşiğinde duruyor. On binlerce radikal İslamcı, ordunun fanatik dincilerle mücadele edilmesi çağrısında bulunduğu, sayıları hiç de az olmayan Mursi aleyhtarları ile karşı karşıya. Eğer harekete geçmezsek, önümüzdeki günlerde yeniden kanlı çatışmaları hesaba katmamız gerekir, çünkü olayların yatışması zor. Burada kilit rol orduya ve polise düşüyor. Tarafları ayırmayı başaramazlarsa, protestolarda çok yakında yüzlerce, hatta binlerce kişi ölebilir. Kriz sona erecek gibi görünmüyor."

(bbc türkçe/dw türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.