Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (29 Temmuz 2013)



İngiltere Basını
İngiltere’de yayımlanan gazetelerin başyazılarında ve dünya sayfalarında Mısır’daki gelişmeler geniş yer buluyor.

Daily Telegraph , devrik Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi taraftarı Müslüman Kardeşler hareketi taraftarlarına yönelik müdahale sırasında 100’den fazla kişinin hayatını kaybetmesini, “Yine eşiğin kenarında” diye yorumluyor.

Aslında bu benzetme, Mısırlı liderleri ülkeyi “eşikten geri çekmeye” çağıran ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’den ödünç alınmış.

Washington, Londra ve Paris’ten hakkında ateş püsküren açıklamalar duyulan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın halen görevde olduğuna dikkat çekilen başyazıda şöyle deniyor: “Artık Batı’nın Mısır’daki veya bölgenin herhangi bir yerindeki gelişmeler üzerinde ciddi bir etkisi olmadığına ilişkin aşikar bir hissiyat var.”

Başyazıda, Mısır’daki gelişmelerle, 1991’de İslamcı hükümetin ordu tarafından devrildiği Cezayir’deki gelişmeler arasında benzerlik kuruluyor.

10 yıl süren bir iç savaşa sürüklenen Cezayir’de 100 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatan Daily Telegraph, Müslüman Kardeşler’in barışçıl bir hareket olmasına karşın, Sina Yardımadası’ndaki silahlı İslamcı militanların her an devreye girebileceği uyarısı yapıyor.

Başyazıda, Kerry’nin söylemin ötesine geçmesi tavsiye edilerek, “Amerikalılar Kahire’deki ordunun iplerini elinde tutuyorsa çok geç olmadan onları çekmeliler” deniyor.

Times gazetesinde, Amerikan yönetimine daha açık çağrılar yer alıyor.

Başyazıda, 2011’de Hüsnü Mübarek rejiminin halk hareketiyle devrilmesinin ardından yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan Muhammed Mursi’nin bu kez ordu tarafından devrilmesinin ülkedeki kutuplaşmayı artırdığına dikkat çekiliyor.

Müslüman Kardeşler karşısında Selefi İslamcıları destekleyen Suudi Arabistan ve Kuveyt gibi ülkelerin 3 hafta önceki darbenin hemen ardından Mısır’a 12 milyar dolar sağladığına işaret eden Times, en kalabalık Arap ülkesine Batı yardımlarının sürdürülmesi gerektiğini savunuyor.

Gazetede makalesi yayımlanan Prospect dergisi editörü Bronwen Maddox ise tam tersi görüşü savunuyor: “(ABD Başkanı) Obama daha fazla ölüm olmadan Mısır’a yardımı durdurmalı.” Makalede, büyük miktarda Amerikan yardımı alan Mısır ordusu, ülkeyi iç savaşa sürüklemekle suçlanıyor.

Hem Mursi’nin göreve döndürülmesini isteyen Müslüman Kardeşler’in mesken tuttuğu Adeviyye Meydanı’ndan, hem de Mursi karşıtı kalabalıkların bulunduğu Kahire meydanlarından muhabirlerinin aktarımına yer veriyor Times.

Haberlerde, Mursi’ye karşı milyonlarca kişiyi sokaklara döken Temerrüd hareketinin de, 2011’deki devrimde lağvedilen “siyasi polis” teşkilatının yeniden kurulmasından kaygı duyduğu belirtiliyor.

Guardian ’ın başyazısında, “Güvenlik güçleri her ateş açtığında, düzeni ve sosyal huzuru geri getirme misyonlarının inandırıcılığı azalıyor” ifadeleri kullanılıyor.

Mursi’yi görevden uzaklaştıran Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı General Abdülfettah el Sisi’nin 6 ay önce Mursi’ye “projesinin işlemediğini söylediğini” hatırlatan Guardian, bir ordu liderinin Cumhurbaşkanı’na ne yapacağını söyleme hakkı olamayacağını vurguluyor.

Gazeteye göre, krizden çıkışın yolu Müslüman Kardeşler liderlerini serbest bırakıp bir uzlaşma aramak ve muazzam kaynaklara sahip olan ordunun toplum içindeki rolünü azaltmak.

El Cezire televizyon kanalının eski Genel Müdürü Wadah Khanfar ise gazete için kaleme aldığı makalede, “Tüm siyasi oyuncular derin devletin eskiyi geri getirme girişimlerini engellemek için harekete geçmeli” diyor.

Mısır’da “siyasi polisin” devreye girmesinden endişe duyulduğunu aktaran bir başka gazete Financial Times .

Gazetenin Suriye ile ilgili haberindeyse, başlıca muhalefet gruplarını çatısı altında toplayan Suriye Ulusal Konseyi’nin, silahlı isyana katılan El Kaide bağlantılı grupların işlediği söylenen bir katliamı kınadığına dikkat çekiliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’nin, Halep civarında 150 civarında güvenlik görevlisinin İslamcı militanlar tarafından katledildiği aktarılan haberde, Suriye devlet medyasının ise öldürülen bu kişilerin sivil olduğunu aktardığı belirtiliyor.

Financial Times ’ın başyazısında, İran’da yeni Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin bu hafta yemin ederek göreve başlayacağı dile getiriliyor.

Başyazıda, Ruhani’nin yemin etmesiyle birlikte, bazı Batı ülkeleri tarafından atom bombası edinmeye çalışmakla suçlanan İran’ın nükleer programı konusunda yoğun bir diplomasi sürecine girileceği kaydediliyor.

Financial Times, daha ılımlı olduğu söylenen Ruhani’nin başa gelmesinin, İran’da yeni bir yönelimin göstergesi olabileceği belirtilerek, Batı ülkelerinin bunu değerlendirilmesi tavsiye ediliyor.

Independent gazetesindeki bir haberde, Londra’da Mayıs ayı sonunda bir askerin İslamcı olduğu söylenen iki saldırgan tarafından öldürülmesinin ardından Müslümanlara yönelik saldırıların arttığı ifade ediliyor.

Haberde, hükümetin bıçaklama ve camileri bombalama gibi “terör eylemlerini” gereken ciddiyetle ele almadığına yönelik eleştirilere yer veriliyor.

25 yaşındaki bir Ukraynalının yaşlı bir Müslüman olan Mohammed Saleem'i bıçaklayarak öldürdüğü iddiasıyla tutuklandığı belirtilen haberde, İngiltere Müslüman Konseyi’nin “kırmızı çizginin aşıldığı” yönündeki uyarısı aktarılıyor.

Almanya Basını
Bugünkü gazeteler şiddetin giderek tırmandığı Mısır'daki son gelişmelerle ilgili yorumlara ağırlık veriyor.

Badische Neuste Nachrichten Mısır'la ilgili yorumunda, Türkiye'nin orduya gösterdiği tepkiyi sorguluyor:

"ABD Mısır'daki gelişmeleri askerî darbe olarak nitelendirmekten kaçınıyor. AB uyarıda bulunuyor, ancak hiçbirşey yapmıyor. Mısır Devlet Başkanı Muhammed Mursi'nin iktidardan indirilmesinin ardından Mısır Ordusu'nu somut olarak sert bir dille eleştiren ve Mısır'daki generallerin darbe yaptığını yüksek sesle dile getiren tek bir önemli bölgesel güç var: Türkiye. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ülkesindeki Gezi protestolarına muamele konusunda kendisinin otoriter bir politikacı olduğunu göstermişti. Dolayısıyla Erdoğan hükümetinin yetkililerden Mısır'daki barışçıl gösterilere hoşgörü ile yaklaşmasını talep etmesi geriye nahoş bir tat bırakıyor. Erdoğan'ın Kahire'deki yeni yönetime dile getirdiği taleplerin Türkiye'nin demokrasi için gösterdiği çabadan çok, bölgesel politikalarla ilgisi var. Mısır'da Mursi'nin seçilmesi Ankara açısından 'Türkiye modeli'nin sağladığı bir başarı olarak anlaşıldı. İslamcı, muhafazakâr bir hareketin demokrasi ile uyumlu olabileceğinin kanıtı olarak görüldü. Dolayısıyla Mursi'nin devrilmesi Arap Baharı'ndan etkilenen ülkelere 'Türkiye modeli'nin örnek olması düşüncesine de zarar vermiş oldu. Ancak bu, Erdoğan'ın uluslararası toplumun Mısır'daki gelişmelere yönelik tepkisini eleştirmesinin yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Erdoğan'a göre Batı Mursi ya da Erdoğan gibi İslamcı-muhafazakâr politikacılar söz konusu olduğunda demokrasinin temel ilkelerini gözardı edebiliyor. Erdoğan hafta sonunda yaptığı konuşmada, 'Muhammed El Baradey gibi Batı'ya yakın bir politikacı Devlet Başkanı olarak devrilseydi ne olurdu?' dedi ve haziran ayında Gezi protestoları sırasında hükümete karşı barikatlara destek veren, demokrasiyi korumak isteyenlere birden bire ne olduğu sorusunu yöneltti. Gelişmelerin birçok Türk'ün, Batı'nın İslam Dünyası'na karşı iki yüzlü bir tavır sergilediği yönündeki görüşünü daha da güçlendireceği görülebiliyor. Ve bu durumda Türkler kesinlikle ayıplanamaz."

Saarbrücker Zeitung ise Mısır'la ilgili yorumunda, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı Abdülfettah El Sisi'nin 'devrimin amacının, Müslüman Kardeşler'e şiddet uygulamak' olduğunu ifşa ettiğini dile getiriyor:

"Kulislerde sadece şu uzlaşma umudu kalıyor: Müslüman Kardeşler'e güvenlik konusunda güvence verilmesi, siyasi sürece katılabilmeleri ve bu sayede şiddetin sona ermesi şansı. Ancak Müslüman Kardeşler Mursi'nin yeniden görevinin başına getirilmesi talebinde ısrar ederse, o zaman çok sayıda kişinin ölmesini, cezaevine girmeyi, tekrar siyasette yeraltına inme riskini göze almış olur. Bu durumda ülke de parçalanmış olarak kalır."

Düsseldorf'da yayımlanan Rheinische Post da aynı konuyla ilgili yorumunda, aslında El Sisi'nin Müslüman Kardeşler'i yönetime almaya hiç de niyetli olmadığı görüşünü dile getiriyor:

"Kanlı geçen hafta sonundan sonra, devrimin içinde aslında Abdülfettah El Sisi'nin gizli askeri darbesinin saklı olduğuna inananlar, kendilerini onaylanmış hissedebilir. General geçen cuma günü büyük bir protesto gösterisi düzenlenmesi çağrısında bulunarak çatışmaları provake etmiş oldu. Polislerin göstericileri hedef alarak ateş etme emri aldığından, hiçbir gözlemcinin şüphesi yok. Devrik eski lider Hüsnü Mübarek döneminde böylesine sert yöntemler iktidarın korunması için uygulanırdı. Batı Mısır'a, mali yardımların dondurulması gibi yöntemlerle baskı yapmalı. Ancak bu sayede bölgedeki böylesine önemli bir ülkede istikrarın askerî bir diktatörlüğün eline kaymasını engelleme şansına sahip olur."

Fransa Basını
Güney Fransa’da yayımlanan bölgesel gazete La Republique des Pyrenees, Tunus’ta muhalif politikacı Muhammed Brahmi’nin cinayete kurban gitmesi kapsamında şu yorumu kaleme almış:
“Tunus dün yeni bir kriz dönemine girdi. Lâik muhalif lider Muhammed İbrahmi’nin evi önünde kurşunlanarak katledilmesi, ülkede devrimin yeni bir aşamaya girdiğini gösteriyor. Bu cinayet, diğer bir muhalif politikacı olan Şükrü Belayid’in öldürülmesinden tam altı ay sonra meydana geldi. Karısı ve kızının gözleri önünde İbrahmi’yi motosiklet üzerinden attıkları kurşunlarla delik deşik eden siyah giyimli adamların kimlikleri henüz bilinmese de, Tunus sokaklarına dökülerek, ‘bir hükümet muhaliflerin güvenliğini sağlayamıyorsa, demek ki başarısız kalmıştır’ diyerek hükümeti suçlayan göstericiler haksız sayılmazlar.”

Polonya Basını
Sol liberal Polonya gazetesi Gazeta Wyborcza'nın eski Amerikan istihbarat elemanı Edward Snowden’ın ifşaatları ve bunun yarattığı sonuçlara ilişkin yorumunda şu görüşler göze çarpıyor:
“Edward Snowden’ın akıbetinin ne olacağı hâlâ belirgin değil, ama bir şey şimdiden kesinlik kazanmış bulunuyor: Snowden, gizli dinleme faaliyetleri ve terörizmle mücadele konusunda Amerikan halkının görüşlerini değiştirdi. Kongre’de çarşamba gecesi yapılan oylama bunun yeni bir kanıtı niteliğinde. Gerçi Amerikalıların yaptığı telefon görüşmelerinin gizlice dinlenmesinin sınırlandırılmasına ilişkin önergeye 217 milletvekili karşı, sadece 205 milletvekili lehte oy verdi. Buna rağmen bu tamamen sürpriz bir sonuçtur. Zira her iki büyük partinin lideri ısrarla önergenin aleyhinde oy verilmesini istemişti. Yani bir anlamda Snowden kazançlı çıktı denilebilir.”

İspanya Basını
Sağ liberal İspanyol gazetesi El Mundo, ülkede büyük üzüntü yaratan tren kazasına ilişkin analizinde, “Kaza virajındaki güvenlik sistemi yetersizdi” başlığını kullanmış:
“Güvenlik önlemleri yeterli değildi; ne demiryolunun o bölümü, ne de tren… Hız kontrol sisteminin (ASFA) işlevini yerine getirip getirmediğine ve kaza virajındaki güvenlik önlemlerine ilişkin soruşturmalardan bağımsız olarak tüm eldeki göstergeler bu trajedide insanî bir hata olduğuna işaret ediyor. Yargıçlar trenin makinistinin kazadaki sorumluluk derecesini saptayacaktır. Ne var ki bu hızlı tren konseptinin insanî hataları anında ortadan kaldırabilmesi için yeteri donanıma sahip olması da artık bir zarurettir.”

İtalya Basını
İtalyan Corriere della Sera gazetesinde, euro krizi konusunda Almanya’nın tutumunu eleştiriliyor:
“Bundan bir yıl kadar önce Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi, euroyu her ne pahasına olursa olsun kurtaracaklarını söylemişti. Euro Bölgesi ülkelerine zaman kazandırmak için Avrupa Merkez Bankası'nın çeşitli girişimlerinden sonra, ulaşılan ilerlemeler konusunda farklı görüşler mevcut. Hatta öyle ki bir yıl önce başlatılan süreci Almanya'nın frenlemek istediği bile söyleniyor. Ama Almanya, krizi farklı bir biçimde algıladığı için zamana da oynamakta. Nitekim (ekonomi uzmanı gazeteci) Carlo Bastasin de, Almanya'da seçmen anketleri ile Almanya'nın krizi yorumlaması arasında yoğun bir paralellik bulduğunu gazetesinde vurgulamıştı.”

BBC Türkçe/DW Türkçe

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.