Avrupa Basınında Bugün (23 Temmuz 2013)
İngiltere BasınıIndependent, dünya haberleri sayfalarında Türkiye Gazeteciler Sendikası'nın Gezi Parkı eylemlerinden sonra işinden olan gazetecilerle ilgili açıklamasına yer veriyor.
Gazete, sendikanın Gezi Parkı eylemleri sırasındaki haberleri nedeniyle 22 gazetecinin işten atıldığını, 37 gazetecinin de istifaya zorlandığı yönündeki açıklamasını aktarıyor.
Gazete kısa bir başyazısında bu konuya yer veriyor. 'Türkiye'nin çok da özgür olmayan basınına bir darbe daha' başlıklı yazı şöyle;
'İşsiz kalmak kötünün iyisi'
Türkiye'de polisin geçen ayki protestolar sırasında haber yapmaya çalışan gazetecileri hedef aldığını gösteren kanıtlar yeterince kaygı vericiydi. Daha sonra da, 22 gazetecinin olaylarla ilgili olarak işlerini kaybetmesi, 37'sinin de istifaya zorlanması çok da umut vaat etmiyor. Belki de, sokakları biber gazı doldururken önde gelen bir haber kanalının doğa belgeseli yayımladığı bir ülkede, işlerinden olan gazetecilerin sayısı o kadar da şaşırtıcı olmamalı. Aslında dünyanın her yerinden daha çok gazetecinin hapiste olduğu Türkiye'de işsiz kalmak, bir gazeteci için kötünün iyisi bir sonuç olabilir. Her şeye rağmen, bu tür bir zulüm de daha az şoke edici değil. Gazetemizin Tehlikedeki Sesler kampanyası, dünya çapında çok sayıda gazetecinin yüzleştiği şiddet ve yıldırmaya ışık tutmak için başlatılmıştı. Türkiye'deki son olaylar da buna tipik bir örnek.'
Kraliyet doğumu
İngiltere basınında manşetler ve hatta gazete sayfalarının önemli bir kısmı bugün Prens William'ın eşi Cambridge Düşesi Kate Middleton'ın dünyaya getirdiği erkek bebekle ilgili haberlere, fotoğraflara ve yorumlara ayrılıyor.
Times manşetinde 'Bir Prens doğdu' derken, Guardian, 'Bir doğum, bir erkek bebek, bir prens, bir kral' diyor.
Independent da, 'Özel doğum, Düşes bir erkek bebek doğurdu ve küresel medya çılgınlığı başladı' diyor.
Daily Telegraph ise 'Bebek erkek' manşetini atmış.
Dün dünyaya gelen bebek, tahtın üçüncü sıradaki varisi olacak. Ancak Guardian başyazısında en az 50 yıl sonra tahta çıkabilecek bebeğin, zamanı geldiğinde ortada çıkabileceği bir taht olmayabileceğinden de bahsediyor. Ama gazete Prenses Diana'nın ölümünden bu yana türlü badireler atlatan kraliyet ailesinin bir 50 yıl daha, devletin zirvesinde olabileceğini kaydediyor. Dikkat çeken satırlar şöyle;
Bebeğin tahtı olacak mı?
'Prens Charles uzun süreli metresiyle evlendi. Bu bir ara tahtta bir devrimi tetikleyebilecek bir adım olarak görüldü ama şu anda tahta çıkmasına engel olmayacak gibi görünüyor. Oğlu Prens William, Kraliçe'nin kendisinden bile daha popüler olan tek kraliyet ailesi üyesi. Kraliyet ailesi hiç bu kadar güvende olmamıştı. Ama yine de, bebek en az 50 yıl daha tahta çıkamayacak gibi görünüyor. İngiltere 2065'te de, zirvesine kimin oturacağına daha doğumda karar verilen bir devlet mi olacak? Son 50 yılda kraliyet ailesinin, mantık sınırlarını aşan bir dirence sahip olduğunu gördük. Yanıt 'evet' olacakmış gibi görünüyor.
Doğum patlaması
Times ise, kraliyet ailesindeki doğumun İngiltere'de bir doğum patlamasına yol açabileceğini söylüyor.
Gazete, Cambridge Düşesi Kate Middleton'ın son paltosunu, son çantasını ya da kıyafetini nereden aldığını açıklar açıklamaz, ilgili ürünlerin dakikalar içinde yok satmaya başladığını hatırlatıyor.
Bu durumu dikkate alan bazı uzmanların da önümüzdeki birkaç ay içinde bir doğum patlaması yaşanabileceğinden bahsettiği belirtiliyor.
Gazete, Middleton'ın hamile olduğunun açıklanmasından sonra, hamilelik testleri üreten bir şirketin satışlarında yüzde 60'lık bir artış olmasının da bu teoriyi desteklediğini vurguluyor.
İngiltere basınında geniş yer bulan konulardan biri de bir sağlık araştırması.
Kahvaltı ve kalp krizi riski
Independent'ın da yer verdiği araştırmaya göre, kahvaltı yapmamak kalp krizi geçirme riskini yüzde 27 oranında arttırıyor.
Harvard Üniversitesi'nde 45 ila 82 yaşları arasındaki 27 bin erkek sağlık çalışanının 16 yıl boyunca yeme alışkanlıkları ve bu alışkanlıkların sağlık durumlarına yansımaları incelendi.
İnceleme sonucu, kahvaltı yapmayan erkeklerin daha çok sigara içtikleri, bekar oldukları ve daha çok alkol tükettikleri saptandı.
Ancak araştırmada sağlık üzerinde olumsuz etkisi olabilecek bu özellikler dikkate alınmadı ve sadece yeme alışkanlıkları incelendi.
Independent'a konuşan araştırma ekibinin başkanı Dr. Leah Cahill, 'Gıda alınmadığında vücut koruma moduna giriyor, tansiyon çıkıyor, insülin ve kolesterol ve seviyesi artıyor. Sabah kahvaltı etmezseniz zaten bütün gece gıda almayan vücuda ek bir yük bindirmiş oluyorsunuz. Yıllarca bunu yaparsanız, insüline karşı direnç gelişiyor ve bu da kalp hastalıklarına yol açabilecek şeker hastalığına ya da yüksek tansiyona neden oluyor' diyor.
Araştırmaya göre, uyumadan önce yenen yemekse, kalp sağlığı açısından kahvaltı yapmamaya kıyasla çok daha kötü. Uzmanlar, gece yemeklerinin de kalp hastalığı riskini yüzde 55 yükselttiğini belirtiyor.
Yunusların isimleri
Gazetelerde yer bulan bir diğer araştırma haberi de yunuslarla ilgili. Daily Telegraph'ın da yer verdiği, İskoç biliminsanlarının yaptığı araştırmaya göre yunuslar birbirlerine isimleriyle sesleniyor. Yunusların kendilerine has bir ıslık işareti geliştirdikleri daha önce de biliniyordu.
Ancak araştırmaya göre, yunuslar aynı sosyal grubun içindeki bir yunusa ait olsa bile, kendilerine yöneltilmeyen mesaja tepki vermiyor.
İskoçya kıyılarında şişe burunlu yunuslar üzerinde yapılan araştırmada, su altı hoparlörleriyle belirli yunuslara ait ıslık işaretleri çalındı.
Yunusların kendi işaretlerini duyunca aynı işareti kullanarak yanıt verdikleri, ancak başka yunusların işaretleri çalındığında yanıt vermedikleri görüldü.
Daily Telegraph'ın haberinde ayrıca, yunusların bulanık denizlerde birbirlerini tanımayabilmek için bu işaret dilini geliştirdiklerine inandıkları belirtiliyor.
Almanya BasınıHizbullah'ın askerî kanadının terör örgütleri listesine alınması, İtalya’nın ekonomik gidişatı ve Norveç katliamında ölenler için düzenlenen anma töreni Alman basınında öne çıkan konular arasında.
Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, Lübnan'daki Hizbullah örgütünün askerî kanadının 'terör örgütleri' listesine alınmasını kararlaştırdı. Hannover'de yayımlanan Neue Presse gazetesi, konuyla ilgili şu yoruma yer vermiş:
“AB Lübnanlı Hizbullah milislerini terör listesine ekledi. Hesapları dondurulup, örgüte mali destek sağlanması yasaklanıyor. Ne kadar enerjik bir adım. Üye ülkelerin bu karara varması çok zaman aldı. Bulgaristan'daki İsrailli turistlere yapılan ve bu karara zemin oluşturan saldırıdan yedi yıl önce, yani 2005 yılında AB Parlamentosu, ‘Hizbullah'ın terör faaliyetleri düzenlediğine dair somut kanıtlar bulunduğunu' saptamıştı. Ancak güçlü Hizbullah'ın kanun dışı sayılmasının Lübnan'ı daha büyük istikrarsızlığa sürükleyebileceği endişesi hâkimdi. Hizbullah komşu Suriye'deki iç savaşta diktatörün yanında yer alınca durum değişti. O zamandan beri isyancılar çekiliyor. AB muhaliflerin desteklenmesinde mutabakat sağlayamadı. Bu pasiflik gelişmeleri etkilemedi. Hizbullah'ın askeri ve siyasi kanatları tamamen kenetlenmiş durumda. İran tarafından desteklenen bu örgüt çoktan Latin Amerika sanayinden ve uyuşturucu ticaretinden nemalanmaya başladı.“
Stuttgarter Zeitung'un aynı konuyla ilgili yorumu özetle şöyle:
“Dış politikada büyüklerle aynı telden çalmak Avrupa Birliği'nin hedefi olmamalı. Brüksel dikkatini mümkün olana vermeli. ABD, Rusya ve Çin'in aksine AB dünyada objektif ve dürüst bir arabulucu olarak kabul ediliyor. Bu avantaj kullanılmalıdır. Elan Ortadoğu diplomasisinde olduğu gibi bu yol sayesinde başarıya kavuşmak mümkündür.”
Süddeutsche Zeitung ise İtalya'nın ekonomik durumuyla ilgili bir yoruma yer veriyor:
“İtalya'nın borçları, yeni bir başlangıç yönünde hiçbir emare olmaksızın artıyor. İtalyanlar şubat ayında, tasarruf etmek ya da reform yapmak isteyen bir hükümete hiç değer vermediklerini yanlış anlamaya mahal vermeyecek bir şekilde gösterdiler. Reformcu Mario Monti'yi adeta kovdular. O günden beri de Euro Bölgesi'nin üçüncü büyük ekonomisi para birliğinin kıpırdatılamaz heykeli gibi duruyor. Finans yatırımcıları bu tehlikeli hareketsizliğe henüz tolerans gösteriyorlar. Yatırımcı asabileştiği takdirde, İtalyanların ataleti bütün Euro Bölgesi için çok tehlikeli bir hâl alabilir.”
Aşırı sağcı Anders Breivik’in Norveç’in başkenti Oslo ve Ütoya Adası’nı kana bulamasının üzerinden iki yıl geçti. 77 kişinin hayatını kaybettiği katliamda hayatını kaybedenler için anma töreni düzenlendi. Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumu şöyle:
“Açık toplum değerlerinin korunması çağrısı, her tür aşırılığa karşı uyarısı ve Norveç toplum modelinde herkes için yer olduğu konusunda verdiği garantiyle Başbakan Stoltenberg yine doğru ifadeleri buldu. Katil ömrünün geri kalanını demir parmaklıklar ardında geçirecek. Ancak onu nefretle dolduran çevre hâlâ var. Stoltenberg ve yanındakilerin bahsettiği hoşgörü, sadece anma törenlerini değil normal hayatta Roman dilencilere ya da mülteci çocuklarına karşı tutumu da şekillendirdiği ölçüde yaşatılabilecektir.”
İspanya BasınıSağ liberal İspanyol gazetesi El Mundo, hafta sonunda Belçika'da Kral İkinci Albert’in tahtını oğlu Philippe'e bırakmasını yorum sütunlarına taşımış:
“Belçikalılar, II. Albert’in tahttan çekilmesini ve oğlu Philippe’in yemin ederek yerini almasını sadeliğin öne çıktığı bir törende izledi. Tören, aynı zamanda Kraliyet'in bu karmaşık ülkenin bütünlüğünün korunabilmesinin yegâne garantisi olduğunu gözler önüne serdi. Philippe, babasının sahip olduğu siyasi ve toplumsal destekten yoksun. Ayrıca Philippe’in mahçup bir karakteri olduğuna ve Belçika halkının sadece yüzde 40’ının onayını aldığına dikkat çekiliyor. Yeni Kral'ın popülaritesini artırması lâzım ki, krallık sarsılmasın!”
Fransa BasınıKatolik Fransız gazetesi La Croix, Papa Francisco’nun Brezilya’nın Rio de Jeneiro kentinde düzenlenen Dünya Gençlik Günü dolayısıyla bu ülkeyi ziyaretine ilişkin olarak şunları yazıyor:
“Buenos Aires’in eski başpiskoposu, bugünkü Papa Francisco, Katolik Kilisesi’nin geleceğinin gençliğe ve yoksul halk kesimlerine göstereceği ilgiye yakından bağlı olduğuna inanıyor. Bundan dolayı da gençlerle yüz yüze görüşmelere mümkün olduğunca fazla zaman ayırabilmek için Brezilya’daki Dünya Gençlik Günü'nün resmî protokol programı asgariye indirildi. Papa’nın gezi programında eskiden oldukça tehlikeli görülen ve ‘Favela’ diye anılan yoksul mahalleler de var. Papa’nın bu yakın temas arzusunu, geçtiğimiz haftalarda daha fazla sosyal adalet sloganlarıyla sokaklara dökülen tüm diğer Brezilyalılardan da esirgememesi bekleniyor. Bu ise ülkedeki iktidar sahipleri açısından belirli bir huzursuzluğa yol açabilir.”
Avusturya BasınıLiberal Avusturya gazetesi Der Standart’ın barış görüşmelerine geçiş için Filistinliler ile İsrail arasında yeniden başlatılan diyaloğa ilişkin yorumu “İki devletli çözüm için herhalde son şans” başlığını taşıyor:
“Her iki taraf üzerinde son dönemdeki baskılar had safhadaydı. İsrail ilk kez AB ile ilişkilerinin somut olarak zarara uğrayacağını görüyordu. AB, gelecekte İsrail'e yapacağı mali yardımlarını işgal altındaki toprakların dışında tutma kararı aldı. Filistinliler de mali yardımların kısıtlanacağı yönündeki tehditler ile görüşme masasına çekilmeye çalışıldı. Ancak bu yöntem bazı tehlikeleri de içinde barındırıyor. Barış süreci bir kez daha ABD ile uluslararası toplumu sakinleştirmek için bulunmuş bir manevra olarak algılanıyor. Fakat Oslo sürecinin başlamasından bu yana geçen 20 yılda bir şey daha değişmiş durumda. O da zamanın iyice daraldığı… Belki de iki devletli bir çözümü yakalayabilmek için İsrail ile Filistinlilerin eline geçen son şans bu! Eğer bunu istemiyorlarsa, o zaman sonuçlarına da katlanmak zorundalar.”
İsviçre BasınıJaponya’da meclisin üst kanadındaki yeni 121 üye için yapılan seçimi Başbakan Şinzo Abe liderliğindeki Liberal Demokrat Parti (LDP) kazandı. İsviçre gazetesi Neue Zürcher Zeitung’dan seçtiğimiz yorum bu seçimin sonucuyla ilgili:
“Başbakan Şinzo Abe seçimi kazanmasına rağmen her istediğini yapacak güçte değil. Kendi partisi içinden karşıt görüşler de yükselmeye başladı. Özellikle de tüketim vergilerinin artırılması, ekonomideki yapısal reformlar ve pasifikötesi serbest ticaret bölgesi gibi konularda muhalif sesler duyuluyor. Gerçi Şinzo Abe gevşek para politikaları ile ülkedeki ekonomik havayı olumlu yöne çevirebilmeyi başardı ve bunu yaparken de kimseyi çok fazla rahatsız etmedi. Ancak ekonomik canlanmanın devam etmesini istiyorsa, bunu popüler olmayan bazı önlemlere başvurmadan yapması mümkün değil. Bunun için parti disiplinine ihtiyacı var ama bunun başarılması da o kadar kolay değil. Bu durumda Japonya kesinkes reform politikaları uygular mı, bu gerçekten de bugünden belli değil.”
(dw türkçe/bbc türkçe)

YORUM YAZIN