Avrupa Basınında Bugün (18 Temmuz 2013)
İngiltere Basını
İngiltere'de gazeteler bugün Hindistan'da bir ilkokulda gıda zehirlenmesinden çocukların ölmesini, geçen sene Taliban tarafından vurulan Pakistanlı Malala Yusufzay'a yine Taliban'dan gelen mektubu ve Dick Cheney'nin kızının Amerikan Senatosu'na aday olmasını sayfalarına taşıyor.
Hindistan'da 22 ilkokul çocuğunun okullarında yedikleri öğle yemeğinden zehirlenip ölmesi Independent gazetesinin dış haberler bölümünde manşette yer alıyor.
Gazete, Bihar eyaletinde çocukların yemeğine karışan böcek ilacını yedikten sonra zehirlenip ölmesinin ardından ebeveynlerin sokaklara döküldüğünü yazıyor.
Independent ayrıca Hindistan'da ilkokullarda bedava öğle yemeği verilmesi programının İngiltere tarafından 25 milyon sterlinle desteklendiğini hatırlatıyor.
Telegraph: 'Kuvvet komutanından uyarı: Suriye'yle savaş tehlikesi'
Telegraph gazetesi, kendilerine mülakat veren İngiltere Genelkurmay Başkanı General David Richards'ın, uçuşa yasak bölgelerin uygulanmaya konması ve muhaliflerin silahlandırılması durumunda İngiltere'nin Suriye'yle savaşa girmeye hazırlıklı olması gerektiğini söylediğini yazıyor.
Gazete, General'in "Suriye rejiminin hesaplarını bazı kişilerin istediği gibi etkilemek istiyorsanız, o zaman yerdeki hedeflerin de vurulması gerekiyor." dediğini, "bunun da savaş anlamına geleceğini" belirttiğini aktarıyor.
Telegraph, mülakatları sırasında General'in Esad rejimiyle nasıl başa çıkılacağına dair bir plan sunulmadan önce "hükümetin siyasi hedeflerini aydınlığa kavuşturması gerektiğini" söylediğini de yazıyor.
Guardian: 'Seni bu yüzden öldürmek istedik – Taliban'ın Malala'ya mektubu'
Guardian gazetesi, Taliban komutanlarından Adnan Raşid'in geçen sene Pakistan'da kızların eğitimini savunduğundan başından vurulan Malala Yusufzay'a yazdığı mektubu okuyucularına aktarıyor.
Gazete, komutanın Malala'yı önceden uyarmadığı için suçluluk hissettiğini ama Taliban'a karşı karalama kampanyası yürüttüğü için saldırıya uğradığını yazdığını aktarıyor.
Komutanın saldırı için özür dilemediği mektubu Guardian "bölük pörçük İngilizceyle yazılmış ve derme çatma" olarak niteliyor.
Guardian ayrıca mektubun açıklıkla Pakistan'daki düşünceleri etkilemeye çalıştığını, çünkü dünya çapında cesaretle bağdaştırılan Malala'nın kendi ülkesinde kimilerince "ilgi çekmeye çalışan bir tip" veya CIA ajanı olarak nitelendirildiğini belirtiyor.
FT: 'Ecclestone suçlaması F1'i allak bullak etti'
Financial Times gazetesi, Formula 1'in sahibi Bernie Ecclestone'un Almanya'da savcılarca rüşvet vermekle suçlandığını yazıyor.
Bunun 82 yaşındaki F1 sahibinin kariyerinde en zorlu dönemeç olacağını yazan Financial Times, Ecclestone'un eline iddianamenin geçtiğini doğruladığını aktarıyor.
Gazete, F1'in geleceğinin bu yüzden karıştığını ve en büyük hissedar CVC Capital Resources'un halefiyet planlarını erkene alma ihtimalinin gündeme geldiğini yazıyor. Yine de Financial Times, F1'deki pek çok kişinin sporun Ecclestone'a aşırı bağımlı olduğunu hissettiğini, ve bu yüzden CVC'nin onsuz yapamayacağını düşündüğünü okuyucularıyla paylaşıyor.
Guardian: 'Cheney'nin kızı 'anne ve vatansever' olarak Amerika Senatosu'na aday'
Guardian gazetesi, eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin büyük kızı Liz Cheney'nin 'bir anne ve vatansever' olarak Wyoming eyaletinden Amerika Senatosu'na aday olduğunu yazıyor.
Gazete, Cheney'nin internete yüklediği altı dakikalık, adaylığını tanıttığı videoda muhafazakar bir gündem benimsediğini ve Başkan Obama'yı çok sert dille eleştirdiğini aktarıyor.
Times: 'Sıcak hava dalgasında yüzlerce kişi öldü'
Times gazetesi, İngiltere'yi etkisi altına alan sıcak hava dalgasının resmi hesaplara göre en fazla 760 kişinin ölümüne neden olduğunu manşetten duyuruyor.
Gazete, 30 derece üstü sıcaklıkların altıncı gününe girildiğini, ve İngiltere Meteoroloji Bürosu'nun ülkenin belli kesimleri için sağlık uyarısı yaptığını yazıyor.
Süddeutsche Zeitung, Mısır'daki kırılgan siyasi durumu yorum sütunlarına taşımış:
“Mısır'da İslamcıların karşıtları, onlara sanki başka dünyadan gelmiş yaratıklarmış gibi, halkın önemli bir kesimini oluşturmuyorlarmış gibi bir tavır içine giriyor. Birçokları bir dönem güçlü olan dincilerin yenilgiye uğratılmış olmasından zevk duyuyor. İşte bu karalama atmosferinde yeni hükümet göreve başladı. Yeni üyeler arasında hep ümit ışığı olarak görülen Nobel Barış ödüllü Muhammed El Baradey gibi isimler de bulunuyor. O ve arkadaşları askeri göreve çağırmıştı; şimdi askerle birlikte iktidar etmek durumundalar. Mısır'ın sorunları çok ağır, insanların sabrı azalmış durumda. Şimdi hükümetin iş yapması gerekiyor; hem de hızılı bir biçimde.”
Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Eski Yüzlerle Yeni Başlangıç” başlığını taşıyan yorumunda özetle şu görüşlere yer veriyor:
“Yeni kabinede İslamcılar yok. Buna karşılık teknokratlar ve Hüsnü Mübarek döneminde kariyer yapmış kişiler bulunuyor. Bu, 12 ay içindeki dördüncü hükümet. İslamcılar meşruiyeti olmadığı gerekçesiyle hükümete katılma niyeti taşımadıklarını açıklamıştı. İslamcıların neredeyse üç haftadan bu yana süren protestoları, Biblavi’nin işini daha da güçleştirecek. Kabinede, Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi’nin eski bir yargıcı adalet bakanı olarak görev yapacak ama, onun da Mısır'daki bölünmeyi önleyip önleyemeyeceği kuşkulu. Sonuçta kabinenin kilit noktalarında Mursi’nin devrilmesinde aktif rol oynayanlar, örneğin Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı General Abdülfettah El Sisi var. Protestoculara karşı şiddet uygulaması emrini veren İçişleri Bakanı da hâlâ aynı görevde…”
Almanya İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun (NSA) Almanya ve diğer AB ülkelerinde telefon görüşmeleri ve internet yazışmalarını takip ettiği iddialarına ilişkin Parlamento Denetleme Konseyi'ne bilgi verdi. Friderich, bu tür izlemelerin kaçınılmaz olduğunu söyleyerek Alman vatandaşlarını kendi verilerini daha iyi korumaya çağırdı. Friedrich'in açıklamalarını yetersiz bulan muhalefet partileri ise Başbakan Merkel'ın halkı bu konuda aydınlatmasını talep etti.
Frankfurter Rundschau gazetesinin konuya ilişkin yorumu şöyle:
“İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich'i eleştirenler birçok konuda haklı. Ancak dijital casusluk skandalı konusunda, Başbakan Angela Merkel'ın göreve başlarken ettiği yemini bozduğu suçlaması yerine, iş başına geldiklerinde kendileri ondan farklı olarak ne yapardı, buna değinseler daha iyi olmaz mıydı? Bu doğrultuda ilk adım Fransa ile İngiltere'nin hizaya getirilmesi olurdu ki bu da azımsanmayacak bir iş değil. Bunun kadar zor olan başka bir şey de özgürlük haklarına ilişkin ihlallerin teknik olarak nasıl önüne geçilebileceği. Şimdiye kadar hükümetler ve muhalefet, siber saldırılara karşı kendini nasıl koruyabilecekleri konusunda vatandaşı yalnız bıraktılar. Şimdiye kadar yapılanlar yeterli değil ve mevcut durumun muhalefetin de yapıcı önerileriyle değişmesi gereklidir.”
Nürnberger Nachrichten gazetesinin aynı konudaki yorumuna geçiyoruz:
“Friedrich gibi uzman bir politikacının dijital casusluk faaliyetleri sayesinde Almanya topraklarında olası terör saldırılarının önlendiğini söylemesi, daha sonra bu ifadeleri düzeltmesi, ardından ayrıntıya girmek istememesi olacak şey değil. Parlamento Denetleme Konseyi ve İçişleri Komisyonu üyelerinin kendileriyle alay edildiği hissine kapılmaları pek de şaşırtıcı değil. Öte yandan Başbakan Merkel ile istihbarat birimlerinden sorumlu bakan Ronald Pofalla uzun bir süre sanki bu olayların onlarla bir ilişkisi yokmuş gibi tavır takındı. Bu duruma tahammül etmek güç, çünkü onların birincil görevleri arasında vatandaşları korumak gelmektedir.”
“Şiddet sona ermeden mültecilerin durumu düzelmeyecektir. Suriye daha uzun yıllar geri dönülemeyecek bir ülke olacaktır. Şiddete paralel olarak canını kurtarmak için Suriye'den kaçanların sayısı da artıyor. Bunun şaşılacak bir yanı yok. Çoğu Avrupa Birliği ülkesinin ise insanlıktan uzaklaştığını görüyoruz. Sivil halkın neler çektiğine dair bunca haber çıkmasına rağmen, iç savaş patlak verdiğinden bu yana hiçbir değişme emaresi görmedik. Felaketten çıkış yolu görünmediği için Suriye'nin çözülmez bir sorun olduğuna ve dünyanın bu trajediye seyirci kaldığı dile getiriliyor. Oysa kurtarılan her can bir lütuftur. Bu nedenle bir şeyler yapabilecek durumda olanların harekete geçmesi gerekir. Suriye'nin komşuları ve Avrupa Birliği savaş mağdurlarına daha fazla yardım etmelidir.”
“Ne kadar böyle sürüp gideceği bilinmez ama Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad şimdilik avantajlı durumda. Muhalif gruplar birbirine düşmüş, asiler kendi aralarında çarpışıyorlar. Batılı ülkeler, cihatçıların eline geçeceği endişesiyle ılımlı muhalefete vaat ettiği silah yardımını bekletiyor. Ancak Batı'nın vereceği silahlar da muhalefetin içinde bulunduğu durum nedeniyle savaşın gidişatını değiştirmeyecektir. Ancak Esad da, muhaliflerin hâkim olduğu bütün bölgeleri geri alabilecek kadar güçlü değil. Hizbullah'ın ve Irak'taki Şii grupların desteğine rağmen Suriye ordusu oldukça zayıf kalıyor. Bunun sonucu olarak da halkı sefalete sürükleyen uzun ve kanlı yenişmezlik durumu devam ediyor.”
“Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma'nın selefi Nelson Mandela'nın sağlık durumunu nasıl endişeyle izlediğini görünce insanın duygulanası geliyor. Mandela Günü bu kez onun mirası için kıyasıya mücadele başlatıldığını gözler önüne serdi. Bu aynı zamanda demokrasinin temel kurallarına uyulması için verilen bir mücadele de. Demokratik prensipler olmasaydı Güney Afrika da, bundan yarım asır önce sömürgelikten kurtulan çoğu Afrika ülkesine benzerdi. Bütün bunlar Güney Afrika'nın, kıtanın en gelişmiş ve ekonomik bakımdan en güçlü ülkesi olma vasfını kaybetme tehlikesiyle karşılaştığı bir döneme rastlıyor.”
“Sahnelenmekte olan bu acıklı temsil, büyük yolsuzluklar ve karanlık iktidar mücadelesi eşliğindeki bir dönemin kapanmakta oluşunu gösteriyor. İpleri ordunun elinde olan iktidar mücadelesi ülkedeki kötü gidişat nedeniyle katlanılır olmaktan çıkıyor. Arap Baharı'nın Cezayir'i atlamasında bu ülkenin yüksek mali gücü kadar, on yıllık bir iç savaştan çıkmış olan Cezayirlilerin ellerini yeniden kana bulamayı reddetmeleri de etkili oldu. Cezayir halkı, Buteflika rejimine gösterdiği olgunluk ve faziletin kendinden esirgenmesini hak etmemişti.”
(dw türkçe/bbc türkçe)
İngiltere'de gazeteler bugün Hindistan'da bir ilkokulda gıda zehirlenmesinden çocukların ölmesini, geçen sene Taliban tarafından vurulan Pakistanlı Malala Yusufzay'a yine Taliban'dan gelen mektubu ve Dick Cheney'nin kızının Amerikan Senatosu'na aday olmasını sayfalarına taşıyor.
Hindistan'da 22 ilkokul çocuğunun okullarında yedikleri öğle yemeğinden zehirlenip ölmesi Independent gazetesinin dış haberler bölümünde manşette yer alıyor.
Gazete, Bihar eyaletinde çocukların yemeğine karışan böcek ilacını yedikten sonra zehirlenip ölmesinin ardından ebeveynlerin sokaklara döküldüğünü yazıyor.
Independent ayrıca Hindistan'da ilkokullarda bedava öğle yemeği verilmesi programının İngiltere tarafından 25 milyon sterlinle desteklendiğini hatırlatıyor.
Telegraph: 'Kuvvet komutanından uyarı: Suriye'yle savaş tehlikesi'
Telegraph gazetesi, kendilerine mülakat veren İngiltere Genelkurmay Başkanı General David Richards'ın, uçuşa yasak bölgelerin uygulanmaya konması ve muhaliflerin silahlandırılması durumunda İngiltere'nin Suriye'yle savaşa girmeye hazırlıklı olması gerektiğini söylediğini yazıyor.
Gazete, General'in "Suriye rejiminin hesaplarını bazı kişilerin istediği gibi etkilemek istiyorsanız, o zaman yerdeki hedeflerin de vurulması gerekiyor." dediğini, "bunun da savaş anlamına geleceğini" belirttiğini aktarıyor.
Telegraph, mülakatları sırasında General'in Esad rejimiyle nasıl başa çıkılacağına dair bir plan sunulmadan önce "hükümetin siyasi hedeflerini aydınlığa kavuşturması gerektiğini" söylediğini de yazıyor.
Guardian: 'Seni bu yüzden öldürmek istedik – Taliban'ın Malala'ya mektubu'
Guardian gazetesi, Taliban komutanlarından Adnan Raşid'in geçen sene Pakistan'da kızların eğitimini savunduğundan başından vurulan Malala Yusufzay'a yazdığı mektubu okuyucularına aktarıyor.
Gazete, komutanın Malala'yı önceden uyarmadığı için suçluluk hissettiğini ama Taliban'a karşı karalama kampanyası yürüttüğü için saldırıya uğradığını yazdığını aktarıyor.
Komutanın saldırı için özür dilemediği mektubu Guardian "bölük pörçük İngilizceyle yazılmış ve derme çatma" olarak niteliyor.
Guardian ayrıca mektubun açıklıkla Pakistan'daki düşünceleri etkilemeye çalıştığını, çünkü dünya çapında cesaretle bağdaştırılan Malala'nın kendi ülkesinde kimilerince "ilgi çekmeye çalışan bir tip" veya CIA ajanı olarak nitelendirildiğini belirtiyor.
FT: 'Ecclestone suçlaması F1'i allak bullak etti'
Financial Times gazetesi, Formula 1'in sahibi Bernie Ecclestone'un Almanya'da savcılarca rüşvet vermekle suçlandığını yazıyor.
Bunun 82 yaşındaki F1 sahibinin kariyerinde en zorlu dönemeç olacağını yazan Financial Times, Ecclestone'un eline iddianamenin geçtiğini doğruladığını aktarıyor.
Gazete, F1'in geleceğinin bu yüzden karıştığını ve en büyük hissedar CVC Capital Resources'un halefiyet planlarını erkene alma ihtimalinin gündeme geldiğini yazıyor. Yine de Financial Times, F1'deki pek çok kişinin sporun Ecclestone'a aşırı bağımlı olduğunu hissettiğini, ve bu yüzden CVC'nin onsuz yapamayacağını düşündüğünü okuyucularıyla paylaşıyor.
Guardian: 'Cheney'nin kızı 'anne ve vatansever' olarak Amerika Senatosu'na aday'
Guardian gazetesi, eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney'nin büyük kızı Liz Cheney'nin 'bir anne ve vatansever' olarak Wyoming eyaletinden Amerika Senatosu'na aday olduğunu yazıyor.
Gazete, Cheney'nin internete yüklediği altı dakikalık, adaylığını tanıttığı videoda muhafazakar bir gündem benimsediğini ve Başkan Obama'yı çok sert dille eleştirdiğini aktarıyor.
Times: 'Sıcak hava dalgasında yüzlerce kişi öldü'
Times gazetesi, İngiltere'yi etkisi altına alan sıcak hava dalgasının resmi hesaplara göre en fazla 760 kişinin ölümüne neden olduğunu manşetten duyuruyor.
Gazete, 30 derece üstü sıcaklıkların altıncı gününe girildiğini, ve İngiltere Meteoroloji Bürosu'nun ülkenin belli kesimleri için sağlık uyarısı yaptığını yazıyor.
Almanya BasınıAlman gazetelerinde Mısır'da görevine başlayan geçiş hükümeti ve ABD merkezli casusluk skandalının Almanya'ya yansımalarına ilişkin yorumlar dikkat çekiyor.
Süddeutsche Zeitung, Mısır'daki kırılgan siyasi durumu yorum sütunlarına taşımış:
“Mısır'da İslamcıların karşıtları, onlara sanki başka dünyadan gelmiş yaratıklarmış gibi, halkın önemli bir kesimini oluşturmuyorlarmış gibi bir tavır içine giriyor. Birçokları bir dönem güçlü olan dincilerin yenilgiye uğratılmış olmasından zevk duyuyor. İşte bu karalama atmosferinde yeni hükümet göreve başladı. Yeni üyeler arasında hep ümit ışığı olarak görülen Nobel Barış ödüllü Muhammed El Baradey gibi isimler de bulunuyor. O ve arkadaşları askeri göreve çağırmıştı; şimdi askerle birlikte iktidar etmek durumundalar. Mısır'ın sorunları çok ağır, insanların sabrı azalmış durumda. Şimdi hükümetin iş yapması gerekiyor; hem de hızılı bir biçimde.”
Frankfurter Allgemeine Zeitung, “Eski Yüzlerle Yeni Başlangıç” başlığını taşıyan yorumunda özetle şu görüşlere yer veriyor:
“Yeni kabinede İslamcılar yok. Buna karşılık teknokratlar ve Hüsnü Mübarek döneminde kariyer yapmış kişiler bulunuyor. Bu, 12 ay içindeki dördüncü hükümet. İslamcılar meşruiyeti olmadığı gerekçesiyle hükümete katılma niyeti taşımadıklarını açıklamıştı. İslamcıların neredeyse üç haftadan bu yana süren protestoları, Biblavi’nin işini daha da güçleştirecek. Kabinede, Lahey’deki Savaş Suçları Mahkemesi’nin eski bir yargıcı adalet bakanı olarak görev yapacak ama, onun da Mısır'daki bölünmeyi önleyip önleyemeyeceği kuşkulu. Sonuçta kabinenin kilit noktalarında Mursi’nin devrilmesinde aktif rol oynayanlar, örneğin Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı General Abdülfettah El Sisi var. Protestoculara karşı şiddet uygulaması emrini veren İçişleri Bakanı da hâlâ aynı görevde…”
Almanya İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun (NSA) Almanya ve diğer AB ülkelerinde telefon görüşmeleri ve internet yazışmalarını takip ettiği iddialarına ilişkin Parlamento Denetleme Konseyi'ne bilgi verdi. Friderich, bu tür izlemelerin kaçınılmaz olduğunu söyleyerek Alman vatandaşlarını kendi verilerini daha iyi korumaya çağırdı. Friedrich'in açıklamalarını yetersiz bulan muhalefet partileri ise Başbakan Merkel'ın halkı bu konuda aydınlatmasını talep etti.
Frankfurter Rundschau gazetesinin konuya ilişkin yorumu şöyle:
“İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich'i eleştirenler birçok konuda haklı. Ancak dijital casusluk skandalı konusunda, Başbakan Angela Merkel'ın göreve başlarken ettiği yemini bozduğu suçlaması yerine, iş başına geldiklerinde kendileri ondan farklı olarak ne yapardı, buna değinseler daha iyi olmaz mıydı? Bu doğrultuda ilk adım Fransa ile İngiltere'nin hizaya getirilmesi olurdu ki bu da azımsanmayacak bir iş değil. Bunun kadar zor olan başka bir şey de özgürlük haklarına ilişkin ihlallerin teknik olarak nasıl önüne geçilebileceği. Şimdiye kadar hükümetler ve muhalefet, siber saldırılara karşı kendini nasıl koruyabilecekleri konusunda vatandaşı yalnız bıraktılar. Şimdiye kadar yapılanlar yeterli değil ve mevcut durumun muhalefetin de yapıcı önerileriyle değişmesi gereklidir.”
Nürnberger Nachrichten gazetesinin aynı konudaki yorumuna geçiyoruz:
“Friedrich gibi uzman bir politikacının dijital casusluk faaliyetleri sayesinde Almanya topraklarında olası terör saldırılarının önlendiğini söylemesi, daha sonra bu ifadeleri düzeltmesi, ardından ayrıntıya girmek istememesi olacak şey değil. Parlamento Denetleme Konseyi ve İçişleri Komisyonu üyelerinin kendileriyle alay edildiği hissine kapılmaları pek de şaşırtıcı değil. Öte yandan Başbakan Merkel ile istihbarat birimlerinden sorumlu bakan Ronald Pofalla uzun bir süre sanki bu olayların onlarla bir ilişkisi yokmuş gibi tavır takındı. Bu duruma tahammül etmek güç, çünkü onların birincil görevleri arasında vatandaşları korumak gelmektedir.”
İsveç BasınıLiberal İsveç gazetesi Dagens Nyheter Avrupa Birliği İçişleri buluşması vesilesiyle kaleme aldığı yorumda Suriyeli iç savaş mültecilerinin durumuna dikkat çekiyor:
“Şiddet sona ermeden mültecilerin durumu düzelmeyecektir. Suriye daha uzun yıllar geri dönülemeyecek bir ülke olacaktır. Şiddete paralel olarak canını kurtarmak için Suriye'den kaçanların sayısı da artıyor. Bunun şaşılacak bir yanı yok. Çoğu Avrupa Birliği ülkesinin ise insanlıktan uzaklaştığını görüyoruz. Sivil halkın neler çektiğine dair bunca haber çıkmasına rağmen, iç savaş patlak verdiğinden bu yana hiçbir değişme emaresi görmedik. Felaketten çıkış yolu görünmediği için Suriye'nin çözülmez bir sorun olduğuna ve dünyanın bu trajediye seyirci kaldığı dile getiriliyor. Oysa kurtarılan her can bir lütuftur. Bu nedenle bir şeyler yapabilecek durumda olanların harekete geçmesi gerekir. Suriye'nin komşuları ve Avrupa Birliği savaş mağdurlarına daha fazla yardım etmelidir.”
Hollanda BasınıNRC Handelsblad adlı Hollanda gazetesi yorumunda Suriye'deki iç savaşın kolay sona ermeyeceğini dile getiriyor:
“Ne kadar böyle sürüp gideceği bilinmez ama Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad şimdilik avantajlı durumda. Muhalif gruplar birbirine düşmüş, asiler kendi aralarında çarpışıyorlar. Batılı ülkeler, cihatçıların eline geçeceği endişesiyle ılımlı muhalefete vaat ettiği silah yardımını bekletiyor. Ancak Batı'nın vereceği silahlar da muhalefetin içinde bulunduğu durum nedeniyle savaşın gidişatını değiştirmeyecektir. Ancak Esad da, muhaliflerin hâkim olduğu bütün bölgeleri geri alabilecek kadar güçlü değil. Hizbullah'ın ve Irak'taki Şii grupların desteğine rağmen Suriye ordusu oldukça zayıf kalıyor. Bunun sonucu olarak da halkı sefalete sürükleyen uzun ve kanlı yenişmezlik durumu devam ediyor.”
Çek Cumhuriyeti BasınıGüney Afrika'nın Nobel barış ödüllü eski Cumhurbaşkanı Nelson Mandela'nın 95. doğum günü dolayısıyla Çek gazetesi Hospodarske Noviny'de şöyle bir yorum yayınlandı:
“Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma'nın selefi Nelson Mandela'nın sağlık durumunu nasıl endişeyle izlediğini görünce insanın duygulanası geliyor. Mandela Günü bu kez onun mirası için kıyasıya mücadele başlatıldığını gözler önüne serdi. Bu aynı zamanda demokrasinin temel kurallarına uyulması için verilen bir mücadele de. Demokratik prensipler olmasaydı Güney Afrika da, bundan yarım asır önce sömürgelikten kurtulan çoğu Afrika ülkesine benzerdi. Bütün bunlar Güney Afrika'nın, kıtanın en gelişmiş ve ekonomik bakımdan en güçlü ülkesi olma vasfını kaybetme tehlikesiyle karşılaştığı bir döneme rastlıyor.”
Fransa BasınıFransız Le Monde gazetesi Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika'nın uzun süre Fransa'da tedavi gördükten sonra ülkesine dönmesini konu alan yorumda şu görüşlerle yer veriyor:
“Sahnelenmekte olan bu acıklı temsil, büyük yolsuzluklar ve karanlık iktidar mücadelesi eşliğindeki bir dönemin kapanmakta oluşunu gösteriyor. İpleri ordunun elinde olan iktidar mücadelesi ülkedeki kötü gidişat nedeniyle katlanılır olmaktan çıkıyor. Arap Baharı'nın Cezayir'i atlamasında bu ülkenin yüksek mali gücü kadar, on yıllık bir iç savaştan çıkmış olan Cezayirlilerin ellerini yeniden kana bulamayı reddetmeleri de etkili oldu. Cezayir halkı, Buteflika rejimine gösterdiği olgunluk ve faziletin kendinden esirgenmesini hak etmemişti.”
(dw türkçe/bbc türkçe)

YORUM YAZIN