Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (17 Temmuz 2013)


İngiltere Basını
İngiltere'de gazeteler bugün Avrupa Birliği'nin İsrail'le ilişkilerini, İngiltere hükümetinin insan hakları bakımından soru işareti doğuran ülkelere silah satışına izni vermesini ve Kuzey Kore'ye ait bir gemide füzelerin bulunmasını sayfalarına taşıyor.

Guardian gazetesi, dış haberler sayfasının manşetinden duyurduğu bir haberde bundan böyle Avrupa Birliği üyeleriyle İsrail arasında imzalanan anlaşmalarda, anlaşma içeriğinin Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşkeleri kapsamadığının belirtilmesi zorunluluğunun getirildiğini yazıyor.

Gazete, bu adımla artık AB üyelerinin İsrail'le yerleşkeleri kapsayan anlaşma imzalayamayacağını; bunun da bir İsrailli yetkilinin ülkede 'deprem etkisi' yaptığını söylediğini aktarıyor.

Guardian ayrıca bu adıma, "dış dikta" nitelemesini kullanan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun çok kızdığını, ama bunu yerleşkelere vurulmuş büyük bir siyasi ve ekonomik darbe olarak gören Filistin'in sevindiğini yazıyor.

Gazetenin haberi şöyle devam ediyor: "AB yönetmelikleri yerleşkelerin hariç tutulduğu maddesini içermeyen ödüllerin, finansmanların ve bursların verilmesini yasaklıyor. Yeşil Hat ilerisindeki yerleşkeler –Golan Tepeleri dahil- baştan elverişsiz sayılacak.

İsrail'in ilerde AB ile imzalayacağı anlaşmalarda yazılı olarak Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşkelerin İsrail Devleti'ne dahil olmadığını belirtmesi gerekecek."

Guardian, yeni yönetmeliğin ticaret hariç İsrail'le AB arasındaki tüm ortak çalışmaları kapsadığını da yazıyor.

Konu hakkında Guardian'da bir analiz kaleme alan Ian Black, AB'nin açıklıkla "Birleşmiş Milletler kararlarını ve uluslararası yasaları hiçe saymanın sonuçları olacağını" gösterdiğini yazıyor.

Black ayrıca Avrupa Birliği'nin bir kez daha uluslararası yasalarca Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşkelerinin İsrail'in bir parçası olarak görülmediği ve bunların genişletilmesinin durdurulması yönünde duruşunu çok net gösterdiğini okuyucularıyla paylaşıyor.

İnsan hakları endişelerine rağmen askeri gereç satışı
Independent gazetesi ön sayfasının manşetinde İngiltere hükümetinin insan hakları ihlallerinden dolayı eleştirdiği devletlere 12,3 milyar sterlinlik silah satışı yapılmasına izin verdiğini yazıyor.

Gazete, Parlamento'daki bir grup milletvekilinin detaylı araştırmaları sonucunda ortaya çıkan bilgilerin İran, Çin, Sri Lanka, Rusya, Beyaz Rusya ve Zimbabve'ye 'stratejik denetimli malların' satıldığına işaret ettiğini aktarıyor.

Independent'ın haberine göre Suriyeli muhaliflere stratejik malzemelerin gönderildiği dönemde Suriye hükümetine satış yapılması lisansının askıya alınmamış. Gazete ayrıca İran ve Rusya'ya malların satılması için lisansların verildiğini; ve bu iki ülkenin de Suriye'deki Esad'a bağlı güçlere açıklıkla yardım ettiklerine dikkat çekiyor.

Habere göre bu ülkelere ek olarak İngiltere'nin yakınlarda savaşa girdiği Arjantin'e de askeri malların satılmasına izin verilmiş olması sert biçimde eleştirilmiş.

Gazete ayrıca İsrail'e ve işgal edilmiş topraklara 7,7 milyar sterlinlik askeri mal satışının bugüne kadar kamuoyuyla paylaşılmadığını yazıyor.

Times: 'Genç muhalifler Müslüman Kardeşler'e meydan okuyor'
Times gazetesi bugün Mısır'daki Müslüman Kardeşler'in içinde süren güç çekişmesini ele alıyor. Gazetenin haberi şöyle:

"Dünyanın en eski ve en etkili İslamcı siyasi örgütü, Mısır'ın güç durumdaki Müslüman Kardeşler'i, genç üyelerinin büyük çapta başkaldırmasından dolayı 90 yıllık tarihinin en büyük zorluğuyla karşı karşıya.

Cumhurbaşkanı Mursi'nin devrilmesinin ardından patlak veren şiddet olaylarının ardından yaklaşık iki bin genç Müslüman Kardeşler'in ruhani lideri Muhammed Badie'nin otoritesini tanımadıklarını açıklayan bir bildiriyi imzaladı.

Mursi'nin Mısır ordusu tarafından devrilmesi, Müslüman Kardeşler'in korkunç bir yıllık iktidarının utanç verici sonuydu. Ama uzmanlar gençlerin başlattığı bu başkaldırı hareketinin Müslüman Kardeşler'in geleceği için büyük tehdit oluşturduğuna inanıyor."

Telegraph: 'Panama Kanalı'nda Küba füze parçalarına el konuldu'
Telegraph gazetesi dış haberler sayfalarında Panamalı yetkililerin Küba'dan Kuzey Kore'ye giden bir gemiyi aradıkları sırasında füze parçaları bulduklarını yazıyor.

Gazete, Panama Cumhurbaşkanı Ricardo Martinelli'nin "Bu kanal barış kanalıdır, savaş değil" dediğini aktarıyor.

Telegraph haberinde ayrıca gemi mürettebatının Panamalı yetkililerin gemiye çıkmasını engellemeye çalıştığını; başarılı olamayınca kaptanın intihar etmeye çalıştığının söylediğine de yer veriyor.

Yunanistan'da eski maliye bakanı mahkemeye çıkacak
Financial Times gazetesi, Yunanistan'dan vergi kaçıranların isimlerinin yazılı olduğu 'Lagarde listesinden' kendine yakın üç kişinin ismini çıkarmakla suçlanan eski maliye bakanı George Papaconstantinou'nun meclisçe mahkemeye verilmesine karar verildiğini yazıyor.

Gazete, ülkenin ilk kurtarma paketi konusunda müzakereleri yöneten eski bakanın eline ulaşan listenin basına sızmasıyla Yunanistan'da büyük tepkiye yol açtığını hatırlatıyor.

Financial Times, Papaconstantinou'nun güveni kötüye kullanmak, görevi kötüye kullanmak ve resmi evrakta sahtekarlıkla suçlandığını; kendisinin suçlamaları reddettiğini yazıyor.

Almanya Basını
Alman basınından seçtiğimiz yorumlar, Almanya’nın Gezi Parkı eylemlerine nasıl tepki vermesi gerektiği, Yunanistan’da alınan yeni tasarruf önlemleri ve dijital casusluk skandalına ilişkin.

Gezi Parkı eylemlerinde protestoculara polisin tazyikli su ve biber gazı ile karşılık vermesi kapsamında Frankfurter Rundschau gazetesi Almanya'nın buna nasıl tepki vermesi gerektiğini irdeliyor:

“Alman hükümeti, İstanbul'da polisin uyguladığı şiddetten hiçbir sonuç çıkarmaması nedeniyle eleştirilmelidir. Eyalet hükümetleri ise sorunun bilincinde olduğunu göstermiş, yardım programlarını askıya almıştır. Ama Alman federal hükümeti, göstericilere karşı büyük bir olasılıkla Alman biber gazının kullanılmasından ya da polisin göstericilerin karşısına Alman malı malzemelerle çıkmasından hiç pişmanlık duymuyor gibi bir izlenim veriyor. Federal hükümet en azından bu noktada kafa patlatabilir ve toplumsal tansiyonun nasıl düşürüleceği, düşünce ve basın özgürlüğünün nasıl geliştirilebileceği konusunda gelecekte biraz daha fazla egzersiz olanağı sunabilir.”

Münih'te yayımlanan Münchener Merkur gazetesinin tasarruf önlemlerine devam etme yükümlülüğü altında bulunan Yunanistan'a ilişkin yorumunda ise şu görüşler göze çarpıyor:

“Yunanlar reform sürecinin baskısı altında büyük güçlüklere katlanmak zorunda kaldı. Ancak 2014 yılına kadar kamudaki 15 bin kadar çalışanın işine son verilmesi yükümlülüğü, 11 milyonluk bu ülkede 750 bin devlet memurunun çalıştırıldığı göz önünde bulundurulursa, bu güçlüklerden birini oluşturmuyor. Sendikalar ise turizm sezonu zirvedeyken ülkeyi sürekli genel greve götürmekte bir sakınca görmüyor. Ancak protesto gösterilerinin görüntüleri yanıltıcı olabilir. Turizm bölgelerindeki Yunanlar öfkeli. Krizin ortaya çıkmasından bu yana özel sektörde yüz binlerce kişi işini kaybederken, devlet memurlarına hiçbir şey olmamıştı. O yüzden imtiyazlı devlet memurlarının da ilk kez tasarruf önlemlerine maruz kalacak olmalarına Yunanların duyduğu öfke belli sınırlar içinde kalıyor.”    

Nürnberger Nachrichten gazetesinin aynı konuya ilişkin yorumu da şöyle:

“Yunanistan'daki son tasarruf önlemleri konusunda insan hayrete düşüyor. Şimdi sıra okulların kapanmasına, öğretmenlerin işten çıkartılmasına gelmiş görünüyor. Bu, anlaşılır bir şey değil. Troyka, Berlin ve Brüksel ise bu gelişmeyi sadece seyrediyor. Onlara göre, önemli olan tasarruf önlemlerinin yerine getirilmesi! Oysa ki açılan zarar, küçüleceğine gittikçe büyümekte. İşte Avrupa uçuruma böyle düşer.”

Frankfurter Allgemeine Zeitung'dan seçtiğimiz yorumda ise  ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun (NSA) AB ülkelerinde ve Almanya'daki dijital casusluk faaliyetlerinden yola çıkılarak bazı uyarılarda bulunuluyor:

“Elbette ki istihbarat servislerinin sınırsızca enformasyon toplama iştahı konusunda öfke duyulabilir. Denetleme ve izlemeler iyice abartıldığında öfke dalgası sürekli kabarıyor; böyle olması da iyi. Ama asıl rahatsız etmesi gereken nokta, resmî daireler ile büyük ticarî aktörler ve enformasyon - veri piyasası arasındaki çok sıkı, hatta mahrem alışveriş ilişkileridir. Bu ilişkinin nedeni de özellikle, tüketici eğilimlerinin nasıl ve ne yönde olduğudur. Bu ise tüm bireysel tercihlerin ve mahremiyetin ortaya serilmesidir ki; bu da herkesin ruhuna bakılabilmesi anlamına gelir. Acaba birçok saf Google ve Facebook kullanıcısı bu durumun bilincinde mi?”  

Hollanda Basını
Hollanda gazetelerinden de Volkskrant, Mısır'daki siyasi iktidar mücadelesini konu alan yorumunda kutuplaşmanın istikrarsızlık ve toplumdaki parçalanmayı daha da körüklediğine dikkat çekiyor:

“Mısır silahlı kuvvetlerinin, geniş özerkliğini koruyup, perde arkasından milli güvenlikle ilgili kararlar üzerinde nüfuzunu kullanabilmeyi amaçladığı anlaşılıyor. Mısır'da sadece genelkurmayın onayıyla değişiklik olabileceğini düşünmek son derece endişe vericidir. İyimser kanat süregelen huzursuzluğun çok yönlü bir siyasi coğrafya doğurmasını umuyor. Onlar, liberaller kadar, popülaritesi yeniden artan katı muhafazakâr Nur Partisi'nin temsil ettiği İslamcılar ile Mübarek sempatizanlarının da yer alacağı bir siyasi yelpazenin hayalini kuruyorlar. Ama bunun şimdilik mümkün olmadığı görülüyor. Müslüman Kardeşler söz hakkı tanımayı reddetmekle Mısır'ı istikrarsızlık ve parçalanmaya sürüklemiş oluyorlar.”

Fransa Basını
Mısır'daki askeri darbeyi izleyen gelişmeleri Paris'te yayımlanan Fransız gazetesi Liberation şöyle yorumluyor:

“Son günlerde Kahire'de, tek bir Mısırlı demokrat dahi tepki göstermeden onlarca kişinin vurularak öldürülmesi ordunun gerçek yüzünü gösterdi. Burada mesele, gösterilerin başarısını ve devlet başkanının yetkilerini aşıp sadece yandaşlarının menfaatlerini kollayarak kitleleri karşısına almasının tartışmaya açılması değil. Ama ordunun müdahalesi ve Batı'nın darbeye ses çıkarmaması, Müslüman Kardeşler’i mağdur ve dava uğruna can verenler katına çıkarıyor. Beceriksizlikleri, totalitarizm tutkuları ve kötü yönetimleri yüzünden kaybettikleri popülariteyi yeniden kazanmaları pahasına.”

İsviçre Basını
İsviçre'nin Neue Zürcher Zeitung gazetesi, kişiye özel bilgilerin Amerikan ve diğer yabancı istihbarat servisleri tarafından izlenip kaydedilmesini konu alan yorumunda şu sonuca varıyor:

“Mahremiyet ve özel hayat alanının çoktan akışkan bir çeşniye dönüştüğü, bireyin korunma ve devletin himayesine sığınma ihtiyacının arttığı bir zamanda sadece Snowden'ın ortaya çıkardığına benzer skandalların tepki yaratması akıl karıştırıyor. Aslında toplumun her türlü veri toplamayı şüpheyle karşılamayı yeniden öğrenmesi gerekirdi. Dijital şeffaflığa ‘evet' diyenin, bunun kendine karşı kullanılmasına şaşırmaya hakkı olmaz. Bilgiye doymak bilmeyen ucube karşısında birey aciz kalır.”

Belçika Basını
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) işsizlikle ilgili tahminlerini değerlendiren De Morgen adlı Belçika gazetesi, Almanya'nın ekonomik başarısının Avrupa'daki işsizliği körüklediğini iddia ediyor:

“OECD ülkelerinin hepsi kötü durumda değil. Almanya genel eğilime kafa tutuyor. Bu bakımdan, sağ kanat giderek artan bir şekilde ‘fevkalade' Alman modeline geçilmesini talep ediyor. Bu düşünce tarzı doğru değildir. Almanya'nın başarısı, diğer Avrupa ülkelerinde istihdam ve refahın azalmasında etkili oluyor. Asgari ücretin uygulanmaması, çeşitli istihdam modelleriyle işgücü maliyetine esneklik kazandırılması ve ücret zamlarının düşük tutulması, Almanya'yı Avrupa piyasasındaki ortaklarının rekabet edemediği bir çeşit ucuz işçi ülkesine çevirdi. Alman modeli, kusurlu yanlarına bakılmaksızın bütün Avrupa'ya yayılırsa, sosyal savaş alanında ücretlerin ve tüketimin sürekli düştüğü bir rekabet mücadelesi başlayabilir.”

(dw türkçe/bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.