Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (16 Temmuz 2013)


İngiltere Basını
Yeni Mısır hükümetinin Amerika'yla ilişkileri, atletizm dünyasını sarsan doping skandalı ve Azerbaycan'da yaklaşan seçimler bugün İngiliz gazetelerinde yer alıyor.

Independent gazetesi bugün dış haberler sayfalarında bir bölümü Amerika Birleşik Devletleri'nin Mısır'la ilişkilerini konu alan bir habere ayırmış.

Gazete "ABD, Mısır'daki siyasi kavgada taraf tutmayı reddediyor" başlığının altında Dışişleri Bakanı yardımcısı William Burns'ün Mısır'a yaptığı resmi ziyarette sarf ettiği sözleri aktarıyor.

Burns'ün Muhammet Mursi'nin devrilmesinin ardından ülkeye ilk Amerikalı diplomat olduğuna dikkat çeken haber, Amerikalı diplomatın geçici liderler ve askeri liderlerle görüşeceğini yazıyor.

Ama Independent'a göre Kahire sokaklarında Amerika karşıtı bir hava esiyor. Gazete, Mursi'nin devrilmesi için başlatılan Tamarod hareketinden İman el Mahdi'nin "halk Mursi'yi kabul etmemiş olsa da Amerikalılar onu destekledi" diyerek Burs'ün görüşme talebini geri çevirdiğini okuyucularıyla paylaşıyor.

Gazete, Tamarod'un yalnız olmadığını, Mursi karşıtı hareketteki tek İslami Parti el Nur'un da Burns'le görüşmeyi kabul etmediğini aktarıyor.

Independent, Müslüman Kardeşler'in de Burns'le görüşmeyi kabul etmediğini; grubun medya koordinatörü Mustafa el-Katip'in "Açık olan şey bunun bir askeri darbe olduğu. Ama bu arada açık olan başka bir şey de Amerika'nın bunu bir askeri darbe olarak görmediği" dediğini yazıyor.

Times gazetesi aynı konuyu dış haberler sayfasında manşetten ele alıyor.

"Burns Mısır'da iki tarafın tek bir konuda hemfikir olduğunu gördü: her iki taraf da Amerika'nın düşmanlarının yararına çalıştığına inanıyor" diyen Times, haberine şöyle devam ediyor:

"İslamcı Cumhurbaşkanı Mursi'yi deviren protestolara ev sahipliği yapan Tahrir Meydanı'ndan uzanan bir sokakta asılı pankartta 'Obama terörizmi destekliyor' yazılı. Bu sırada Kahire'nin öbür tarafında, Raba el Adaviye Camisi'nin önünde asılı bir pankartta Obama'nın demokrasiye sırtını döndüğü yazıyor."

Telegraph: 'Suriyeli muhalifler Cameron'ın ihanet ettiğini söylüyor'
Daily Telegraph gazetesi, dün İngiltere Başbakanlığının Suriyeli muhaliflere silah yardımı yapılmayacağını teyit etmesiyle Özgür Suriye Ordusu'nun başkomutanı General Salim İdris'in David Cameron'ı ihanetle suçladığını yazıyor.

Gazetenin haberine göre İdris, bu kararın kendilerini Beşar Esad'a bağlı güçlerce öldürülmeye açık bırakacağını ve el-Kaide'nin kuvveti eline almasını sağlayacağını söylemiş.

Daily Telegraph, Cameron'ın kararını İngiltere Ordu'sunun tavsiyesi doğrultusunda aldığını yazıyor.

Financial Times: 'Çin GSK rüşvet soruşturmasını hızlandırıyor'
Financial Times gazetesi bugün ön sayfa manşetini Çin'de başlatılan GlaxoSmithKline rüşvet soruşturmasına adamış.

Gazetenin haberi şöyle: "Çinli yetkililer GlaxoSmithKline'ı 700 şirketi kapsayan yarım milyar dolarlık bir rüşvet skandalının ortasında olmakla suçluyor, ve araştırmalarına hız katıyor.

İngiliz ilaç şirketine yönelin soruşturmanın başmüfettişi Gao Feng, yabancı gazetecilere yönelik nadir basın toplantısında müfettişlerin 2007 yılına uzanan bir süreçte toplam 500 milyon dolarlık anlaşmaları araştırdığını söylüyor.

Çin polisi GSK'nin seyahat acentelerini kullanarak kârlarını arttırma yönünde doktorlar ve avukatlara rüşvet verdiğine inanıyor.

GSK ise 20 Çinli seyahat acentesiyle ilişkilerini sonlandırdığını ve "utanç verici" olarak nitelediği iddialar yönünde kendi iç soruşturmasını başlattığını açıkladı.

Guardian: 'Korkunç eski günlere mi dönüyoruz?'
Guardian gazetesi atletizm dünyasını sarsan doping skandalına büyük yer ayırmış.

2012 Olimpiyatlarının yıldönümü olması vesilesiyle iki haftaya kadar Londra Olimpiyat Stadyumu'nda etkinliklerin düzenleneceğini, ve Ussain Bolt'un da stada çıkacağını hatırlatan Guardian, insanların aklındaki sorunun atletizmin güvenilirliği olacağını yazıyor.

Gazete, Tyson Gay ve Asafa Powell'ın doping kullandığının testlerde ortaya çıkmasının spor dünyasında şok etkisi yaptığını aktarıyor.

Guardian, kendilerine Şubat ayında konuşan Dünya Anti-Doping Ajansı (WADA) genel müdürü David Howman'ın atletizmin hilelerle dolu bir spor olduğunun ortaya çıkabileceğini söylediğini hatırlatıyor.

Indepedent: 'Yönetmen diktatöre karşı'
Indepedent gazetesi, Azerbaycan'da yaklaşan seçimleri 'Yönetmen diktatöre karşı' başlığıyla ele alıp soruyor: "Birinin Oscar'ı var, diğeri Azerbaycan'ı demir yumrukla yönetiyor. Rustam İbragimbekov, cumhurbaşkanlık yarışında İlham Aliyev'i yenebilecek mi?"

Gazete, dünyaca ünlü film yönetmeni Rustam İbragimbekov'un Azerbaycan muhalefetince cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Aliyev'e karşı ortak aday olarak belirlendiğini yazıyor.

74 yaşındaki Oscar'lı yönetmenin daha önce koruması olmadığını ama artık adaylığı sürecinde Bakü'ye gitmeye bile korktuğundan koruma kullanabileceğini yazan Independent, Azerbaycan'da özgürlükler konusunda endişe verici gelişmeler olduğunu aktarıyor.

Yeni bir kanunla sosyal medya Cumhurbaşkanı gibi resmi mercilerin aşağılanmasının hapisle cezalandırılabileceğine dikkat çeken gazete, kendilerine konuşan bir muhalif yazar Emin Milli'nin "bu rejim, Aliyev'in söylediği veya İngiltere ve Amerika'nın iddia ettiği kadar istikrarlı değil" dediğini aktarıyor.

Gazeteye konuşan Milli ayrıca "bu tarihi bir gelişme çünkü son 20 yılda tüm muhalefet böyle bir araya gelmemişti" demiş.

Independent ayrıca ülkenin petrol rezervlerine ilgisi olan Batılı ülkelerin Aliyev iktidarının yolsuzluklarını görmezden geldiğini ama ülkede artık muhalefetin güçlendiğini yazıyor.

Almanya Basını
Alman basınından Mısır’daki gelişmeler ve ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun AB ülkeleri ve Almanya’daki dijital casusluk faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeleri seçtik.

Münih'te yayımlanan Münchner Merkur adlı gazete, Mısır'daki son gelişmeleri yorum sütunlarına taşımış:
“Almanya Başbakanı, ABD ile ağız birliği etmişcesine Mısır'ın gözaltında tutulan devrik Cumhurbaşkanı'nın serbest bırakılması uyarısında bulunması, İslamcı Mursi'nin ülkesini kanlı bir patlama noktasına getirmesinden dolayı ilk bakışta tuhaf gelebilir. Nihayetinde askerlerin müdahalesi ile dinci fanatiklerin ülkede bir dikta rejimi kurmasının önüne geçildiğine dair işaretler var. Ancak bu durum Mursi'nin demokratik yoldan iktidara geldiği ve milyonlarca Mısırlının arzularını temsil ettiği gerçeğini de değiştirmiyor. Bundan dolayı Avrupalı ve
Amerikalıların Mısırlı iktidar sahiplerini ulusal barışı sağlamaya teşvik etmeleri daha hayırlı olur.”

ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun (NSA) Almanya ve diğer AB ülkelerinde milyonlarca telefon görüşmesi ve internet yazışmalarını izlediği ortaya çıkmış, Almanya İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, konuyu açıklığa kavuşturmak üzere ABD'ye giderek, dinleme faaliyetlerine ilişkin görüşmelerde bulunmuştu. Bakan Friedrich, ABD dönüşünde, “ABD'nin izleme faaliyetlerinin tamamen terörizm, kitle imha silahların yayılması ve organize suçlarla mücadeleye odaklandığını” ifade etti. Ancak Bakan'ın açıklaması Alman muhalefet partilerini ikna etmedi. Mannheimer Morgen adlı gazete yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

“Özgürlükler mi yoksa güvenlik mi? Eskiye dayanan bir anlaşmazlık bu. İçişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich, müttefik ülke ABD'nin dijital casusluk faaliyetlerinin Almanya'daki terör tehlikesinin bertaraf edilmesi açısından çok önemli olduğunu, bu sayede dünya çapında 45 terör saldırısının önlendiğini, bunlardan beşinin de Almanya'daki terör faaliyetleri olduğunu belirtti. Ancak Alman hükümeti bu tür gerekçelerle işin kolayına kaçıyor. Bir ülkenin halkının (teröre karşı) korunması, temel hakların başka bir güç tarafından sistematik bir biçimde ayaklar altına alınmasının gerekçesini oluşturamaz. Soğuk Savaş çoktan bitmiştir. Almanya ise ABD'nin istediği gibi casusluk faaliyetinde bulunabileceği, hükümetinin ise hiçbir şeyden habersizmiş gibi ya da hiçbir şey bilmez gibi tavır alabileceği ve istihbarat servislerini bilinçli olarak karanlıkta bıraktığı işgal altındaki bir ülke değildir.”

Flensburger Tageblatt adlı gazetenin aynı konudaki yorumunda da şu satırları okuyoruz:

“Eğer Alman dış istihbarat teşkilatı BND, gerçekten yıllardan bu yana Alman vatandaşları ve politikacılarının kitlesel biçimde dinlendiğini biliyor idiyse, o zaman İçişleri Bakanı Friedrich'in, başlarda iddia ettiği gibi, hükümetin bu dijital casusluk olayını gazetelerden öğrendiği gerekçesini artık öne sürmesi mümkün değildir. Ya da federal hükümet ile Parlamento Denetim Kurulu, Alman dış istihbarat teşkilatı BND'yi kontrol altında tutamıyor, ki bu da daha kötü bir durum anlamına gelir. Merkel ile Friedrich'e karşı sürek avı başlamıştır. Ancak içine girilen seçim dönemi, gerçeğin ortaya çıkartılması açısından talihsiz bir zamanlama oldu. Ama muhalefet bu duruma aldırış etmiyor. Onlar şimdi ellerine geçirdikleri bu konuyla hükümeti savunma pozisyonuna itmiş bulunuyor.”

Neue Osnabrücker Zeitung'un yorumuna geçiyoruz:

“Anlaşılan o ki Alman dış istihbarat teşkilatı BND, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu'nun (NSA) Alman toprakları üzerindeki dijital casusluk faaliyetlerinden haberdar olmakla kalmamış, bu verilerden kendisi de yararlanmıştır. Hedefin, dış ülkelerde Almanların kaçırılma olaylarının aydınlığa kavuşturulması olduğu söyleniyor. Bu da federal hükümetin tüm olan bitenden habersiz olamayacağını ortaya koyuyor. Zira kaçırılma gibi olaylarda kriz masanın yönetimi hep hükümetlerde olur. Muhalefetin şimdilerde bu konuda bir soruşturma komisyonu kurulması için çağrıda bulunması gerçi etkileyici, ama bu yapılan şey çok az.”

Hollanda Gazetesi
de Volkskrant gazetesi ABD'deki ırklar arası gerginliğin hiçbir zaman ortadan kalkmadığını öne sürüyor:
“ABD'nin siyahi bir başkanı olsa da ve nüfusun etnik zenginliği giderek artsa da, ırk aidiyeti belirleyiciliğini hiç kaybetmemiştir. Irk farkının yol açtığı gerginlik ve ruh hali kaybolmayıp, yüzeyin hemen altında tavşan uykusundaydı. Silahsız zenci genci öldüren beyazın beraat etmesiyle, gerginlik üzücü bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Bu davaya sadece yasal açıdan bakılamayacağı başından belliydi. Martin davası, ABD'deki ırklar arası ilişkilerin durumunu sembolize etmekteydi.”

Danimarka Gazetesi
Sağ liberal Danimarka gazetesi Jyllands Posten, Avrupa Birliği'ndeki genç işsiz sayısının artmasını ve bütün bir kuşağın geleceğini karartan işsizlikle nasıl mücadele edilebileceğini konu alan yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
“Özel şirketler ek istihdama yanaşmazsa, gençler kamu sektöründe iş bulmayı kolaylaştıran öğrenim branşlarına meyleder. Bu erdemli bir tercihtir ama Avrupa'nın içinde bulunduğu duruma uymaz. Tam tersine. Faiz hadlerinin sıfır dolaylarında seyrettiği bir ortamda merkez bankalarının elinden bundan fazlası gelmez. Top, merkez bankalarından hükümetlere ve özel sektöre geçmiştir. Hükümetler Berlin'deki resmi olmayan zirvede, özel şirketlerin genç istihdamını artırıcı projelere Avrupa Yatırım Bankası'ndan daha fazla kredi alabilmesi için mali kaynakları artırma sözü verdi. Bu, doğru yolda atılmış bir adımdır ama tek başına yeterli olamaz.”

İspanya Basını
Madrid'de yayımlanan İspanyol gazetesi El Pais son skandallarda medyanın oynadığı rolü konu alan yorumunda, muhafazakâr hükümeti hatalarından dolayı eleştiriyor:
“Yolsuzluk skandallarının şüpheli aktörleri basını emellerine alet ediyor. İspanyol muhafazakârlarının eski malı işler sorumlusu Luis Barcenas skandalı kendi bakış açısından yansıtabilmek için son günlerde onlarca mülakat verdi. Bu mülakatları yayınlamanın araştırmacı gazetecilikle hiçbir alakası yoktur. Barcenas'ın yalancı olduğu kanıtlanmıştır ve soruşturmanın gidişatını onun gibilerinin belirlemesi kabul edilemez. İspanya siyasi bakımdan da son derece kırılgan bir raddeye geldi. İstikrarsızlığı sona erdirmek, mutlak çoğunluğa sahip olan muhafazakârlara düşüyor. İspanya ekonomik kriz yüzünden zaten yeterince ıstırap çekiyor.”

(bbc türkçe/dw türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.