Avrupa Basınında Bugün (26 Haziran 2013)
İngiltere BasınıFinancial Times, Türkiye ve Almanya'nın Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakerelerinde yeni başlık açılması konusundaki uzlaşmasına yer veriyor.
Gazete Almanya ve Türkiye'nin, Ankara'nın AB'ye katılım çabaları konusunda 'durumu kurtaran' bir uzlaşmaya varıp, çatışma noktasından geri adım attığını ve yeni başlık müzakerelerini ertelediğini yazıyor.
Financial Times, Türkiye'nin daha önce Bölgesel Politika başlığında bu ay başlaması gereken görüşmelerde herhangi bir gecikme olması durumunda misilleme sinyalleri verdiğini söylüyor.
Piyasalardaki çalkantı
Ancak gazete, uluslararası piyasalardaki çalkantının Türk Lirası ve İstanbul Borsası'nda keskin düşüşlere yol açmasından sonra, uzlaşmanın Ankara tarafından kabul edildiğini belirtiyor. Gazete şöyle devam ediyor;
"Berlin başta itirazının teknik nedenlerden kaynaklandığını söylese de, görüşmeleri bloke etme kararı Türkiye'de barışçıl protestolara yapılan müdahalelerden sonra geldi. Müdahale, Türkiye'nin AB üyeliğine uzun süredir karşı çıkan Angela Merkel tarafından da kınandı. Avrupa Birliği Dönem Başkanı İrlanda'nın Dışişleri Bakanı Eamon Gilmore 'Gösterilere verilen tepkiden rahatsız olduk, ama katılım sürecinin Türkiye'de reformları etkilemek için nüfuzlu araç olduğunu düşünüyorum' dedi. Bir Türk yetkili de 'Herkes bu anlaşmadan bir şeyler aldı. İlişkilerimiz sağlam, krizi önledik ve şimdi ilerleyebiliriz' diye konuştu"
'AB'nin eski nüfuzu yok'
Ancak gazete, Ankara'nın katılım müzakerelerini canlandırma konusundaki uzlaşmaya karşın, görüşmelerin Türkiye'nin siyasi reformlar yapma konusundaki ilerlemesine bağlanmasının süreci rayından çıkartabileceğini belirtiyor.
Haberde görüşlerine yer verilen Eski AKP Milletvekili Suat Kınıklıoğlu da, Brüksel'in Türk siyasetinde on yıl önce sahip olduğu nüfuza sahip olduğu konusunda şüpheli olduğunu söylüyor.
Haber Kınıklıoğlu'nun şu sözleriyle sona eriyor;
'Ama katılım süreci psikolojik olarak hükümeti sınırlıyor. Çünkü Ankara için bir ayağı Avrupa'da olan ve Batılılarla çalışan bir Türkiye imajı yansıtmak önemli. Sadece ekonomi açısından değil, dış politika açısından da'.
Almanya'dan İngiltere'ye uyarı
Guardian'ın manşetinde eski CIA Ajanı Edward Snowden'ın ifşaatlarıyla ortaya çıkan, hükümetin fiber optik kablolar üzerinden yürütülen küresel iletişimi izleyerek çok büyük miktarda veriyi saklamasına Almanya'nın gösterdiği tepki var.
Haberde Almanya Adalet Bakanı Sabine Leutheusser Schnarrenberger'in, İngiliz mevkidaşı Chris Grayling ve İngiltere İçişleri Bakanı Theresa May'e birer mektup yazdığı belirtiliyor.
Alman bakanın, Alman kamuoyunda İngiltere'nin dinleme operasyonuna duyulan öfkeyi aktardığı ve programı 'bir Hollwood kâbusu' diye nitelediği kaydediliyor. Bakanın ayrıca 'devletlerin yaptıklarına bir gizlilik örtüsü serdikleri ülkelerde demokratik toplumların yeşeremeyeceğini' söyledi söyleniyor.
Haberde İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague'in ise, İngiltere'nin ABD'yle yaptığı 'vazgeçilemez' istihbarat paylaşımından 'sadece gurur duyduğunu söylediği belirtiliyor.
Ortadoğu görüşmelerinde 'tavizler'
Times'ın dünya haberleri sayfalarında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun, Filistin tarafıyla barış görüşmelerini canlandırmak için yeni yerleşim inşaatlarına son verme ve 100'den fazla Filistinli mahkûmun serbest kalması konularında 'anlaşmaya hazır gibi göründüğü' kaydediliyor.
Hükümet kaynaklarına dayandırılan haberde, Netanyahu'nun söz konusu önlemleri ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin bu haftaki bölge ziyaretinden önce hazırlamaya çalıştığı belirtiliyor.
Filistin lideri Mahmud Abbas'ın ise İsrail'in, barış görüşmelerinin Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'nin İsrail tarafından işgal edildiği 1967 Savaşı'ndan önceki sınırlar temelinde olacağını kabul ettiğini duyurması konusunda ısrar edeceğini söylediği kaydediliyor.
Ancak haberde her iki tarafında büyük Yahudi yerleşimlerinin İsrail tarafında kalacağını kabul ettiği, bunun karşılığında Filistinlilerle toprak değiş-tokuşu anlaşmaları yapılabileceği kaydediliyor.
Haberde görüşlerine yer verilen ABD'li bir yetkili ise, "Bunlar başlangıç adımları. Tarafları masaya oturtabilmek için gereken ilk tavizler. Bu büyük ihtimalle iki halk için, iki devlet öngören barış anlaşması için son şans" diyor.
Habere göre henüz her iki taraf da bu tavizleri doğrulamadı.
Ancak her iki taraftan yetkililerin de, Kerry'nin yarın Kudüs'e gitmesinden önce ilerleme kaydedilmesini umduğu söyleniyor.
Kilo ve kalp krizi riski
Daily Telegraph'taki bir sağlık haberine konu olan araştırmada az miktarda kilo almanın bile kalp krizi geçirme riskini yaklaşık beşte bir oranında arttırdığı sonucuna varıldığı belirtiliyor.
İsveç'teki Upssala Üniversitesi'nin Londra ve Oxford'daki iki farklı üniversiteyle yaptığı araştırmada yaklaşık 200 bin kişi incelendi.
Araştırmaya göre vücut kitle endeksindeki bir birimlik artış, kalp krizi riskini yüzde 17 yükseltiyor.
Vücut kitle endeksindeki her bir birimlik artış ayrıca şeker hastalığı riskini yüzde 35 yükseltiyor.
Örneğin 1.78 boyundaki bir insanın vücut kitle endeksinde bir birimlik artış için yaklaşık 3,2 kilo alması gerekiyor. 1.62 boyundaki bir insanınsa 2,7 kilo alması yetiyor.
Almanya BasınıBugün Alman gazetelerinde öne çıkan yorum konusu AB dışişleri bakanlarının Türkiye ile yürütülen tam üyelik müzakerelerinde yeni bir faslın açılmasında uzlaşması.
Mannheimer Morgen adlı gazetede şu yorumu okuyoruz:
"Müzakerelerin üç yıldır ilerlememesinde doğal olarak AB’nin de payı var. Birlik içinde Türkiye’ye asla bir fırsat vermeyen yeteri kadar ülke var. Ama diğer yandan da Erdoğan’ın tekrar seçilmesinden bu yana, eleştiren birçok kişiyi hapse atan, hoşgörüsüz ve demokrasi düşmanı bir rota izlediği de bir gerçek. O yüzden Brüksel’in sonbaharda sadece 'Bölgesel Politika' başlıklı faslı açması bir işe yaramaz. Demokrasi, düşünce özgürlüğü, vatandaşlık hakları çok daha önemli konular. Avrupa’nın bu alanda baskı yapması gerek. İşte asıl o zaman Ankara’nın üyeliğe ne kadar niyetli olduğu görülecektir.“
Frankfurter Allgemeine Zeitung adlı gazetenin yorumu şöyle:
"Bir orta yol bulunması, uzlaşılması, hep sanıldığı gibi kötü bir şey değil. AB’nin yeni faslın sonbaharda açılmasına karar vermesi de böyle, bu hem de makul bir adım. Türkiye’ye 1963’te imzalanan Ortaklık Anlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu’na üyelik perspektifinin sunulmasının ne kadar doğru olduğu konusunda sonsuza dek tartışılabilir. Ama şüphe yok ki Ankara, NATO’da Batı’nın önemli bir müttefiki ve Ankara ile verimli ilişkiler AB’nin çıkarına. Türkiye’nin AB’ye üyeliğinden yana olanlar, bunun güvenlik politikaları açısından önemi ve stratejik nedenlerini dile getirerek isteklerinin altını çiziyor.“
Berliner Zeitung yorum sütununda şu satırlara yer vermiş:
"Westerwelle’nin görevi bu sefer biraz çetindi. Zira Alman Dışişleri Bakanı bu sefer farklı AB ülkeleri arasında değil, Hrıstiyan Demokrat Birlik lideri Angela Merkel ile Başbakan Angela Merkel arasında arabuluculuk yaptı. Merkel, şubat ayında Türkiye’ye yaptığı ziyarette, Başbakan sıfatıyla müzakerelerin ucu açık bir şekilde yürütüleceği yönündeki çizgisini sürdürmüştü. Ama parti genel başkanı olarak seçim programının 119'uncu sayfasına koydurduğu ibare, Türkiye’nin AB üyeliğine kesin bir dille karşı çıkıldığı yönünde. Bu kadar dengesizlik, Alman dış politikasının inanılırlığını pek arttırmıyor.“
Stuttgarter Zeitung ise AB’nin Türkiye ile müzakerelere devam kararını Gezi Parkı eylemcilerinin zaferi olarak değerlendiriyor:
"Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerine sonbaharda devam edilecek. Bu çok iyi bir karar. Bu durumda tüm taraflar kendilerini kazanmış hissedebilir: Brüksel, Ankara ve Gezi Parkı eylemcileri. Brüksel'in kapıyı Ankara'nın yüzüne kapamamasında, işte bu genç demokrasi hareketi etkili oldu.“
DiğerGeçtiğimiz hafta bir milyonu aşkın kişinin sokaklara döküldüğü Brezilya’da hükümet siyasî reform sözü verdi. Protestolar, toplu taşımadaki ücret zamları ve Dünya Futbol Şampiyonası için yapılan harcamalara karşı başlamıştı. Fransız Le Monde gazetesi, Brezilya'daki kitle gösterilerinin nedenlerini irdeliyor yorumunda:
“Brezilya, yatırımcılar ve yabancı turistleri kendine çekmeye çabaladı ve bunu yaparken ülkenin sırtındaki devasa sosyal yükü gözden kaçırdı. Eğitime kesin öncelik vermek hiçbir hükümetin aklına gelmediği için yurtdışından doktor ve mühendis getirmeyi düşünüyorlar. Ve hiçbir hükümet, siyasî partilere devlete para sağlama dışında bir işlev kazandıracak siyasî reform girişiminde bulunmadı. Merkez sol gibi muhalefetteki merkez sağ da reformları sürekli erteledi ve muhafazakâr popülizmin yükselişine zemin hazırlanmış oldu. Bu, ülkenin geleceğini tehlikeye sokabilir.”
Milyonlarca kişinin telefon ve internet kayıtlarının izlendiğini basına sızdırarak Amerikan yönetimini zor durumda bırakan Edward Snowden’ın kaçışı sürüyor. ABD tarafından casusluk suçlamasıyla aranan Snowden Hong Kong’dan Rusya’ya geçti. Ekvador’a iltica başvurusunda bulunan Snowden’ın şu an nerede olduğu bilinmiyor. Rusya’nın başkenti Moskova’dan Moskovski Komsomolez gazetesi Rusya’nın Snowden’a verdiği desteği irdeliyor:
“Snowden vakasında belki de ilk kez pek çok Rus, bu genç adamı korumak isteyen resmî makamlarla gurur duyuyor. Ancak iki tarafın çıkış noktası birbirinden çok farklı. Rusların çoğu muhtemelen, hükümetlerin kitleleri gözetlemesine karşı oldukları için Snowden’ı destekliyor. Rus resmî makamları ise her şeyden önce ABD’ye karşı olduğu için Snowden’ın yanında. Rus istihbaratı, ABD’deki gibi bir casusluk sistemine sahip olsaydı, kuşkusuz büyük mutluluk duyardı. Snowden yerine bir Rus bu sistemi ortaya çıkarsaydı, devlet onu asla korumaz, aynı ABD’nin yaptığı gibi hareket ederdi.”
Macaristan'dan Magyar Nemzet gazetesinin yorumu ise şöyle:
“ABD'nin dünyadaki nüfuzu azalıyor. Bu durum, ABD’nin rakiplerini ve hızla kalkınmakta olan ülkeleri, Washington’ın konumunu daha da zayıflatma amaçlı eylemler için cesaretlendiriyor. Sivilleri öldüren, diplomatlarını ve resmî yetkililerini, Wikileaks vakasında olduğu gibi kullanan ya da Snowden vakasında olduğu gibi herkesi gözetleyen bir Büyük Birader tablosu, buna mükemmel bir şekilde uyuyor. Cesur bir ilk adım atan ‘ispiyoncuların’ gerçek niyetinin ne olduğundan bağımsız olarak. Çünkü sonuçta olay nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın ve kimin işine yararsa yarasın, vicdan muhasebesinde seçimini insanlıktan yana yapanlar sempatimizi hak ediyor.”
İtalya’nın eski başbakanı Silvio Berlusconi’nin reşit olmayan bir Faslı kızla fuhuş yapmaktan hüküm giyerek yedi yıl hapis cezasına çarptırılması ve kamu hizmetlerinden ömür boyu men edilmesi geniş yankı buldu. İspanyol El Mundo gazetesinin yorumunda şu satırları okuyoruz:
“Kararda temyiz yolu açık olmasına rağmen Berlusconi’nin parti yönetiminden ve siyasetten çekilmesi gerek. Sadece suçlamaların ağırlığına bakıldığında bile, İtalya’nın en büyük merkez sağ partisinin zirvesinde yer alması düşünülemez bile. Berlusconi’nin arkasında suçlamalar, açılan davalar ve mahkeme kararlarından oluşan uzun bir liste var. Ancak reşit olmayan bir kız ile fuhuş, ahlakî tutarlılığın tüm sınırlarını aşıyor. Berlusconi’nin siyasetteki hizmetleri ve hataları şu an ikinci planda kalıyor. İstifa etmek zorunda. Bir politikacının öncelikle vatandaşın gözünde onur sahibi olması gerekir. Bunu artık Berlusconi için söyleyebilmek mümkün olmayacak.”
(dw türkçe/bbc türkçe)

YORUM YAZIN