Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (13 Mart 2013)



Avrupa gazetelerinden seçtiğimiz yorumların konuları, Katolik âleminin Papa arayışı, Irak savaşının yaklaşan onuncu yıldönümü, Macaristan’daki anayasa anlaşmazlığı ve Avrupa’nın fakirlerinin zengin ülkelere göç etmesi.

Rossiyskaya Gazeta adlı Rus gazetesi Papalık seçimini konu alan yorumunda Vatikan'ın, Katolikliğin kurtarıcısını aradığını yazıyor:
“Kardinaller Meclisi, Katolik Kilisesi'ni kimin kurtaracağını belirlemek durumunda. Dünya Katolikleri, önümüzdeki pazar günü geleneksel ayinin, acilen yeni bir lidere ihtiyacı olan Katolik Kilisesi'ne taze bir nefes vermesi beklenen yeni Papa tarafından okunmasını umuyor. Kardinallerden cevap bekleyen en önemli soru, Katolikliğin, Tanrının adını layıkıyla bütün dünyaya yayacak bir elçiye mi, yoksa epey sendelemeye başlayan Vatikan imparatorluğuna çekidüzen verecek reformcu bir yöneticiye mi ihtiyacı olduğudur. Seçimden sürpriz çıkabilir. Tarih, papaların ancak kardinaller meclisindeki oylamada papalık vasfını aldıklarını gösteren örneklerle doludur.”

İkinci Irak savaşı bundan on yıl önce, 20 Mart 2003'te başlamıştı. Letonya gazetelerinden Diena'nın yorumu özetle şöyle:
“Irak savaşı bir yüzkarasıydı ve insan haklarına uyulmasına şeklen büyük önem veren Batılı toplumların değerlerine ters düşmekteydi. Bu sınır daha nereye kadar aşılacak ve Batı toplumu acaba çifte standart anlayışını daha ne kadar ayakta tutabilecek?”

Budapeşte'de yayımlanan Nepszabadsag gazetesi Macaristan Anayasası'nın değiştirilmesini konu alan yorumunda, sağ muhafazakâr Başbakan Viktor Orban'ın gerçek niyetinin ne olduğunu soruyor:
“Orban, anayasal yetkinin münhasıran parlamentoya ait olması gerektiğini savunuyor. Bunun anlamı, kontrol mekanizması ve karşı güç olmadan bütün hukuk ihlallerinin, ahlâki suçların ya da sapkınlıkların üçte ikilik meclis çoğunluğuyla meşru kılınabileceğidir. Anayasa değişikliğinin geri alınamayacak olmasına tepki gösterenler çıkabilir. Ama Macaristan Başbakanı Orban, ‘değişikliğin geri alınamayacak olmasından memnuniyet duyduklarını', söylüyor. Bunlar, mutlak hâkimiyet peşinde koşan, kendini dizginlemesini bilmeyen ve maalesef ahlakı bozulmuş birinin ağzından çıkan ve mazur görülmesi mümkün olmayan sözlerdir. Orban acınacak bir siyasetçi olabilir. Ama asıl endişelenilmesi gereken, onun tahrip etmekte olduğu bu ülkedir.”

Dagens Nyheter adlı İsveç gazetesinin yorumunda, fakir Avrupa Birliği ülkeleri vatandaşlarının dolaşım hakkının sınırlanması ele alınıyor:
“Ekonomik kriz aynı zamanda sosyal krizdir de. Krizden en fazla etkilenen ülkelerin vatandaşları Paris, Berlin ya da Stockholm sokaklarında para dilenebilmek için ülkelerini terk ediyorlar. Avrupa'nın fakirlerinden sadece kendi ülkeleri sorumlu tutulamaz. Giderek derinleşen ekonomik krizle başa çıkmak zaman alacak. Ancak en azından devletlerin, günah keçisi yaptıkları insanları kovmak yerine asıl problemlerin üzerine gitmeleri gerekir. Almanya, Hollanda, İngiltere ve Avusturya'nın Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki serbest dolaşım ve yerleşme hürriyetini kısıtlamak istemeleri son derece endişe vericidir.”


İngiltere Basını
Irak’a Amerikan-İngiliz müdahalesinin onuncu yılına ayrılan Financial Times gazetesinin ikinci manşetinde şöyle deniliyor: “ABD savaşı, İran barışı, Türkiye ise ihaleleri kazandı.”

Haberde, gazetenin Türkiye’deki muhabirleri tarafından derlenen veriler aktarılıyor. Bu verilerden bazıları şöyle: Türkiye’nin Irak’a ihracatı 2003’ten bu yana her yıl ortalama % 25 artış gösteriyor. 2012’de Türkiye’nin Irak’a ihracatı 10,8 milyar doları buldu. Böylece Irak, Almanya’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük ihracat pazarı oldu. Irak’ın petrol gelirleri arttıkça, Türk mallarına talebin her yıl yaklaşık 2 milyar dolar artması bekleniyor. Türkiye’nin Irak’a ihracatının yaklaşık % 70’i Kürt bölgesine yapılıyor. Türk inşaat şirketleri geçen yıl 3 buçuk milyar dolarlık inşaat projeleri üzerinde çalışmaktaydı. Çalık grubu; Musul ve Kerbela’daki gaz türbini tesisi ihalelerini alarak 800 milyon dolar kazandı. Türkiye’nin en bilinen banka, perakendeci ve otel markalarının da olduğu bin civarında işletme, kuzeydeki Kürt yönetimi sınırları içinde faaliyet gösteriyor.

Financial Times, bu verilerden hareketle, şu gözlemi aktarıyor: “Bugün Irak’taki en etkili dış güç olarak İran görülse de, alışveriş merkezlerinden mobilya mağazalarına ve kaldırım taşlarına kadar her şeyin üzerinde Türk markaları bulunan Bağdat’ın sokaklarında, hiçbir ülkenin varlığı Türkiye’ninki kadar göze çarpmıyor.”
Haberde, bu yükselen grafik göstergeleri, Türkiye’nin 1980’lerden beri savaşlar, yaptırımlar ve istikrarsızlık nedeniyle giremediği doğal pazarına dönüşü olarak tanımlanıyor.

Türkiye’nin sanayisi, geniş tarım alanları ve gözü pek ticaret adamlarıyla, Irak pazarında birçok ülkeye göre şanslı olduğuna dikkat çekiyor Financial Times.

Gazeteye konuşan deneyimli Türk ticaret adamı Şerif Egeli ise şöyle diyor: “Bütün dünyada Türk malları sattım ve en kolay market Irak. Aynı beğenilere sahibiz; diğer ülkelerde malları yerel standartlara göre yapmalısınız ama Irak’ta sadece Arapça etiketleyip hemen satabilirsiniz. Lojistik olarak da kimse bizle rekabet edemez.”

Diğer yandan, haberde, Kürt yönetimiyle Türkiye arasındaki bağlar gelişirken, Ankara-Bağdat ilişkilerinin “zehirlenmekte olduğuna” dikkat çekiliyor.

Türkiye’yi iç işlerine karışmakla suçlayan Irak Başbakanı Nuri el Maliki’nin, Türk şirketlerini bazı ihalelerden dışladığı hatırlatılan haberde, Türkiye’nin Kürt bölgesine enerji yatırımları yapmaya niyetlenmesinin merkezi
Bağdat hükümetinin daha fazla tepkisini çekebileceği tahmini aktarılıyor.

ABD’nin, Bağdat yönetimi atlanarak Kürt bölgesine yapılacak yatırımların Irak’ın bölünmesine ve İran’a iyice yakınlaşmasına yol açabileceği uyarısı da anımsatılıyor.

Guardian ise Irak’tan dönen İngiliz askerleri arasında ‘travma sonrası stres bozukluğu’ vakalarının arttığına dikkat çekiyor.

3 günlük yazı dizisinin ilk bölümünün başlığı şöyle: “Unutulan ordu: Yaraları görülmeyen zayiat.”

İngiltere’nin Irak’tan tamamen çekildiği 2009’dan bu yana birkaç bin asker, çeşitli kuruluşlara bu şikayetle başvurmuş.

Geçen yıl Savunma Bakanlığı tarafından akıl sağlığı taramasından geçen askerlerin yaklaşık 2500’ü Irak ve Afganistan’da görev yapmış.

Irak’ta 46 bin askerin görev yaptığını hatırlatan Guardian, ölen 179 askerin 6’sının intihar ettiğini belirtiyor.
Yardım kuruluşu temsilcileri ise yedek kuvvetlerin sayısının hızla arttığına dikkat çekerek, akıl sağlığı bozukluklarının en çok bu kesimde görüldüğüne dikkat çekiyor.

Independent gazetesinde, Tunus’ta seyyar tezgahta sigara satan 27 yaşındaki Adil Kadiri’nin, ‘Arap Baharı’ denen ayaklanma ve çalkantıları başlatan olayı anımsatırcasına kendini ateşe verdiğini aktarıyor.

“İşsiz gençlik sigara satıyor” diye bağıran Kadiri’nin, 2 yıl önce kendini ateşe vererek hayatını kaybeden Muhammed Bouazizi’nin adının verildiği yanık merkezine kaldırıldığı ve ölüm tehlikesini atlattığı belirtiliyor.

Seyyar satıcı Bouazizi’nin tartıştığı yerel yetkililere kızarak kendini ateşe vermesi üzerine patlak veren gösteriler, Tunus’u demir yumrukla yöneten Bin Ali’nin ülkeyi terk etmesiyle sonuçlanmıştı.

Gösteriler daha sonra Mısır başta olmak üzere diğer Arap ülkelerine sıçradı.

Times gazetesi, başka bir Kuzey Afrika ülkesine gözünü çevirmiş.

Muammer Kaddafi’nin ölümüyle simgelenen ve halen ateşi tam olarak sönmeyen iç savaşta 30 bin kişinin öldüğü Libya'da, ekonominin geçen yıla göre iki kat büyüdüğü kaydediliyor. Verilerin kaynağı uluslararası para fonu IMF.

Haberde, petrol üretiminin de, 2011 öncesindeki günlük 1,6 milyon varil düzeyine yaklaştığına işaret ediliyor.

Times ’ın spor sayfasında geniş yer ayrılan haberdeyse, Katar şeyhlerinin dünya futboluna el attığına değiniliyor.

Oliver Kay ’in haberine göre, “Rüya ligi” kurmaya hazırlanan Katar, dünyanın önde gelen 24 takımını her yıl turnuvada bir araya getirerek astronomik miktarda ödüller dağıtmayı planlıyor.

Bu takımların 16’sının her yıl turnuvada yer alacak, dünyanın önde gelen liglerindeki takımlar olması, diğer 8 takımın ise o yıl için davet edilmesi öngörülüyor.

Haberde, Körfez’deki Arap sermayesinin bir yandan da, Paris Saint-Germain örneğindeki gibi, Avrupa futbol kulüplerine yatırım yapmayı sürdürdüklerine dikkat çekiliyor.

Almanya Basını
Macaristan'daki tartışmalı anayasa değişikliği paketi, İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in Suriye’ye askeri müdahale yapılması yönündeki çağrısı ve Chavez’in ölümünden sonra Güney Amerika  Alman basınında öne çıkan konular.

Macaristan'da demokratik hakların kısıtlanacağı gerekçesiyle büyük eleştiri alan anayasa değişikliği paketi parlamentodan geçti. Avrupa Birliği gelişmeleri endişeyle izliyor. Süddeutsche Zeitung konuyla ilgili şu yorumu sunuyor okurlarına:
"Avrupa Birliği’nin, Macaristan’ın iç siyasetindeki muziplikleri sadece biraz kızgınlık gösterip geçiştirebileceğini sandığı günler geride kaldı. Milliyetçi Başbakan Viktor Orbán’ın Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerini kısıtlayarak demokrasiyi tırpanlaması, Avrupa değerler birliğinin ruhuna da bir saldırı aynı zamanda. Tüm üye ülkeler demokrasi, özgürlük ve hukuk devleti esaslarına bağlı kalmakla yükümlü. Bu prensipler, ortak ekonomik çıkarların yanı sıra Avrupa Birliği’ni bir arada tutan en önemli bağı oluşturuyor. Bu bağ zedelendiği anda, tüm yapı tehlikeye girer. Avrupa, Macaristan’daki duruma gayet açık ve net bir tepki vermek zorunda.“

Frankfurter Allgemeine da yorum sütununda aynı konuyu ele almış:
"Ne kadar çok düşmanın olursa, şanın o kadar çok olur – Macaristan Başbakanı Orbán, siyasetini sanki bu prensibe inanarak şekillendiriyor. Devleti ve toplumu yeniden şekillendirmek için kolları sıvamasından bu yana yaklaşık üç yıl geçti ve bu süre içinde Orbán’ın elini attığı ve başta Avrupa Birliği ülkeleri ile kurumları tarafından yoğun eleştiri almayan herhangi bir konu ya da başlattığı bir girişim yok.“

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Arap Birliği’nin Suriye’deki iç savaşa müdahale etmesini, Birleşmiş Milletler’in de Arap Birliği‘ne mavi bereli bir birliğin oluşturulmasında destek olmasını istedi. Peres’in bu çağrısına ilişkin olarak Märkische Oderzeitung şu yorumu yapıyor:
"Arap Baharı’ndan geriye hiçbir şey kalmadı. Sadece yılgınlık ve yeni şiddet var. Hatta Suriye'deki krizde bahar hareketi daha filizlenirken kanlı bir savaşa dönüştü. İsrail Cumhurbaşkanı Peres ne kadar çağrıda bulunursa bulunsun, Arap Birliği’nden çok şey beklemek mümkün değil. Zira Moskova ve Pekin, 'aksi takdirde şiddet ve kaos yayılır‘ diyerek Esad’a desteğini sürdürmeye devam ettikçe, katliamlar da aynı şekilde sürecek. Fakat uzun vadede şiddet ve kaosun yayılmasının önüne geçilemeyecek. Bir müdahale olsa bile.“

Berlin’de çıkan Die Welt gazetesi Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’in ölümünün ardından Güney Amerika’yı mercek altına alıyor yorum sütununda:
"Chavez’in naaşının mumyalanacağı haberi pek şaşırtıcı değil. Latin Amerika’da efsanelerden daha kalıcı olan yok. Gerçekte ne olduğu, nasıl olduğu önemli değil. Nasıl olması gerektiği fikri canlı tutulsun, yeter. Bu Peron’da böyleydi, Salvador Allende'de de öyle oldu. Bunun birçok nedeni var. En önemlilerinden bir tanesi de efsanenin Latin Amerika'daki aydınlar ve bölge dışındaki hayranları tarafından savunulması. Tabii, Latin Amerika'nın sorunlarını katı ve tutarlı bir şekilde analiz etmek yerine, her sorunun arkasında oligarşinin, yabancı sermayenin ve özellikle de 'kötü Amerikalıların' olduğunu söylemek çok daha kolay bir yol.“


(dw türkçe-bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.