Header Ads

Uzun İnce Bir Yol

- ERTUĞRUL MAVİOĞLU -

'Bu pilav daha çok su kaldırır'

Demokratik Toplum Kongresi’nin Diyarbakır’da çok tanınan bir üyesi, Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata’nın yanlarında bir avukat olduğu halde Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmesini yorumlarken aynen böyle konuşuyor. Belli ki yeni gelişmeler var ve artık süreç MİT ile Öcalan arasında yürütülen ikili görüşmelerle sınırlı değil.

Madem pilavdan söz ediyoruz, o halde pilav tenceresini ateşe kimin koyduğunu da anımsamak gerek. Oslo’nun ardından artan operasyonlar, KCK gerekçesiyle sivil siyasetçi avına çıkılması ve seçilmiş Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu milletvekillerinin TBMM protestosuyla birlikte Abdullah Öcalan’ın “Süreçten çekiliyorum” açıklaması aynı zaman diliminin birbirini tetikleyen olayları.

Yaklaşık bir buçuk yıl sonra İmralı’nın sürecin içine yeniden dahil olması ise cezaevlerindeki on bine yakın Kürt tutsağın İmralı'nın işaretiyle açlık grevini sonlandırması oldu. “Koster bozuk, hava şartları kötü” gibi gerekçelerle Öcalan’a bir buçuk yıl boyunca uygulanan tecrit, cezaevlerindeki eylem ile birlikte kırıldı. Koster Mehmet Öcalan'ı jet hızıyla taşıdı ve İmralı'nın açlık grevlerine dair düşüncesi, hızla cezaevlerine iletildi. Başka bir ifadeyle, pilav tenceresini ateşin üzerine oturtan asıl faktörün cezaevlerindeki direniş olduğunu teslim etmek anlamlı.

Sürece dair ikinci zikredilmesi gerekenler, hiç kuşkusuz Temas ve Diyalog Grubu'nun çabaları. Gencay Gürsoy, Mithat Sancar, Fethiye Çetin, Şah İsmail Bedirhanoğlu, Osman Kavala gibi isimlerin bulunduğu bu sivil girişim, cezaevlerinde açlık grevleri devam ederken “ölümler olmasın” diyerek devreye girdi. Taleplerin siyasi niteliği ve salt cezaevi direnişiyle elde edilemeyeceği gerçeği bir yana, eylemin 68 günde kimse ölmeden bitirilmesinde Temas ve Diyalog Grubu’nun girişimleri son derece etkili oldu. Eylem devam ederken Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Sincan F tipi Cezaevi’ne giderek tutuklularla görüşmesi ve ılımlı mesajlar vermesi, yeni bir sürecin ilk ipuçlarıydı. Ama önemli olan eylemlerin sonlandırılmasında Öcalan’ın adres olarak tespit edilmesiydi ki, asıl süreç böyle başladı. Unutmadan vurgulayalım, BDP ve DTK bir biçimde devreye girse de Temas ve Diyalog Grubu sürecin ihmal edilmeyecek parçası olarak hala sürecin içinde.

Temmuz, Ağustos gibi...
Temas ve Diyalog grubunun üyeleri dün yine Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile biraraya geldi. Artık konu cezaevleri değil, barış sürecinde atılması gereken adımlardı. Talep Ergin'den gelmişti ve anlatacakları vardı. Toplantıya katılanlar, Sadullah Ergin'in sürecin İmralı ile sınırlı kalmayıp, BDP'lilerin de dahil edilmiş olmasından memnuniyetini gizlemediği izlenimini aldılar. Anlaşılan Başbakan Erdoğan'ın başlatmış olduğu 'dokunulmazlık' tartışması tümden gündemden çıkmasa bile fiilen ötelenebilecekti. Yaklaşık bir buçuk saat süren toplantıda Ergin'in şu cümleleri hükümet cephesinin bakışını yansıtması bakımından hayli önemli:

"BDP'lilerin sürece dahil edilmesi kararı verilmiş. Daha aktif ve sorumlu davranmalarını benim de isteğim. Önümüzdeki dönemde bu konunun hassasiyetine uygun davranılması olumlu bir hava doğurur. Halkın psikolojik olarak hazırlanması önemli. Temmuz ya da Ağustos aylarına kadar sonuca ulaşmayı umut ediyoruz."

Hemen sızdı
Hükümetle süren ‘barış’ temelli temaslar, açlık grevinin sonlanması ve Öcalan’ın isminin yeniden öne çıkmasıyla hızlandı. Oslo süreciyle kıyaslandığında yeni görüşme trafiğinin iki temel farkı daha en baştan görülebilir. Birincisi temaslar henüz çok yeniyken muhtemelen bilerek basına sızdırıldı. Bunda, Oslo sürecinin yarattığı aşinalık ve halkın psikolojik hazırlığı için sürdürülen faaliyetin etkisi büyük. İkincisi, bu yönde haberler çıkmaya başladığında hükümet inkar eğilimine girmedi. Hatta, Başbakan BDP’ye yüklenirken, İmralı ile görüşmelerin olabileceğini açıkça dile getirdi.

Kandil temkinli
Daha meselenin çok başındayız ve Ata ile Türk’ün İmralı ziyareti sonrası sürece dair tarafların yaklaşımlarının ne olduğu, orada ne konuşulduğundan çok daha önde görünüyor. Hükümete yakın kaynaklar, süreci “PKK’ye silah bıraktırma” amaçlı olarak gösteriyor. İşin ilgiç tarafı, Kürt hareketinin bileşenleri bu ifadeden çok rahatsız değil. Çünkü silah bırakmanın ne anlama geldiğini defalarca ve çok anlaşılır bir biçimde tarif ettiklerinin farkındalar.

Kandil’den "PKK silah bırakacak ve Türkiye'den çekilecek" şeklindeki haberlere karşı “Burası Kürdistan, asıl siz çekip gidin” şeklindeki tepki hayli önemliydi. Fakat bu tepkinin Ata ve Türk adaya gitmeden yapıldığı unutulmamalı. Bu nedenle Karayılan’ın, dün yaptığı açıklamalar çok daha önemli. Karayılan'ın sözlerinden Ata ve Türk’ün İmralı’ya gidişini karşı tarafın bir jesti olarak değerlendirdiği açık. Bu nedenle rest çeken Karayılan değil, “Önemli bir adım. Daha önce olduğu gibi bunu bir oyalama taktiğine dönüştürürlerse yanlış yaparlar. Öncelikle Öcalan’ın İmralı’daki pozisyonu değişmeli” diyen bir Karayılan var bugün.

Şeffaf ve sivil
Ata ve Türk’ün Öcalan ile görüşmesinin ardından BDP’den hemen bir açıklama yapılmasını bekleyenler yanılıyor. Üstelik sürecin çok hassas olduğunu bildikleri için hadi yasak demeyelim ama bir açıklama sınırlamasına gidildiği söyleniyor. İsminin yazılmasını istemeyen bir BDP milletvekilinin şu sözleri ise sürecin bütün olarak nasıl anlaşıldığının görülmesi bakımından hayli önemli:

“Yeni bir süreç başlıyor. Önceki süreçlerden çıkarılan dersler ışığında temkinli yaklaşılmaya çalışıyorum. Bunu rutin bir durum olarak görenler sürece haksızlık ederler. Ama diğer yandan fazladan anlamlar yüklemek de sıkıntılı. Oslo süreciyle kıyaslandığında şeffaflık esas. Ama ne kadar şeffaf olunabileceğini hep birlikte göreceğiz. Devletin görüşmeler sırasında kayıt yapmaması Öcalan’ın talebiydi. İmralı’ya giden arkadaşların görüşmesinde de en azından göstere göstere kayıt yapmadıkları anlaşılıyor. Bu da başlangıç açısından bir diğer olumlu nokta.”

IRA benzetmesi
Demokratik Toplum Kongresi’nin bir üyesi, son yaşanan süreci İrlanda’daki barış sürecine benzetip şöyle konuşuyor:

“Uzun ve karmaşık bir süreç yaşanacak. İyimseriz ama şimdiye kadar defalarca bozulan benzer temasları dikkate alırsak, temkinli davranmak zorunda olduğumuzu unutmuyoruz. Hemen heyecana kapılmak, yarın silahlar bırakılacak, barış gelecek havasında davranmak, tutuklamaların hemen son bulacağını, hak, hukuk, adalet kavramlarının hemen öne çıkacağını düşünmek tam bir saflık olur. İrlanda’da Sein Fein hükümetle görüşmeler sürdürürken bir yandan da bombalar patlayabiliyor, devlet çok ciddi hak ihlallerinin sorumlusu olabiliyordu. Çatışmaların artmasından ya da operasyonların düzeyinden önemli mesajlar çıkarmaya çalışmak hata olur. Aylardır bu noktaya ancak gelindi, bir sonraki adım Newroz’la birlikte gelir.”

Bir başka DTK üyesi ise iyimser bir temkinli yaklaşımın bölgede hakim olduğu gerçeğine dikkat çekip şunları söylüyor:

“Oslo’dan ve daha önceki bütün benzer girişimlerden önemli dersler çıkarıldığı için her iki taraf da son derece ölçülü davranıyor. Sürecin çok ağır işleyeceğinden eminim. İyimserim ama aynı zamanda temkinliyim de. Asıl adımı hükümetin atması gerektiğini düşünüyorum. Ama on bini aşkın KCK tutuklusunun 4. Yargı Reformu ile birlikte serbest kalacağı gibi bir beklentim de yok. Hatta bu pakette Kürtleri doğrudan ilgilendiren bir durum olmayacak. Muhtemelen KCK tutukluları, ana dilde savunma, Öcalan’a yönelik tecritin kaldırılması konusundaki düzenlemeler, süreçte ciddi bir aksama olmazsa bir sonraki yargı paketine kalabilir.”

Devlet kanadı
Kürt siyasetçileri beklenti içinde olmasalar da 4. Yargı Paketi'nin geri çekilmiş olması önemli. 'İfade' ile 'terör suçu' arasındaki net ayrımın ilk sunulmuş halinde bulunduğu ancak bunun Erdoğan'dan döndüğü biliniyor. Öcalan'la MİT'in yürüttüğü temasların önceki gün Ata ve Türk'ün ziyareti ile birlikte anlam kazandığına kuşku yok. Evet, yeni bir süreç başladıysa da bu, adadaki görüşmelerle değil, bu görüşmelerin sonucu Ata ve Türk’ün Öcalan’ı ziyaretiyle oldu.

Nitekim Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in “Görüşmeye biz izin verdik, suistimal edilmemeli” sözleri de, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın şeffaflığa özel vurgu yapması da önemli. Zira avukatlar, insan hakları heyetleri ve çevirmenlerin dışında, İmralı’yı ilk kez Ata ve Türk’ün ziyaret etmesini sıradışı bir durum, hatta devletin küçük bir jesti olarak görmek gerek. Uzun süredir ilk kez koster bozulmadığı gibi hepimize ‘isteyince oluyormuş’ dedirtircesine güzergahı değiştirildi. Anlaşılan, pilav su kaldırdıkça, İmralı kosteri de Ataköy Marina’dan kalkıp daha çok dalga aşacak.

Ertuğrul Mavioğlu
*BirGün

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.