Header Ads

Avrupa Basınında Bugün (18 Ocak 2013)

Fransa'nın Mali'de devam eden askeri operasyonuna ilişkin yorumlar öne çıkıyor.

Avusturya'dan Die Presse Kuzey Afrika'daki İslamcı militanların durumunu ve Fransa'nın Mali'deki operasyonunu yorum sütunlarına taşıyor:

"Fransız Ordusu'nun radikal İslamcılar ile mücadelesinde karşı karşıya olduğu zorluklar yalnızca Mali ile sınırlı değil. Arap Baharı'ndan bu yana bölgedeki Cihad savaşçıları saklanacak hücre aradılar ve de buldular. Moritanya, Cezayir ve Mali arasında, ne olup bittiği tam olarak görünmeyen sınır bölgesi, terörist grupların çok uzun süreden bu yana kaçakçılık yaptığı ve saklandığı bölgeler. Libya’daki savaş ortamı keselerine taze para ve silah depolarına da cephane sağladı. Kaddafi’ye yönelik askeri müdahalenin haklı gerekçeleri olsa da, bu operasyonun bölge dışına taşan sonuçları da olduğu yavaş yavaş gözle görülür hâle geliyor."

Fransa'dan muhafazakâr Le Figaro gazetesi Mali'deki isyancılara destek için Cezayir'de yapılan kanlı rehine eylemini yorumluyor:

"Teröristler doğalgaz tesislerine düzenlediği saldırı ile medyanın ilgisini çekmeyi istiyordu. Ama bunun tam tersi bir etki ortaya çıktı. Şimdi çatışma uluslararası bir boyut kazandı. Hiç kimse şimdi Afrika'da Sahel Bölgesi'nde radikallerin sayısının giderek arttığı gerçeğini görmezlikten gelemez. Fransa aylardan beri bu konuda uyarıda bulunuyordu. ABD telaşa yol açan gelişmeler yüzünden temkinli tavrından vazgeçti. Avrupalı bütün müttefiklerimiz bizi destekliyor. Şimdi ortak çıkarlarımızın savunmasına destek için askerî kaynak da sunmalılar ki bu sayede Sahel Bölgesi'nde El Kaide'nin Mağrip koluna karşı ortak bir strateji geliştirebilelim."

Norveç'in Aftenposten gazetesi Cezayir'in doğalgaz tesislerine düzenlenen saldırıda sergilediği tavrı mercek altına alıyor:

"Cezayir'in tavrı açık: Teröristlerle müzakere yapılmaması ve uzlaşma arayışına girilmemesi. Ülkedeki bu anlayışı, terör ve iç savaş benzeri koşullardan edinilen tecrübeler şekillendirdi. Hükümetin şimdi rehine krizini mümkün olduğunca çabuk sona erdirmek için elinden geleni yapması gerekiyor. Bu hedef, belli ki Norveç Başbakanı da dâhil yurtdışındaki üst düzey politikacıların yaptığı, rehinelerin hayatta kalmasına önem verilmesi çağrılarından daha ağır bastı. Cezayir hükümetinin tavrı, askerî müdahale konusunda temkinli davranılması yönünde talepte bulunanların işini zorlaştırdı."

İsveç'ten Svenska Dagbladet ise aynı konuyla ilgili yorumunda konuyu başka bir boyutuyla ele alıyor:

"Enerji tesisleri İslamcı teröristler için harika bir hedef. Çünkü böylece inançsız Batılılar ve Arap dünyasında iktidarda olan dinden dönenler hedef alınmış olunuyor. Suudi Arabistan'ın petrol üretiminin üçte ikisi tek bir rafineri üzerinden çıkarılıyor. Oradaki başarılı bir saldırı Suudileri etkisiz hale getirebilir ve dünya genelinde ekonomik bir şoka yol açabilir. Muhtemelen bu sorunun tek bir çözümü olur, o da Batı dünyasının petrole olan bağımlılığını kırması. Bu çevre, iklim açısından da çok da iyi olur."


İngiltere Basını
Financial Times gazetesi Paris'te geçen hafta öldürülen üç Kürt kadının cenazesinin barış görüşmelerine desteği yansıttığını belirtiyor.

Haberde "Tabutlar yasaklı örgütün bayrağına sarılmıştı ama törene katılanlar beyaz barış başörtüsü taktılar" deniyor.

Törenden önce Başbakan Erdoğan'ın kışkırtma uyarısı yaptığı dikkat çekilen haber özetle şöyle devam ediyor:

"Televizyonların cenaze törenini canlı yayınlamaması gergin havanın bir işaretiydi. Tören Kürt bölgelerinde hem öldürülen Kürt kadınlara duyulan sempatinin derinliğini hem de PKK'yla Erdoğan arasında yeni palazlanan barış görüşmelerine desteği yansıttı. Kadınların esrarengiz suikastında asıl hedefin bu barış görüşmeleri olduğu söyleniyor. Hem iktidar partisi hem de Kürt partisinin milletvekilleri suikastların arkasında Ankara'nın bölgesel rakibi İran'ın olabileceğini ve Tahran'ın PKK içindeki muhalif bir grupla işbirliği yapmış olabileceğini öne sürdü. İran'ın yarı resmi haber ajansı FARS, Türkiye'yi, İran'daki Kürtleri kışkırtmak için PKK'yla işbirliği yapmakla suçlamıştı. Tahran suikastla ilgisi olduğu iddialarını reddediyor ve barış sürecine destek verdiğini söylüyor.”

‘Cinayetlerin arkasında kimin olduğu önemli değil’

“Pennsylvania'daki Lehigh Üniversitesi'nden Türkiye uzmanı Henry Barkey ise, 'Bir dereceye kadar cinayetlerin arkasında kimin olduğu önemli değil. Çünkü başarılı olamadılar' diyor.

Hem Türk hükümeti hem de Kürt aktivistlerin adımlarını dikkatli atması görüşmelerin hala canlı olduğunu gösteriyor. Ama sürecin önünde zorlu engeller var."

Görüşmelerde Irak sınırındaki PKK güçlerinin geri çekilmesinin tartışıldığına dair haberlerin yer aldığını belirten Financial Times, Türk Hükümeti'nin baş muhatabı olan PKK'nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan'ın gelişmeleri takip edebilmesi için odasına televizyon gönderildiğini yazıyor.

Hükümetin Kürt sorununun çözümü yolunda bazı adımlar attığı belirtilen haber şöyle devam ediyor.

"Henri Barkey, Türkiye'nin krizin sona ermesi için daha geniş çaplı değişiklikleri kabul etmesi olasılığı olduğunu söylüyor. Barkey, 'İnsanlar okullarda anadilde eğitimi kabul etmeye hazır. Ülke savaştan bıktı ve tutumlar değişti. Amerika'da eşcinsel evliliklerine bakışın değişmesi gibi' diyor. Barkey, Türk vatandaşlığından etnik referansların çıkarılması için anayasanın değiştirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ama zamanlama Erdoğan için bir sorun olabilir. Erdoğan'ın danışmanı Yalçın Akdoğan, görüşmelerin bir-iki yıl sürebileceğini belirtiyor. Bu durumda birkaç ay içinde anayasayı geçirme umudunda olan hükümetin planlarıyla senkron tutmayabilir. Dahası Türk Hükümeti Öcalan'ın Kürtler adına konuştuğunu kabul etti ama Öcalan’ın gerçekten bunu yapıp yapamayacağına dair soru işaretleri var."

‘Batı Afrika’da aynı yanlışı tekrarlayabilir’

Independent gazetesi Adrian Hamilton, Fransa'nın geçen hafta, başkente ilerleyen radikal İslamcıları durdurmak için askeri müdahale başlattığı Mali'de yaşananlarla ilgili yazısında "Mali küresel bir kriz değil ve küresel bir tepki de gerektirmiyor" diyor:

"Afrika'da Batılıların rehin alınmasıyla ilgili yorumları dinlediğinizde, dünyanın doğuda Somali'den Batı'da Nijerya'ya bir düzine ülkede yeniden canlanan El Kaide tehdidiyle karşı karşıya olduğunu düşünüyorsunuz. 11 Eylül saldırılarından sonra Amerika'nın 'terörle savaşı' da aynı gerekçeyle başlatıldı. Şimdi bu gerekçe, Fransa tarafından, Mali'ye savaş uçağı göndermeyi haklı kılmak için kullanılıyor.”

“Cezayir'in doğusundaki gaz tesisinde Batılıların rehin alınmasının, tehdidi kanıtladığı ve Batı'nın bir an önce müdahalesinin şart olduğunu ortaya koyduğu söyleniyor."

Yazar Irak'ın işgali sırasında dönemin İngiltere Başbakanı Tony Blair'in tehdit söylemine gönderme yaparak "Aynı yanlışı Afrika'da tekrarlama riski var" diyor:

"Mağrip'te tanık olduğumuz şey, küresel olmadığı gibi bir din savaşı da değil. Çok fazla para ve silahın yanlış kişilerin eline geçmesiyle başlayan bir istikrarsızlığın ürünü bu. Bunun için de Batı'nın geçmişteki müdahalesine, günümüzde de müttefikimiz Suudi Arabistan'ın aşırı derecede para aktarmasına bakmamız gerekiyor."

Times gazetesi Cezayir'deki rehine krizi nedeniyle İngiltere Başbakanı David Cameron'ın bugün ülkesinin Avrupa Birliği ile ilişkileri konusunda Hollanda'da yapacağı konuşmayı ertelediğini aktarıyor. Habere göre, Cameron konuşmasında Avrupalı liderlere "Avrupa Birliği'nde reform yapmazsanız, bizi üyelikten ayrılmaya doğru sürüklersiniz" mesajını verecekti.

‘Kıbrıs’ın kara para mücadelesi’

Financial Times gazetesi, Kıbrıs Hükümeti'nin 16 milyar Euro'luk kurtarma kredisini alabilmek için Avrupa Birliği'ni kara para aklama cenneti olmadığına ikna etmeye çalıştığını aktarıyor.

Avrupa Birliği elçilerinin geçen hafta maliye bakanlığında brifinge davet edildiğini belirten gazeteye göre Rusların paralarını aklamakla suçlanan Kıbrıs'ın kara parayla mücadele konusunda Almanya ve Finlandiya'dan bile daha fazla adım attığını savundu. Haberde şöyle deniyor:

"16-18 milyar Euro'luk kurtarma paketi Yunanistan, İrlanda ve Portekiz'in aldığı krediye göre küçük kalıyor. Ama görüşmeler, Alman siyasetçilerin Kıbrıs'ın yasa dışı yollardan kazanılmış Rus paralarını aklama merkezi olmaya devam ettiği yolundaki şikayetleri üzerine sekteye uğradı.

“Bu siyasetçiler, kurtarma paketiyle, Rus oligarkların Kıbrıs bankalarındaki paralarını korumasının faturasını Avrupalı vergi mükelleflerinin ödeyeceğini savundular. Muhalefetteki Sosyal Demokrat Parti'den Carsten Schnedier ‘Alman vergi mükelleflerinin parasıyla Rus kara parasının sigorta edilmesine izin vermeyeceğiz’ dedi."

Gazete Kıbrıslı Rumların tüm çabalarına rağmen Euro bölgesindeki bazı ülkelerin ikna olmadığını karar parayla mücadeleden sorumlu Rum yetkilinin "Evet bize Rusya'dan para geliyor. Ama bu, gelen paranın hepsinin kirli olduğu anlamına gelmez. Adınız çıkmışsa bunu temize çıkarmak zor" diyor.



Almanya Basını
Cezayir’deki rehine trajedisiyle daha da tırmanan Mali krizi ve Barack Obama’nın ikinci başkanlık döneminin uvertürü, bugünkü Alman gazetelerinden seçtiğimiz yorum konuları.

Frankfurter Rundschau gazetesi, Cezayir'i de karıştıran Mali ihtilafına ayırdığı yorumda, Batılı devletlerin terörizm sonrasını da düşünmek zorunda olduklarını yazıyor:

“Son krizi başlatan, para aldığı Kaddafi'nin devrilmesinden sonra ülkenin kuzeyini basıp, İslamcılar tarafından sürülene kadar bu bölgeye hakim olan Tuareg milisi olmuştur. Çeşitli etnik gruplar onlara intikam hisleri besliyorlar. Barışı sağlamak, kolay olmayacak. Bunun için önce, Mali'nin düzgün işleyen bir devlete kavuşması gerekir. Kuzeydeki bölgelerin geri alınması, ülkeyi istikrara kavuşturmaya yetmez. Mali'nin geleceği, Fransa ile Avrupalı müttefiklerinin, terörizm yenildikten sonra da bu ülkeye yardım edip etmeyeceklerine bağlıdır.”

Heilbronner Stimme gazetesinin aynı konuya ayırdığı yorum ise özetle şöyle:

“Vahim şekilde dişlileri birbirine geçen bu tehlikeli gelişmede, tepeden tırnağa kadar silahlanarak ülkeyi taş devrine götürmek isteyen milislerin parasını Suudi Arabistan'ın verdiği unutulmamalı. Köktendinci Vahabiler, kendilerini Mali'nin din savaşçıları ilan edenlerin para babalığını yapıyor. Suudi şeyhlerinin Almanya'dan zırhlı askeri araç almak istediklerini hatırlayalım. İstediklerini öyle veya böyle alacaklardır. Mali kimin umurunda.”

Die Welt gazetesi Cezayir'e de sıçrama eğilimi gösteren Mali'deki krizin rehine olayıyla ayrı bir boyut kazandığını yazıyor. Yorumda, rehineleri kurtarma fiyaskosunda batılı hükümetlerin görüşünün alınmamasının da payı olduğu dile getiriliyor:

“Önce Mali, şimdi de Cezayir. Batılı ülkeler rehinelerin kurtarılmasında bu iş için özel eğitilmiş timlerin görevlendirilmesini tavsiye ederdi. Ama Cezayir, kimseden görüş almayıp hava kuvvetlerini teröristlerin üzerine sürdü. İnanılmaz bir şey. Böyle bir operasyonla rehinelerin kurtarılamayacağı, aksine haklarında ölüm emri verilmiş olacağı, gün gibi aşikârdı. Bu kararın, hangi siyasi mülahazalarla verildiği hakkında rivayetler dolaşıyor. Ama tahminlerden hiçbiri, Cezayir yönetimini temize çıkarmaya yetmez. Acemilikten miydi, yoksa başarısızlığa uğraması mukadder olan ikiyüzlülükten mi? Cezayir'i yöneten askerler, niyetlerini belli etmiyorlar. Ama mazeretlerini yutturamayacaklar.”

Düsseldorf'ta yayımlanan Handelsblatt adlı iktisat gazetesi Barack Obama'nın ikinci başkanlık döneminin son derece hareketli başladığını belirttiği yorumunu şöyle sürdürüyor:

“Borçlanma üst sınırının yükseltilmesi olsun, silah yasalarının sertleştirilmesi olsun, Barack Obama paylıyor, ihtar ediyor ve zorla kabul ettirmeye çalışıyor. ABD'nin 44. Başkanı hafta ortasında silah yasasının sertleştirilmesiyle ilgili planlarını açıklarken bunu, sorunu tek başına çözebileceği edasıyla yaptı. Oysa televizyon kameraları önünde imzalayarak yürüklüğe soktuğu 23 başkanlık talimatının, fazla işe yaramayacağını ve başlattığı dört yasa girişiminin, Kongre'den döneceğini, o da biliyor. Barack Obama, sanki seçimle yenilenen siyasi sermayesini, ikinci görev döneminin hemen başında bol keseden harcamaya niyetli görünüyor.”

(dw türkçe-bbc türkçe)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.