'Türkiye Cumhuriyeti Kurulduğu Günden Bu Yana Hukuk Devleti Olmadı'
İzmir Barosu tarafından düzenlenen “Hukuk Devletinden Polis Devletine, Özgürlükler ve Güvenlik Gerilimi” isimli panele konuşmacı olarak Avukat İbrahim Arzuk, Vatan Gazetesi Muhabiri Kemal Göktaş, Radikal Gazetesi Muhabiri İsmail Saymaz ve Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Toker Kılınç katıldı.
Polisler, “Kahrolsun insan hakları” diye yürüyüş yapmıştı
Panelin açılış konuşmasını yapan İbrahim Arzuk, insan hakları söyleminin Türkiye’deki tarihinden bahsetti. Bu söylemin ilk olarak 12 Eylül’de kullanıldığını, İHD’nin kuruluşu ile insan hakları mücadelesinde mesafe alındığını ve bundan rahatsızlık duyan polislerin İstanbul’da, “Kahrolsun insan hakları” sloganları ile yürüyüş yaptığını hatırlattı.
“Güvenlik örgütleri topluma kaygı salar hale geldi”
AKP iktidarının Avrupa Birliği reformları için halkla ilişkiler projeleri geliştirdiğini kaydeden Arzuk, “Gözaltı merkezlerinde iyileştirmeler yapıldı, avukat görüşleri yapılmaya başlandı. İşkenceye karşı bir çıkış gelişti ve işkence geriletildi. Ancak 2006 yılından sonra süreç başka bir şeye evrildi. Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda ve Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nda yapılan değişiklikler ile yepyeni bir döneme girdik. Ergenekon soruşturması ile başlayan sürecin geldiği noktada özgürlükler açısından nereye geldiğini çok sorgular oldu. Özel yetkili mahkemelerin yaptığı soruşturmalar ve polise vur yetkisi verilmesi ile güvenlik örgütleri, toplumda kaygı salan bir hale geldi” şeklinde konuştu.
“İlk önce rıza alındı, sonra PVSK çıkarıldı”
Arzuk’un ardından söz alan gazeteci İsmail Saymaz, polis şiddetinin geçirdiği evreler hakkında bilgi verdi. PVSK çıkarılmadan önce topluma, sokakların çeteler ile dolduğu, kapkaç suçlarının arttığı, Kürt siyasal hareketinin yükselişi ile birlikte “bölücülerin” çoğaldığı şeklinde bir çerçeve sunulduğunu kaydeden Saymaz, mecliste “Polisimiz yakalıyor, adliye kapısından salınıyor” diye demeçler verildiğini, yetki artırımı olunca bu sorunların çözülebileceğine dair toplumdan rıza alındıktan sonra PVSK’nin çıkarıldığını söyledi. PVSK’nin sorunu çözmediğini kaydeden Saymaz, 2007 yılından bu yana polisin karıştığı olaylarda 129 kişinin öldüğünü belirtti.
İşkence sokağa taştı
Demokratik Sol Parti Aydın Milletvekili Sema Pişkinsüt’ün denetlediği karakolda işkence aletlerini bulup, kamuoyuna sunduktan sonra kaba işkencenin tarihe karıştığını kaydeden Saymaz, “2007 yılında kayıt dışı işkence ve gözaltı ile tanıştık. Karakollar denetlendiği için, kameralar konduğu için, insanlar polis arabalarında dolaştırılıp dövülerek işkenceye uğradı. Polis şiddeti ve işkence sokağa taştı” diye konuştu.
“Türkiye, Düşman Ceza Hukuku’nu uygulayan en iyi örneklerden biri”
Panelde söz alan Kemal Göktaş, Düşman Ceza Hukuku’nun ilk olarak Alman Ceza Hukukçusu Prof. Günther Jakobs tarafından kullanıldığını, vatandaşa uygulanan hukuk dışında, vatandaş olarak görülmeyen kişilere uygulanan hukuk olarak açıklandığını söyledi. Bunların olağandışı hukuk kuralları olduğunu kaydeden Göktaş, “Düşman Ceza Hukuku suç tanımı yaparken fiile değil; onun kimliğine, düşman olma niteliğine öncelik veren bir hukuk anlayışıdır. Türkiye Cumhuriyeti, Düşman Ceza Hukuku’nu en iyi uygulayan en iyi örneklerden biridir” dedi.
“Erdoğan değil, Kürt söylese sanık olur”
Bu tip yargılamalarda düşman kategorisinin önemli olduğunu kaydeden Göktaş, “Açılım zamanında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği sözleri, bir Kürt yurttaş söylerse, kopyala-yapıştır şeklindeki iddianameler ile çok rahat sanık haline gelebilir” diye konuştu.
“Partizan bir hukuk düzeni var”
Yargılamaların gerçek olmadığını ve insan varoluşunun yargılandığı kaydeden Göktaş,”Sonucu baştan bilinen bir süreç. Bu süreçte direnme imkânınız da olmuyor. Bu süreç sürekli düşman üretiyor. Eskiden hegemonik bir süreç vardı ve burada bir yarılma gerçekleşebiliyordu. Ama şimdi partizan bir hukuk düzeni var. Aykırı karar verenlere asla yer verilmiyor. Eskiden kamuoyu baskısı nedeni ile kararlar değişebiliyordu. Ama şimdi böyle bir şey de yok” dedi.
“Türkiye’de her şey mümkün hale geldi”
Panelde son sözü alan Prof. Dr. Nilgün Toker Kılınç, kötülükle mücadele etmenin en iyi yolunun kötülüğü görünür kılmak olduğunu ifade ederek, bu konuda en önemli görevin medyaya düştüğünü söyledi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden bu yana hukuk devleti olmadığını kaydeden Toker, Türkiye’nin artık her şeyin mümkün olabileceği bir ülke haline geldiğini söyledi. 5 yıldır anayasa tartışmalarının sürdüğüne dikkat çeken Toker, ortaya bir anayasasızlık fikrinin çıktığını, bir yasasızlık durumu olduğunu, mahkemelerin de yasalar olmadan kendi düşünceleri ile karar verdiğini söyledi.
(haber: yurtsuz.net foto: Emre Demirel)

YORUM YAZIN