Header Ads

ÇHD: AKP, 'Hayata Dönüş Operasyonu'nun Faillerini Koruyor


Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, 19 Aralık Bayrampaşa Davası'na ilişkin olarak İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın Salonu'nda basın toplantısı düzenledi.

ÇHD adına açıklama yapan Av. Güçlü Sevimli, 19-22 Aralık 2000 tarihinde Türkiye genelinde 20 ayrı cezaevine saldırı düzenlendiğini, bu saldırıların sonucu 28 siyasi tutuklunun yaşamını yitirdiğini, yüzlercesinin de sakat bırakıldığını belirtti.

Katliamın gerçekleştiği Bayrampaşa cezaevinde 12 tutuklunun öldürüldüğünü, çoğunun ağır yaralı olamak üzere 50'yi aşkın tutuklunun yaralandığını söyleyen Sevimli, "Ölenlerden 6'sı C.1 koğuşunda kalan kadın tutsaklardır. Katliamda kullanılan kimyasallar sonucunda etleri eriyip dökülmüş ve böylece katledilmiştir. Diğer tutsaklardan üçünün ise ateşli silahlar yaralanması sonrasında öldürüldükleri Adli Tıp Raporu ile sabittir" dedi.

'SORUŞTURMA 10 YIL SÜRDÜ' 
Sevimli, katliam sonrası yürütülen soruşturma ve açılan davanın "insan olabilmenin asgari niteliklerine sahip herkes için yüz kızartıcı olduğunu", Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmanın ise toplam 10 yıl sürdüğünü ve buna karşın, savcılık tarafından ifadesi bizzat alınmış tek bir rütbeli askerin bulunmadığını ifade etti.

Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı'nın çoğu rütbeli 214 askeri personel hakkında ifadelerini dahi almaksızın takipsizlik kararı verdiğini belirten Sevimli, "Hihayet 20 Nisan 2010 tarihli idianame ile tümü Elazığ Jandarma Komando Taburu'nda görevli 39 er hakkında Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde halen devam eden davayı açmıştır" şeklinde konuştu.

"Eyüp cumhuriyet Başsavcılığı, adları ve görevleri belli olduğu halde şüpheli olarak tespit ettiği erlerin tek bir komutanı hakkında dahi dava açılmamıştır" diyen Sevimli şöyle konuştu: "Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde süren davada büyük gayretler neticesinde, 'TUFAN' adlı katliam planına ulaşmak mümkün olabilmiştir. Tutsakları 'düşman kuvvetler' olarak nitelendiren bu planda, katliamda yer alan tüm birlikler açıkça belirtilmektedir. Plana göre operasyonun tamamının videoya alınması emredilmektedir. Diğer yandan, operasyon sırasında çekilen ve kayda alınan görüntülerin, bütün tartışmaları sonlandırabilecek kapsam ve nitelikte olduğu kuşkusuz ortadadır. 'TUFAN' planında açıkça emredilmiş olması ve operasyona katılan bir yüzbaşının açık tanıklığı karşısında bu görüntülerin devletin elinde olduğu şüphesiz."

Sevimli, mahkemenin ısrarla Bayrampaşa Cezaevi Katliamı'nda çekilen görüntülerin gönderilmesi taleplerinin sonuçsuz kaldığını, resmi kurumların görüntüleri gizleyerek işlenen insanlık dışı suça ortak olmaya devam ettiğini ifade etti.

'SANIKLARI DİNLEYEMEDİK'
Açıklamanın ardından söz alan davanın avukatlarından Oya Aslan ise katliamın yaşandığı diğer bir cezaevi olan Ümraniye davasına ilişkin Üsküdar 1. ve 2. Ceza mahkemelerinde görülen davaya değindi. Aslan Ümraniye Cezaevi'ne ilişkin yargılamalarda keşif yapılmadığını, sanıkların mahkemece çağırılmalarına rağmen duruşmalara gelmediğini ve bugüne kadar sadece bir ya da iki sanıkla karşılaştıklarını belirtti.

Aslan, Bayrampaşa Davası'na ilişkin ise şunları söyledi: "Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde süren davada ise sıradan bir yargılama yapılmakta. Sahte tutanakların düzenlenmiş olduğunu gördük. İktidarlar değişmesine rağmen delillerin saklandığını, soruşturmaların engellendiğini görüyoruz. Askeri birimlere yazılan müzekkerelere arşivde kayıt bulunmadığına dair cevaplar geliyor."

Aslan, son olarak devletin operasyon öncesi aydınlarla yaptığı görüşmelerin tümünün göstermelik olduğunu, görüşmelerin sürdüğü sırada operasyon hazırlıklarının yapıldığını belirrti.

'ZORAKİ VE GÖSTERMELİK AÇILMIŞ BİR DAVA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ'
"Bayrampaşa davasının en önemli özelliği, dava açılan kişiler hakkında cezasızlığın öngörülmüş olmasıdır" diyen Av. Gülizar Tuncer ise davaya ilişkin şunları ifade etti: "Dava açılan kişiler hakkında cezasızlık öngörülüyor. Yani adam öldürme suçundan yargılanacak olanlara ceza vermeyin denilmektedir. TCK'nın 24. ve 25. maddelerine göre yargılanmaları istenmektedir. Bayrampaşa Davası'nda mağdurların yargılanmasına yönelik bir davaymış gibi bir iddianame hazırlanmıştır. Zoraki açılmış dava ve göstermelik bir dava ile karşı karşıyayız."

Davanın diğer bir avukatı Av. Erhan Ergün ise Jandarma Özel Asayış Timi ve askeri makamlara operasyonda bulunan personelin isimlerinin verilmesi için müzekkere gönderildiğini fakat yanıt alamadıklarını belirtti. Ergün, "Eksik ve yetersiz bir soruşturma yapılıyor. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına uğraşıyoruz. Cumhuriyet savcısı hakkında suç duyurusunda bulunduk, fakat aynı savcı göreve devam ediyor. rütbeli askerler hakkında soruşturma açılmaması konusunda ısrar ediyor" dedi.

Operasyona katılanların dokunulmazlıkla ödüllendirildiğini ifade eden Ergün, "Bu komutanların dokunulmazlığı devam ediyor. AKP failleri koruyup kolluyor" şeklinde konuştu.

Av. Hasan Fehmi Demir ise şunları söyledi: "Medyada Bayrampaşa Davası'nda asıl gündemde tutulan tutsakların direndiği ve devletin zorunlu olarak operasyon yaptığı ve ölümlerin de tutsakların direnmesi nedeniyle olduğu yönündedir. Davaya ilişkin A'dan Z'ye bütün belgeler ve video kayıtları ellerinde bulunmasına rağmen bunların mahkemeye gönderilmemesi nedeniyle gerçekleri ortaya çıkaramıyoruz. Özellikle görüntüler elimize geçmiş olsa katliamın önceden planlandığını, kullanılan silahları ve TUFAN planına ilişkin gerçeklerin ortaya çıktığını göreceğiz." (etha)

2 yorum:

  1. 'Her Türk Anasından Asker doğar' ve Askerlikte Anasına binlerce kere küfür edilir!

    ''...Asker nöbette intihar etti
    Kırklareli’nde 21 yaşındaki Piyade Er Ümit Ünlü, nöbeti sırasında G3 piyade tüfeğini çenesinin altına dayayıp ateşleyerek intihar etti. Bu alanda savaş falan yok!, batı da intihar doğuyu geçtiğine göre Batı da daha fazla küfür edildiği kesin!! Askerde intihar eden askerlerin sayısı her geçen gün artıyor. 2013 yılının ilk üç ayında intihar eden asker sayısı 13′e ulaştı. Her yıl ortalama 100 asker intihar ederken bu intihar oranlarına göre ortalama her 3-4 günde, bir asker intihar ediyor...'', "...Hatay’ın Serinyol ilçesinde vatani görevini yaptığı esnada kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden onbaşı Latif Terli’nin ölümüyle ilgili dava sonuçlandı. Terli'yi darp ederek kalp krizini tetiklediği öne sürülen komutanına 1 yıl 8 ay hapis cezası verilirken..." (kaynak: Hurriyet)
    Asker'e küfür etmeyen apoletli otoritesiz görülüyor! Adi, kriminal, sadist ve kültürsüz unsurlardan oluşan subay sınıfının ''askeri eğitim, kutsal vatan görevi'' adına yaptıkları biyolojik işkenceden daha ağır olmasaydı bu kadar asker intihar etmezdi: gencecik insanların bilinçaltına çevrili cinsel işlevlerinin, sistematik şekilde piskolojik işkence derecesinde işlenerek hasta bir toplum yaratılmasının sonuçlarını şimdi her alanda görmekteyiz. Mecliste küfür eden vekil bu noktaya durup dururken gelmedi: daha çocuk yaştan, öğretmenlerinden, polis ve subaylardan küfürden başka bir şey duymayan insanların kendilerinin de birer küfürbaz olmamaları mümkün değildir.

    YanıtlaSil
  2. AKP:
    AKP, kendisinden öncekiler gibi işkence olaylarının faillerini koruyor. Türkiye’de güvenlik güçleri tarafından yapılan işkence, kötü muamele ve öldürme olaylarının dokunulmazlık zırhı altında devam ettiği açık bir biçimde ortada duruyor. Türk ordusu ve polisini, eğitim ve öğretimin her alanını avucunda tutan AKP kabadayılarının, küfürü devlet organlarında yasaklamaları için yeni bir anayasa yapmalarına gerek yokken, bu noktada da öncüllerine sadık kalıyorlar.
    Emniyet teşkilatının yasal kadrosu 230.928 kişiyi buluyor.1994 yılı rakamlarına göre fiili kadro 146.303 kişi olarak belirtilirken, münhal kadro miktarı 24.625 kişiye ulaşıyor. Bu kadroları yöneten "çekirdek" giderek özel eğitim veren akademilerde yetiştiriliyor. Kendisi de bir mafia elemanı olan eski Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, bu görev tanımını, ""Özel eğitim" normları ekseninde belirginlik kazanan polislik bilinci, ordunun "cumhuriyetin yılmaz bekçiliği"" diye ifade etmişti. Ana yöntem aynı kaldı: İşkence.  Türkiye'de; tekelli polis devletinin otoriter hızının en saldırgan yöntemlerinden biri işkencedir. AKP döneminde toplam 7.394 işkence olayı belirlenmiştir. Mağdurlarının herhangi bir açıklama ve başvuruda bulunmadığı işkenceler bu sayının dışındadır. Bu işkencelerin ağırlıklı olarak polis merkezlerinde yapıldığı biliniyor. AKP' nin sorumlu olduğu devlet görevlileri tarafından yapılan insan hakları ihlallerini, tarafsız ve etkin bir biçimde soruşturabilecek bağımsız bir kurum olmadığı için ve güvenlik güçleri tarafından işlenen insan hakları ihlalleri için merkezi bir veri toplama sistemi bulunmadığı için, kanunsuzluk artarak devam ediyor.

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.