Avrupa Basınında Bugün (5 Aralık 2012)
Avrupa basınında İsrail'in yeni konut inşa etme planı ve Mısır'daki gelişmeler yer alıyor.
İsrail yönetimi, Filistin'in BM'de gözlemci devlet statüsü kazanmasına tepki olarak 3 bin yeni konut inşa edilmesine onay vermişti. İngiltere'de yayımlanan liberal sol eğilimli Guardian gazetesi, İsrail'in yeni yerleşim planlarını eleştiriyor:
“İsrail, Batı Şeria'da yeni yerleşim yerleri inşa etme kararı ile Filistin'i BM'ye başvurduğu için cezalandırıyorsa, bu durumda İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, müzakere yollarını tıkayarak Filistinlileri yeniden müzakere masasına dönmesi konusunda nasıl ikna edecek? Netanyahu'nun tutumu iki devletli bir çözümü sadece bir hayal olarak gördüğü şeklinde açıklanabilir. Kesin olan bir şey var ki; Netanyahu bu tutumunu herhangi bir ceza ile karşılaşmadan sürdürüyor. ABD, İsrail ile ilişkilerini gözden geçirmediği ve yeni yerleşim yerlerinin inşa edilmesi kısıtlanmadığı sürece iki devletli çözüm bir hayal olarak kalmaya devam edecektir."
İsveç'in muhafazakâr gazetesi Svenska Dagbladet de İsrail'i eleştiriyor:
“BM Genel Kurulu'nun Filistin'in statüsünü yükseltmesi kararına İsrail'in yanıtı, işgal altındaki topraklarda 3 bin yeni konut inşa edilmesi ve Filistin kurumlarının vergi gelirlerine el koymak oldu. İsrail'in tepkisi donmuş olan barış sürecini kalıcı buzula dönüştürdü. İsrail Başbakanı Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Lieberman için bu sorun olmasa gerek! Fakat İsrail'in güvenliği ve daha kapsamlı bakıldığında dünyadaki konumunun olası sonuçlarından kaygı duyulmalı. İsrail'in, Benyamin Netanyahu'nun sunabileceğinden farklı bir politikaya ihtiyacı var.“
Mısır'daki gelişmeler de Avrupa basınında geniş yer tutuyor. Hollanda'nın de Volkskrant gazetesi, Mısır'da yeni anayasa taslağı için 15 Aralık'ta yapılması planlanan referamdumu yorumuna konu alıyor:
“Referandum aslında, yeni anayasaya ilişkin kararın alınmasına yardımcı olan demokratik bir yöntem. Ancak sorun şu ki; referanduma katılacaklar anayasa metininin tümünü 'evet' ya da 'hayır' şeklinde oylayacaklar. İslamcı grupların çoğunlukta olduğu Anayasa Komisyonu, azınlıkların temsilcilerine kulak vermeden bu tuhaf uygulamada karar kıldı. Anayasa tasarısında İslamî kuralların etkisi açıkca görülüyor. Mısır Cumhurbaşkanı Mursi'nin gücünü kullanarak tüm eleştirilere rağmen böylesine hassas bir metni kabul ettirmeye çalışması çok düşündürücü.“
Avusturya'nın Der Standard gazetesi de Mısır'daki gelişmelerden duyulan kaygıyı aktaran bir yorum yapıyor, güç dengelerini analiz ediyor:
“Maçın sonucu açık: Demokratlar ile ordu arasındaki mevcut ittifak sürerse anayasa tasarısının reddedilmesi sağlanabilir. Eğer yargıçlar referandum sırasında denetim görevlerini yerine getirmeyi kabul etmezse ve anayasa tasarısı da değişmeden onaylanırsa, o zaman oylamada hile yapıldığı sesleri yükselecektir. Ancak bu durumda da son söz söylenmiş olmaz. Çünkü yargının tümü Mursi'ye ya da dine dayalı bir toplumsal yapılanmaya karşı çıkmıyor. Yargı da halk gibi ikiye bölünmüş durumda. Tüm yargıçları Hüsnü Mübarek atamadı."
İngiltere GazeteleriTimes gazetesi başyazısında, ABD'nin, Suriye lideri Beşar Esad'ın Şam'ı ele geçirmeye çalışan isyancıları püskürtmek için kimyasal silah kullanmaya başlaması halinde birkaç gün içinde askeri müdahaleye girişebileceğini yazıyor.
Gazete haberini adını açıklamadığı bir Amerikalı yetkiliye dayandırıyor. Söz konusu yetkili şöyle diyor:
"Müdahaleye karar verilirse ne olacağını söylemek için erken. Şekillenmiş bir karar yok. Birçok seçenek var. Ama askeri müdahale hızla başlatılabilir."
Gazetenin başyazısında da NATO'nun Türkiye'nin Patriot füzesi talebini kabul etmesine atıfla şöyle deniyor:
"İngilizler Prens Williams'ın eşinin hamileliğini kutlarken Suriye'de yaşananlar, bu ülkeyi dünyanın en tehlikeli yeri haline getiriyor. NATO'nun Türkiye'ye Patriot füzesavar sistemi yerleştirme kararı, Suriye'deki savaşın yayılma potansiyeline işaret ediyor."
"İsrailli kaynaklar, Amerika Birleşik Devletleri'nin, kimyasal silah kullanılması halinde Suriye'ye yapılacak müdahale konusunda Türkiye, İsrail, İngiltere ve Ürdün'le istişarelerde bulunduğunu söylüyor. Amerika ve müttefiklerinin başka bir kaygısı da bu silahların bir kısmının Esad rejiminin müttefiki Hizbullah'a verilmesi olasılığı."
'Uçuşa yasak bölge ve 75 bin asker'
Gazete, operasyona karar verilmesi halinde Suriye'de uçuşa yasak bölge oluşturulacağını, bölgeye özel birliklerin sevk edileceğini ve bu birliklere 75 bin askerin destek vereceğini yazıyor.
Guardian gazetesi başyazısında, Şam'da, isyancılarla ordu arasında 20 aydır devam eden ayaklanmanın kaderini belirleyecek bir savaşın patlak vermek üzere olduğunu belirtiyor.
'Rusya Arap Baharı'nı yanlış değerlendirdi'
Gazete, Rusya'dan da Suriye'ye desteğini gözden geçirdiğine ilişkin işaretlerin gelmeye başladığını kaydediyor. Yazıda özetle şöyle deniyor:
"Rusya'nın Suriye'ye askeri desteği, daha başından başarısızlığa mahkumdu. Rusya Arap Baharı'nı yanlış değerlendirdi. Rusya'daki bazı uzmanlar, kendilerini Arap Baharı'nın bir halk ayaklanması değil, Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü tarafından başlatılan bir renk devrimi olduğuna inandırdılar. Ama şimdiki gerçeklik, Rusya'nın hesaplarını değiştirmeye başladı. İsyancılar güçleniyor ve Rusya'nın pozisyonu zayıflıyor."
Guardian'ın yazısı şöyle devam ediyor:
"Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin'in Ankara'da Suriye hükümetinin savunucusu olmadıkları yolundaki açıklaması, eski müttefikleriyle aralarına mesafe koymaya en yaklaştıkları an oldu. Rusya şimdi, şimdiye kadar dışladığı Suriye muhalefetiyle iletişim kanalları açmak zorunda kalacak."
"Putin'in NATO öncülüğündeki Libya müdahalesinin tekrarlanmaması yolundaki uyarısı geçerli bir nokta. Libya'da krizin merkezinde aşiretler arası anlaşmazlıklar var. Ve bunların çözülmesi yıllar alacak. Suriye'deki anlaşmazlığın mezhepler arasında olduğunu göz önüne alırsanız çok daha kötü bir senaryo söz konusu. Esad'ın gitmesi artık tek mesele değil. Onunla birlikte kimin gideceği, kimin kalacağı daha önemli."
'Esad'la birlikte kim gidecek?'
Financial Times da başyazısında, Rusya'nın Esad'ın kimyasal silah kullanmasının engellenmesine yardımcı olması gerektiğini belirtiyor:
"Kimyasal silahların güvence altına alınması için Amerika Birleşik Devletleri öncülüğünde yapılacak bir müdahale muazzam derecede zorlu olur. Bu silahların onlarca farklı tesiste muhafaza edildiği söyleniyor. Kitle imha silahlarını güvence altına almayı hesaba katmasanız bile, Esad'ın kara ve hava kuvvetlerinin güçlü olması nedeniyle Suriye'ye bir müdahale başlı başına zor olur."
"Ama ABD'nin zorluklarının yanı sıra Esad rejimini güçlü bir şekilde destekleyen Rusya'nın da rejimin kimyasal silah kullanmasını engelleme sorumluluğu var. Suriye'ye bu silahların çoğunu Sovyetler Birliği verdi. Moskova şimdi bu silahların yerini biliyor. Rusya'nın bu silahların kullanılmasını engelleme sorumluluğu, Kremlin'in cani bir rejime gösterdiği sadakatın üstünde olmalıdır."
Independent gazetesi ise Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Batı'nın agresif savunma taktiklerini haklı göstermek için Suriye'den kaynaklanan tehdidi abarttığı yolundaki açıklamasını öne çıkarıyor. Lavrov'a göre, Türkiye'de Patriot bataryaları konuşlandırılması bölgede gergnliği ve konuşlandırılan silahların kullanılması riskini artırıyor.
Almanya GazeteleriSuriye'nin isyancılara karşı gerekirse kimyasal silah kullanabileceği yönündeki söylentilere uluslararası camiadan yoğun tepki geldi. Esad rejimi tarafından yalanlanan söylentiler hakkında Frankfurter Allgemeine Zeitung adlı gazetenin yorumu şöyle:
„Amerikalılar, kitle imha silahlarının devreye sokulmasının kırmızı çizginin geçilmesi anlamına geleceği yönünde Devlet Başkanı Beşar Esad'ı uzun süre önce uyarmıştı. Başka bir deyişle, eğer Esad bu çizgiyi geçerse Amerika ve Batı bu savaşta askeri olarak taraf olacaktır. Esad bu olasılığa rağmen bu adımı atmayı düşünebilirse, bu durumunun iyice çaresizleştiği ve isyanı bastırabileceğine inancını yitirdiği anlamına gelecektir. Bu durumda diktatöre, sadece siyasi açıdan ayakta kalmasının değil, aynı zamanda hayatının da tehlikeye gireceğinin anlatılması gerekir.”
Frankfurter Rundschau gazetesi Katar Emirliği’nin başkenti Doha’daki Birleşmiş Milletler Dünya İklim Konferansı’nı konu alan yorumunda, Almanya’nın enerji dönüşümünden ekonomik avantaj sağlama planlarına ışık tutuyor:
“Almanya Çevre Bakanı Peter Altmaier, Doha’daki buluşmadan bir başka proje için de yararlanmayı planlıyor. Enerji dönüşümüne katılan ülkeler arasında Abu Dabi merkezli bir ittifak kurmayı ve küresel enerji dönüşümünün öncülüğünü üstlenmeyi planlıyor. Bu somut işbirliği dünyamıza, sanki yedekte başka bir yerküre daha varmış gibi davranan iklim zirvesi müzakerecilerinden daha çok şey kazandırır. Yenilenebilir enerjilere geçiş için kurulacak ittifak, milli ekonomilerin iklim dostu modernizasyonla canlandırılabileceğini bütün dünyaya gösterecektir. Bu ittifakta Almanya’nın dışında Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Fas ile, güneş ve rüzgâr enerjisinin yaygınlaştırılmasında iklim zirvelerindekinden çok daha faal olan Çin de yer alabilir.”
Kölner Stadtanzeiger gazetesinin aynı konudaki yorumunda ise atmosferin ısınmasına yol açan sera gazı emisyonunu sınırlandırmada yenilenebilir enerji payının arttırılması hedefine varmanın kolay olmayacağı belirtiliyor:
“Almanya Çevre Bakanı, çevre dostu enerjilerin toplam üretim içindeki payını %30’a çıkartma hedefini Avrupa Birliği ülkelerine kolay kabul ettiremeyecektir. Avrupa ülkeleri sonunda %30 hedefini kısa veya uzun vadeli ‘beklenti’ olarak ilan etmek durumunda kalacaktır. Bu iddiasızlık kimseyi etkilemeye yetmez. Avrupa Birliği gibi büyük aktörlerden ABD ve Çin de frenlediği için iklim zirvesi içinden çıkılmaz hâl aldı. Beklentiler o kadar düşük ki, önde gelen sanayi ülkelerinden Almanya’nın diğerlerine örnek olması, konferansta atılan hissedilmeyecek kısalıktaki adımlardan çok daha etkili olur.”
Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Hannover'de yapılan Hristiyan Demokrat Birlik olağan genel kurulunda, yüzde 97'nin üzerindeki rekor oy oranıyla yedinci kez genel başkanlığa seçilmesi de Alman basınının ağırlıklı yorum konuları arasında. Berlin'de çıkan Der Tagesspiegel gazetesi şu yorumu yapıyor:
“İster Amerikan lider olsun, ister Çinli ya da Fransız lider, kimse Merkel'i kandıramaz. Hele korkutması mümkün değil. Angela Merkel, zora düştüğü zaman, hemen somut bilgiler ve gerçeklerle cevap veriyor, zira bu alanda kendisini güvende hissediyor. Böylece dengeler yine sağlanıyor. Federal Meclis seçimlerine 10 ay kaldı. O tarihe kadar iktidar olarak Merkel icraata devam edecek. Zaten iktidar Merkel'in elindeki en büyük silah. Yapmak. İlgilenmek. Avrupa ile, dünya ile. Partisi de arkasında. Tabii arkasında olacak. Çünkü iktidarda kalmak istiyor, hem de Merkel'in rotasını artan bir şekilde izleyerek. Hristiyan Demokrat Birlik, Merkel'in partiden aşırı taleplerde bulunmayacağını biliyor. Bu da şimdilik işine geliyor. Merkel dorukta. Hannover'deki olağan genel kuruldan sonra da, 2013'te inişe geçecek gibi gözükmüyor.”
(bbc türkçe-dw türkçe)

YORUM YAZIN