KCK Basın Davası: Umudu Kelepçelediklerini Sananlara İnat..
![]() |
| - NEBAHAT KÜBRA AKALIN - |
çünkü umut kaçınılmaz gelecektir
bütün gümbürtüsüyle
umut kaçınılmaz gerçektir çünkü
biri Asya’da biterken sözgelişi, Şili’de öbürkü başlar.” Turgut Uyar*
KCK Basın Davası olarak bilinen ve 34’ü tutuklu 44 gazetecinin yargılandığı davanın 8.duruşması, iki tahliye haberiyle 4-8 Şubat tarihlerine ertelendi.
12 Kasım 2012’de başlayan ve bir hafta boyunca devam eden duruşmalar bir hayli gergin geçti. İlk gün sanıklardan Kenan Kırkaya’nın açlık greviyle ilgili yapmak istediği savunmaya izin vermeyen mahkeme başkanına sanıkların ve avukatların tepkisi gecikmedi, tepki salonun terk edilmesiyle son buldu. Öğle arasından sonra gerginliğin devam etmesiyle avukatlar salondan ayrıldı ve iddianame TRT spikerleri tarafından boş duvarlara okunuyor.
***
13 Kasım 2012’de devam eden duruşmada bu sefer sanıklar, avukatlar, az sayıda aile (çünkü bir kısmı mesafe nedeniyle bir kısmı ise çocuklarını kötü görmeye dayanamayacakları için gelmiyor) ve basın iddianameyi dinlemek üzere salonda yerlerini alıyor. Karşılıklı selamlaşmaların ardından heyetinde yerlerini almasıyla başlayan duruşmada tüm sanıkların müdafisi avukat Sinan Zincir’in söz almasıyla devam ediyor. İlk gün avukatlar müdafileri için su, şeker, tuz, meyve suyu ve sıcak su için kettil getiriyorlar ancak jandarmanın izni yok. Avukat Zincir mahkeme heyetinden açlık grevinde olan sanıklara şeker, tuz, su ve meyve suyu verilmesi için izin istiyor. Zincir’in bu insani talebine başkandan gelen yanıt ise bir hayli teorik, “bizim bu konuda karar verme yetkimiz yok, taleplerinizi jandarma ve cezaevi yönetimine bildirin.”
Avukat Sinan Zincir salondan jandarma komutanını bulmak için ayrılıyor. Dışarıda Zincir’i komutan ile konuşurken görünce iki-üç gazeteci duyabileceğimiz kadar yaklaşıp dinlemeye başlıyoruz. Avukat Sinan Zincir, açlık grevinde olan tutukluların sıvı gıda alması gerektiği sabırla defalarca kez anlatıyor. Komutanın cevabı ise şöyle oluyor: “Tutuklular zaten koğuşlarına gittiğinde onlara sıvı gıda, tuz ve şeker veriyoruz.”
Zincir ısrarına devam ediyor; bu sefer komutanın suratında hafif bir tebessüm, önce kendisinin sigarayı bıraktığında ne kadar zorlandığını anlatıyor, Zincir ise “Allah için yalnızca sıvı gıda vereceksiniz” gibi bir cümle kuruyor. Jandarma komutanında aynı tebessüm: “Allah kimseyi açlıkla sınamasın.”
Avukat Sinan Zincir, salona geri dönüyor. Daha sonra ne oluyorsa duruşma devam ederken jandarma tarafından çağrılıyor ve taleplerinin karşılandıkları haberini alıyor. Kısa bir süre konuştuğum Zincir’e ısrarlı olmasının mı işe yaradığını sorunca, “Basına söyleyeceğim” dediğini belki de bu sebeple taleplerin karşılanmış olabileceğini söylüyor.
***
Duruşmada verilen kısa bir ara sırasında İsmail Yıldız’ın 7,5 aylık kızı Zerya Zin’i görmek için bulunduğu alandan bir o köşeye bir bu köşeye yürüdüğünü görüyoruz. Basın için ayrılan yerin sanıklara daha yakın olmasından dolayı Zerya Zin’i kucaklıyoruz ancak jandarmadan sert bir yanıt alıyoruz. Basın kısmında bulunan gazetecilerin ısrarlı olmasından rahatsız olan jandarma ‘gidin işinizi yapın’ diyor ve sinirlenerek salonu boşaltmamız isteniyor. Gazeteciler ise böyle bir karar veremeyeceğini belirteyerek Zerya Zin’i annesine uzatıyor.
Duruşma salonunda iddianame okunurken zaman zaman tutuklular ve avukatlar arasında gülüşmeler oluyor. Öğle arasının ardından yine söz alan Avukat Sinan Zincir ‘in yeni talebi yine çok insani. Zincir, aralarda tutukluların salonda bulunan çocuklarıyla görüştürülmesini istiyor, başkan yine çok net; “bu bizim verebileceğimiz bir karar değil, cezaevi yönetimine iletin taleplerinizi.”
***
Duruşmaya bir günlük ara veriliyor. Bir günlük aranın ardından Silivri cezaevi kampüsünde devam eden duruşmanın üçüncü günü sakin geçiyor, dördüncü günü ise ara kararın çıkacak olmasından dolayı biraz gergin salonda yerler alınıyor.
Duruşmanın son gününde avukatlar savunmalarını yapıyor. Salonda bulunan avukatlar tek tek söz alarak davanın hukuksuzluklarına ve iddianamenin absürdlüklerine değiniyor. Avukat Tamer Doğan savunmasının bir kısmını gazeteciliğin dünü ve bügününe ayırıyor. Müdafilerinin ‘talimatla haber yapmasının’ mümkün olmadığını belirten Doğan, Türkiye’de andaç gazetecilikten operasyon gazeteciliğine ve beraberinde talimatla gazetecilik yapılmasına dair anaakım medyadan gazete haberlerini örnek vererek savunmasını bitiriyor.
Verilen öğle arasında avukatlara beklentileri sorulduğunda mümkün olmadıkça yorum yapmamaya çalıştıkları gözlemleniyor. Sohbet sırasında yakınlar avukatlara şakayla karışık “başkan bugün çok sakin aman germeyin, trip atmasın” diyor. Mahkeme Başkanı’nı bu tavırları neredeyse herkes biliyor çünkü başkan ufacık bir karşı söze dayanamayınca “jandarmalar” diye sesleniyor.
***
Duruşma öğle sonrasında yeniden başlıyor. Avukatlar söz almadan önce tutuklu gazeteci İsmail Yıldız iki dakika söz almak istediğini söylüyor. Mahkeme Başkanı konu çocuksa konuşmasına gerek olmadığını söylese de Yıldız’a mikrofon uzatılıyor. Bu sırada salonda sessizlik.
İsmail Yıldız konuşmasına salondaki herkesten ‘talimatla çalışan jandarmalardan dahi’ vakitlerini çaldığı için özür dileyerek başlıyor. Ardından şunları söylüyor: “ Mikrofon sesi tanıtmak için iyi bir araç. Asıl olan sesi duyurmaktır. İnsanlar birbirlerinin seslerine, tanrılarına tahammül edemiyor. Bu yüzden bu ülke açık cezaevi haline geldi. Bir haftadır bu salonda bir bebek var. Ben 11 aydır tutukluyum kızım 7,5 aylık. Onun hiçbir anına şahit olamadım, onunla bir anım yok. Burada görmeme izin vermenizi anlamıyorum. İçeride bolca vaktim oldu bütün yasalara baktım, böyle bir yasa yok. Bebeğim gelişimini erken tamamlıyor, erkenden “dede” dedi. Sanırım bir sonraki kelimesi “Ali” olacak. Çünkü en çok sizin adınızı duyuyor ve dedesinin adı da Ali. Sonra da ‘Babamı benden mahrum bırakmayın” olacak. Yalnızca iki dakika istiyorum. Gerekirse asker tutsun yakından göreyim.”
İsmail Yıldız’ın konuşmasına bir duvar olsa sarsılırdı, mahkeme başkanı aynı netlikte yanıt verdi: “Böyle bir karar alamıyoruz. Cezaevine iletin.”
***
Kısa bir sessizliğin ardından avukatlar savunmalarına devam etti. Avukat Özcan Kılıç yaptığı savunmada iddianamenin bir kinle hazırlandığını ve bu çalışmanın emniyet-savcı işbirliği ile yapıldığını ifade etti. Mahkeme başkanının savcı ağzıyla konuşmasının ürkütücü olduğunu belirten Kılıç şunları söyledi: “Geçtiğimiz duruşmada ‘bu dava gazetecilik davası değil KCK terör örgütü davasıdır’ dediniz. Bu sözünüzü korkunç buluyorum. Henüz yargılama başlamadan bu ifadeyi kullanıyor olmanız sizin adil ve hakkaniyetli olmadığınızı gösteriyor. Sizden bir beklentim yok. Burada gazetecilik yargılanıyor sizin hükümet gibi düşünmenize gerek yok. Siz bağımsız olmalısınız. (…) Bizler yeni avukatlar değiliz, başka davalardan biliyoruz ki mahkemeler gerektiğinde jestler yapar. Burada çocuklarını dahi görmelerine izin vermiyorsunuz, çok kararlısınız. Lütfen yüreğiniz ve vicdanınızla davranın…”
Savunmaların ardından “…taleplerin reddine” diyen savcının da sözünü bitirmesiyle heyet bir süre ara verdi. bir saatlik bir bekleyişin ardından aileler basını ve avukatları iyi haber beklediklerini söylerek salona uğurladılar. Heyet yerlerini aldı ve neredeyse tüm talepleri reddederek, Oktay Candemir ve Çiğdem Arslan’ın tahliyesini duyurdu.
***
Tutuklular arkadaşlarıyla vedalaşarak salondan çıkarıldı. Zeynep Kuray salondan ayrılırken yine ondan bekleneni yapıyor ve “Özgür basın susturulamaz” sloganı atıyor.
***
Avukatlar kapı önündeki ailelere haberi vermek için çıktığında aileler ‘inanmadıklarını’ söylüyordu. Bir ana ağlayan başka anayı telkin ediyordu: “Sakin olmalıyız çocuklarımız onların elinde.”
Zerya Zin durumdan habersiz annesinin kucağında güzel gözlerini açmış etrafa bakıyordu. Bir avukatla göz göze geldim; yalnızca bakışabildik, biraz daha yaklaşınca “Aileyi aradım inanmıyorlar” dedi. Davanın 3 ay sonraya ertelenmesiyle umutlar da ertelenmişti.
***
Aynı saatlerde Çağlayan Adliyesi’nde Soner Yalçın, Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük’ün tutuklu bulunduğu OdaTv davası sürüyor. Yetişiriz umuduyla yola koyuluyoruz. Radyoda Şirin Payzın’ın Odatv davasıyla Ergenekon’un birleştirilmesini konu alan yayınını dinlerken KCK Basın Davasına dair tek kelime duymuyoruz. CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner yayına bağlanıyor ve Özel Yetkili Mahkemeleri eleştiriyor. KCK ve OdaTv gibi davaların aynı hukuksuzluklarla örülü olduğuna değinen Cihaner’in konuşması yarıda kesiliyor.
OdaTv davasında çıkan kararı yolda alıyoruz, oradan da tahliye çıkmıyor ama en azından şimdilik Ergenekonla da birleşmiyor.
***
İki davadan da çıkan az sayıda ‘izleyiciler’ olarak bir masada oturuyoruz, herkes bulunduğu duruşmada yaşanan hukuksuzlukları anlatıyor. Kısa cümleler, uzun susuşlar… Umudu da kelepçelediklerini sananlara inat sayımız artıyor…
*: Toplandılar, Turgut Uyar, Can Yayınları 1993

YORUM YAZIN