Header Ads

Hayko Cepkin: Aşk Güzel Ama Çok da Rahatsızlık Veren Bir Şey


Hayko’nun aşk üzerine albüm yapması fikri, her yaptığını beğenen bir hayranı olarak beni biraz tedirgin etmişti açıkçası. Ama Aşkın Izdırabını… aşkla ilgili bilip de söylenmeyenleri anlatan bir albüm. Bu dördüncü albümü, müzikal olarak aşinası olduğu ama önceki albümlerinde başvurmadığı unsurlar kullanmış. Çıkış parçası Paranoya’nın klibi dönmeye başladı zaten. Albümün tanıtımını yaptığı gecede, ilk albümden bu güne yaşadıklarını anlattı sahnede ve izleyen herkesi gülmekten kırdı geçirdi. ‘Headliner’ oldukları Avşa Festivali, orada sahneye çıkar çıkmaz alanın boşalması, üç bin kişinin Avşa’nın sokaklarına kaçması, Şebnem Ferah’ın kendisi şarkı söylerken sahne arkasında top oynadıklarını gördüğü ekibini ve kendisini “gözleriyle dövmesi”…  Sadece orada değil röportaj sırasında da, her şeyi taklit ediyor, insanı güldürüyor.  Sigarayla açıyoruz lafı “Ara sıra bıraksam mı diyorum. Ama sonra vazgeçiyorum, çok yalnız kalırım” diyor.  Hayko tıpkı müziği gibi, beklenmedik bir anda beklenmedik bir derinlik, beklenmedik bir duygu… (Ayşe Düzkan) 

-Aşkın Izdırabını… gerek müzikal gerekse içerik olarak çok cesur bir albüm… Önce müzikal olandan söz etmek istiyorum. Teatral vokal mesela…
Teatrali öbür albümlerde de kullanıyordum ama daha rahat kullanıyorum artık. Stüdyo ortamında mekanikleşiyorsun, duygusunu sevmediğim zaman o tiyatro albüme girmedi. Daha önce ‘Sil abi ben onu bulacağım’ derdim. Bu sene onu stüdyoda çok daha rahat teatral bir şekilde okuyabilmek için çalışma süresini önden başlattım. Aslında hep böyle yapılması gerek ama memleket şartları ortada. ‘Aman kasımı kaçırmayalım’, ‘aman ekimi yemeyelim’, ‘şirket şöyle diyor’ gibi şeyler olduğu, gerek ekonomik gerek bilmem ne olarak müzisyenin rahat bir hayatı olmadığı için… ‘Hemen yenisini çıkartalım, aman kazandibi olduk, hadi tekrar alevlensin’ falan diye aynı tongaya düşüyorsun. Bu sene aynı tongaya düşmemek için kendime vakit ayırmaya çalıştım. Ayırdım mı, hayır. Ama mesela kendimi zorla atlayışlara götürdüm. İkincisi çocuklarla önce evde çalıştık. Sonra stüdyoya girdik ve stüdyo sekiz gün sürdü.  İki gün vokal, iki gün gitarlar, üç gün davullar, bir gün bas. Çok hazırlık yaptık.

-Bu teatral okumalarla, Timur Selçuk’un öğrencisi olduğun hissediliyor.
Evet evet. Timur Selçuk’un öğrencisi olmuş, Hakan Kurşun’la anlaşma imzalamış biriyim. Enteresan adamların bileşkesinden türedim, sağ olsunlar. Timur Selçuk’u şimdi daha iyi anlıyorum artık.

-Rashit de Timur Selçuk’un Bıktım Dünyayı Sırtımda Taşımaktan’ını söylemiş. Dinledin mi?
Yok dinlemedim, albümde mi söylemişler single mı?

-İnternette paylaşmışlar. Bir tür iade-i itibar var o tür müziğe.
Hoca’ya zaten iade-i itibar olması lazım, bana göre. Bana göre iade-i itibar edilmesi isimlerden biri de Moğollar... Cahit Abi'yle de konuşuyorum. Bence sizin de bir tribute, toplama hikayesinin içinde olmanız lazım diyorum.

-Bu albümde ikinci cesur konu içerik. Artık aşk dünyada en dokunulmaz konu…
En çok kullanılan konu. (gülüyor ve hayali birini taklit ederek konuşuyor) Yaşadıklarımdan yola çıktım. Ben de bu sene diyorum ki, bütün röportajlarda ‘Evet, hepsini yaşadım’ diyeyim. (gülüyor)

-Halbuki ‘Hiçbirini yaşamadım’ demişsin.
Bugüne kadar yazdığım hiçbir şeyi yaşamadım ki. Hep hayal ettim. Ölümü nasıl yaşayayım ki…

-Bu albümde aşka çok eleştirel bir yaklaşım var.
Tabii canım. Hastalık işte, virüs. Çok tanıdığın bir adamın bir anda nasıl değiştiğini görüyorsun.  Niye o halini müziğe uygulamayasın ki? Her seferinde standart halini ele alasın ki? Çok güzel bir şeymiş gibi.  Evet güzel bir şey ama çok da rahatsızlık veren bir şey, düşünmen gerekenleri geri plana atmana sebep olan, yapman gerekenlerin sıralamasını değiştirip öne çıkan bir şey.

-Paranoya hakikaten…
 Hmmm. Ona hastayım hakikaten. Şu ana kadar ‘Hangi parça?’ dediklerinde ayırt etmezdim. Ama bu albüm Paranoya. Aslında zor bir şarkı, güftesi, anlatımı, adamın gelişi, gidişi… Kaybolması, kendini bulması, kendini sorgulaması… Zihin yoracağını düşündüm ama ‘Benim’ şarkım olduğu için kendime yaptığım için ‘İlk bu’ dedim. Yoksa daha sakin giriş yapılabilecek, ritmi, yapısı daha anlaşılabilir parçalar var.




-Aşkın erkek tarafındasın.
Evet.

-Erkek hüzünleri, erkek salaklıkları…
Erkek ajitasyonları. Tabii.

-Kendi kendini gaza getiriyor…
Kendi kendini gaza getirip kendi kendine patlıyor. (gülüyor) Erkek işin uzaktaki tarafı, elde edene kadar iyi, elde ettikten sonra güçlü olduğunu hissediyor. Ele geçirdiği zaman erkekte bir rahatlama oluyor ya. Ondan sonra da yüzünü ortaya çıkartıyor, yumruğunu masaya vurmaya başlıyor. Karşısındaki onu sallıyor mu, onlar ayrı meseleler.  Çok istisnai kalemler olabilir ama hangi ilişkide erkeğin baştaki nezaketi, zarifliği, gösterdiği ihtimam aynı kalsın?

-Zarif olmasın, şerefli olsun yeter…
O şerefli değil zaten. Başka şekilde de devam edebilir ama bu rahatsız bir adam. Zaten anlattıklarını yaşayıp yaşamadığı da belli değil.

-777’de ‘Çok güvenli değil ama uçurumun kenarında düşmemek için tutun bana’ diyordun. O duyguyla bu albümde anlattığın aşk arasında bir fark var değil mi?
Tabii tabii. 777’deki daha pür, daha temiz. Bunlar aslında işin kirlenmiş halleri. Bozuk. Orada çok fazla kinaye var. Biraz sorgulayıcı bir tavrı var.  ‘Tütsü yaktık temizlendik, dumanından zehirlendik. ’Yani kurtulmak için çabaladığımız her şey, bize ters olarak geri döndü, bununla ilgili bir çabam var, eğer sen de düşmek istemiyorsan gel beraber çıkalım, akıllanıyorum, çok kıllanıyorum…


Alevi türkülerini yorumlamak istiyorum
- Demedin mi’yi okuduğun zaman Musa Eroğlu’ndan görüş almıştım. ‘Genç arkadaşımızın hem sesi iyi hem de güzel okumuş’ demişti.
Onlarla bir şeyler yapma fikri oldu bir ara.


-Aslında Alevi türkülerinin…
Hastasıyım…


-Onların metal yorumunun yapılabileceğini düşünüyorum.
Çok fena yorumlanır. Çok hazırlıklıyım, evde çok büyük arşiv var. İnanılmaz oluyor. Bunun için evde deneme kayıtları var. O konuya çok fena hazırlıklıyım.


- Doğu gırtlağını en iyi kullanan, en iyi okuyan şarkıcılardan biri oldun. Vibratoların falan…
Gelişti artık.


-Neden Orhan Gencebay albümüne davet edilmedin sence?
Orada şirketler devreye giriyor.

-Gencebay’dan söylemek isteyeceğin bir şey var mı?
Valla öyle bir durum olsa gider arşiv karıştırırdım, yine çok bildik bir şeyi seçmezdim.  Üç beş tane seçer, çalmaya başlarım. Hangisinin armonisini kendime uygun çevirebiliyorsam onu seçerim. ‘Bu çok popüler, onu söylerim, sıçarız ortamın ağzına’ değil. ‘Buna yaparsam iyi olacak’ diye hareket ederim.



-Aşk Kitabı’nın klibi de çok güzel olmuş. O genel sayko hava, Nilüfer’in senden büyük olması falan…
(gülüyor) Bu albümdeki Geç Kaldım mesela, hikayesi o…  


-Yetmişleri sevdiğini söylüyorsun.
Oradaki o sound’daki pusluluk, sanki plaktan çalınıyormuş duygusu. Sanki bir meyhanedeyiz, o fonda gelir. Nilüfer’in o parçayı söylediği kayıt, tam köfte piyaz rakılık kayıt. Arkada küçücük bir kolondan ya da radyodan gelen o ses, ne rahatsız ne de mutsuz eder. Cümlen bittiyse melodi de oradan vurur, ‘Boşver ulan’a bağlatır. Ben onun için tercih ettim. Aşk Kitabı’nın çok kolay olmayan bir armonisi var. ona başka armoni yazdım, akor kalıbı oluşturdum, çok seslilik getirdim. Kolay bir şey değil, çok klavye yumrukladım onu yaparken. Hayvan gibi yaylı senfoni var altında.


-Albüme de almışsın.
Konserlerde çok isteniyor. Aranje olarak baktığında konsere sokabileceğim kadar beğendiğim bir iş oldu. Çünkü konserlerde tek söylediğim versiyon isteniyordu.


-Jolly Joker’de baktım da, stand-up yapsan…
Giderim var mı? (kahkahalarla gülüyor)



-Elinde metin olsa Cem Yılmaz’a nal toplatırsın. Kendisiyle alay edebilmek kolay değil.
(gülüyor) O kendiyle alay etme konusuyla 35 senedir amatör olarak ilgileniyorum.

Umut Töre bu işe çok emek verdi
-Uzun zaman çalıştığın ama daha sonra ayrıldığınız Umut Töre senin için önemli miydi?
Baktığın zaman benim için Umut hiç çalmayacağını düşündüğüm bir adamdı çünkü sevdiği ve çalmayı istediği tarz müzik değildi onun. İngiliz müziğini, o tarz melodileri, dağınık gitar tonlarını seven, distortion verip onu darmaduman çalmayı seven bir adam; onun için başta ben ona teklif etmedim ki on beş senelik dostum. Kendisi dedi ‘Ben deneyim’ diye. Gitar arayışlarında istediğim adamı bulamıyordum.  Umut şöyle önemlidir, ‘Denerim’ dedi, denedi, bu müziğe kendi gitarının eksik kaldığı noktaları görüp o yaşından sonra gitti ders aldı. Çok emek verdi. O açıdan baktığın zaman çok emek verdi, belki hala devam ediyordur derse. Ayrıca ekstra bir işi var, fotoğrafçı.

-Bir yandan görsel desteği de var mıydı? Dışarıdan önemli bir işbirliği gibi görünüyordu.
Hiç iş yapmasak da benim için önemli Umut. Fotoğraf çeksek de çekmesek de önemliydi. Zaten hiç zorlamak istemedim. O aklına bir şey geliyorsa ‘Çekerim’ diyordu.  Gelmiyorsa aklına, başkasıyla çekiyorduk fotoğraf. (gülüyor) Özgür bir ilişkiydi bizimki yani, onun için çok mutluyduk.

-Özgür ilişki demişken Tek Gecelik adlı şarkıya gelmek istiyorum. Orada anlatılan hayat aslında rock’n roll’un içinde vardı ama şimdi kalmadı.
Kalmadı mı saman altına mı itildi?


-Ama 1990 sonrası rock grupları, evli, çoluk çocuk sahibi, cici adamlar. Zaten adam bir gece içip dağıtsa ertesi gece konsere çıkamaz.
Valla biz sürdürüyoruz o ruhu diye düşünüyorum.  Şöyle bir hal var, zaten çok da sert bir şey yapılmamış geçmişe baktığın zaman, ‘E artık çoluğumuz çocuğumuz oldu, risk almaya gerek var mı şimdi, işimizi yapalım, mini mini gidelim’ muhabbeti bu. Mesele bu. Eğer gereken telif sistemi otursa, bu adamlar gerekeni kazanabilse, o çocuğuna rahatça bakabileceğini, gittiği konserden parasını gerçekten alabileceğini bilse, bu tarz kaygıların içirişine düşmese kendi istediği hayatı sürdürmeye devam edebilir. Bu sistemin derdi bu zaten.

Kemal Sunal filmlerindeki eleştiriyi bugün yapamazsın
- Mehmet Tez Tek Gecelik’le ilgili sana ‘gürültülü boşalıyoruz’ sözünü sormuş. Orhan Atasoy 20 yıl önce bir transseksüelin yer aldığı klip yaptı. Geriye mi gidiyoruz?
Daha geriye gidiyoruz evet. İleri mi gidiyoruz geri mi demeyi sevmiyorum ama en basiti Kemal Sunal filmlerini seyret. Oradaki o diyaloglar, söylemler, kullanılan teşbihler, sözler. Hangisini şimdi kullanabilirsin? Ben hastasıyım,  turne boyunca Kemal Sunal filmleri seyrettik, gülmek eğlenmek için. Bu yaşımıza kadar binlerce kez de seyrettik. O gün bütün ekip ‘Oğlum neler söylemişler lan’ olduk. Her yerden girip çıkmışlar. Şimdi imkansız. Şimdi her şey daha canlı, daha renkli. Maviyi daha canlı verelim usta, kırmızı daha canlı olsun… Eskilerin renklerini düşün, filmler daha mat, daha sarı ama daha ciddi. Şimdi sahte bir renk durumu söz konusu.

-Halkevleri gecesine çıktın, gecenin tanıtımını da yaptın.
Halkevlerinin bizimle ilgisi var, sevdiğimiz, desteklediğimiz, menajerim Gürol abinin birebir zamanında ilgili olduğu bir kurum. Bugün onların bana yönelik bir talebi oluyorsa bu benim için daha önemli. Demek ki onlar da bizim ulaşabildiğimiz bir kitleye ulaşmaya çalışıyorlar. Demek ki çerçeveyi genişletmeye çalışıyorlar. Tabii ki o çerçevenin içinde olmak isteriz. Yani ‘Çok iyiyiz, büyüyoruz’ gibi bir kendini kandırma hali yerine yeni döneme ve yeni nesle açılabilmek, ona da derdini  anlatabilmek için araçlar aranıyorsa, bu araçlardan biri ben olarak gözükmüşse orada bulunmak, ‘Buradayız’ demek isterim… Yoksa çok fazla siyasi şeylerin içerisine girmem, çirkin bulurum. Çünkü hangi siyasi kolun içerisine girersen gir mutlaka pislik var, ‘Şu taraf tertemiz moruk, orada takılalım’ diyebileceğin bir yer yok.  İnsanın ekranda seyrettiği şeyin doğruluğuna inanmasına imkanı yok. Birinin dediğine inanman için yalan makinesine bağlanması lazım. (gülüyor)

Ekstrem sporlar hayatınla oynadığın güvenli bir oyun
-Ölüm metalin sevdiği bir konu. Metallica’nın basçısı Robert Trujillo Death Magnetic üzerine konuşurken ölümün çekiciliğinden söz etmiş ve ‘Bugünün örneğin bungee jumping gibi birçok eğlencesinde ölüme yaklaşma var’ demişti. Sen de bu ekstrem sporlara meraklısın. Nedir bunun keyfi?
Oyun oynuyorsun işte. Hayatınla oyun oynuyorsun ama çok güvenli bir oyun oynuyorsun. Negatif bir şeyin olması asla mümkün değil.  Negatif şeyi yine sen kendi başına getiriyorsun. Bu çok önemli, haddini bil, doğru yerde dur, doğru yerde doğru hareketi yap, doğru planla ve geri gelmeyi bil. ‘En iyi paraşütçü bir sonraki partiye çıkan paraşütçü’ der hocam. Havada artistlik yapıp sağını solunu sakatlayan adam paraşütçü değil. Kendisini ve karşısındakini riske atan adam adam değil. Bunun  öğretisi bu. Bunu sana tekrar hatırlatmanın en ağır yollarında bir tanesi. Çok önemli bir şey bence. Sana olur mu bilmiyorum ama bazen motorla giderken bana oluyor; o an düştüğümü , kolumun elimin altında kaldığını, onun çatank diye kırıldığını, onun nasıl yandığını filan hissediyorum. Stigmada oluyor ya, o derece bir acı hissediyorum.


-Motora nasıl cesaret ediyorsun Hayko?  Ellerinin senin için çok önemli olduğunu söylersin hep, elime bir şey olur diye düşünmüyor musun?
Tam aksine çok güvenli gittiğimi düşünüyorum.

-Kaza yapmıyor musun?
Hiç kaza yok. Yaptığım şu kadar ekşının içinde tek bir kazam, tek bir sıyrık bile yok. Hep söylüyorum, ben çok temkinli bir serseriyim.

-Temkinli serseri ne demek?
Motor ful matematik gerektiriyor, kafamın makine gibi çalışması gerekiyor, robot gibi etrafındaki tüm nesneleri  seçip gittiğin sürate göre onun sürate göre süratini eşitlemen falan… Hesap işi motor… Ki tonlarca uzun yolum vardır benim. Hayatta en korktuğum şey bedenim bana izin vermediği zaman yapmak istediklerimi yapamamış olmak. ‘Ay benim siyatikler, ay ay ay’ diye yarış motoruna binememek… Bu yaptığımız işlerden dolayı boynumda üç fıtığım, kollarımda tenisçi dirseği denen iltihaplanmalar oluştu. Bunlar sabit acılar, alıştım, onlara rağmen yapıyorum. Ama yapamayacağım günler de gelecek. ‘Hadi izmit’e mangala’ diyecekler ‘Oğlum, sırtım çok fena, gelemeyeceğim ben’ diyeceğim. (gülüyor)

Hayal gücüm güçlü
-Kitap okumuyorsun hala…
Evet ama kütüphanem oluşuyor, seçmeye başladım.

-Türkiye’de senin dışında iyi şarkı sözü yazan kimle konuşsak…
Hıhı, çok kitap okuyorlar. (gülüyor) Ben çok konuşuyorum, çok diyalog kuruyorum, iyi diyalog kuran arkadaşlarım var. Çok okumuş, iyi konuşan arkadaşlarım var. Ben çok hayal gücü olan bir adamım belki o. Bazen kendim de şaşıyorum ,’Nasıl demişim onu ben lan’ diye.


-Bu halk bunu ister diye çocuk şarkısı düzeyinde berbat şarkıları dayıyorlar ama görüyoruz ki millet sana da bayılıyor. Nasıl oluyor bu?
Millet bunu arıyor aslında. Eskilerde konuşuyorduk ya hani, orta direk yok oldu diye. Hiçbir şeyin merkezi kalmadı. Ya bir uç ya diğer uç var. insanlar ya en dibindeki ya da en yukarısındaki şeyi arıyor. Ortalarda dolaşanlar, ‘Aman abi suya sabuna dokunmayalım’ diyenler var ya, orası zaten blur’lu, bulanık.  Orada ne yapsan oradaki bulanmak isteyen adamlarla beraber ki bu kalabalık bir kitle. Orayı bir tas gibi düşün, bunlar o tasın dibinde. Ve kaygan olmasına rağmen bu tası tırmanmak isteyenler var. Bir uç tarafına bir de diğer uç tarafına. Sen buradayken (hayali bir tasın kenarını gösteriyor) çıkıp tırmanmaya çalışıyor millet. Zor gelsen de, garip gelsen de, acayip gelsen de, garip gelsen de, tuhaf gelsen de, adam bir şey anlatmaya ya da bir şey yapmaya çalışıyor diye geliyor. Gelip tutunamayıp yine aşağı kayan var. O eski bulanık suyun içerinde dolaşmayı tercih edenler de var. Ama artık uç noktalar tercih ediliyor. Merkez, orta kalmadı. Herkes yapamasa bile yapacağım diyor. Kırk yaşına, 35 yaşına gelmiş, yapacağım diyor.


Demirören BJK’yı dağıttı şimdi Türkiye futbolunu dağıtmak üzere
-Beşiktaş’ın durumunu nasıl görüyorsun?
Valla bu sene hiç takip edemedim. Demirören sağ olsun, bizi dağıttı, genel Türkiye futbolunu da dağıtmak üzere en tepeye geldi.  Nasıl oluyor da oluyor anlamıyorum. Beşiktaş zor toparlar bir daha kendini.  Yine umut veren gençler var baktığın zaman.  Zaten yıllardır bütün taraftarın da söylediği şey, ‘Madem batıyoruz, bari gençler oynasın’. Yıldız isimler gitsin, işin içerisine yıldız girdiği zaman iş tembelleşmeye doğru gidiyor. Zaten memleket de rahat bu konuda, normalde başka bir Avrupa takımında böyle bir tembellik yapamayacakken burada çok rahatlar. Kuyruğunu sıkıştıran buraya geliyor. Jubileciler buraya toplanıyor biz de bırakmadan bir de futbolunu görmüş oluyoruz. ‘Vay abi, seni 14 yaşından beri izliyorum’ falan. Gençler kendilerini ispat etme döneminde. Beşiktaş zaten onlara destek verecek bir taraftara sahip.



Röportaj: AYŞE DÜZKAN

1 yorum:

  1. hayko helal olsun gene dokturmussun... kendını muthıs anlatıyosun karsına otursam saatlerce dinlesem sıkılmam herhalde .D sarkılarınla bırlıkte aklınada hayranım saygılar ... 花束 奥古兹

    YanıtlaSil

Blogger tarafından desteklenmektedir.