Header Ads

Hangi Muhteşem Hayatınız?


Oya Baydar, bir söyleşisinde 'Ben, iyi bir konu buldum, ille de yazayım diye değil, içimde göğsümü sıkan, hançeremi zorlayan bir çığlık doğduğunda yazanlardanım' der. Yeni romanı 'O Muhteşem Hayatınız' böyle bir çığlık, hepimizin daha önce fısıltı biçiminde duyduğumuz, tanıdığımız bir çığlık.

Romanın en önemli kişisi uluslararası ün kazanmış, yabancı sahnelerde, ünlü operalarda başrol oynamış bir opera sanatçısıdır: Aliye Sema. Bir gün elinde, fotoğrafları olduğunu söyleyen bir koleksiyoncu arar. Adamın bu resimler için hiçbir para talebi olmadığını söyleyişi ilgisini çeker. Aliye Sema'nın sesinin de hayranı olan koleksiyoncu, fotoğrafları göstermek için onu koleksiyonlarının bulunduğu yazlık eve götürür. Konuşmaları 'Diva'nın' yaşamını dikkatle izlediğini yansıtır. Fotoğrafları gösterirken yaptığı açıklamalar da doğrudur: 'İtalyan Dışişleri Bakanı'nın önünüzde eğilip elinizi öptüğü fotoğraf: La Scala'daki göz kamaştırıcı La Traviata başarısının ardındandı değil mi? İngiltere Kraliçesi'ne takdim edilirken Kraliçe'yi gölgede bırakan fotoğrafınız; Limuzin'den inerken şoförlerinizin tuttuğu şemsiyelerin altında uzun eteklerinizle bir siyah kuğu gibi süzülmeniz... Gerçekten muhteşem bir hayat, rakipsiz bir ses. Üstelik de bu alçak gönüllülüğünüz.'

Bu cümleler Aliye Sema'ya 'Hangisi gerçek hayatım? Kendi yaşadığım mı, onun anlattığı mı?' sorusunu sordurur. Bu soru romanın temel izleği olan gerçeğin bize anlatılanlarla ilişkisini 'soru sorma ve yüzleşme' yoluyla araştırmaya ilk değinmedir. Daha sonra Aliye Sema'nın dikkatini belli yaştan önce hiç fotoğrafının olmayışı çeker. Oysa babası fotoğrafa meraklı bir insandır. Peki, bebekliğinin fotoğrafları nerededir?
Yaşamının fotoğraflarla izlenebilen zincirinin bazı halkaları eksiktir.

Sema, bitmeyen Doğu görevlerini, giyimi, konuşmasıyla öteki çocuklardan farklı subay ve büyük memur çocuklarını ve kolaylıkla öğrendiği Zazaca'yı hatırlamaktadır. At üstünde resim çektiren subay ailelerinin fotoğraflarının arkasına tarihler yazılmıştır: Hozat 1935, Lolan 1936. Sonra kimliği belirsiz, saçları tıraşlı, pis paçavralara sarılı çocuk fotoğrafları. Sonra bütün çocukluğunu zindan eden karabasanlar: Alevler, yangınlar... Nar tanelerinin kar üstünde kana dönüşmesi. İnsanın sesini çalan cinler. 'Uzak bir yerlerde, belki de rüyada, anne saçlarını okşuyor, yumuşacık bir sesle kulağına fısıldıyor: Sakın ağlama, sakın sesin duyulmasın, akıllı bir kızsın sen, sakın ağlama bebeğim... Annenin eteklerinin altına saklanıyor sesi duyulmasın diye. Sarı-yeşil çiçekler açmış bir çayırda, yerde yatıyor şimdi. Ağlamıyor.'

YÜZLEŞME YÖNTEMİ
Oya Baydar, bu tür bir yüzleşme romanına hazırlanışının ipuçlarını epey önce yaptığı bir söyleşisinde vermişti:
'Kendi geçmişiyle yüzleşmek, özür dilemek bu günlerde çok gündemde. Bilerek, anlayarak, içinde duyarak ve asıl hatayı düzeltme amacıyla yapılmazsa, yüzleşme ve özür laftan ve gösteriden ibaret kalır, süner gider; ki şu günlerde böyle bir tehlike olduğunu seziyorum. Gerçek bir yüzleşme ve özür lafta değil uygulamada olur. (...) Birbirini geçmiş üzerinden vurmak amacıyla değil, günah çıkartmak amacıyla değil, yanlışımız neredeydi ve bu yanlışta sorumluluğumuz neydi soruları üzerinden tartışırsak daha iyi bir noktaya gelinebileceğini umuyorum.'

Oya Baydar, 'O Muhteşem Hayatınız'da anne-kız kahramanlarından Aliye Sema (Diva) ile kızı Arya'ya evlilik-annelikten çok mesleği yakıştırmış. Buna çocuklarından çok kendi işine bağlılık duymak da denebilir. Kadın olarak cinsel yakınlığın da olduğu bir sevgiyi de ancak 'yasak ilişkilerde duydukları' söylenebilir.

BAYDAR'IN KADINLARI
Ana-kızın duygusal yakınlığı ve ilişkilerinin yakınlaşması da her ikisinin de yaşamlarındaki değişimlerden sonra başlar.

'Kayıp Söz'de de ilişkilerin, sevgilerin değişmesi meselesi vardır. Baydar bu konuda sorulan bir soruyu 'Kayıp Söz'ün ana teması dünyayı ve ülkeyi kuşatmış şiddettir' diye yanıtlar. 'Irak Savaşı günleriydi, ülkemizde de şiddet kol geziyordu. Dünya şiddetle çalkalanıyordu. O roman aslında şiddete; şiddetin her biçimine isyandı ama çok katmanlıydı.'

Baydar, romanın daha çok katmanlardan biri olan Kürt meselesi üzerinden okunduğunu söyler. Biri yazar, öteki bilim insanı olan çiftin ilişkisinde yazarın 'yeni bir kişiyle yeni bir yaşam düzeni kurma (eski devrimci umutlara dönme)' düşüncesinin kendi kuşağının ruh durumunu yansıttığını, bilim insanı olan karısının da tavrı 'zamanın yıpratıcı gücüne boyun eğme'dir. Bunu 'belki de kadınlar ilişkileri korumaya, statükoyu sürdürmeye daha yatkınlar' diye yorumlar. 'O Muhteşem Hayatınız'da ise değişimden yana olanlar kadınlardır. Bu roman da çok katmanlı bir romandır. Ve yine bir şiddet döneminde eski bir şiddet olayını sorgulamaktadır. Devletin tavrı, aydın olma, sanatın sorumluluğu yanında yaşadığımızın niceliği sorgulanıyor. Bu romanın da, Tunceli inançları, (mesela Şems” denilen Güneş tapımı, Alevilik) söylenceleri ve 'Dersim'in evlat edinilen (kayıp) kızları' üstünden okunup tartışılacağı kuşkusuz.

TUNCELİ COĞRAFYASI
Anadolu'nun batısındakiler için, özellikle İstanbul'dan dışarı pek adım atmayanlar için Doğu'nun insanı, yemeği, coğrafyasının belli çizgileri vardır. Oysa Doğu'nun şehirlerinin birbirine benzememesi nasıl doğalsa, Tunceli'nin hiçbir Doğu/Güneydoğu şehrine benzememesi o kadar doğaldır. Tunceli'nin yapıldığı ekmek çeşidine göre adı değişen üç ekmek yemeği vardır. Tek katkısı sarımsaklı yoğurt ve tereyağıdır. Dere, tepe, dağ kutsaldır. Her çukurda bir mum yanar. Benekli alabalığı somona benzer ve somondan lezzetlidir. Yaban kavunu küçük, tatsız ama olağanüstü kokuludur. Hızır'a dua edilmesi, Hızır orucu tutulması inançlar arasındadır.

Tunceli, sarp bir coğrafyanın nice güzel olabileceğinin örneğidir. Ve gerçekten bir Dersim Diasporası vardır. Üç, dört kuşaktır gelmemişlerdir Tunceli'ye. Bence 'O Muhteşem Hayatınız' Dersim'de doğmadan da Dersim romanı yazılabileceğinin en güzel örneğidir.

SENNUR SEZER

Oya Baydar
O Muhteşem Hayatınız
Can Yayınları

*Akşam Kitap

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.