Hobsbawm'ın Ardından
![]() |
| - BARIŞ ÖZKUL - |
Hobsbawm’ı
yitirdik, “20. yüzyıl aydınının evindeki en önemli mobilya” eksildi.
Onun tarihyazımı alanına katkılarını derinlemesine tartışmak bu yazı ve
yazarın gücünü aşar. Bu yüzden 20. yüzyılda Britanya Komünist Partisi
bünyesinde bir araya gelen tarihçiler arasındaki konumuna dair birkaç
şey söylemekle yetineceğim.
Britanyalı Marksist tarihçiler olarak anılagelen ekolü oluşturan Eric Hobsbawm, E.P. Thompson, Christopher Hill, Rodney Hilton, Maurice Dobb, Dona Thor, A. L. Morton gibi yazarlar arasında siyasi gelişmelere verdikleri tepkiler bakımından bazı temel farklılıklar vardır.
Sözgelimi
Sovyetlerin Macaristan’ı işgali ve SBKP’nin 20. Kongresinde açığa çıkan
“malum sırlar” karşısında A.L. Morton gibi Stalinizmin erdemine sonuna
kadar inanmış birisinin (ve onunla birlikte Eric Hobsbawm’ın)
benimsediği tutumla sosyalistleri Stalinizmden topyekûn vazgeçmeye
çağıran, bunu komünist ideallere bağlı kalmanın önkoşulu olarak
tanımlayarak partiden ayrılan E.P. Thompson’ın tutumu arasında yakınlık
yoktur.
Buradan bakıldığında, belki diğer kitaplarında değil ama Aşırılıklar Çağı’nda,
20. yüzyılda sosyalizmin niçin başarısız olduğunu âdeta politbüro
huzurunda açıklamaya çalışan; sorunu yaratan kurumsallaşmış zihniyetle
açıktan hesaplaşmaya yanaşmayan bir Hobsbawm görülür.
Britanyalı Marksist tarihçileri ortaklaştıran asli unsur daha ziyade tarihe yaklaşımlarında temellenir: Ödünsüz bir ampirist perspektiften salt olgu ve deneyimlere odaklanıp tarihin ve Marksizmin teorisini ikinci plana atarlar.
“Yapı” kavramını neredeyse matematiksel bir
aksiyoma dönüştüren, “teorinin sağlaması kendi içinde yapılır” diyecek
kadar teorisizme meyleden Althusser’e Thompson’ın getirdiği eleştiriler
bu tarih anlayışının en bilindik ifadesidir.
Thompson’ın Althusser’le
ilgili eleştirilerinin görece haklılığına rağmen Britanyalı Marksist
tarihçilerin pek çoğunun ampirizm düşkünlüğünde işçi sınıfının tarihsel
deneyimine yönelik sahici bir ilginin yanı sıra soyutlamaya soğuk,
deneyim ve deneye hayırhah bakan epey “İngiliz” ve liberal/Lockeçu bir
taraf vardır. Hobsbawm teoriye itibar etmemekte kararlı tarih anlayışını
kendini salt olgu ve deneyime hapsetmeden sorgulayarak Britanyalı
Marksist Tarihçiler ekolünün bu yönünü törpüler: “Gramsci ve Siyaset
Teorisi”nde devlet, devrim, parti, hegemonya gibi meseleleri Uluslar ve Milliyetçilik’te
ise milliyetçiliği bir olgu fetişizmine saplanmadan, teorik kaygıları
boşlamadan ele alır; “sosyal haydutluk” gibi kavramlar icat eder.
Bu
bakımdan onun yazdıklarıyla A.L. Morton-George Tate’in Britanya Emek Tarihi veya Christopher Hill’in Devrim Çağı arasındaki teorik düzey farklılığı aşikârdır.
Hobsbawm’ın Marksist tarihçiler arasında bir başka ayırt edici özelliği de Christopher Hill büyük ölçüde 17. yüzyıl, Rodney Hilton feodalite, E.P. Thompson ve Morton 19. yüzyıl çalışırken (ilgi alanlarını Britanya tarihiyle sınırlandırarak) Hobsbawm kendi tarihçiliğinin sınırlarını mekân ve zamanda genişletmek için olabildiğince çaba gösterir.
Fransız
Devrimi’nden Rus Devrimi’ne Luddite hareketinden işçi sınıfı
aristokrasisine değişik konularda kalem oynatır. Bir uzmandan çok bir
ansiklopedisttir, onu “20. yüzyıl aydınının evindeki en önemli mobilya”
haline getiren biraz da budur zaten. Ama bu ansiklopedizmin temel derdi
malumatfuruşluk değil son derece “uzun” ve girift bir tarihsel sürecin
dinamiklerini bazen determinist tınılar da taşıyan nedensellik
ilişkileri çerçevesinde anlamlandırmaktır.
Hobsbawm’ı anarken “büyük
komünist tarihçiler devri böylece kapandı” gibi takatsizlik burukluk
karışımı bir hissiyata kapılmaya gerek yok. Ömrünün altmış senesini
sosyalizm ve genel olarak hak ve özgürlük mücadelelerinin tarihsel
sorunlarını tartışmaya adamış birisinin böyle ucuz bir sentimentalizmle
yâd edilmekten hoşlanmayacağı belli.
Ayrıca Hobsbawm’ın neden
hoşlanacağı bir yana Ulysses’te Stephen Dedalus’un dediği gibi
“tarih hâlâ uyanmaya çalıştığımız bir kâbus” olduğuna göre bu kâbusu en
derinden yaşayanların tarihsel deneyimini “aşağıdan yukarıya” yazacak
bir başka sosyalist tarihçiler kuşağı niçin mümkün olmasın?
*birikimdergisi.com adresinden alınmıştır.

YORUM YAZIN