Yürüyüş
![]() |
| - BORA ŞAHİNKARA - |
Yüzümü yıkıyorum yıkıyorum ama kendime gelmekte zorlanıyorum. Akşam
haberlerinden kalmayım galiba. Aynaya baktığımda yüzümde pislikler
görüyorum; bolca yıkıyorum, geçmiyor. Ezberler, manipülasyonlar; yüzüme
gözüme bulaşmış. Yıkıyorum, yıkıyorum.. Arınmıyor kan lekeleri..
Ayılabilmem için yelkovanın bayağı bir yol alması
gerektiğini görünce, anlıyorum akşam haberlerine bu kadar maruz kalmamam
gerektiğini . Her ne kadar, izliyor değil de beynime bir teneffüs saati
niyetiyle sadece ‘bakıyor’ olsam da.. İki taraftan insanları ise esas
öldürenin mermiler değil de, ezberler-manipülasyonlar olduğunu veya söz
gelimi Hayat Bilgisi kitaplarının olduğunu mesela, anlayalı çok olmuştu.
Ana akım medyayı pek takip etmediğimden olsa gerek.
Daha doğrusu… O bir kuş! Hayır uçak! Nesnellik!..
İyi niyet?.. Felsefe!?.. Vicdan?.. Ya da adına her ne dersek; -her
insanın içinde bulunan- içimdeki o duyarlı süpermenin beni kirli
manipülasyonun toz bulutundan kurtarıp, gerçekten nefes aldığımı
hissettirmeye başlaması daha öncelere dayanır. O kadar ki, artık o kirli
toz bulutunu gözlemlemekten her gün tiksinecek kafaya ulaşabileceğim
kadar vakit geçmişti. Öyle ya; insan bizzat kendi başından geçen
konuların biraz dışında kalan konularda mantıken hemen öğrenip,
bilinçlenebilmesine rağmen duygusal olarak o kadar hızlı sindirip,
ertesi sabah empati kurmaya başlayamıyor elbette. Yani bu telefon
kulübesine girip, içeride bir kitap okuyup, 2 saat sonra tepeden tırnağa
değişim geçirmiş bir hayal kahramanı gibi kulübeden fırlayan
karikatürize bir değişim değil de; sürece yayılmış, daha doğal bir şey..
İşte o süreç içerisinde kendi dertlerine en benzeyen yerlerin birinden
yürümeye başlayıp, duyarlılığını dinlediğin sürece durmadan ilerliyorsun
empati yollarında. Çoğu insanın en yakınında gördüğü insanlar ona
feleğin çemberinden geçmeyi telkin ederken, bir yanda da, daha önce hiç
tanışmadığı insanlar görüyor; feleğin çemberine çomak sokmanın en
incelikli zanaatkarlarından… Sanki yıllar önce kaybettiği akrabalarıyla
birer birer karşılaştıran bir yürüyüş.
İyi niyet?.. Felsefe?.. Nesnellik!?.. Empati?.. Ya
da ‘süpermen’ deyip geçelim adına.. İçindeki süpermenin elini tutuyor
işte.. O, çocuk kalmaya cesaret edenlerden belli ki. Çünkü kendine
“Akıllıyım” diyen büyüklerin işidir feleğin çemberinden geçmek;
büyüklerin kendisi için iyi aileden gelmediği yönünde iftiralar atılan
çocuklar gibi feleğin çemberine çomak sokmaktır esas marifet! Ve ben en
çok, içindeki süpermenin elini tutmaya cesaret edenleri gördüğümde, bir
süperkahraman olmak istiyorum; süpergücü ‘uçmak’ değil de, sarılabilmek
olan o güzel insanların gözlerinin kahverengiliğine..
Hani mantıken empati kurmak aniden olabilir de,
duygusal olarak empati kurmak bir süreç meselesidir ya; işte o süreçte
aklının merkezine insanı aldıkça, ‘insan’laşıyor insan. Başkalarının
gülümsemeleriyle gülümsedikçe, başkalarının dertleriyle sıkıldıkça..
‘Kendini kurtarma gerekliliği’ni insanlığın önüne koyacak kadar
korkakların tadamadığı gülümseyişleri, tadını hiç öğrenemeyecekleri göz
yaşlarını, ancak filmlerde olacağını sandıkları heyecanları duygunun her
türlüsünü esas o süreçte yaşıyor insan.. Yaşamı uzun da sürse, kısa da
sürse çok daha bi’ ‘yaşıyor’..
İşte malesef ki; içinde bulunduğumuz günlerde,
bulunduğum topraklarda, etrafımdakilerin çoğunluğunun oluşturduğu bir
kitlenin ancak filmlerde olacağını zannettiği türden bir heyecanla
erkenden uyanıp, evden çıkmıştım o gün. Yüzümü de iyice yıkamıştım.
Süperkahraman olmak istediğim günlerden biriydi. Ama düşündüm ki, ben
zaten bir karakterim. (Her insanda olduğu gibi) Bazı süpergüçlerim de
var. Çamurla zanaat yapmak -ve hatta bazen (öhöm! ‘nacizane’) sanat
(özgün tasarım) bile yapmak!-. Tamam, gözlerinin kahverengiliklerine
sarılamazdım ama birkaç parça selam ve birkaç parça zanaat yollayıp,
katkıda bulunmaya çalışabilirdim onların orada kendi zanaatlarını icra
edişlerine.
Ölüm Yolundaki Barış Yürüyüşçüsü’nden haberdar
olduğumdan itibaren heyecanlanmıştım Roboski’den (Uludere) Ankara’ya
yürüme fikrine. Bunu yapanın ismi ise beni pek şaşırtmamıştı, bu
topraklarda, bu hareketi yapması en beklenebilecek isimlerden biriydi
zaten kendisini basından 3-4 senedir tanıdığım kadarıyla. Takip ettiğim
kadarıyla kendisine yürüyüş yolunda zaman zaman eşlik edenler oluyormuş
yol boyunca ama o büyük heyecanla erkenden uyanıp evden çıktığım o gün, o
ana kadar ilk kez yolun sonuna kadar kendisine eşlik etmeye karar veren
kişiyi (Halil Savda ile buluşacağı nokta olan) Mardin’e uğurlamak için
uçağın kalkmasına 1 saat kala hava alanına yetişmeye çalışıyordum sanki
ben de yolculuğa çıkacakmışımcasına. Şimdilik onla yolculuğa çıkıp Halil
Savda’nın yanına gidemedim ama birkaç parça selam, birkaç parça zanaat,
birkaç parça gülümseyiş, azıcık da el sallayış getirmiştim yanıma
uğurlamaya gelirken. Ayrıca ‘o kadar uzun yola çıkan bu yolcuya bu kadar
imge getireceğime, biraz börek getirseymişim daha mı iyi fikir olurmuş
acaba’yı sesli düşünüp biraz gülümsetmedim de değil.
Einstein’ı bir kez daha haklı çıkaran zaman,
göreceli bir şekilde daha hızlı akmıştı Bingöl Elmas gibi bir
arkadaşımla onun uçağının saatini beklerken.
Uğurladım.
Bazılarının ancak filmlerde görebileceğini sandığı tüm
benzetmeleri ayaklarında yer yer toplanan sular kadar gerçek kıldıkları
yürüyüşlerine… Şartlarımı bi’ olduruvermeyi becerirsem en kısa zamanda
yanlarına koşup, yolun sonuna dek eşlik etmeyi dileyerek..
Bu da onların süpergücü işte, feleğin çemberine
çomak sokma zanaatının ustalarından bu insanlar.. Aslında hepimizin
süpergücü.. Mesela bende de var bu güç. Sizde de var. ‘Siz’ derken belki
tanışmıyor olabiliriz diye saygıdan ‘siz’ diyorum, yoksa çoğul bir
grubun içinde gözünü gözlerimden kaçırmaya çalışma bence hiç! İçindeki
süpermenin elini tutmaya cesaret edemeyenlerin ancak filmlerde olacağını
zannettiği her şeyi gerçekleştirmek, içindeki süpermenin elini tutmaya
cesaret edebilenlerin gayet tabii yapabileceğidir.. O süpermen hepimizin
içinde var. O kadar gerçek bir kahraman ki, elimizi uzatsak
dokunabiliriz!
Bora ŞAHİNKARA
İzmir Yenikapı Tiyatrosu Emekçisi
İzmir Yenikapı Tiyatrosu Emekçisi

YORUM YAZIN