Header Ads

Perişan Etme Arzusu

- yazı: SEVİN OKYAY -
Rudolph Gurdweill, 1920'le Viyana'sında yaşayan gençten, fakir bir Yahudi yazar adayı. Doğru dürüst işi olmadan, zaman zaman dergilere yazarak, 1920'ler Viyana'sında, şehrin herkese açık tüm nimetlerinden faydalanıyor. Şehri ve insanlarını zaman zaman yakından gözlüyor. Parasızlık dışında ciddi bir sorunu yok, hatta keyfi yerinde denebilir.

Olabildiğince tabii. Çünkü Gurdweill hayalgücünün de katkısıyla ya da kendi deyişiyle; düşüncelerinin kontrolü ele almasıyla, bir ruh halinden diğerine rahatlıkla geçebilen biri. O sabah da, oda arkadaşı Ulrich'in giyinip işe gitmesini beklerken, içi içini yiyor. Ona uyanık olduğunu belli etmemeye çalışıyor. Sıkıntısı büyük; arkadaşı Dr. Mark Astel'in ona iş bulmak için aracılık ettiği kitapçı Kreindel'le konuşmak zorunda. Yolda boğulmuş bir kızın cesedini görünce büsbütün keyfi kaçıyor. Zaten kitapçı da onu başından savıyor.
Gurdweill sokaklarda yürüyor, parkta oturuyor. Cepte topu topu bir şilin ve birkaç groşen var (Kitabı okudukça, kaç parayla ne yapıldığı hakkında aşağı-yukarı bir fikir sahibi oluyorsunuz). Gene de parktaki yaşlı bir adama sigara ikram ediyor. Öğleden sonra ise borç para istenecek 'kurban' aramak için her zamanki kafeye gitme vakti. Arkadaşları, aynı evi paylaştığı Ulrich, iş konusunda ona yardımcı olan Dr. Astel, pinti Perczik, güzel banker kızı Lotte Bondheim...

Arada, tesadüfen tanışılıp ahbap edinilmiş kişiler de var.

ETKİLEYİCİ 'YENİ KIZ'

'Kafeye yabancı bir kız girdi ve onların karşısına, üç masa öteye oturdu. Besbelli kütüphane kitabı olan siyah kumaş kaplı üç kitabı masanın üzerine koydu, kahve ısmarladı ve çevresindeki insanlara göz attı. Grudweill gözlerini ondan alamıyordu. Birdenbire sanki bir felaketin ön uyarısı gibi, belli belirsiz bir huzursuzluk hissetti. Kızın görünüşünde sıradışı hiçbir şey yoktu. Ne özellikle güzel ne de özellikle çirkindi. Caddede ya da iş saatlerinden sonra küçük kafelerde binlercesine rastlayabileceğiniz lepiska saçlı, açık tenli Viyanalı kızlardan biriydi. Ama her nedense Gurdweill üzerinde güçlü bir etki yarattı.'

Biraz uzunca bir alıntı ama o andan itibaren Gurdweill'in gönlünün kayıtsız sahibesi, hayatının hata kabul etmez hakimi olacak olan Barones Thea von Takow'a az bile. Daha sonra sokaklarda dolaşırken kendi kendine 'Gezgin Yahudi'ye dinlenme yok' diyecek olan Gurdweill, ondan bir kafa uzun olan Thea için işe bile girer. Üstelik ikide bir yaptığı alıntıları yarıda kesip, 'vs' ile tamamlayan kitapçı Dr. Kreindell'in yanında.

İbranice edebiyatın klasiklerinden kabul edilen 'Evlilik Hayatı', Thea'nın kötü muamelesine, kendini de kandırarak katlanan Rudolph ile onu aşağılamaktan zevk alan karısının ilişkilerini anlatıyor. Ne var ki, ben kimilerinin dediği gibi bunu bir iyilik-kötülük meselesi olarak görmüyorum. Öncelikle, Gurdweill kötü bir insan değil, ama herkese karşı karısına olduğu kadar anlayışlı da değil. İkincisi, Thea'nın ona karşı duygularını nasıl tam olarak anlamıyorsa, başka bir kadının pek gizlemediği sevgisini de iş işten geçene dek anlamıyor. Thea'ya gelince, kör bir bencillik içinde yaşıyor. Ancak, onu da sınıra getiren, kocasının sınırsız tahammülü olmuş.

MERHAMET GEREKLİ Mİ?

Öte yandan, bir yerde, '....ben merhamet olmadan yaşayabilirim' diyor. 'Buna ihtiyacım yok! Hem ayrıca dünyadaki hiçbir yaratığa da acımıyor. Bu, Tanrı'ya şükür bende tamamen eksik olan bir duygu!' Kocasını pervasızca aldatan Thea, dünyanın cesurlara ait olduğunu, zayıfların da ellerini çabuk tutup oradan bir an önce çekip gitmeleri gerektiğini düşünüyor. Gardweill'ın buna tepkisi şöyle: 'Bu senin tabiatın ve seninki gibi bir tabiata da yer var... Hem senin bizzat merhamete ihtiyacın olmadığı ne malum...'

Gerçi Thea'nın buna cevabı, yoldan geçenlerin meraklı bakışlarına yol açan coşkulu bir kahkaha ama Gurdweill pek de haksız sayılmaz. Thea'nın merhamete ihtiyacı var mı gerçekten? Geçici ilişkiler dışında yalnız sayılabilir herhalde. Ailesinden karakter olarak tanıyabildiğimiz tek kişi de, sapık kardeşi Freddy. Gurdweill, Freddy'yi de cezbediyor, delikanlı ona nahoş anılar anlatıyor ve birlikte çekip gitmelerini teklif ediyor. Ama Gurdweill'ın durumunu olduğu gibi muhafaza etme isteği, uyuşukluğu, tabir caizse sünepeliği, kayınbiraderinin de sabrının taşmasına neden oluyor.

Ancak ben Gurdweill ile Thea'nın ilişkilerinde sarhoş edici bir 'dibe vurma' isteği seziyorum. Thea, kocası kayda değer bir direniş göstermeden o ne yaparsa kabul ettiği için, gitgide zalimleşiyor. Sırf onu üzmek için bebeklerini aldıracağını söylüyor (Gerçi bebekle de ilgilenmiyor, o başka). Gurdweill'in itaati onu daha ileri gitmesi için tahrik ediyor. O ise, her aşağılamayla birlikte daha dibe çökse ve bundan memnun olmasa bile, büyülenmiş gibi. Thea'sız bir hayat olamazmış duygusuna kapılmış. Hoş, hayatı Thea'sız olsa n'olur diyeceksiniz. Eh, iki savaş arası Viyana'sının kendince keyfini çıkarırdı...

VİYANA, BAŞ KARAKTER
Zaten Viyana'nın kendisi bu romanın en önemli karakterlerinden biri. 1944'te Auschwitz'de öldüğü varsayılan David Vogel'in romanı İbranice yazılmış ve 1929'da Filistin'de basılmış. Vogel, iki kahramanının kasvetli beraberliğine fon oluşturan ve kendisinin de bir süre yaşadığı Viyana'yı, bugüne bize (farkında olmadan) aktarıyor. Caddeleri, meydanları, kafeleri, dulları, fahişeleri, emekçi sınıfı, delileri, kitapçıları ve özellikle, tamamiyle sorunsuz işlediği anlaşılan tramvaylarıyla iki dünya savaşı arasındaki Viyana'nın canlı bir portresini çiziyor. Ancak yer yer o da kasvetli. Kitaba ilişkin bazı yorumlarda sadist Thea'nın, mazoşist Gurdweill ile olan ilişkisi, Viyana'nın Yahudileri ile olan ilişkisine benzetiliyor. Bana daha çok insani temel üzerinde bir ilişki gibi göründü. Bütün romanda bir tek yerde Yahudiler aleyhinde konuşan biri var. Hitap ettiği kişiler bunu kızgınlıktan ziyade hayretle karşılıyor sanki.

Yazar David Vogel'in İbranice orijinalinde Almanca ve Yiddiş (Eskenazi dilinde) kullandığı 'Evlilik Hayatı', Türkçe'ye Şahika Tokel tarafından İngilizce'den çevrilmiş. Tokel, İngilizce çeviride mekanı daha iyi yansıtabilmek için kullanılan Almanca hitaplar ve yer isimlerini Türkçe çeviride de korumuş. Bence de doğru bir karar. Yer yer İbranice özgün metinle de mukayeseler yapılmış.

Vogel'in kendisine gelince, kitabında bize ne kadar keyfi davrandığını sık sık gösterdiği zalim kaderden nasibini almış biri. Önce, I. Dünya Savaşı'nda, Rus Polonya'sında doğduğu ve bu nedenle düşman olduğu için tutuklandı. Derken, II. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Viyana'da yaşadığı ve Avusturyalı, yani düşman olduğu için tutuklandı. En ölümcül olanı ise üçüncü tutuklanmasıydı: Naziler onu Yahudi olduğu için tutukladı.
Bu yakınlara kadar yazarın tek romanı olduğu sanılan 'Evlilik Hayatı'nın yanına bir kardeş geldi. Vogel'in ikinci romanı 'Viyana Aşkı', bir arşivdeki başka bir araştırma sırasında tesadüfen ortaya çıktı.
David Vogel, 'Evlilik Hayatı'nda insan ruhunun kuyularına iniyor.

David Vogel, Evlilik Hayatı, Yapı Kredi Yayıncılık

*Akşam Kitap'tan alınmıştır.

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.