BDP'ye Dokunmak
![]() |
| - MURAT SEVİNÇ - |
Komşularımızda ne olup bittiğini, kimin nasıl bir anlaşma içine olduğunu vs. kestirmek, hele ki bu satırların yazarı için mümkün değil. Bu işle görevli, her gün TV’lere çıkan ve “atışın serbest” olduğu bir dönemde mütemadiyen “analiz” yapıp üç gün sonra her şeyin tersini de aynı rahatlıkla dile getirebilecek, parlak takım elbiseli, yakası mendilli, saçı jöleli, dünyaya ve yaşama dair her şeyi çözmüş sürüsüne bereket “strateji uzmanı” var bu ülkede. Biz ölümlüleri ise, işin bu topraklardaki kısmı da ilgilendiriyor.
Siyasal suçlarDuruma bakalım: Yargılanmak istenenler kim? BDP’liler. Türkiye’nin temel sorunu ne? Kürt sorunu. Bu sorunun siyasi muhatapları nerede? TBMM’de ve KCK nedeniyle cezaevinde. Peki sorunun gerçek muhatabı olan Kürt siyasetçilerinin tümünü cezaevine gönderirseniz kiminle konuşacaksınız? Herhalde, sen, ben, bizim oğlan! Anayasayı neden ve kiminle yapacaksınız? Yine aynı grupla olmalı. Bir ilkokul çocuğu bu soruları sorup aynı yanıtları verebilir. Üstelik yargılayacağınız insanları zamanında cezaevine göndermişsiniz. İtip kakarak. 2011’de döndüler TBMM’ye ve iyi ki de oradalar. Peki ne yapmışlar? Yolda, önlerini kesen PKK’lilerle konuşmuşlar, gülümsemişler, biri sarılmış vs. Trafik kazalarını “canavarların” yaptığını zanneden yurttaş kesimi, PKK’lilerin “kuyruklu yaratıklar” değil de insan ve genç olduğunu, konuşup gülebildiğini görünce çılgına döndü haliyle. Bu görüntüler çok insanı rahatsız edebilir; doğaldır. Ancak böyle yakıcı sorunlar, hiçbir yerde sinirler bozulmadan, kızgınlık uyandırmadan, ortalamadan başka bir dil kullanmadan çözülmedi. İngiltere’de hâlâ, IRA mensupları ile zarar görenler arasında insani bir diyalog kurulmaya çalışılıyor.
Eylemlerin tanımına geçelim: Kamuoyunda “siyasal suç” olarak bilinen fiiller önceki yıllarda akademik çalışma konusu oluyordu. Ancak bir süredir bu tartışmaları gündeme getirenler görünür değil. Çünkü adama ya “darbeci” ya “bölücü” demeye hazır iki zevzek takımı var Türkiye’de. SBF’nin eski ve sevgili hocası Ümit Hassan’ın 1971’deki makalesinde, Guizot’ya yaptığı gönderme anlamlıdır: “…siyasi suçlardaki gayri ahlakilik, ne genel suçlar kadar açık ne de değişmez niteliktedir… hiç kimse cinayet, hırsızlık gibi adi hukuk suçlarının değerlerini münakaşa etmediği halde siyasi suçlar, topluluğun büyük veya küçük bir kısmı tarafından daima tasvip ile karşılanır. Dolayısıyla siyasi suçların içerdikleri gayri ahlakilik çoğu zaman şüphelidir…” BDP’liler hakkındaki dosyalara bakıldığında, diğer partilerden farklı olarak tümünün “siyasi içerikli eylem/düşünce açıklaması” olduğunu görüyoruz. Yani Kuzu’nun “suç makineleri”, ihaleye fesat karıştırıp sahtecilik, dolandırıcılık yapmamışlar. Bir kez bile. Toplumun bir kısmı tarafından “onaylanan” eylemler söz konusu.
Olacak iş mi bu?Peki ne yapılacak? Eğer AKP’nin yaptığı soğuk bir şaka değilse, haklarında “söz konusu fiiller” ile ilgili seçilmelerinden önce soruşturma açılmış milletvekilleri, yargılanmaya başlanacak. Çünkü Anayasa’nın 83. maddesinin ilgili fıkrasında, BDP’lilerin fiillerini dokunulmazlık kapsamı dışında bırakan ve ilk kez 2007’de DTP milletvekili Sebahat Tuncel’e (ve bugün, tutuklu sekiz milletvekiline) uygulanan istisna var. O istisna içinde yer alan milletvekilleri yargılanabilir ve hüküm giydiklerinde üyeliklerini kaybederler; tabii bu süreç çok hızlı ya da yavaş işleyebilir. Öyle bir hüküm giyebilirler ki, 76. madde nedeniyle sonraki seçimlerde de aday olma şanslarını kaybedebilirler. Dolayısıyla BDP’lilerin bir kısmının yargılanması için anayasa değişikliğine gerek yok, yargının harekete geçmesi yeterli. Başbakan’ın “talimat verildi” dediği durum bu. Ancak “seçilmeden önce soruşturulmasına başlanmamış fiiller” (örneğin en son “yol kesme” olayı) için anayasadaki istisna geçerli olmayacağından, yargılamak için anayasa değişikliği gerekli. Yapılıp yapılmayacağını göreceğiz.
Dokunulmazlıklara dair maddeye 30 yıldır dokunulmadı. İktidardaki tüm siyasal partiler bu konuda açıkça yalan söyledi. En büyük güvenceleri, yurttaşın unutkanlığı/umursamazlığı, siyasetçinin dillere destan omurgasızlığı ve ülkede hiç kimsenin, hiçbir şeyden mahcubiyet duymaması oldu. Cumhuriyet tarihinde bugüne dek 43 kişinin (senatörler dahil) donulmazlığı kaldırıldı. Büyük felaket 1994’te DEP’lilerin yaşadığıydı. Gerek TBMM gerekse Anayasa Mahkemesi aşaması utanç vericiydi. O kadar ki, siyasi lince maruz kalan DEP’liler hakkında verilen Anayasa Mahkemesi kararları, Resmi Gazete’de dahi yayımlanamadı.
2012’de tekrar aynı şeyler konuşuluyor. Bu kez yargıya “talimat verildiğini” iddia eden bir Başbakan da var. Üstelik kimse çıkıp “siz kim oluyorsunuz da talimat veriyorsunuz?” sorusunu yöneltemiyor. Mutlaka yeniden düzenlenmesi gereken dokunulmazlığın, bir siyasi harekete karşı değiştirilmesi gündemde. “Olacak iş değil” diyenlere de muhtemelen “ne yani dokunulmazlıklar sınırlanmasın mı?” deseler, şaşıracak olan da kalmadı. Akıl alır gibi değil diyeceğim ama ne yazık ki artık herkesin aklı almaya başladı bu işleri. “Yasama, yürütme, yargı” yetkileri, neredeyse bir partide birleşti ve yine olan aynı insanlara olacak. Ancak onlara yönelen her faşizan tavır aynı zamanda Türkiye’nin siyasal rejimini de dönüştürüyor.
Koşar adım gidilen bu siyasal rejimin adı ise belli. Bilmeyen yoktur. Bu berbat, İslamcı-milliyetçi tek parti yönetimi ve uygulamaları karşısında hâlâ, “Vallahi çok iyi bir insan Başbakan, ama son iki yılda biraz değişti sanki!” düzeyinde yorum yapmakta ısrar edenler ise, kendileri dışında hiç kimse tarafından ciddiye alınmadıklarını ve hüzünle anıldıklarını bilseler iyi olur.
* Ankara Üni, SBF
**Radikal İki'den alınmıştır.

YORUM YAZIN