Header Ads

Elini Fırtına'dan Çek!

- UĞUR BİRYOL -
Dere alanlarının dünyadaki en önemli yaşam alanı, yıllar evvel HES belasını savuşturmuş ama şimdi kendisine yapılanlar ya da yapılmak istenenlerle başı ciddi anlamda belada bir bölge haline geliyor Fırtına Vadisi.

Doğu Karadeniz coğrafyasının en müstesna bölgelerinden biri olan vadi, Fırtına Deresi’nin, Karadeniz kıyı çizgisinden başlayıp iç kısımlara doğru birden çok kola ayrılarak Kaçkar Dağları’nın kuzey yamaçlarına kadar uzanmasıyla oluşuyor. 

Kamuoyu Fırtına Vadisi’ni yıllarca gazete, dergi ve televizyonlarda doğal yaşamıyla gördü ancak en önemlisi usta yönetmenlerin filmlerinde o hep arkada yaşananlara tanıklık etti. Yeşim Ustaoğlu, Marselevat’ta Bulutları Beklerken’i çekmişti, sonra Özcan Alper’in Sonbahar’ı geldi. Ardından geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz büyük yönetmen Yusuf Kurçenli Yüreğine Sor’u burada çekti. Aynı dönemde Semih Kaplanoğlu’nun Berlin’den Altın Ayı ödüllü filmi Bal da Fırtına Vadisi’nde tamamlandı. 

Dünyanın en değer verdiği bölgelerden biri olan, zamanında HES’in durdurulması için iktidara mektupların yazıldığı bölge, şimdilerde rant peşinde koşan projelere kurban edilmek isteniyor. Bunlardan biri Samsun’dan Artvin’e bağlanacak transit yayla yolları ki, Fırtına’nın en değerli vadilerinden Verçenik’i tehdit ediyor. Daha aşağılarda, Çinçiva-Meydan-Çat-Elevit hattında yüksek yatak kapasiteli oteller yapılması söz konusu. Fırtına Deresi’nin Ardeşen’den denize döküldüğü yerde “Recep Yazıcıoğlu Rafting ve Kano Sporları” alanı yaratılmaya çalışılıyor, şimdiden dere yatağı dolduruldu. Acaba böylesi bir alan yaratıldıktan sonra o dere alanlarında yaşayan balıklar nasıl yukarılara tırmanacak ve yumurtalarını bırakacak? Ayrıca vadinin yukarılarına doğru tırmandıkça gelişigüzel açılan taş ocakları, vadiyi her anlamda tehdit ediyor.

Fırtına’nın her tarafına yapılmak istenen inşaatlar, geleneksel mimarinin yanında olanca çirkinliğiyle sırıtırken, buna bir de hem gelen ziyaretçilerin hem de yörede yaşayan insanların dereye bıraktıkları çöp yığınları, ayrıca yapılan kaçak orman kesimleri ve Murgul’dakine benzer yapılmak istenen yeni HES belası derken, Fırtına gerçek anlamda çığlık atıyor! 

Oysa Bern sözleşmesine taraf olan Türkiye, bölgeyi koruma altına alacağını çok önceden taahhüt etmişti ama hak getire. Ayrıca Türkiye yine imzaladığı AB katılım çerçevesinde, “Avrupa’nın yaban hayatı ve doğal yaşama ortamlarının korunması” sözleşmesi ile endemik ve doğal yaşamı korumakla yükümlü. Kendi kanunlarımızla da bölge doğal kültür turizm ve varlıkları açısından birinci derece doğal sit alanı ilan edilmiş durumda. Değiştirilen SİT kanunu ile HES ve baraj kılıfı da hazırlandığı gibi, yıllarca halkın koruduğu yayla/mera alanları da insanların elinden alınmaya çalışılıyor.

Fırtına’nın ekolojik değeri
Bölgede, alüviyal akarsu ormanları (kızılağaç), geniş yapraklı ılıman ormanlar (doğu kayını), iğne yapraklı doğu ladini ormanları, yapraklı ve karışık ormanlar, geniş alpin çayırlıklar ve kayalık habitatlar, nadir şimşir ormanları gibi Doğu Karadeniz’e özgü bütün habitatları birarada bulmak mümkün. 

Bu değerlerinden ötürü, Fırtına Vadisi ormanları, dünyada korumada öncelikli yüz alandan biri. Fırtına Vadisi, Kaçkar Dağları ile birlikte 537 odunsu bitki, 136 kuş, 30 memeli, 21 sürüngen ve 116 endemik bitki türüne ev sahipliği yapıyor.

Türkiye’de en yoğun bozayı popülasyonunun bulunduğu bölgelerden biri olan alanda, yaban domuzu, çengel boynuzlu dağ keçisi, yaban keçisi, kurt, tilki, çakal, yaban kedisi, vaşak, karaca ve porsuklar yaşıyor. 

HES’ler, büyük oteller, çöpler, transit yayla yolları doğayı öldürür. Bu tabiatın bütün bileşenleriyle, koşulsuz korunması nefes alıp veren herkesin boynunun borcudur, unutulmasın...

*Radikal İki

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.