Header Ads

ABD’de Kadının Adı Var Mı?

- EYLEM DELİKANLI -
Amerikan Temsilciler Meclisi’ndeki muhafazakâr grubun çoğunluklu oylarıyla yeniden yürürlüğe giren “Kadına Karşı Şiddet Kanunu" yalnızca şiddet mağdurlarını daha kırılgan bir noktaya çekmekle kalmıyor, tüm kadınların sosyal ve medeni haklarını da tehdit eder bir özellik arz ediyor

Amerikan Temsilciler Meclisi geçtiğimiz çarşamba günü, 1994 yılında uygulamaya konulan "Kadına Karşı Şiddet Kanunu"nu tekrar onaylayarak 5 yıl daha yürürlükte kalmasını sağladı. Yasanın öncelikli amaçları arasında kadına karşı şiddeti önlemeye yönelik programlar oluşturmak, bunları finanse etmek, mağdurlara yardım hatları kurmak ve yasal hizmetler sağlamak yer alıyor.

Buraya kadar her şey kulağa hoş geliyor fakat asıl hikâye bundan sonra başlıyor. Yasaya göre kaçak göçmenler, lezbiyenler, biseksüeller, geyler, transeksüeller ve Kızılderili yerliler kanunun koruma altına aldığı grupların dışında kalıyor. Obama'nın veto edeceğini bildirdiği, muhafazakârların çoğunluklu oylarıyla yeniden yürürlüğe giren yasa yalnızca şiddet mağdurlarını daha kırılgan bir noktaya çekmekle kalmıyor tüm kadınların sosyal ve medeni haklarını da tehdit eder bir özellik arz ediyor. Zira ekonomik desteğin ve yasal başvuruların zorlaştırılması şiddet tehdidi altında olan kadınlara da çözüm yollarının sınırlarını işaret etmiş oluyor.

ONLARIN EMEĞİYLE DÖNÜYOR İŞLER
Özellikle seçim yarışında Demokratların dillerine pelesenk ettikleri "Kadına Karşı Savaş" söyleminin tam ortasına yerleşen bu yasanın sahipsiz bıraktığı kaçak göçmen kadınların durumuna biraz daha yakından bakmakta yarar var.

Kaçak göçmen kadınların büyük çoğunluğu Güney Amerika ülkelerinden geliyor. Kimi yaya, kimi tünellerden geçerek türlü yollarla giriyorlar Amerikan rüyasını keşfe. Birçoğu çoluğunu çocuğunu annesine teslim ederek ve ailesini geride bırakarak atılıyor bu maceraya. Gençlikleri ve henüz törpülenmemiş ümitleri kılavuzluk ediyor onlara. Tarlada, evlerde, atölyelerde onların emeğiyle dönüyor işler. Erkeklerden daha az kazanıyorlar ve kazandıklarını da geride bıraktıklarına gönderiyorlar çoğu zaman. Madalyonun bu yüzünde kadınları kazandıkları dışında erkek göçmenlerden ayıran çok fazla şey yok ama yürek yakan, madalyonun bir de öteki yüzü var.

'KORKUYU İŞLEMEK'
Human Rights Watch'ın 16 Mayıs 2012'de yayınladığı 95 sayfalık "Korkuyu İşlemek" (Cultivating Fear) adlı rapor, çalışma izni olmayan tarım işçisi göçmen kadınların uğradıkları cinsel istismarı anlatıyor. Kaçak göçmen kadınlarla görüşülerek hazırlanmış rapor, yalnızca cinsel taciz vakalarını değil ücret hırsızlığını, çocuk işçi problemini ve sağlıksız çalışma koşullarını da gözler önüne seriyor. Araştırma için göçmen kadınlar dışında sektör içindeki hukukçular, tarım çalışanları, servis sağlayıcılar ve güvenlik güçleriyle de görüşülmüş. New York, California, Tennessee, Pennsylvania, Arizona ve Ohio gibi eyaletleri kapsayan araştırmanın sonuçları kaçak göçmen kadınların uğradıkları istismarın boyutlarını göstermesi açısından oldukça önemli.

BÜYÜK İNSANLIK DRAMI
Rapora göre kadınlar aşağılama, sözle taciz etme, dokunma ve cinsel ilişkiye zorlanma gibi davranışlara maruz kalıyorlar. Bütün bunlar ise taşeronlar, süpervizörler, firma sahipleri; kısacası işe alma ve işten çıkarma yetkisi elinde bulunan kişiler tarafından gerçekleştiriliyor. Göçmen kadınlar yasal çalışma izinleri bulunmadığından şiddet mağduru olsalar bile işlerini kaybetme korkusuyla resmi makamlara başvuramıyor, şikâyette bulunamıyor ve koruma altına alınamıyorlar. Bu cesareti gösterseler bile güvenlik güçleri bu tür şikâyetlerle ülke içinde yasal sığınma hakkı elde etmeye çalıştıklarını öne sürerek kaçak göçmen kadınları bu haklarından mahrum bırakabiliyor. Rapora göre şikâyette bulunan tarım işçisi kadınların çoğunun daha az çalışma saatleriyle cezalandırıldığını, daha fazla taciz ve aşağılamaya maruz kaldığını veya işlerini tamamen kaybettiklerini belirtiyor. Bu noktada da karşımıza en acıklısından bir insanlık dramı çıkıyor.

Amerika'da tarım sektöründeki işgücünün yüzde 50'sini, yani 1.4 milyon kişiyi, çalışma izni olmayan kaçak göçmenler, bunun da yüzde 24'ünü kadınlar oluşturuyor. Cinsiyete dayalı ayrımcılığın en belirgin olduğu bu sektörde erkeklerin kazandığı yıllık 16.250 dolara karşılık kadınlar yıllık 11.250 dolar kazanıyorlar. Çoğu Latin Amerikalı olan kadınlar İspanyolca dışında bir dil konuşmuyor. Özellikle California gibi tarımın ağırlıklı olduğu eyaletlerde bu göçmenlerin yüzde 20'sini ise Latin Amerika'daki Zapateco, Mixteco, Triqua gibi kabilelerden gelen ve kendi dillerini konuşan yerliler oluşturuyor. Genellikle eğitim seviyeleri diğer göçmenlere nazaran daha düşük olan yerlilerin kendi ülkelerinde yaşadıkları ayrımcılık Yeni Dünya'da da devam ediyor. Özelikle yerlilerin dil engeli bu tür şiddet olaylarında resmi makamlara başvurma ve yardım isteme gibi yolları da tıkıyor.

İSTİSMAR ACİL ÇÖZÜM BEKLİYOR
İvedilikle çözüm bekleyen kaçak göçmen kadınların istismarı konusu bu seçim ortamında taraflar için nasıl bir malzeme olacak henüz bilinmiyor. Zira; CBS News/NY Times ulusal anketine göre Mitt Romney kadın seçmenlerin tercihi olarak, an itibarıyla, Obama'ya üstünlük sağlamış durumda. Dolayısıyla "Kadına Karşı Savaş" retoriği bu aritmetiği Obama lehine değiştirme girişiminden pek öteye gidemiyor. Bu arada Obama ve ekibinin kürtaj konusunu işaret ederek kadınların seçme özgürlüğüne odaklanan ve muhafazakârların doğum kontrolü konusundaki gerici tutumlarını hedef alan viral kampanyaları ve filmleri sosyal medyada döndükçe dönüyor.

'AMERICAN WOMAN' İMAJI YIKILIR MI?
Erkek egemen politikaların ortasındaki Amerikan kadını, etrafındaki çemberin daraldığını henüz hissetmiyor olabilir fakat endüstriyel ülkeler içerisinde doğum öncesi ve sonrası hizmetlerin sınırlı; özellikle çalışan kadınlar için çocuk bakım hizmetlerinin neredeyse olmadığı bir ülkede yaşıyor olmasının, 'annelik' vurgusu üzerinden oluşturulan 'mahalle baskısının' ve kürtajın hâlâ tartışma konusu yapılmasının kendisi için bir anlamı olmalı. Önümüzdeki seçimler ise Amerikan kadınlarının çözümü nasıl ve nerede aradıklarını göstermesi açısından önemli bir gösterge olacak. İnsanlık onuru, öncelikle, birçok hizmeti kendilerine sağlayan hemcinslerine reva görülen bu insanlık dışı uygulamalara bir çözüm bulmayı gerektirir. Yoksa bizdeki üç karatlı, Gucci çantalı, 'American Woman' imajını yıkmaları biraz zor.

*delikanlieylem@gmail.com
**BirGün

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.